Yayın hayatındaki 15’nci yılını dolduran LACİVERT Öykü ve Şiir Dergisi, 2019 yılının Kasım ayında okurlarıyla buluştu. 90’ıncı sayıya ulaşan LACİVERT’in dosya konusu; Cumhuriyet öncesinden bu yana edebiyatımız için taşıdığı anlam ve önem, içinde yaşayan şair ve yazarlar, şehri konu edinen edebi eserler üzerinden incelenen “Ankara’nın Edebiyat Hafızası”. Dosya konusu yazarları; Çiğdem Ülker, Evşen Çereşli, Bayram Sarı, Necati Tonga, Sibel Yılmaz, A.Dilek Şimşek, Nurdane Özdemir Sağkan, Mustafa Şerif Onaran, Remzi İnanç, A. Galip, Metin Altıok, Hasibe Ayten, İlkiz Kucur Taşdelen, Levent Cantek, Ali Cengizkan. Fulya Bayraktar ve A.Dilek Şimşek tarafından gerçekleştirilen söyleşiler ile okuma ziyafeti sunan LACİVERT’in konukları; Gürsel Korat ve…
Yazar: admin
Behçet Çelik’in yayımlandığı tarihten bugüne ilgiyle okunan kitabı Soluk Bir An, İletişim Yayınları tarafından yeniden yayımlanıyor. Her adımında hayatın farklı bir zorluğuyla karşı karşıya kalan Taner’in, içinden aşkın ve tutkunun da geçtiği hikâyesini anlatıyor Çelik ve bunu da bireyin iç dünyasının derinliklerine inmemize imkân tanıyan, sarsıcı bir anlatım ile yapıyor. Çağdaş edebiyatımızın en önemli yazarlarından birinin kaleminden usta işi bir roman…
Songül Eski – Tekil-A – Edebiyatist Yayınları Songül Eski’nin lezzetli şiirlerinin bir seçkisi olan TekilA bireyci toplumda yaşamanın zorluklarını pesimist bir açıdan ele alan bir çalışma. Ama Songül Eski öte yandan umudun sürekli yeşeren tohumlarını da göz ardı etmiyor! Edebiyasit Yayınları tarafından yayınlanan TekilA raflardaki yerini aldı. Keyifli okumalar… Fatih Akça – Otağ Ve Yazgı – Ötüken Yayınları Fatih Akça’nın yeni şiir kitabı Ötüken Yayınları tarafından çok kısa bir süre önce yayınlandı! Şair bu kez yazın gücünün yazgısını merak ederek okurunu zamansız dizeleriyle mutlu edeceğe benziyor. Seçmiş olduğu konsept üzerine kurduğu aşk, dostluk, birlikte olmak, zafer kazanımı, millet bilinci gibi…
YONCA YAŞAR Hızlı bir yaşama itirazsa yazı, dönüp duran dünyayı bir kalem ucunda duraklatıp binlerce yıl eklene eklene sözü saklayansa; bir mahzeni olsa gerekti. Yıllandıkça anlamında eksilme olmayan, çoğaltılsa bile yazıldığı andan kopmayan belki de tek üretim alanı; edebiyat. Zamanın eleğinden geçip yılar sonrasına gelebilen yazılar, aynı bir şarap gibi her daim eşsiz bir tat bırakır ulaştığı her dimağda. Ama biliyoruz ki günümüzde herkesin acelesi var. Yaşamımız sözcüklerimiz gibi.. Birbirinden kopuk, sığ ve çabuk. Kendi sesinden başka sesi duymayan, bir telaş içinde. Şu veya bu şekilde “hız”a esir olan bizler, her ne ise yaptığımız bitsin diye yapıyoruz sanki. Doymak için…
“Fakat kim öldürebilir ki şiiri! Şiir kedi gibi yedi canlıdır. İşkence ederler, sokaklarda sürüklerler, üstüne tükürürler, alay ederler, etrafını dört duvarla çevirirler, sürgüne yollarlar fakat o bütün bunları yaşar, sonunda tertemiz bir yüzle ve gülümseyerek yeniden ortaya çıkar.” diyor Neruda. Günümüzün şartlarını sosyal medya, şiir atölyeleri ya da postmodern eğilim gibi güncel yönelimleri göz önünde tutarak cevaplarsanız yaşadığımız çağda şiirin ölümüne sebep olabilecek gerekçeler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Şiiri bunca şeyden sonra hiçbir şeyin öldürebileceğine inanmıyorum. Öldürmeye teşebbüsler var sadece, bu dediğiniz soru(n)da bu teşebbüsün bir parçası. Bir şeyi öldürmeye kalkmakla öldürmek başka başka şeylerdir. Bir kere öldürmek için, öldüreceğin şeyden…
