Önder Çolakoğlu: Metinlerarasılık… Çok sık duyduğumuz bir kavram. Julia Kristeva “Metinlerarasılık sonsuz bir süreçtir ve her metin bir alıntılar mozaiği gibi oluşur” der. Modern ve hatta postmodern şiirin poetikasında metinlerarasılık; önceden yazılan şiirlerle, yeniden kurulacak olan ilişkiyi, geleneği dönüştürmeyi ve geleneğin yeniden üretilmesini öngörüyor. Tam da burada Harold Bloom ise “Gelenek sadece nesilden nesle bir geçiş ya da yumuşak bir aktarım süreci değildir; aynı zamanda geçmişteki deha ile şimdiki yönelimler arasında bir çatışmadır” diyor. Yeni yazılan şiirin ses, müzik, yapı ve biçimsel açıdan daha önceki herhangi bir şiiri anımsatma – hissettirmesinin son zamanlarda arttığını görüyoruz. Aynı biçim, aynı yapı, aynı ritim…
Yazar: admin
Cansu Aydın “Tanrılar tarafından kutsal bir çılgınlık verilen kişi”[1] olarak tanımlamıştır Platon sanatçıyı. Bilindiği gibi sanat, yaratıcılık ve delilik arasındaki ilişki geçmişten günümüze her zaman tartışılagelmiştir. Freud sanatçıyı kişilik olarak içe dönük ve nevroza yatkın bulmaktadır[2]. Susan Sontag’a göre ise sanatçı “örnek bir çilekeş” olarak kabul edilebilir. Ona göre modern bilinç bağlamında sanatçı azizin yerini alıp bir çilekeş olmuştur. Hem acısısın derinine inmiş hem de acısını yüceltmede bir yöntem bulmuştur. Sontag sanatçıdan “bir insan olarak çektiği acıyı sanatta elde edeceği kazanç uğruna kullanmayı keşfetmiş kişi “ olarak söz etmiştir.[3] Rollo May de deha ve psikozun birbirine yakın olduğunu, yaratıcının anlam…
Ayşe Özgür Aydoğan: Önce söz vardı. Edebiyat ve şiir dünyanın en eski sanat dallarından, sinema ise daha pek yeni. Bütün sanat disiplinleri birbirini etkiler, besler. Sinema sesini şiirden, edebiyattan alır. Şiirsel sinema dediğimizde akla ilk gelen Tarkovski’dir. Tarkovski, bir söyleşisinde şiirsel sinemayı; “az ve öz olmayı, daha yoğun bir ifade biçimi kullanmayı tercih ediyorum” sözleriyle açıklar. Ben de değerli edebiyatçılarımıza sordum. Sinema size ne ifade ediyor? Şiirinizde / yazılarınızda nasıl bir karşılığı var ? Salih Bolat: Sinema ve şiiri birbirine çok yakın iki dil olarak görüyorum. İki dilde de gösteren ile gösterilen çakışır, aynı şeydir. Yani şiirde sözcükler nasıl…
Editör: Göksu N. Çakır Adını andığım kitaplar ve filmler, rasat ettikleri alanlarla ilgili temel problemleri ilk bakışta ‘sarsarak’ ifade ediyor. Yeniden dönüp bakınca, bir daha okuyup izleyince her birinin içinde kararlı bir sükûneti duymakta gecikmiyoruz. Tarihsel, Fiziksel, psikolojik şiddetin düğümü; bunca sesin, konuşmanın arasında, tam zamanında bekletilmiş bir tuhaf ‘sessizlikle’ çözülüyor. Yahut ben öyle anlamak istiyorum: çok güzel bir konuşmanın içinde ‘söylenmemiş olanın serinliğine’ katılıp kendimle konuşmayı… Gürültünün anlaşılmayacak hâle geldiği bir eşik var, orada da sessizlik kendini mayalamaya başlıyor. Yani sessizlik yoksa yazı da yok, film de yok. 5 Kitap “Tüfek, Mikrop, Çelik” -Jared Diamond (Çev. Ülker İnce) “Edebiyatı…
Engin Turgut Her hikâyede yangın çıkartıyor adeta. Küresel olmasa da yüreksel hikâyeler bunlar. Çağdaş bir eğitimcinin hayattan damıttığı capcanlı cam gibi öyküler. Gözlemleme yeteneğini, hayal gücüyle birleştirmiş. Adeta çığlık öyküleri bunlar, yaşayan, yaşanan, belki de daha da yaşanacak olan hüzünle acının harmanlandığı, daha önce yazılsa da ‘bakın bunları bir de ben yazdım’ dediği hikâye resitalleri, nakış nakış işlenmiş. Yüreğimizin bam teline dokunmakla kalmıyor. İçimizi titretiyor. ‘İnsanlık hallerini’ yalın, sade, kendi sesinin diline dönüştürmek çabasını da göz önünde tutarak ne eksik, ne bir fazla, bir ayna gibi her gün değişik maskelerle dolaşan zavallı insan yavrusuna anlatmak istemiş. Alkışlamak gerekiyor. Meral Kurulay,…
