Kuşbakışı Mustafa Ergin Kılıç Şiiri Veysel Çolak Mustafa Ergin Kılıç (1977), yayımladığı her şiiri ile beni sevindiren şairlerden biri. Bildiğim, okuduğum şiir kitapları şunlar: Beş Duyum (2006), Lâlfabe (2006), Desibel (2007), Gam Kuşağı (2008), Yer Yara Kabuğu (2009), Sardunya (2012), Yardan Adam (2014), Kaybettiğim ve Kaybettiğim Şeyler (2017), Avuç İçi Kalbin Kalbime (2017). Her şiirinde birey ve bireyin yaşamak durumunda kaldığı fırtınaları var. Şiirlerinde olan biteni yaşayan öznelerden biri kendisi belki, ama böyle bir indirgemenin yanılgı olacağını belirlemek gerekiyor. Çünkü işe giden, yorulan, umutsuzluğa düşen, aşk acıları çeken, uzaklara düşen, yolculuklara çıkan, başkalarını anlamak için çaba harcayan, hüzünlenen, yanlış yapan,…
Yazar: admin
YARIŞMASI 11 Nisan 1980’de öldürülen TRT İstanbul Radyosu Prodüktörü, Gazeteci Yazar Ümit Kaftancıoğlu adına Yalın Ses Yayınları tarafından bu yıl 16. düzenlenen öykü yarışmasına başvurular 20/08/2019-20/12/2019 tarihleri arasında yapılacaktır. İki aşamalı bir değerlendirme sisteminin olacağı Öykü Yarışmasında: Seçici Kurul Adnan Özyalçıner Zeynep ALİYE Mehmet GÜLER Öner YAĞCI Feyza Akbulut Öner Hakan Cucunel Eşref Karadağ Öztürk Tatar Yarışmaya katılım için son başvuru tarihi 20 Aralık 2019 olup diğer şartlar aşağıda sıralanmıştır. 1- Eser sahipleri yayımlanmamış ve ödül almamış 2’şer öykü ile katılacaklardır. İsteyen tek öykü ile de katılabilir. 2- Öyküler (bilgisayarda yazılmış) en az 2 en çok 12 sayfa olacaktır. 3-…
Satırbaşı’nın yeni konuğu Mehmet Fırat Pürselim. Berna Durmaz Mehmet Fırat Pürselim’e öyküyle şiir arasındaki ilişkiyi sordu: Berna Durmaz: Sartre “Yazmak Nedir?” adlı denemesinde sözcüklerin saydam olduğundan, biçemin bir buzlu cam gibi onların arasına girmemesi gerektiğinden söz eder. Hayat Apartımanı ve Akılsız Sokrates’deki öykülerini her okuduğumda bu uyarıyı dikkate aldığını düşünürüm. Buzlu cam benzetmesini Sartre’dan ödünç alarak bunu metin için düşünürsek, sözcüklerin saydamlığı, kapalılığı hakkında neler söylemek istersin? İnsanların hayatlarından söküp atamadığı acıları şiirsele ve melankoliye kaymadan, en uygun mesafeden anlattığın öykülerinin arasında yer alan dizelerin ve şiire yakın kısa öykülerin yeraltı suyunun yüzeye çıktığı anlar gibi duruyor. Öykülerinin yatağının şiir…
Aylık edebiyat ve kültür dergisi Varlık’ın Ekim-2019 sayısı okurla buluşuyor. Genel Yayın Yönetmenliğini Mehmet Erte’nin üstlendiği dergide bu ayın içerik bilgileri şöyle: Dosya: “Övgüler ve Yergiler Arasında Polisiye” − Korkmaz Alemdar, Elif Güliz Bayram, Ejder Çelik, Mehmet Özkan Şüküran, İncilay Cangöz Kültür Gündemi: “Feminizm ve Kuir Hareketin Mutsuz Evliliği” – Damla Karagöl Yazı: 16. İstanbul Bienali’ne Katılan Sanatçılardan Müge Yılmaz ile Söyleşi (Zeynep Şen) – Küratör Başak Doğa Temur ile Altan Gürman’ın Uzun Yıllardır Beklenen Sergisi Üzerine Söyleşi (Rumeysa Kiger) – 90’lara Günümüzden Bakmak (1): Özne Odaklı Postmodernizm Mümkün müydü? (Barış Acar) – Şule Gürbüz’ün “Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi”…
Perdeci Oyuncuları ve AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından geçtiğimiz Aralık ayından “1984 (Büyük Gözaltı)”oyununda, Rutkay Aziz ve Taner Barlas’a Ekin Aksu, Özcan Alpar, Levent Yılmaz, Aytaç Öztuna, Hüseyin Uçurtma ve Hüseyin Demir eşlik ediyor. Ülkemizde Robert Owens, Wilton E. Hall ve William A.Miles’ın tiyatro sahnesine uyarladığı bu roman, Artun Özsemerciyan, Celal Üster ve Nuran Akgören’in roman ve oyun çevirilerinden yararlanarak Taner Barlas’ın kurguladığı oyun, Rutkay Aziz’in yönetmenliğinde sahneleniyor. Romanın özetini kısaca anlatmak gerekirse, romanın dünyası üç ayrı rejimle yönetilmektedir: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya… Sovyetler Birliği’ni andıran Okyanusya, düşünmeden itaat eden ve Büyük Birader adında birine bağlılıkları olan halkın yaşadığı devlettir. Toplumdaki tüm insanların hareketleri, düşünceleri ve davranışları izlenir. Kardeşlik ve özgürlüğü…