Göksu Nurten ÇAKIR: Edebiyata şiirle giriş yaptınız ama Türk edebiyatında katkılarınızı düşündüğümüzde daha çok öykü kimliğinizle öne çıkıyorsunuz. Bunun yanı sıra yayınlanmış iki romanınızdan biri 2018 Attilâ İlhan roman ödülü aldı. Uyunan Güzel romanınızda Vahide, Adnan ve Deniz’in hikâyelerini okuyoruz. Umut adına, sevgi adına güzel bir kitap. Uyanan Güzel nasıl ortaya çıktı? Jale SANCAK: -Uyanan Güzel her zamanki gibi kafamı kurcalayan, öfke duyuran, bardağı taşıran oluşlar, kimi – şiddet, baskı, siyasi olaylar, kentsel dönüşüm, betonlaşma, ekolojik denge gibi- meselelerve gene epeydir yazmak istediğim bir değişim hikâyesi nedeniyle yazıldı. Bu iki nedeni tek yolculukta bir araya geldi. Kitabın tanıtımlarında umut ve…
Birçok dergide rastladığımız yazılarda, yapılan etkinliklerde, verilen yazma önerilerinde “genç edebiyatçı-şair” ifadesine genellikle denk geliyoruz. Bu kavramları ağzına alanlar ne var ki kendilerini genç görmüyorlar. Genç şair ya da genç şiir derken bir kast mı vurgulanıyor? Böyle bir kümelenme ya da tabaka yok elbette. Şiir üzerine yazılarda sıkça dillendirilen ‘genç’ sözcüğü çaylak bir bireyi mi yoksa şiiri gelecekte olgunlaşacak olan gelişime açık bireyi mi ifade ediyor? Belki de sadece yaşından dolayı genç diyoruz. Bu tartışmanın doğal olarak yapılması gerekir. Ancak genellemelerde konu geçiştirilince yazıların muhatabı oluşmuyor. Genç şiirin ve genç şairin yaşla ilgili bir anlamını olduğunu kabul etsek…
Zerrin Saral Aksisanat Portal için yazlarlara Öykü Zamanlığı’nda Bir araya geliyor. Zerrin Saral Öykü Zamanlığı’nda Gamze Güller ile bir araya geliyor… Zerrin Saral: Dünya hızla değişirken, sanatın izdüşümü, sanatçının sanatını ortaya koyma şekli de aynı hızla, değişime/dönüşüme uğruyor. Böylesi bir çağda, veri tabanını koruyan, yaratım sürecinize katkı sağlamış, tüm zamanların öyküsü/öykücüsü dediğiniz öykü ve öykücü(-ler) kimler? Bu tercihi, yazınınızda neye/nereye dayandırıyorsunuz? Gamze Güller: Dünya hızla değişirken sanat da değişiyor elbette. Globalleşme, teknolojinin gelişmesi/yaygınlaşması ve buna bağlı olarak tüketim alışkanlıklarının farklılaşması hiç kuşkusuz sanat ve sanatçının kendini konumlandırdığı yeri ve ifade ediş şeklini de dönüştürüyor. Yaşamsal dinamikler yazınsal dinamikleri derinden etkiliyor. Sanat, dönüşümün…
Şair Barış Erdoğan Aksisanat Dergisinin 5. Sayısına konuk oldu. Derginin bu sayıda ele aldığı “Edebiyatın Parayla İlişkisi” konusuna “Divan’da Şair Tafrası, Caize Furyası” yazısıyla katkıda bulunan şairin yazısından kısa bir bölüm paylaşıyoruz: Divan edebiyatı… Hayalle gerçek arasında bir dönem diyorum bu döneme, kendim de emin değilim. Has şair yanında şöhret delisi şuara da vardı. Şöhretle sarhoş olmak haramdı; caize almak helal. “Kim ki şâirlerin yüksek makamlarda bulunan kişilere sundukları medhiyeler karşılığında câize alabilir.” dense de tarafımızca hoş karşılanmazdı. Ama çarkın dişlisiysen düzene uymalısın. Yazının tamamına Aksisanat Dergisinin 5. Sayısından ulaşılabilir. Bu sayıda dosyaya katkıda bulunan diğer edebiyatçılar çalışmanın editörlüğünü de…
