Mühür Kitaplığı Yayınevi, iyi şiire yeni bir alan açmak ve şiire gönül verenleri yüreklendirmek amacıyla, “2021 Şiir Ödülü” düzenledi. Ödüle, 01Mart-31 Ağustos 2021 tarihleri arasında başvurulabilecek. Sonucu 5 Ekim 2021 tarihinde açıklanacak olan ödülün seçici kurulunda Turgay Kantürk, Ersun Çıplak, Özlem Tezcan Dertsiz, Serap Erdoğan, İsmail Cem Doğru ve Mustafa Fırat yer alıyor. Mühür Kitaplığı Yayın Danışmanı Mustafa Fırat konuyla ilgili olarak, “Ülkemizin ve tüm dünyanın içinden geçtiği sıkıntılı dönemde, ümitlerimizi edebiyatla tazeleyeceğiz” dedi. Bilindiği gibi geçen yıl, Mem Tenetî’nin ‘The Elements’ adlı dosyası ödüle layık görülmüştü. “Mühür Kitaplığı 2021 Şiir Ödülü” ile ilgili diğer bilgiler ve katılım koşulları şöyle:…
Yazar: admin
Şair Notları’nda bu kez Örsan Gürkan’la biraz derinlere daldık. Yel değirmenlerine karşı Don Kişot muyuz, yoksa hâlâ yapacak bir şeyler var mı? dedik. İyi okumalar diliyorum. Esra Sağlık: Film eleştirmenleri, Tarkovski’nin filmlerinden hep bir ileti çıkarmaya çalışırlar. Tarkovski ise filmlerinde metafor kullanmadığını, bir şeyler anlatmaya çalışmadığını söylemiştir. Oysa İz Sürücü, Solaris ve Nostalji filmlerini izleyip de insanlık adına ders çıkarmamak mümkün değildir. Özgür ve protest tavrını iliklerine kadar hissettirirken insanı toplumun bir parçası olma yolunda da odak noktası yapar. Protest bir şiir anlayışın olduğunu düşündüğüm için sormak istiyorum:” Topluma yön vermeli midir edebiyat? Örsan Gürkan: Sanat eserleri her bakımdan sanatçının…
Anıl Cihan’ın ikinci şiir kitabı, “Daha Önce Ölmüş müydük?” İthaki Yayınları etiketi ile okurlarıyla buluşuyor. Anıl Cihan günümüz şiirini dikkatle izleyen, disiplinin şiirdeki önemini kavramış bir şair. Dahası imgenin parıltılı, albenili bir söz yığını değil de; bir gerçeklik, bir hakikat yaratan, gerçeklikle hakikat üstünden ilişki kuran öneminin de ayırdına varmış biri. Daha Önce Ölmüş müydük? kitabı ile dünyaya, hayata bakışını genişletip, bireyselden toplumsala birçok konuda şiirine genişlik ve derinlik kazandımış dikkat çeken bir şair. Şiir adına attığı görmezden gelinemeyecek çabaların yansımasının izlerini şiirinde görmek mümkün. Bir yandan gelenekle bağını belli bir yere oturtmaya uğraşırken diğer yandan da şiirini güncel şiirin…
Pandemiden dolayı bu yıl 21 Mart Dünya Şiir Günü, çeşitli sosyal paylaşım platformlarında online olarak kutlanacak. Hilmi Yavuz’un onur konuğu olduğu Web Divan programını Hilal Karahan yönetecek. Programa katılan şairler Ali Günvar, Arife Kalender, Aslıhan Tüylüoğlu, Ayça Erdura, Bedros Dağlıyan, Berna Olgaç, Canan Çelik, Darya Heidari, Dilruba Nuray Erenler, Emel Koşar, Emre Polat, enderemiroğlu, Enver Topaloğlu, Ertuğrul Özüaydın, Eser Ceran Erdi, Gökçenur Ç., Gülce Başer, Gülümser Çankaya, Hasan Erkek, Haydar Ergülen, İsmail Cem Doğru, Levent Karataş, Liliya Gazizova, Lorena Guarascio, Muhsine Arda, Mustafa Fırat, Okan Yılmaz, Onur Şahin, Özlem Tezcan Dertsiz, Serap Aslı Araklı, Seval Candar Karadeniz, Sezen Çiğdem, Şerif…
