Önder Çolakoğlu: Metinlerarasılık… Çok moda (modası hiç geçmeyecek!) çok sık duyduğumuz bir kavram. Julia Kristeva “Metinlerarasılık’’ sonsuz bir süreçtir ve her metin bir alıntılar mozaiği gibi oluşur.” der. Modern ve hatta postmodern şiirin poetikasında metinlerarasılık; önceden yazılan şiirlerle, yeniden kurulacak olan ilişkiyi, geleneği dönüştürmeyi ve geleneğin yeniden üretilmesini öngörüyor. Tam da burada Harold Bloom ise, “Gelenek sadece nesilden nesle bir geçiş ya da yumuşak bir aktarım süreci değildir; aynı zamanda geçmişteki deha ile şimdiki yönelimler arasında bir çatışmadır.” diyor. Ama bu çoğu kez yeni yazılan şiirin ses, müzik, yapı ve biçimsel açıdan daha önceki herhangi bir şiiri anımsatma-hissettirmesinin son zamanlarda…
Yazar: admin
Gül Yıldız ERMİŞ Ausgang, fırtınadan sonra tutunulan bir sığınağın limanı, gündelik hayatın koşuşturmacası içinde fark edemediğin, hatırlayamadığın, unuttuğun ötekinin yolculuğuna açılan bir pencere, mevsimlerin hızla akıp geçtiği hayatta bir ağaca yaslanıp soluklanmanın zamanı, var olmak için vazgeçtiklerini dönüp dönüp aradığın o güneş yanığı, kayıpların bıraktığı tortularla anlam kazanmanın yazgısı, sen bir başkasına dönüşürken edebiyatı anıların gölgesinde parlatan eski defterler. Hiç tanımadığın Onnik Efendi’nin ölümüyle kesişen yol arkadaşlığını okuduktan sonra hayatında kaçırdığın çıkış yollarını düşünmeye ve o yolların tarihini, coğrafyasını, dağlarını, denizlerini saklandıkları yerden kazımaya başlıyorsun. Kazdıkça kendini bulacağını ümit ediyorsun. Uçurtmasını göğe sığdıramayan çocuğu, radyonun evi ısıtan sıcaklığını, ağustos…
Mazlum Çetinkaya Bu Gece Gelen Gece Ne sokaktan geçiyor ne geceye giriyor şiir. Kaldığın apartmanın yüzde otuzu şair olunca merdivende dizeler toplanıyor bazen, geceye sepet bırakıyorsun beşinci kattan zemine doğru, Allahtan asansör var! Müteahhit yapmış olsa da binayı, sağlam mı bilmiyorum, depreme dayanır mı bilmiyorum, şairler kaç yaşında ölürler onu da bilmiyorum. Bazı apartmanlar şiire zarar veriyor, kumundan ve hecesinden çalınmış gibi duruyor her şey… Ve haftanın ilk günü, yani pazartesi başlıyor bazı şairler şiire. Yiğit Ergün de kitabına böyle başlamış, “… günaydın eski sevgili sen gittiğinde de aynıydı pazartesi, şimdi de öyle”. Bazı şairler eski sevgili derler, salıya uğrayanlar…
Özgün Ergen Türkiye bir salgına kapıldı. Belki uzun yıllar etkisini hissedeceğimiz bir şekilde bu salgın, CoV-19 Çin, İtalya ve İran’dan sonra bizim de gündemimize oturdu. Apaçık olan, belki kendi içimizde gizlediğimiz pek çok şeyi de dışa vurdu bu salgın, açığa çıkardı. Koşullar, insana kendinin de farklı yönlerini gösteriyormuş neredeyse, bir filizin büyüyüp yeşermesi, bir kabuğun çatlaması gibi, farklı şekillere bürünür ama eskisi gibi değildir artık filiz, kabuk da kalmayacaktır eskisi gibi. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır artık. Devinim hep sürecektir. Birkaç gündür, tüm bunlar olurken, okullar kapalıyken, öğretmenler ve öğrenciler evlerindeyken tiyatro dersinde birlikte olduğum öğrencilerimi düşünüyorum. Gösteri hazırlıklarını şevkle…
Ayşe Özgür Aydoğan: Ulaş Bahadır ile Söyleşi / Özgür sinema Genç yönetmen Ulaş Bahadır 2014 yılında sinemaya giriş yaptı ve ilk uzun metraj filmini o ana kadar hiçbir yönetmenin çekmeye cesaret edemediği Madımak katliamı ile ilgili çekti. “Madımak: Carina’nın Günlüğü” isimli filmin hem senaryosunu yazdı, hem yönetti, hem de oyuncu olarak yer aldı. Film, 1993 yılında kadının yerini araştırmak adına çalışmalar yapan Carina Cuanna’nın Sivas’da düzenlenen Pir Sultan Abdal şenliklerine katılmak için Madımak Oteli’ne gelişini ve orada yaşanan katliamı anlatıyor. İkinci filmi “Serseriler” 6 eylül 2019 da vizyona girdi. İlk filmi gibi siyasi ve bağımsız bir değil Serseriler. Bir komedi…
02.05.1973 yılında Ankara’ da doğdu. 1974 yılında İzmir’e taşındı ve halen İzmir’de yaşıyor. 9 Eylül Üniversitesi satış yönetimi yüksekokulunu bitirdikten sonra işletme fakültesine devam etti. 2000 ve 2007 tılları arasında bankada daha sonra medya şirketlerinde çalıştı. 2001 senesinde kızı Derin dünyaya geldi. Çeşitli dergilerde film eleştrileri yazmaya başladı .Şu anda “ CazKedisi” dergisinde “Özgür sinema” köşesiyle yazılarına devam etmektedir.