Ramazan Teknikel Gul, gurban olduğum Hökümet Baba! / Baa bir alfabe veremez miydin?” Şemsi Belli’nin bir döneme damgasını vuran ‘Anayasso’ şiirini, bu iki dizesini görünce bile hemen anımsarız değil mi? 70’li yılların ilk yarısında, benim gibi bir kitapçısı dahi olmayan kasabalarda yaşayan ve o yıllarda ortaokul- lise öğrencisi olanlar daha iyi bilirler; o günlerde Anayasso şiirini ezberden okuyamamak büyük bir eksiklik sayılırdı. Ancak, Anayasso şiirinin yer aldığı kitap kimde vardı, işte onu bildiğimiz yoktu. Arkadaşlarla toplandığımızda bazıları bu şiiri bilir ve ezberden okurdu. Oysa çoğumuz şiiri yazılı olarak bir türlü ele geçirememiştik. Dinlediklerimizden ise belleğimize sadece birkaç dizesini yazabilmiştik,…
Nurduran Duman’ın Çin’de basılan kitabı “İstanbul’un Adımları” BoAo Uluslararası Şiir Festivali’nde “Yılın Şiir Kitabı” ödülüne değer görüldü. Çince, Türkçe, İngilizce olarak üç dilli yayınlanan kitabın Çince çevirisini Çinli şair ve sinemacı Cao Shui yaparken, İngilizce çevirisine Amerikan şair Andrew Wessels ve Büyük Britanyalı tiyatro sanatçısı Grace Wessels imza attı. Herald Publisher Proprietary’nin yayınladığı kitap iki bölümden oluşuyor. “Evden Gelen Adımlar” adlı birinci bölümde şairin seçme şiirleri yer alıyor. İkinci bölüm “Çin’e Adımlar” ise şairin daha önce Çin’e yapmış olduğu seyahatten etkilenip, Çin kültüründen esinlenerek yazdığı şiirleri içeriyor. Duman 2017’de Çin Yazarlar Birliği’nin davetiyle Pekin’de Lu Xun Akademi’nin ve Şanghay’da Şanghay…
Nisan Serap: Siyaset hayatın her alanında varlığını sürdürürken, gazetecilerin bu anlamda yayımladıkları kitapların, edebiyatın önüne geçip çok satıyor olmalarını nasıl yorumluyorsunuz? Fergun Özelli: Bizim toplumumuzda (genel çoğunluk anlamında söylüyorum) edebiyat pek de önemsenmez. “Edebiyat yapma lan!”, “Hikâye anlatma bana şimdi!” gibi özdeyişlerimiz de oldukça yaygındır günlük konuşma pratiğinde. Ayrıca, ilk emri “Oku!” olan bir dinsel inanışa mensup olsalar da okumaktan çok, görüp duyma, gezip yaşama, dinleyip ezberleme, inanıp biçimlenme ile hayatlarına nasıl yön vereceklerine (daha doğrusu o nehirde nasıl tehlikesizce, az zararla akıp gideceklerine) karar verirler. Toplumsal hayatımıza da nitelikli ve popüler olmayan sanattan çok, eğitilip inandırılıp ezberletilmiş bir siyaset…
“Fakat kim öldürebilir ki şiiri! Şiir kedi gibi yedi canlıdır. İşkence ederler, sokaklarda sürüklerler, üstüne tükürürler, alay ederler, etrafını dört duvarla çevirirler, sürgüne yollarlar fakat o bütün bunları yaşar, sonunda tertemiz bir yüzle ve gülümseyerek yeniden ortaya çıkar.” diyor Neruda. Günümüzün şartlarını sosyal medya, şiir atölyeleri ya da postmodern eğilim gibi güncel yönelimleri göz önünde tutarak cevaplarsanız yaşadığımız çağda şiirin ölümüne sebep olabilecek gerekçeler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Neruda’nın sözleri, bence çift başlılık içeriyor. Özünde redler içeren şiire yönelik hegemonik baskının sadece sınırlandırma, engelleme ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda ayağa düşürme ve itibarsızlaştırma yöntemlerini de kullandığını ima ediyor. Şiir günümüzde eskisi…
Selami Karabulut Her çağın kendine özgü sorunları olduğu gibi yaşamı kuşatıp biçimlendiren “yükselen değerleri” de vardır. Ancak aşk, mutlak iktidarını ilan etmiş kral gibi yerini her geçen gün daha da pekiştirerek geldiği görünüyor. Sanatın tarihi kadar eskidir aşk izleği. Örneğin, tarihin ilk savaş destanlarından biri olan Troya’da hazin bir aşk öyküsü vardır. Cervantes’in şövalye romanlarıyla dalga geçmek için yazdığı Don Kişot’unun da müzmin bir sevgili için girişilen tuhaf kahramanlıklarla dolu olduğu bilinen bir gerçek. İlk kadın şairlerden biri olan Sappho’nun şiirlerinin, hâlâ aşk şiirleri antolojisi hazırlayanların gözdesi olması boşuna olmasa gerek. Düşüncemi daha da ileri götürüp mitolojilerin de başat malzemesinin…