İlk şiiri 2001 yılında yayımlanan Şair Mustafa Ergin Kılıç’ın, edebiyat dünyasındaki 20. yılına özel Klaros tarafından üç kitabı birden yayımlandı. Masa Da Masalmış Ha, kitabında şairlerle-yazarlarla olan yaşanmış-yaşanmamış yirmi yıllık anılarını hikayeleştirerek, Edip Cansever’in Masa da Masaymış Ha şiirine göndermeler yaparak, şiirsel öyküler tarzında kaleme alınmıştır. Türk Edebiyatı’nda bahsi geçen birçok şair-yazar bu öykülerin içerisinde gerçek hayattan veya gerçek dışı dizeleriyle, şiirleriyle, anlatımlarıyla yer almaktadır. Şair-yazar masalarını anlatan kitap; özgünlüğüyle ve edebiyatımızda bir ilk olmasıyla dikkat çekmektedir. Şiirimizin Gelemeyeceği, şiir üzerine yazılmış, edebiyatımızın son yirmi yılına ışık tutan incelemelerden oluşmaktadır. Şairin farklı konular hakkında görüşlerinin birçok boyuttan ele alındığı kitap;…
Bülent Tüsen: Bugünlere gelene değin resim sanatı üzerine nasıl bir eğitim sürecinden geçtiniz? Cansu Devrim Alparslan: Üniversiteye hazırlanırken,resim kursuna gitmeye başladım. Kursta resim sanatınla ilgili birçok konuyu öğrenme fırsatım oldu ve kendimi bu alanda birçok çizimler yaparak geliştirdim. Trakya Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği bölümünde de eğitim sürecimi tamamladım. Bülent Tüsen: Resme başlamanız nasıl oldu? Cansu Devrim Alparslan: Resim yapmaya küçük yaşlarda başladım, lise yıllarında resim sanatına ilgimin olduğunu fark ettim. Bu dönemde gördüğüm her şeyin resmini çizmeye başladım.En çokta portre sanatına ilgim vardı ve bu alanda resimler yapmaya başladım. Anlık figüratif resimlerde çizerdim. Ailemdeki bireylerin resimlerini çizerdim. Böylelikle resme olan ilgim…
Kader Bolat: Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde, diğer alanlarda olduğu gibi edebiyat dünyasında da birçok zorluk yaşandı. Pandemiyle birlikte, kitapların basımından tutun da dergilerin dağıtımı gibi konularda birçok sorunla baş etmek zorunda kaldı yayıncılar. Siz Edebiyatist dergisi olarak bu sorunlarla nasıl başa çıktınız? Nasıl bir yol izlediniz? Bahar Yaka: Dediğiniz gibi etkilenmemek mümkün olmadı tabii. Ancak Edebiyatist olarak biz bu sürece olumlu bakmaya, hızla adapte olmaya çalıştık. Okura ulaşma yollarının zorlaşması, eğilimin internet alışverişine yönlenmesini sağladı ve bu kalıcı bir alışkanlık olacak diye düşünüyoruz. Her türlü altyapımızı zamana ayak uyduracak şekilde güncellerken, içeriğimizi geliştirmek için çok çalışıyoruz. Kıymetli okuyucularımızın…