26 Ağustos 1983’te Eskişehir’de doğdu. Anadolu Üniversitesi Radyo – Tv Tekniği Bölümü’nü ikinci sınıfta terk etti ve akabinde askerlik hizmetini tamamladı. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra 2011 yılında Türk Hava Kuvvetleri bünyesinde sivil statüde çalışmaya başladı ve halen de çalışmaktadır. Birisi öykü beşi şiir olmak üzere yayımlanan altı kitabı mevcuttur. Ayrıca günümüz yerli filmleri üzerine araştırma, inceleme ve eleştiri yazıları kaleme almaktadır. Şiirleri ve öyküleri; başta, Sadece Şiir, Caz Kedisi, Eliz Edebiyat, Kirpi, Kibrit Kutusu ve Münşeat dergisi olmak üzere birçok dergide yayımlanmıştır.2019 yılında düzenlenen 9. Uluslararası Eskişehir Şiir Festivali’ne katılımcı şair olarak katılmıştır. Yayımlanan Kitapları: 1. Gelişigüzel (2014) 2. Farzımuhal…
İCD – 2020 yılının her an kendini aşma çabasını şaşkınlık, tereddüt ve endişe içinde izleyen dünyayı birinin kendine getirmesi gerekiyor. Sihirli bir dokunuş, bir rüyadan uyanma hali ya da Tanrı’nın durumun ciddiyeti anladığımız konusunda ikna olması… Sonra Neruda’nın “Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız” sözü geliyor aklıma. Üstelik o yazının “Şiir İsyandır” diye bir başlığı da var. Sosyal medyanın “korona günlerinde aşk” çığlıklarıyla “Anna Karantina”nın hezeyanlarına karıştığı bu dönemin sendeki karşılığı nedir? Şairin ruh haline ilişkin gözlemlerini sorsam sana… Bugün şair hâlâ nefretten nefret ediyor mu? Savaşa karşı savaşma arzusu görüyor musun şairde… MF –Bu kahredici günlerde, …
Tüm insanlık adına kabuklarımızın içinde soluduğumuz şu günlerde, yazarlardan bizi en azından kitap ve filmlerle seyahat ettirmelerini istedik. İşte sizin için hazırlanan farklı rüyalara küçük bir seyahat listesi. İLKİZ KUÇUR: KİTAP: James Joyce-Sanatçının Gençlik Portresi(James Joyce’un farklı bakış açısı tüm kitaba sirayet etmiş) FİLM: Federico Fellini-Amarcord(İyi bir klasik) AHMET GÜNBAŞ: KİTAP: Paul Auster: Son şeyler Ülkesi (Tükenmişlik hissi adına okunmalı) FİLM: Roman Polanski-Piyanist (Umudun varlığı için izlenmeli) ÖZLEM TEZCAN: KİTAP: Gönül Çatalcalı-İsimsiz. (Şiirsel diliyle yüreğe işleyen bir roman) FİLM: Marriage Story (Evliliğin bitişine tüm taraflardan bakan bir film) ÖZGÜN ERGEN: KİTAP: Şeyh Bedrettin-Varidat-(Nazım Hikmet’in Şeyh bedrettin Destanına farklı açılardan bakmak…
Ramazan Teknikel Ceyhun Atuf Kansu’nun sanırım en çok Dünyanın Bütün Çiçekleri şiiri bilinir. Öğretmen okullarında okuyanlar bu şiiri hemen anımsarlar, çoğu dizeleri de ezberlerindedir. Her yıl öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü olan 16 Mart etkinliklerinde özellikle okunan bir şiirdi. Ceyhun Atuf Kansu bu şiiri yıkılan okul duvarının altında kalarak yaşamını yitiren idealist öğretmen Şefik Sınığ’a adamıştır. İlk dizesi Şefik Sınığ’ın yaşamdaki son sözleriyle başlar: “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin.” Sekiz bölümden oluşan şiir, her yıl 16 Martlarda sadece bir öğrenci tarafından değil, her bölümü ayrı bir öğrenci tarafından olmak üzere sekiz ayrı öğrenci tarafından seslendirilirdi. Seslendiren…