Faris Kuseyri’nin, Ortadoğu kültürünü kaynak edinen, yetiştiği toprakların mitolojisini kişisel serüveni içinde harmanlayan mensur şiirlerden oluşan Orontes Mensurları kitabı 2014 yılında yayımlanmış, edebiyat çevrelerinin yakın ilgisine konu olmuştu. Faris Kuseyri, Refik Durbaş’ın“Üzerinde uzun uzun çalışılmış, mimarisi sağlam, bir zincirin halkaları misali birbirine eklemlenmiş bir şiirler toplamı” olarak değerlendirdiği Orontes Mensurları’ndan sonra ikinci kitabı Doğu Duvarı’yla okurun karşısına çıkıyor. Kuseyri, bilindik bir formu yepyeni bir özle yeniden kurguluyor. Divan şiirinin sunduğu biçim olanaklarını değerlendirdiği bu yeni kitabında Kuseyri gazeli, rubaiyi, kasideyi şehre getiriyor; metro durağına, ofislere, bürolara, “gencölenler”in mezarı başına, gündelik hayatın bunalan, sıkışan insanının sancılarına… Hayata dokunmadığı düşünülen bir şiir…
Şairler, savaşa karşı şiirle direnmeye devam ediyor. Dünya Şiir Hareketi (WPM) ile eşzamanlı etkinlikler yürüten Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği (ÇAĞŞAD) üyeleri, kasım ayının son günü “Şiir Barışa Giden Yol” başlığı altında bir araya geliyor. Etkinliğe katılacak isimler arasında Ahmet Yıldız, Çağla Göksel Çakır, Eda Sultan Erkaraman, Fadıl Oktay, Gülşen Ersan, Habibe Eyriboyun Ağaçdelen, Hikmet Tunç, Hülya Akay Tamkan, Hürdemi Nevzat Bayramoğlu, Hüsnü Esel Arslan, Mehmet İş, Mustafa Ergin Kılıç ve Nedime Köşgeroğlu yer alıyor. 30 Kasım Cumartesi Saat 16.00’da Kızılay’daki A Şiir Evi’nde gerçekleştirilecek etkinliğe tüm şiirseverler katılabilir. Etkinlik ücretsizdir. Haber: Çağla Göksel ÇAKIR
Dilruba Nuray Erenler Kitap : Anlat Kalbim Bypass Günlüğü Yazarı : W. Bahadır Bayrıl Mühür Yayınları 130 sayfa “annemin kalbi gibiyim gecesi rüzgarla savrulan bu hüzün dehlizinde, kim görür halimi” Şair yazar W.B. Bayrıl “Anlat Kalbim” isimli Bypass günlerini içeren pembe renkli anlatı kitabını o nazik duyarlığı ile tarafıma imzalamasının üzerinden bir ay geçmiş. Kitabı elime aldığımda “ruhuma kalbime bedenime şifa veren kadına Hilal’e” diye atıfla başlayan satırdan itibaren sayfalarından kopamadım ve hiç bırakmadan bitirdim. Okuma süresinde rahmetli anneciğimin bypass sürecini yeniden anımsayıp yaşadım . Anjiyolar, stentler, baloncuklar derken onun da dört damarı ciddi oranlarda tıkalı bulunmuş birisi…
GÖKSU NURTEN ÇAKIR Bu yıl Melih Cevdet Anday Edebiyat ödülü alan Yeryüzü Yorgunları’nın insanı içine çeken bir hikâyesi var. Roman, Cihan ve Sedat’ın kendileriyle, birbirleriyle ve oğullarına karşı anne baba rolleriyle hesaplaşmasını konu edinir. Bu konu ekseninde dönen olaylarla fiziksel ve ruhsal çöküşlerinin serüvenidir. Neslihan Önderoğlu öykü ve romanın tüm olanaklarını kullanarak yazar Yeryüzü Yorgunları’nı. Romanın okuru kendine çeken akıcı bir dili var. Daha romanın başında Cihan ve Sedat’ın sonunu merak ediyorsunuz. Okur, metafizik öğelerden dokunmuş yaşamın kurmaca evreninde bulur kendini. “Yolculuğunun sonuna gelmiş kişi için artık acı yoktur; kederden vazgeçmiş, kendini her yönden özgür kılmış ve bütün engelleri aşmış…