Aksisanat Portal’dan yeni bir çalışma… Gülçin Sahilli’nin yönettiği Şairler Sözlüğü çalışmasının ilk tanımları sözlüğe ulaştı. Çalışmayı aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz… https://www.aksisanat.com/2021/03/16/13902/
ABORJİN: Âşkın sokağından bile geçmediği halde şiir yazan erkek. (Eşref Karadağ) ACI: Susuzluğun diğer adı; şefkate, aşka ve duyarlılığa mesela…Ya da buna benzemeyen şeylerle ilişki kuramayan faşist eylemler karşısında kalkansız kalma halinin kalpte ve ciğerdeki yakıcı tezahürü. (Yelda Karataş) AĞIR: Kaldıramamanın, taşıyamamanın, dayanamamanın eşiği; değeri “artık”, oranı “ağrı”. (Alper Ağdaşan) AĞLAMAK: Sessizliği deşifre eden gürültü (Salih Aydemir) ÂH: Kalbin ve gözün aynı anda yaş dökmesi. (Açelya Büşra) AHLAT: Gökten düşen ağaç. (Hüseyin Peker) AKİDE: Çocukluğun kıtır zevki (Muhsine Arda) AMAN: Zamanın “şimdilik” olduğunu kavrayabilme yetisi. (Hilmi Haşal) AN: Yakalayamadığımız damla. (Dilek Değerli) AN: Gelip geçen bir sahnedir. (Hülya Altay Atılgan) ANA:…
BABA: Sonradan anlaşılan. (Coşkun Şimşekli) BABA: Yara sarnıcı. (İsmail Cem Doğru) BADİRE: Hayatın merdivenleri (Muhsine Arda) BAĞIL: Mahalle baskısı; benlik ikileşmesi; eli işteyken gözüne kıyaslayacak tozun kaçması. (Alper Ağdaşan) BAĞIŞLAMAK: Kişinin içine bırakılan acı ile vedalaşması. (Çağla Meknuze) BAHÇE: Kimsenin kimseye vermeye kıyamadığı yaşlı öykü. (Ebuzer Saray) BAHÇIVAN: Çiçeklerin tarihini tutmakta özenli. (Rahmi Emeç) BAHT: Gelip geçeceği belirsiz, kanat gölgelerinin rüzgârı. (Hilmi Haşal) BAL: Bahara duyulan inanç. (Taner Cindoruk) BALAMOZ: Saçları pamuk tarlasına dönmüş. (Neslihan Yalman) BARIŞ: Kötü bir savaşa dönüşen tekrar. (Salih Aydemir) BARIŞ: En büyük düşü insanlığın. Çocuklarımızın geleceği. (Yelda Karataş) BARIŞ: İnsanlık derslerinin pusulası. (Zübeyde Seven Turan) BAŞAK:…
CADDE: İnsan ve araba tarlası. (Dilek Değerli) CAM: Kırılganlığın kıyısına vuran ışık hazinesi. (Emel Koşar) CAM: Yüz bin gözlü zaman, insanın kum tanesi olduğu zamanlardan… (Emre Gürkan Kanmaz) CAN: Sevdiğimizde, sevindiğimizde, öfkelendiğimizde, özlediğimizde, acı çektiğimizde, ağrı hissettiğimizde var olduğumuzu hatırlatan varlık ve varlığını varlığımızda hissettiğimiz öteki varlık. (Aslıhan Tüylüoğlu) CAN: Duyan. (Coşkun Şimşekli) CAN: Mütemadiyen eskiyen yara birimi. (Gülçin Sahilli) CAN: Sevincin deryası. (Taner Cindoruk) CANAN: Canın yaşam sevinci. (Yelda Karataş) CARTA: Ormanın en güzel paragrafında karşılaşılan yazım hatası. (Eşref Karadağ) CAZİBE: Suyun kendiliğinden akışı; yakınlaştıran çekim; esinti. (Alper Ağdaşan) CEMRE: Çok uzaklardan dönen baharın havayı, suyu ve toprağı kucaklaması.…