Zerrin Saral, Aksisanat Portal için yazlarlara Öykü Zamanlığı‘nda Bir araya geliyor. Öykü Zamanlığı‘nda Zerrin Saral bu defa Raşel Meseri’ye soruyor: Dünya hızla değişirken, sanatın izdüşümü, sanatçının sanatını ortaya koyma şekli de aynı hızla, değişime/dönüşüme uğruyor. Böylesi bir çağda, veri tabanını koruyan, yaratım sürecinize katkı sağlamış, tüm zamanların öyküsü/öykücüsü dediğiniz öykü ve öykücü(-ler) kimler? Bu tercihi, yazınınızda neye/nereye dayandırıyorsunuz? Raşel Meseri: Yazarken, öykülerinin rüzgârını duyduğum, öykülerindeki derelerin sesini işittiğim, karakterlerine yaklaşımındaki soğukkanlı sevecenliği hissettiğim öykücü Ursula K.Leguin. Bazı yazarlar, siz yazarken arkanızda durur güç verirler, kadın dayanışması gibi, üretken bir arkadaşın güveni gibi. Yazarken karakterlere isim vermek gerektiğinde aklıma sıklıkla düşer Ursula K. Leguin. Verdiğim…
Ayşe Özgür Aydoğan Doksanlı yıllarda “Ah Mary vah Mary” “Salak ile Avanak” gibi komedi filmlerine imzasını atmış yönetmen Peter Farrelly “Yeşil Rehber” filmiyle çıtayı çok yükseltmiş. Altın Küre’de en iyi film ödülü dahil, üç dalda ödül alan film ayrıca Toronto Film Festivali Seyirci Ödülünü de alarak büyük bir başarıya imza attı. Film 60’lı yıllarda ABD’de geçiyor. O yıllarda Amerika’da Yeşil Rehber adında bir kitapçık basılmıştır. Bu rehber güneyde siyahîlerin gidebileceği mekânlar ve kalabileceği güvenli otelleri gösteren turistik bir kitapçıktır. Adını o dönemde ırkçılığın ileri noktada olduğunu gösteren bu rehberden alan film, Viggo Mortensen’ın canlandırdığı bar fedaisi Tony Lip’in ve Mahershala…
Esra SAĞLIK: “Fakat kim öldürebilir ki şiiri! Şiir kedi gibi yedi canlıdır. İşkence ederler, sokaklarda sürüklerler, üstüne tükürürler, alay ederler, etrafını dört duvarla çevirirler, sürgüne yollarlar fakat o bütün bunları yaşar, sonunda tertemiz bir yüzle ve gülümseyerek yeniden ortaya çıkar.” diyor Neruda. Günümüzün şartlarını sosyal medya, şiir atölyeleri ya da postmodern eğilim gibi güncel yönelimleri göz önünde tutarak cevaplarsanız, yaşadığımız çağda şiirin ölümüne sebep olabilecek gerekçeler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Hilmi HAŞAL: Nerdeyse 50 yıldır okurum, dinlerim aynı endişeyi: Şiir öldü, şiir ölüyor! Mademki kimse okumuyor, umursamıyor şiiri, normaldir ölmesi! Yine de hiç eksilmiyor,”Ne olacak şiirin hali?”benzeri can alıcı sorular. Vah ki vah! Şiirsiz(likten) ölecekmişiz alarmı sürüp gidiyor: Şiir battı, bitti kül oldu, falan… Serzeniş, şairlerden gelmiyordu, anımsadığım kadarıyla… Daha çok eğitimci, toplumbilimci, siyasetçi yazarlardan ve akademi…
Şeyma Akyürek İsmail Cem Doğru’nun Mühür Yayınları tarafından okurla buluşturulan kitabı Bay Aksi, edebiyat ortamına ilginç bir giriş yaptı. Şiir ve mizah arasında bir örtüşme arayışı olmaksızın edebiyat ve şiir vurgusunun öne çıkarıldığı kitap ister istemez edebiyat ortamının bir eleştirisi olarak algılandı. İçerik olarak farklı çağrışımlar ve izlenimler bırakan kitabın her aşamada tasarlanarak ortaya çıkarılmış bir proje olduğu açıkça görünüyor. Ancak bilindik mizah anlayışından farklı bir tarzın benimsendiğini söyleyebiliriz. Çünkü geleneksel anlamda Aziz Nesin ya da Rıfat Ilgaz gibi mizah ustalarının öyküler yoluyla anlattıkları eleştirel bakışı daha çok izlenimler yoluyla ve deneme diyebileceğimiz yazın türüyle ortaya koyuyor yazar. Bay Aksi’yi…