1) Belgesel yapmaya ne zaman başladınız? İSMET YAZICI: Aslında tabi ki hayat duraklı bir şey değil; bir hâl, sizi bir başka hale teslim eder ve öyle yol alırsınız; ama yine de illa bir durak koymak gerekirse, 1999 yılı diyebilirim. Yayıncılık talimlerimizi, kültür-sanat programları alanında yapsak da meslek hayatımın en başında ve bütününün en önemli bölümünde, belgesel var; 1999 yılından buyana da bu başlıkta pek çok seri belgesel ürettim. 2) Sizi belgesel çekmeye iten ne idi? İSMET YAZICI: Belgesel, bütün söylenmişlerin size yetmediği, bu meydana sığmadığınız yerde başlar; bu bir başkaldırıştır aslında… Hem benim kişisel tarihim için, hem de dünya tarihi…
AYLİN ÖZER ‘Kadını kadının içinde özgürlüğe kavuşturmak gerekir.’ “Kadını kadının içinde özgürlüğe kavuşturmak gerekir” derken Nietszche’in kastettiği herhalde Harem-i Hümayun değildir. İlk toplumların anaerkil olduğu düşünülürse uygarlaştıkça medeniyetin tek “dişi” ile karşılaşma sanrısıyla yüz yüzeyiz. Klanlarda aynı klan içinden evlenmek yasaktı. (endogami yerine egzogami) Çünkü klan üyeleri aynı toteme inandıkları için kendilerini akraba sayarlardı. İlkel toplumların ilkleri ne kadar medeniymiş aslında! Sonrasında kent devletleri, imparatorluklar, feodalite ve krallıklar… Yönetim şekilleri güya uygarlaştıkça kadının toplumdaki yeri daha sıfırlandırılmıştır oysa. Tarih öldürülen kadınların şahitliğini iyi tutmuş ve genelde kalem kıran taraf olmuştur. Ortaçağın Avrupası şeytan ve büyücü kadınlarla doludur. Tek jüride Avrupalı…
GÖKSU N. ÇAKIR GÜNÜN KİTABI Serebral Palsi hastası olan Melody Brooks, on yaşında zeki bir çocuktur. Melody’nin vücudu gelişmezken aklı hızlı bir şekilde gelişir. Kitapları kasetten dinlemeyi ve ailesini çok sever. Konuşmayı çok ister ancak hastalığından ötürü konuşamaz. Melody, hayatını tekerlekli sandalyede geçirmek zorunda. İnsanlarla iletişimini tahta üzerinde yazılı kelimelere başparmağını vurarak kurabilir. Bayan V’nin ona bakmaya başlamasıyla hayatı değişir. Bayan V’nin yardımlarıyla kişisel konuşma bilgisayarıyla insanlarla iletişim kurmaya başarır; bununla da kalmaz, yarışmalara katılır ve çok büyük başarı elde eder. Bu kitaptan öğretmenlerin, öğrencilerin hatta herkesin çıkaracağı çok ders var. İyi okumalar. GÜNÜN FİLMİ Dawsey, Edebiyat ve Patates Turtası…
Adil Okay Koronavirüs günlerinde boş durmamalı. Ülkemizin de içinde yer aldığı kapitalist dünyadan gelen felaket haberleri moral bozsa da gelecek güzel günlere dair umudu bilemeli. Dünyevi işleri, eş – dost – akraba ilişkilerini, demokratik kitle örgütlerinde aldığımız görevleri, karma sergi gibi kolektif sanat çalışmalarını asgari düzeye indirsek bile mutlaka yapmamız gereken işler var. Mesela dergilere, gazetelere yazı hazırlamak, yazmanın dışında okumak, izlemek, dinlemek… Bunları yapmayan, kendini yenilemeyen insan yazabilir mi? Ayrıca sadece yazmak için okunmaz ki. Keyif için de okumalı, dinlemeli, izlemeli. O kadarcık da lüksümüz olsun değil mi? *** Elbette bu karanlık günlerde yoğunlaşmak kolay değil. Bir kitaba…