‘Damdaki Kemancı’ orijinal çevirisiyle sahneleniyor Dünyanın en sevilen müzikallerinden biri olan Damdaki Kemancı 50. yılında Cüneyt Gökçer’in anısına orijinal çevirisiyle sahneliyor. Damdaki Kemancı, bu sezonda da dev kadrosuyla Zorlu PSM’de tiyatroseverlerle buluşmaya devam ediyor. Binnur Kaya ve devlet tiyatrolarının önemli isimlerinden Mehmet Ali Kaptanlar’ın başrollerini paylaştığı müzikal, Türkçe sahnelenişinin 50. yılında, Nevit Kodallı’nın kaleme aldığı Türkçe sözlerle yeni sezonda Cüneyt Gökçer’in anısına orijinal çeviriyle sahneleniyor. Sezonun ilk temsili 21 Eylül’de izleyicisi ile buluştu, 28 Ekim’e kadar sahnelenmeye devam edecek. “Sütçü Tevye” öykülerinden uyarlanan, Broadway’de en uzun süre sahnelenen 15 eserden biri olarak kayıtlara geçen Damdaki Kemancı Müzikali’nin bu yıl, Cüneyt…
Aslıhan Tüylüoğlu: İçgeçit ve Gürült adlı şiir kitaplarınızda, farklı ve özgün olanı önemsediğiniz, sözcüklerle çarpışa çarpışa şiirlerinizi kurduğunuz, safralarından ayıklanmış sıkı bir şiirin peşinden gittiğiniz görülüyor. Şiire müdahale eden fanzinler de çıkarttınız.“Yerüstü”, “Şatokilitli” ve “Yer Üssü Alfa” bunlardan. Sizce Türkiye’de Yeraltı Edebiyatının durumu nedir? Bize özgü bir Yeraltı Edebiyatı yaratabildik mi? Erkan Karakiraz: Bağımsız yayıncılık alanında faaliyet göstermiş biri olarak, Türkiye’de, doğrudan Yeraltı Edebiyatı -biraz netameli bir tanımlama- başlığı altında sınıflandırılan eserlere bakmadan önce, bu topraklarda yazılıp söylenegelmiş birçok eseri konu, tema, özne ve tercih edilen biçim özellikleri açısından incelediğimde, az ya da çok yumuşatılarak dillendirilmiş, bu türe dâhil edilebilecek…
Satır Başı sohbetleri genç şairlerle açılıyor. Fatma Yeşil, Emrullah Alp’le güncel yayıncılık anlayışını ve yayıncıların şiire bakışını konuştu… Günümüzde yayınevlerinin, dergilerin, dağıtım şirketlerinin şiire ve şaire verdiği değer sonucu ortaya çıkan sorunlar neler sence? Gerçekten şiir kitapları mı basılıyor yoksa ben yazdım olducuların, parası neyse verip kitap çıkaranların bir hobisine mi dönüştü durum? Bunun karşısında ütopik de olsa bir çözüm önerin var mı? Edebiyatta her çağın kendi sorunları vardı. Adlarını duyduğumuzda heyecanlandığımız kişiler kendi çağlarında “Bunun yazdığına şiir mi denir?”, “Buna şair mi denir?” diyerek dışlanıyor, kabul görmüyor ya da var olan şiir anlayışına uymadığı için sevilmiyordu. Cumhuriyet tarihinde de…
Selim Can Pak, yazar Berna Olgaç’la konuştu… Türkiye’de kitap okumanın konumunu nasıl görüyorsunuz? Ve edebiyatımızın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Medyanın gelişim süreci ile birlikte okuma kültürü göstergelerine baktığımızda okuyan bir toplum idealimiz yok maalesef. Gerek eğitsel, toplumsal, kültürel gerekse tarihsel faktörlerin sebep olduğu okumayan Türkiye gerçeğinde ise okumama alışkanlığı benimsenmiş durumda. Görsel kültürün ve bilişim teknolojilerinin yaygınlaşması ile birlikte okumanın bir ihtiyaç olarak görülmediği zamanlardan geçiyoruz. Bireyler toplumları oluştururken – toplumlar özünde büyük hareketleriyle maddi ve manevi olanı kastediyorum- değişerek bugüne geliyor. Dünya yeni bir hâl alıyor. Büyük değil kocaman bir köye bürünüyor. Değişen kültürleriyle… Kültürler içinde edebiyat, kitap, çocuk kültürü…
