Ödül; yayınlanmış ilk kitapta Seval Karadeniz/ Murat Saldıray, dosyada ise Merve Akbaydoğan/ İlkay Şahin arasında paylaştırıldı. Ayrıca Sabri Önenoğlu destek ödülü de yine Merve Akbaydoğan ile İlkay Şahin’e verildi. Ödül töreni ise İstanbul Kitap Fuarı sırasında yapılacak.
Yazar: admin
YUSUF BAL İLE SÖYLEŞİ Leyla Karaca, 8 Ağustos 2017 Ücra İşlem, Göz Kuşağı ve son olarak yeni çıkan Da adlı kitaplarınızla Türkiye’de deneysel-görsel şiirin önemli temsilcilerinden biri olarak anılıyorsunuz. Edebiyat dergileriyle başlayan bir süreç bu sanırım. Edebiyat ve daha da daraltırsak deneysel şiir hayatınıza nasıl girdi, yoksa hep orada var mıydı? Kalıpların dışına çıktığınız o ilk anı hatırlıyor musunuz? O anda ne oldu da deneysel şiir sizi kendine doğru çekti? Bir nehrin denize doğru çekilişi gibi bir şey miydi bu? Lise yıllarında ilgi alanım daha çok bilimsel içerikli ve tarih içerikli kitaplardı. Şiir sayıda şiir kitabı okumasam da, Necip Fazıl…
Edebiyatımızın usta kalemlerinden olan Muzaffer İzgü, kanser sebebiyle 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. “Muzaffer İzgü doğdu, okudu, düşler kurdu, yazdı ve gitti.” Muzaffer İzgü, 29 Ekim 1933’te Adana’da doğdu. Yoksul bir çocukluk dönemi geçiren sanatçı, bir yandan çalışıp bir yandan da öğrenimini sürdürdü. İlkokulu çeşitli sebeplerle farklı okullarda okudu. Üç yıllık ortaokul eğitiminden sonra Diyarbakır İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Anadolu’nun çeşitli muhitlerinde ilkokul, ortaokul ve Türkçe öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik mesleğinden kendi isteğiyle 1979 yılında emekliye ayrıldı. İlk yazılarını Hüraydın gazetesinde yayımladı. Akbaba dergisinde ve çeşitli gazetelerde öyküleri çıktı. Roman, röportaj, tiyatro oyunu,öykü gibitürlerde yapıtlar kaleme aldı. Gülmece öyküleri ve çocuk kitaplarıyla…
Aslıhan Tüylüoğlu Fatma Aras on yıllık bir zaman zarfında, “Saklıyım”(2008), “Göğü Azalan Kuşlar”(2012), “Ağrılı Beklemeler”(2015) ve son olarak çıkarttığı “Söz ve Hançer”(2017) isimli şiir kitapları ile okurun karşısına çıktı. Bunun yanında “Hayata Mektuplar, Turna Ağıdı”(2015) isimli mektup-deneme ve “Dağ Su Korku”(2017) ismindeki hikâye kitapları ile okurla buluştu. Bu yazıda özellikle şiirlerinden yola çıkarak yazın deneyimini irdeleyeceğiz onun. İlk kitabı 2008 yılında çıkan “Saklıyım”, Iğdırlı bir şair olarak geleneksel şiirimize eklemlendiği hece şiirlerini kapsıyor. Daha sonra serbest şiirlerden oluşan kitaplar çıkartsa da hece şiiri yazmayı sürdürdüğünü son kitabı “Söz ve Hançer”’in bir bölümünü de hece şiirlerine ayırmasından anlıyoruz. Fatma Aras’ın bu…
“Şey” dendiğinde aklınıza neler gelir? Bence “şey” şiirin sözcük halidir. Çünkü “şey” hiçbir zaman benden bu kadar demez. Hepimiz konuşmaya başladığımız andan itibaren “şey” demişizdir. Ama bu sözcüğün binlerce anlama geldiğini bilmeden. İşte bu sözcüğün binlerce anlamına ulaşan bir şairden ve onun ilk kitabından söz edeceğim. Mutlucan Güvendir’in biyografisinde; “Az yazdı; çok kağıt ve kitap taşıdı. Sustu ve “şey” dedi yazıyor. Sanırım bu biyografi onu tanımlamak için yeterli. Kitabını okuduğumda söyleyecek sözleri olduğunu gördüm. Artık biraz da biyografisinin aksine susmaktan ziyade konuşma zamanının geldiğini özetler niteliktedir “şey”. Evet. Söyleyecek sözü olanlar için değil midir zaten şiir? “şey” varoluşsal bir sıralama…
Sait Faik Hikâye Armağanı ve Oğuz Atay Öykü Ödülü gibi ödüllerin sahibi Ahmet Büke, “Zeyno Kitapları Dizisi” ile okur karşısına çıkıyor. “Eyvah, Babam Şiir Yazıyor!” ve “Annemle Uzayda” isimli kitaplardan oluşan dizi çok yakında okurlarla buluşacak.