Ahmet Zeki Yeşil Deprem var eve girme, virüs var evden çıkma. Ne yapacağımızı şaşırdık. Dansöz gibi oynatıyorlar bizi. Bu şerefsiz virüs, havada üç saat asılı kalıyormuş. Günde üç saat havaya bakıyoruz, “Ağzınızı kapatın, sinek kaçar!” diyen yok. Nerede bu devlet! Virüsten korunmak amacıyla maske takıyoruz. Evimizde bile maskeyle oturuyoruz. Kimse kimseyi tanımıyor. Ne sevgi kaldı ne saygı. Üstüne üstlük sağlık bakanlığı öpüşmeyi ve sevişmeyi de yasakladı. Neymiş efendim, bundan böyle bebekleri leylekler getirecekmiş. Leylekler ülkeyi terk edince nolcak? Piyasalarda maske kalmayınca, merdiven altı maske üretimi başladı. Benim korkum, Maskeli Beşler… Bu adamlar, zenginden alıp fakire veriyordu. Maskeli Beşler’in sahtesi, fakirden…
ERSİN KURT Nuh Tepesi… Bir taşlama, bir ayna tutma, bir hesaplaşma, bir çatışma, bir ayrılık, bir kırsal, bir doğum, bir ölüm filmi… 6 Mart 2020 tarihinde seyirciyle buluşan baba – oğul hesaplaşması bağlamında birçok kanayan yaraya da ışık tutan Nuh Tepesi filminin senarist ve yönetmen koltuğunda daha önce pek çok kısa filme imza atmış genç isim Cenk Ertürk bulunuyor. ”Bir koltuğa iki karpuz sığmaz,” diyenlere nazire yaparcasına son derece başarılı bir filme imza atmış Ertürk. Çocukluğumdan bu yana her zaman imrendiğim senaristliğin yanına uzun metraj bir film anlamında bir de ”yönetmen” vasfını ekleyip geçmiş direksiyonun başına. Sanat dünyasında kartelada tek…
Mustafa Sezer İnsanlar; bilhassa evlerinde bir tadilat veya daha yüzeysel bir değişime gideceğinde, ilk gözden çıkarılan mekândaki matbuat olur çoğunlukla. LCD televizyon, bilgisayar, beyaz ve beyaz olmayan eşya ( yıllardır onların da türlü renkte olanı var çünkü…) ile matbuat dışındaki hemen her şey bir biçimde yerini muhafaza ederken en azından; gazete-dergi-kitap üçlüsünün kendilerine düşman muamelesinde bulunulur gibi oradan uzaklaştırıldığını görüyoruz. Bunlar; şansları varsa yan odaya yahut evin balkonuyla bodrumuna, yoksa geri dönüşüme taşınıyor. Sanki çok okuyan bir toplummuşuz gibi; bir de bu ani sırt çevirme, edebiyat dergilerinin de içinde bulunduğu durumun sebeplerinden biri değil mi? Bu bağlamda trajik-komik birçok örneklemeye yer…
15. Ulusal Frankofoni Kongresi” Anadolu Üniversitesi, Ankara Fransızca Öğretmenleri Derneği ve Fransız Elçiliğinin katkılarıyla bu yıl Anadolu Üniversitesi Kampüsünde gerçekleştirilecek. “Disiplinlerarası Çalışmaların Buluşma Noktası Olarak Çağdaş Fransız Edebiyatı” başlığıyla hazırlanan çalışma programında çok önemli akademisyenler sunumlar gerçekleştirecek. 12-13 Mart tarihlerinde gerçekleşecek sempozyumda Anadolu Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Marmara Üniversitesi gibi üniversitelerden çok önemli akademisyenler yer alıyor.