Dünyayı derinden sarsmaya devam eden Corona virüs salgını, tüm sektörleri olduğu gibi sinema sektörünü de etkiledi. Başta Çin olmak üzere birçok ülke, sinema sektöründe iki ay içerisinde milyonlarca dolar kayba uğradı, festivaller iptal edildi, film çekimleri ertelendi. Salgın nedeniyle Çin’de 70 bin sinema salonu kapalı. Kaybın 2 milyar doları bulabileceği belirtiliyor. ABD’li film yapımcılar da endişeli. Pek çok filmin çekimleri ertelenirken bazı ünlü oyuncularda corona virüse yakalandıklarını açıkladılar. Ünlü oyuncu Tom Hanks ve oyuncu eşi Rita Wilson’ın testleri pozitif çıktı. Game of Thrones’ta “Ellaria Sand”i canlandıran İngiliz oyuncu Indira Varma ve “Tormund” u canlandıran Kristofer Hivju’nun da corona virüs testinin…
Editör: Göksu N. Çakır FİLMLER BİR ZAMANLAR AMERİKA: Hayata, aşka, dostluğa, ihanete dair epik bir film. KAYIP OTOBAN: İnsan zihnindeki karmaşaya, yanılgıya, yanlış hatırlamaya, korkuya ve tedirginliğe ayna tutuyor. AŞK HİKȂYESİ: Çatışmalı durumların aşkı besleyip sonra da yıkıma yol açmasını konu ediyor. STALKER: Gizemin kendisine içkin kalması, gerçekleştirilmemesi gerektiğini duyurduğu için… KURTLARIN KARDEŞLİĞİ: Her kış bana başka bir dünyada kaybolup gitme duygusunu tekrar tekrar yaşattığı için… KİTAPLAR: ARZUDA BİR SAPMA – (Mehmet Erte): Ergenlik sınırlarından çıkarken arzunun kendine sürekli nesne aramasındaki yaşantısal deneyime denk düşmesinin öyküsü… ARANMAYAN ÖZELLİKLER – (Selçuk Orhan): Gündelik hayatın ayrıksı hayata yol alan, basit olanla tuhaf…
salih aydemir zamanın bizde bıraktığı izlerle yol alıyor düşler… ağaçlara ve yollara tanınan şans zaman aşımında… camiler, kiliseler, müzeler ve parti amblemleri modernitenin gölgesinde avuçluyor yüzlerimizi… ne kadar çok benziyor insan insana… ayrıcalıklar ve güçler; yer ve zaman sınırları içinde çoğalıyor seçtiğimiz sözcüklerle… en çok kimi görmeye alışık insan?.. kendi hayatını, hayatları, hayatsızlığını mı?.. kimde görülmek istiyor insan?.. ben’de, başka’da, öteki’de mi?.. sözcüklerin gerçek iletisi nedir?.. dil düşünceye eşlik eden şeyse, dili aktarımın aracısı olduğunu düşünenler neler söylüyorlar şimdilerde… oysa sözcükler varolduğundan beri yanıltıcı olduklarını anlamak çok mu zor?.. bunun farkına varan bir tek şairler…
Demet Aksu Sınıflı toplumsal düzen, elindeki tüm kozları kullanarak bireyin içinde bulunduğu halleri istediği gibi şekillendirebiliyor. Birey yaşantısının nedeni olan amacını belirliyor ve o amacın peşinden giderken genellikle sorgulamadan, ona öğretildiği gibi hırsla hareket edebiliyor. Bir süre sonra yaptığı en acımasızca davranış bile onun için sıradanlaşabiliyor ve hep daha fazlasını, daha yırtıcısını istiyor. En vicdansızca görünen davranışlar bile, eleştirilse de, toplum tarafından artık kabul edilebilir bir hal alıyor. Çünkü herkesin ortada açık bir şekilde gördüğü şeyi artık hiç kimse sorgulayamaz hale geliyor. Yönetmen Dan Gilroy tam da böyle bir karakter yaratarak çıkıyor karşımıza. Bir antikahraman olan Louis Bloom, film boyunca…