İ.C.D: Yine bir tatil döneminin sonuna geliyoruz. İyice dinlenmiş olmanı diliyorum. Oldukça hareketli bir döneme gireceğimiz kanısındayım. M.F: Tatil mi dedin? O senin için geçerli. Ben tüm yaz dönemini çalışarak geçirmek durumunda kaldım. Tatil derken kendini kastediyorsun sanırım. Haklısın. Havuz başındaki hunharca çalışmalarına şahsen tanıklık etmenin kederi bana tüm yaz yetti. Ben de tatil için soluğu şantiyelerde aldım. Orası, genellemelerin ve çözüm ummayan hezeyanların uzağında, mutlu anlar vaat ediyor. Çözümün bir parçası olmayanların sorun tarif etmelerine karşı yukarısı iyi geliyor. Yirminci kattan sonrası özellikle… Şöyle yirmiyedinci kat mesela. Sen de korunaklı buluyor musun? Biraz uzaktan baktığın zaman gördüklerini merak…
Ulaş Nikbay’ın portalımızdaki “Fragman: Maymunlar Cehennemi” adlı ilk yazısını okumak için tıklayın…
Mualla Katip: Bir şiiriniz yorumlanırken o şiire sizin yüklediğiniz anlamın ortaya çıkartılması mı yoksa aklınızdan geçmeyenlerin şiirde bulunması mı sizin hoşunuza gider?Neden? Veysel Çolak: Şiir de, elbette bir düşünme nesnesidir; ama bir iletişim kurmayı da içerir. Bireysel, toplumsal, ekonomik, politik bir derdi olan; bunu dile getirmek isteyen şair, oluşturduğu iletinin anlaşılmasını ister düşüncesindeyim. Elbette şiir sanatından ödün vermeden yapmalıdır bunu. Ben yazdığım bir şiire yüklediğim anlamların, içeriklerin kavranmasını, anlaşılmasını isterim. İkinciyeni şiirin çirkin olan ilk örneklerinden yola çıkarak, bir şiiri baştan sona, sondan başa okuduğunuzda değişen bir şey olmuyorsa o şiirin başarılı sayılabileceği görüşü ağırlık kazanmıştı. Uzunca bir süre benimsendi…
Sabit Kemal’in;“AHMET TELLİ, mim’ler’ ŞERH” adlı yeni yazısını okumak için buraya tıklayınız.