Göksu N. Çakır, Yazar Murat Gülsoy’la aksisanat için konuştu… Göksu N. ÇAKIR- Arkadaşlarınızla birlikte 1992-2002 yılları arasında Hayalet Gemi dergisi çıkardınız. Bu dergide öykü, deneme türlerinde yazılarınız yayımlandı. İlk kitabınızı 1999 yılında Can Yayınları’ndan çıkardınız. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, “Bu Kitabı Çalın” adlı kitabınıza, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, “Bu Filmin Kötü Adamı Benim” adlı romanınıza, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü “Baba, Oğul ve Kutsal Roman” adlı romanınıza verildi. Bu başarılı edebiyatçı kimliğinizin yanında bir de akademisyen kimliğiniz var. Bütün bunların altından nasıl başarıyla çıkabiliyorsunuz? Murat GÜLSOY – Bunu bir iltifat olarak alıyorum. Teşekkür…
Aksisanat Portal’ın yeni bölümü Satırbaşı’nın İlk Konuğu şair Nevruz Uğur. Nevruz Uğur’la eleştiri üstüne konuştuk… Aksisanat: Bir klişe haline dönüşen “Her türlü eleştiriye açığım,” sözü hakkında neler söyleyebilirsiniz? Nevruz Uğur: Bu bayat, bu klişe söz genelde tüm sanatçıların, özelde şairlerin yeri geldiğinde duyulan – okunan dış sesidir. Duyulamayan, duyurmadığı, okunamayan iç sesi ise “Hayır! Hiçbir eleştiriye açık değilim ve beni eleştirenlerden nefret ederim.” diyenidir. Dünün arşivleri, şimdinin yazınsal arenası dergilerde, kitaplarda ve internet ortamındaki eleştiri hareketleri yüzünden kalp kırıklıklarıyla doludur. Şairler, özellikle ve ne acıdır ki eleştiri – deneme – incelemeyi de görev ve sorumluluk edinmiş şairler, kendilerine yöneltilen en basit eleştiride inciniyor…
Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği 8. Edebiyat Günleri, 25-29 Eylül’de Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleşecek. Boğazın eşsiz güzelliğine kitap kokusunun eşlik edeceği Sarıyer’de 5 gün boyunca edebiyat rüzgârı esecek. Sadece Sarıyerlilerin değil, tüm İstanbulluların da yakından takip ettiği 8. Sarıyer Edebiyat Günleri başlıyor. 5 gün sürecek etkinlikler boyunca binlerce edebiyatsever Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda buluşacak. 40 yayınevi ve 210 yazarın katılımıyla gerçekleşecek etkinlik her yıl olduğu gibi birçok şair, yazar, gazeteci, akademisyen ve edebiyatçıya ev sahipliği yapacak. Usta yazar Hıfzı Topuz’un onur konuğu olarak katılacağı Sarıyer Edebiyat Günleri Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü’nün Ahmet Ümit’e verilmesinin ardından Selda Bağcan konseriyle sona erecek. DÖRT…
Erkut Tokman, Neslihan Yalman, Altay Ömer Erdoğan ve Erkan Karakiraz ‘Açık Şiir’i konuştu. Karşıyaka çarşısında, İzban metro girişinden başlayarak elinizde kartpostallar, ardınızda mikrofon ve kamerayla, çarşının arka sokaklarına doğru yürüyüşe geçtiniz ve ilk performansınızı gerçekleştirdiniz. Performans başlamadan önce özel bir hazırlık yaptınız mı? Yoksa her şey spontane mi gelişti? Performans öncesi neler hissettiniz? Neslihan Yalman: Performans gerçekleşmeden önce, sadece teknik konularda hazırlık yaptık; kartpostalları hazırladık, mekânı seçme girişiminde bulunduk, buluşma saatini ve noktasını ayarladık. Her şey kendiliğinden gelişti. Çarşıdaki ritme, kafamızda oluşan çağrışımlara göre harekete geçtik. İlginç hissettim. Sanat vasıtasıyla, açık alanda, performatif alanda, akışkan ve postmodern bir etki içinde…