ÇABUK: İşin zamanı kandırarak oldurulan hali… (Çağla Meknuze) ÇAMUR: Beyazı kötülerden saklamanın en iyi yolu… (Gülçin Sahilli) ÇALI: Çiçeksiz ve dikenli, dedikoducu insan. (Aslıhan Tüylüoğlu) ÇARDAK: Kalbin altına konulduğu göğüs kafesidir. (Mustafa Ergin Kılıç) ÇATLAK: Hâl değişiminin habercisi; açık ara… (Alper Ağdaşan) ÇARE: Beklenmedik anda çıkan hayat piyangosu. (Erkut Tokman) ÇARK: Gezmek için dışarı çıkıp dolaşmak; maskesiz mi bilinmiyor. (Neslihan Yalman) ÇEKÜL: Hep düşmeyi anımsatan uçurum ölçüsü. (Rahmi Emeç) ÇEVRE: Korunması gerekirken kirletilen güzellik… (Muhsine Arda) ÇIDAM: Sabırdan eskimiş olan. (Güney Özkılınç) ÇIĞ: Aşkın son gününde ah sesiyle yuvarlanan yürek parçası. (Özlem Tezcan) ÇINGI: Sıçrayan, çıtırdayan en küçük ateş parçası……
DAĞ: Baş kaldıran ova. (Coşkun Şimşekli) DAL: Kuşdurak. (Güney Özkılınç) DALGINLIK: Zihnin dinlenme tesisi. (Serap Erdoğan) DAMAK: Dil ayarı; mahya; papilla sevinci. (Alper Ağdaşan) DELİ: Gerçekleri söyleme dürüstlüğü gösteren, toplumun akıldışı kurallarına karşı çıkan akıllı. (Dilek Değerli) DELİ: Akıllı olmaya çalışmayanlar. (Hüseyin Peker) DEM: Yerinde ve zamanında olgunlaşan şiirin damıtılmış sözcüklerinden, ruhun yudum yudum aldığı haz. (Erkut Tokman) DEMOKRASİ: Zenginler kulübü, fakirleri oyuna katarmış gibi yapmak, algı pompası, paravan şirket. (Fadıl Oktay) DENGE: Akrep ve yelkovanın terazisi. (Hilal Karahan) DENEYİM: ağza alınmayan yalnızlıktır. (Salih Aydemir) DENİZ: Yarım kalmış sonsuzluk. (Ebuzer Saray) DENİZ: Dalgaların uykusuna sığınak ve rüzgârın yorgunluğuna mavi merhem.…
EFE: Kasırgaya çırılçıplak açılan kadın. (Gülçin Sahilli) EFKÂR: Memurun sık sık söyleştiği, günün her saati fikir danıştığı yakın arkadaşı. (Eşref Karadağ) EĞİM: Bir tahtaya şöyle yirmi dokuz derecelik vida dişinin girmiş olması. (Adnan Metin) EKİNOKS: Hayat bahçesinden derilen aldanış çiçekleri. (Ali Günvar) EKMEK: Evrenin en kutsal isyan ve asilik nedeni. (Fadıl Oktay) EL: Emin olmanın yurdu. (Taner Cindoruk) ELEM: Yüreğin geçirimsiz keder tabakası. (Serap Erdoğan) ELEŞTİRİ: Yüzünü görmez ateş. (Hilal Karahan) ELMA: Şiirin Cemal Süreya vitamini. (Metin Cengiz) ELVAN: Orta boy similya, erkeklik organı santimi, yaklaşık on yedi civarı. (Neslihan Yalman) EMEK: Değerin değerlisi. Üretim ilişkilerinin olmazsa olmazı. (Yelda Karataş)…