Müşerrih 4 AHMET TELLİ, mim’ler’ ŞERH Bir şairin bir şaire ayna tutması çooook zor; hele bir orta Asya Türk’ünün, bir Çerkes Türk’ünü anlatması daha da zor. Düşünün biri Hazar Denizinin kuzeyinden, biri Hazar’ın güneyinden geliyor; ikisi de asil kanlı olduğu için ‘barbar’ların soyuna mensubiyetle övünmektedirler. Aşka ve Barbarlara Dairadlı bir kitap yayımlamış (1995) olan Hüseyin Ferhat şöyle buyurmuş: “Niye saklayayım, Hikmet Kıvılcımlı’dan yüreğime musallat olan ‘barbar’ sözcüğünü Ahmet Telli’nin de kullanması, Şark’a, Asya’ya inancımı daha da pekiştirmiştir.” Usta yırlak Hüseyin Ferhad, yırlarıyla sadece Telli soydaşını etkilememiş, alçakgönüllülüğünden,Kavafoğlu’nu nasıl etkilediğini söylememiş!KavafoğluKostaninos, “Barbarları Beklerken” şiirini Hüseyin Ferhad’ın ufuk açıcı kitabına bakarak yazdığını…
Söyleşi: Leyla Karaca Sn. Memik Kibarkaya, Türkiye’nin Van Gough’u olarak biliniyorsunuz. Parmaklarıyla mucizeler yaratan ressam diyorlar size, resmederken fırça kullanmıyorsunuz ve farklı bir tekniğiniz var. Ama ben ressamlığınızın dışında bir soruyla başlamak istiyorum. Aynı zamanda veterinersiniz. Köpeğiniz Apal’ın ölümünden sonra veteriner olmaya karar verdiğinizi biliyorum. Bu hassas duyuş ve hissedişle, sanatçı oluş, o ince ruh arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum, yanılıyor muyum? Bundan biraz bahseder misiniz, hayatınızda bir dönüm noktası sayılabilecek o olaydan… Muhammed İkbal der ki, kendi yolunu kendi kazmanla yap, başkalarının yolundan gitmek insanlara zul verir, der. Sanırım bu beni çok etkiledi. Rahmetli anam, halı, kilim dokurdu kendi kafasına…
Röportaj: İsmail Biçer Özkan Mert’le Günümüz Şiiri Ve Şiir Çevirisi Üzerine Özkan Mert şiiri, 1968’in politik ortamında boy veren, aynı tazelik ve duruşla bugüne gelmeyi başaran bir şiir. 1969’da ANT dergisinde, kuşaktaşı bazı şairlerle birlikte gerçekleştirdikleri “Devrimci Şairler Savaş Açıyor” başlıklı oturumda, ‘İkinci Yeni’ düşüncesine karşıt, ‘Yeni Toplumcu Şiir’i dile getirmiş; ‘60 Şiir Kuşağı Manifestosu’na imza atmıştır. Mert’in “Diren! Ey Kalbim”, “Hayatımızdan”, “Asyalıyım Yarem Derindir”, “Kuracağız Her Şeyi Yeniden” adlı yapıtları, devrimci kitlelerin ve şiir severlerin nezdinde, ‘aşkın ve devrimin şairi’ olarak adlandırılmasını sağlamıştır. Özkan Mert’le, bugün şiir dünyasında çok tartışma yaratan konuları ve yeni yapıtı üzerine konuştuk. Daha önce…
Emel Koşar: Sizi etkileyen, beğendiğiniz kitap isimleri hangileri? Ali Günvar: Les Fleurs du Mal, Yerma, Four Quartets, Jokond ile Siyau, Taranta Babu’ya Mektuplar, Tutunamayanlar, Murder in the Cathedral ve daha pek çok var. Alper Beşe: Kurtarılmış Haziran ve Güz Her Şeyi Bilir (Hulki Aktunç), Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (Bilge Karasu), Ağırlaştırılmış Sebepler Divanı (Enis Batur) Fatma Yeşil: Deli Kızın Türküsü (Gülten Akın), Tehlikeli Oyunlar (Oğuz Atay), Sevgili Arsız Ölüm (Latife Tekin), Göçmüş Kediler Bahçesi (Bilge Karasu), Godot’yu Beklerken (Samuel Beckett) Hilâl Karahan: Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (C. Süreya), Çocuk ve Allah (F. Hüsnü), Göğe Bakma Durağı (T. Uyar), Şeyler…