AYLİN ÖZER Aklına Nana’nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğu…Khaled HOSSEINI / Bin Muhteşem Güneş (Afganlı Yazar) Kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı! İnsan olmak zor şey! Ama insan-kadın olmak! İşte bu çok daha zor. Nereden mi biliyorum? Çünkü bu coğrafyada yaşayan, hem kadın hem de insan olma ayrıcalığına sahip bir varlığım. Maalesef çoğu kadın benim gibi bir şansa sahip olamadı ya da oldurmadılar. Kadın olmaktan utandırıldılar, anne olamadıklarında ayıplandılar, tecavüze uğradıklarında suçlandılar. İnsan olduklarında ise ölüydüler. Bazılarının cenazesine gitmek bile suç sayıldı. Çünkü Allah onları lanetlemişti…
Salih Coşkun: Kayıp Roman Bayram SARI Beşiktaş’tan Avcılar’a, Rami’den Kınalıada’ya, Vefa’ya, 1990’lı yıllardan hem 1950’li, hem de 2000’li yıllara sıçrama yapan bir İstanbul öyküsü, Kayıp Roman. Büyümenin epizodik bir durum olduğunu ısrarla söyleyen Barış’ın gözünden kıstıran ve kıstırılanların maskelerinin altındaki gerçeği anlatan Salih Coşkun ile Kayıp Roman’ı ve İstanbul’u konuştuk. Bayram Sarı: “Kayıp Roman” metninizin kahramanları, neden bir şeylere doğru koşmak yerine, hep bir şeylerden kaçmaktadırlar? Kurgunuzdaki 90’ların dönem felsefesi kaçmak üzerine mi kuruludur? Salih Coşkun: Romanın ana çatışmasının merkezinde “şoklanarak büyümek” var. Şoklanmayı ise dış dünyanın aktörleri yaşatıyorlar kahramanlarımıza. Bu da kaçınılmaz olarak “bir şeylerden kaçma” pratiği getiriyor zaman…
Ersin Kurt Bu güne değin film anlamında yalnızca komedi filmleri ile gündeme gelen, komedi filmlerine imza atan Cem Yılmaz Karakomik Filmler ile ilk defa sıra dışı filmlere imza atmış bulunmakta. Karakomik filmler hem kendi tarzı hem de bildiğimiz Türk Sineması’nda tamamen farklı konseptteki filmler. ”Tek biletle iki film” sloganıyla izleyicisi ile buluşan filmler bir gösterimde izleyiciye iki ayrı film sunuyor. Bu anlamda da dünyada eşi benzeri yok. Dünya sineması ve sinemamız adına çığır açan, ezber bozan nitelikte bir yaklaşım. Senarist ve yönetmen koltuğuna oturduğu Karakomik Filmler 2 ”Deli” ve ”Emanet” olmak üzere iki ayrı filmi bünyesinde barındıran bir film. Sırasıyla…
Göksu N. ÇAKIR: Arzuda Bir Sapma’daki öyküler kendine özgü, alışılmadık bir dille çağırıyor okuyucusunu.“Tasma” adlı öyküyle başlayan serüven kronolojik bir sırayla ilerliyor, “Sapma”yı merkeze alıyor ve devam ediyor; çocukluktan yeniyetmeliğe, oradan yetişkinliğe aşkın ve cinselliğin düğümlerine tanık oluyoruz.Öyküleriniz neden mahreme tanıklığa çağırıyor bizi? Mehmet ERTE: Mahrem alana girmediğimiz sürece hakiki bir şey dile getiremeyiz. Benim meselem hep hakikatle oldu ama yakalanıp sunulabilir bir şey olarak bakmadım hakikate, ona dair varsayımları sorunsallaştırdım. G.N.Ç: Öyküleriniz bitse de çoğunlukla hafızamızda devam ediyor. Kadınlar rahat, özgüveni güçlü karakterler olarak çıkıyor karşımıza, erkekler ise huzursuz ve ergenliğine sıkışmış halde. M:E: Kitapta bir sürü erkek yok,…
Ahmet Zeki Yeşil Bundan böyle, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hiçbir şey olmasa bile, kesinlikle bir şeyler olacak. Yani her şey başka, bambaşka olacak. O olacak, bu olacak… “Bir kamyon domates, bir cep telefonu ediyor; tarımı boşver” diyenler fena halde yanılacak. Temizliğin koronadan geldiği yönündeki tezler ise, kabak gibi ortaya çıkacak. Bu kapsamda, insanlar ellerini yıkarken yirmiye kadar sayacak. Yirmi olunca çeşmeyi kapatacak. İnsan beşer, kuldur şaşar… “Ulan, onbeşten yirmiye atladım galiba…” deyip, yeni baştan sayanlar çıkacak. Doğal olarak, su sarfiyatı artacak. Barajlarda su kalmayacak. Başka? Kimse sevgilisine, “Senden önce, senden sonra” demeyecek. “Korona’dan…