FAL: kahvenin gölgesi. (Taner Cindoruk) FANUS: Kadınlara biçilen yaşam alanı. (Gülçin Sahilli) FARBALA: Her görüşe yakın olan aydın, aydınımsı fırfır. (Eşref Karadağ) FARE: Korkulan kadar korkutan hayvan. (Hüseyin Peker) FARK: Gözetildiği ölçüde ortaya sunulan, var edilen. (Alper Ağdaşan) FAŞİZM: Hayvani içgüdü, ruh sapması. (Fadıl Oktay) FAŞİZM: Tanıma gelmeyen üniforma, duvar. (Ebuzer Saray) FAZİLET: Herkesin aşık olduğu kadın. (Metin Cengiz) FAZLA: Şiir okuyan politikacı ya da çocukları anlamayan bir gökkuşağı… (Emre Gürkan Kanmaz) FENA: kimi rahatsızlıkların dile getirilişinde kullanışlı bir sözcüktür. (Erkan Karakiraz) FERSAH: Kimi zaman uç uca ekleyip gitmek istediğin uzaklık. (Özlem Tezcan) FESAT: Faili meçhul cinayet. Şiire de şaire…
GAM: Yüreğin en hüzünlü melodisi. (İlkiz Kuçur) GAMZE: Sevgiye işaret; şiire tebessüm. (Erkut Tokman) GAR: Her tren seferinde kendi cenazesini uğurlayan uğultulu yalnızlık. (Deniz Dağdelen Düzgün) GECE: Her şeyin göründüğü an. (Güney Özkılınç) GECE: Kalbe kül koyan dil. (Salih Aydemir) GEÇİCİ: Öncesiz sonrasız algı. (Alper Ağdaşan) GENİŞLİK: Camekânlı teraslarda lüzumundan fazla cam. (Adnan Metin) GERÇEK: Buyurgan doğru. (Hilal Karahan) GEZEGEN: Kimi gök cisimlerinin elinden alınmış unvan. (Erkan Karakiraz) GİYOTİN: Üstadın sözünü kesen dallama. (Eşref Karadağ) GİZ: Saklanmaktan varlığı unutulan. (Rahmi Emeç) GÖÇ: Herkesin eninde sonunda bir bardak şarap olup dua aralarında uygarlığa yuvarlanması. (Hatice Tarkan Doğanay) GÖÇ: İnsanların nesillerce yaşadığı…
HABBE: Karnın rüşvet aracı. (Neslihan Yalman) HABİS: Her şeye başkaldıran, şiiri vaktiyle boğmaya kalkışan. (Emre Gürkan Kanmaz) HAFIZA: Varlığı da yokluğu da dert olan. (Ayşen Sarıbaş) HAİKU: Uzun sözcükleri kırpıp kırpıp boydan kısa anlamdan uzun şiir yapımı. (Sezai Sarıoğlu) HAİN: Beklemediğimiz anda peşimize düşenler. (Hüseyin Peker) HAK: Şairin vicdani sorumluluğu. (Erkut Tokman) HALK: Her savaşın büyük yenileni. (Ebuzer Saray) HAMAK: Her arkadaşın bir zaman için uğradığı. (Özgün Ergen) HANÇER: Şiirin en güzel imgesi. (Eşref Karadağ) HARE: Işığın rüzgârla dansı. (Emel Koşar) HARF: Sözcüklere anlam yükleyen birer şifre. (Seval Arslan) HARİKA: Şair yanılması. (Gülçin Sahilli) HASAT: Beklentinin düşü. (Metin Cengiz) HATIRA:…
IHLAMUR: Haziran sevgilinin susan kokusu. (Gülçin Sahilli) ILGIN: Pek çok insanın çam sandığı, baharda pembe veya beyaz çiçeğe bürünen, bu yüzden arıların karıştırmadığı ağaç. (Aslıhan Tüylüoğlu) ILGIM: Canımın ve adımın yalgımı. (Serap Erdoğan) ILIK: Karlı dağların çolak düşleri. (Emre Gürkan kanmaz) IRA: Bize bazen uzak bazen yakın düşen ama yakınlaşıp tanımak, anlamak istediğimiz şey. (Erkut Tokman) IRAKLAŞMAK: Bitmiş aşkta artan mesafe. (Coşkun Şimşek) IRMAK: Hayat haritamın ortasından akan yaşam suyum. (Özlem Tezcan) IRMAK: Yatağında akıp denizine kavuşan su. (Seval Arslan) ISKALAMA: Şiir okumayanların renksiz hayatı. (Muhsine Arda) ISLIK: Rüzgârın en sevdiği şarkı. (Eşref Karadağ) ISLIK: Tizliğiyle gönül çelen bir melodinin…