1– Öncelikle röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bize kendinizden bahseder misiniz lütfen. 1951 yılında Trabzon’da doğdum. Liseye kadar Trabzon’da yaşadım. Liseyi Ankara’da Kurtuluş Lisesi’nde okudum. 1977’de Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olup 19 yıl Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaöğretim kurumlarında çalıştım. Bu güne kadar 50’nin üzerinde kişisel sergi açtım. Pek çok karma sergiye katıldım. Önemli birçok projede sanatsal faaliyetleri katıldım. Son yıllarda çok önem verdiğim UKKSA sanat akademisinde görev almaktayım. 2– Yurtiçi ve yurtdışında birçok önemli sergide yer aldınız. Bize yurtiçi ve yurtdışı sergilerinin ve izleyicilerinin farkını anlatır mısınız? Açmış olduğum sergilerde böyle bir ayrıştırmayı uygun…
DUVARDA 3 HAFTA Yazan: Füsun Çetinel Editör: Müren Beykan Çocuk ve gençler için düzenlediği hikâye atölyelerinden tanıdığımız Füsun Çetinel‘in kaleme aldığı, editörlüğünü Müren Beykan’ın üstlendiği Duvarda 3 Hafta (7. ve 8. sınıf) bu yaz okumaya hevesli çocuklar için macera dolu bir büyüme hikâyesiyle karşımıza çıkıyor. Duvarda 3 Hafta’yı yaz tatilinde okuması için bir kız çocuğuna armağan ediyorum. Ardından da kitapların yazarı Füsun Çetinel ile yaptığımız söyleşiye geçmek istiyorum. Öncelikle sizi tanımak isteriz. Füsun Çetinel, kim değildir? Boş oturmam, durmam, hep yeni projeler, planlar, fikirler peşindeyim. İnsanları yargılamam, aksine onların hikâyelerini merak ederim. Önceden olacakları düşünüp kedere kapılmam. Felaket senaryolarıyla hayatımı…
Leyla Karaca’nın Hatice Eğilmez Kaya’yla gerçekleştirdiği söyleşi Leyla Karaca: Değerli yazar Hatice Eğilmez Kaya, edebiyat öğretmenisiniz, alanınızda doktora yapıyorsunuz ve şimdiye dek yayınlanmış 7 kitabınız var. Roza Çocuk’ta editörsünüz. Kuşbaz Tahir Efendi (öykü), Naneli Şeker (Deneme), İnceciktir Kırılmak (Şiir), Pervanenin Duası (Deneme), Gölgeye Sığınanlar (Öykü) ve iki de çocuk kitabınız var, Mira’nın Düşleri ve Kırlangıç Tata’nın Seyir Defteri… Bildiğim kadarıyla siz de Cemil Meriç’in deyimiyle, ‘tefekkürün hür kaleleri’ dergilerde başladınız yazmaya, yani mutfağa girdiniz. Nasıl oldu, bu süreçle birlikte biraz kendinizden bahseder misiniz? Hatice Eğilmez Kaya:Biri bana “kimsin” ya da “nesin” diye sorsa genellikle en eski filozoflara denk nutkum…
Çok sıcak günlerden geçiyoruz. Yapmak istediklerimizi dahi bu zamanda erteliyoruz. Esenliğimiz için şiir okuyoruz en serin yerlerde. Şiire daha çok tutunuyoruz. Şiiri seviyoruz. Aklımızda ve kalbimizde koru sönmemiş kayıplar var unutmadığımız. Aylardan Temmuz ise yanan bir ay oluveriyor. Nedenler, niçinler, nasıllar arka arkaya sıralanıyor. Bilmek istediğimiz onca şey boğazımızda yumruk oluveriyor. Pablo Neruda’nın Postacıya söyledikleri yeniden kulaklarımıza düşüyor. “İnsan olmaktan yoruldum!” Sevgili dostlar, sevgili arkadaşlar bu sayımızda bizi çok heyecanlandıran bir olaya da tanık olacağız hep birlikte. 1985 yılında Can Yücel’in bir akşam Tuğrul Tanyol’a yazdırdığı bilinmeyen iki şiirini sizlerle paylaşıyoruz. Ayrıca birlikte kaleme aldıkları ortak şiiri de sizlerin beğenisine…