Eylül ayı etkinlerle sanata hızlı bir giriş yapıyor. OHAL döneminde O’Halde Festival adıyla başlayan ve birçok alandaki farklı sanatçıyı bir araya getiren festival son iki yıldır Herhalde Festival olarak devam etmekte. Bu yıl yine Gaziosmanpaşa Sokak Kültür Merkezi’nde yapılan festival, 14 Eylül Cumartesi akşamı “Hayat sanatla, sanat sokakta” sloganı ve Grup 45’likler ile dolu dolu bir başlangıç yapıyor. 4. Herhalde Festival Programı dokuz gün, on bir etkinlikle sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Dosya konusu: 12 Eylül’ün Kardelen Öğretmeni: Öner Yağcı Dosya konusunda Ahmet Özer, Selami Şimşek, H.Hüseyin Yalvaç, Semrin Şahin, Turgay Nar, Atilla Yaşrin, Zübeyde Seven Turan yazılarıyla ve Meltem Dağcı da röportajıyla dosyaya katkı sağlıyor. Dergide, Füsun Çetinel, Sultan Su Esen, Hasan Öztürk ve Osman Bozkurt yazılarıyla yer alıyor. Şiirleriyle; Özge Sönmez, Hüseyin Peker, İbrahim İspir, Mustafa Işık, Mehmet Atilla, Nilüfer Uçar, Rahim Karim, Florian Hutanu, Zvonko Taneski, A. Ramirez, Serdar Koç, Öner Fikri, Hazım Baran, Uğur Olgar, Yiğit Ergün, Deniz D. Düzgün, Bedriye Korkankorkmaz, C.Florescu, Mithat Aslan, Mehmet Öztürk, Volkan Konya, Eftal Koyuncu, Muhammed Korkmaz yer alıyor. Öyküleriyle; İlyas Tunç,…
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen 15. Bodrum Müzik Festivali kapsamında yapılan etkinlikler müzikseverler tarafından coşkuyla karşılandı. 22-25 Ağustos’ta gündoğumundan gece yarısına dek süren festivalde, Şevket Sabancı Parkı’nda gerçekleşen sabah Konserleri, D-Marin Turgutreis Amfi Tiyatro ve Zai Bodrum’da günbatımı konserleri, D-Marin Turgutreis’teki Akşam Konserleri ve The Marmara Bodrum’daki Gece Konserleri büyük ilgi gördü. 2005 yılında Doğuş Grubu’nun kuruculuğuyla yola çıkan Bodrum Müzik Festivali, bugün Bodrum’un sanata yön veren bir yer olmasında önemli katkıları olan bir etkinliğe dönüştü. Dünyanın en önemli müzik merkezlerinde konserler veren yıldızların yanı sıra, ülkemizin birbirinden değerli isimlerini buluşturan festival, kariyerinin henüz başında olan genç Sanat danışmanlığını Tuğçe Tez’in üstlendiği Bodrum…
evimdeki bir çok şeyle yolumu ayırıyorum bugünlerde. öyle böyle değil ayrıldıklarım. resmen obje sayısını azaltıyorum. gelip baksanız belki kalanlar halâ çok diyeceksiniz ama ben bile inanamıyorum vazgeçtiklerime… ne gidecek, bundan sonra benimle ne kalacak derken hayata atılmış çentikler de çıkıyor karşıma yer yer… meselâ şu cümleyi bir deftere not almışım. bomboş bir defter, başka da not yok defterde, tek bir sayfasında sadece şu cümle yazılı: “insanlara ağır gelen gerçeklerdir; sırlar değil… bu yüzden gerçekleri sırlaştırırlar.” illâ ki not alırım bu sözü kim söylemiş diye..altına not almışım: murathanmungan, “kibrit çöpleri” kitabında fısıldamış kulağımıza. kum saatini şöyle bir kulağından tutup terse çeviren…
Varlık Dergisi’nde ilk defa 1999’da “Yıldırımları Beklemek” isimli şiiri yayınlanan, sonraki yıllarda “Suyu Bulandıran Şey” isimli dosyasıyla Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’ne layık görülen Mehmet Erte, “Manifestosu Yazılan Şiir Ölü Şiirdir” isimli söyleşisinde şiir anlayışı, popüler ve edebî kültür karmaşası ve dergicilik üzerine görüşlerini bildiriyor. Günümüzde sosyal medya etkisi altında kalan yazar ve şairlerin neye maruz kaldıkları ve nasıl kimliksizleşebildikleri hakkındaki düşüncelerini anlatıyor. Sanatı sevmek veya sevmemek gibi bir lükse sahip olmadığını belirten Erte, “Ben sanata mecburum. Çünkü sanat benim içimdeki bir bileşiktir. Benim ayrılmaz bir parçamdır.”, demektedir. Söyleşi sırasında, edebiyatta kendine özgü poetika anlayışı için; bu yüzyılda birçok etkenle…

