1. ‘Sırasına Göre Keyfim Gayfe Öte’a’nazi’ adlı kitabınızda şiirlerinizde ilginç tamlamalar ve sıfatlar yer alıyor. “Doğalını komediye adamış güve bir vaşak”, “boynumdan geçen şeffaf tren yolu”, “bebekleri tasarlayan ata gök gürültüsü” gibi… Şiir tarzınızı açıklamak isteseniz bu tamlamaları nereye koyarsınız? Ben şiiri statik bir yapıdan ziyade, hareketli bir oyun hamuru gibi görüyorum. Yaşadığımız yüzyıl şiiri sokağa, görselliğe, internete, yaratıcı enerjinin beslendiği her alana gitgide yaklaştırıyor. Şiirin sadece yazılı bir form olmamasıyla da alakası bağlamında, farklı kavramların, farklı kelimelerin birbirleriyle eşleştirildiklerinde yahut yan yana geldiklerinde, oluşturdukları o ritim bozumunu seviyorum. Şiirin bir nevi kucaklama değil, irkiltme, yabancılaştırma etkisi yaratması gerektiğine inanıyorum.…
Yazar: admin
Yazar Vildan Çetin’in, “KÖK” ve “SES” ile devam eden Kutsal Hayat Üçlemesinin yolculuğu “AMA” ile tamamlandı. Bilinç akışı tekniğinin Türkiye”deki öncü yazarlarından Vildan Çetin’in kaleme aldığı üçlemenin son kitabı AMA, Fihrist Kitap tarafından okuyucunun beğenisine sunuldu. Kutsal Hayat Üçlemesinin her kitabı başlı başına özgün bir metin ‘Kutsal Hayat Üçlemesi’, 90’lı yıllarda geçiyor. Hayatın katı gerçekleriyle sınanan iki kız kardeş Selin ve Ece’nin yolu; akıl sağlığı yerinde olmayan ancak yüksek bir manipülasyon becerisi, tehlikeli derece üstün bir zeka ve entelektüel kapasiteye sahip son Osmanlı beyefendilerinden Talat Kavak’la kesişir. Seri, iki kız kardeşin düşmanlıktan mutabakata ve son kertede iş birliğinden fedakarlığa dönüşen…
Ece Yazıcı, tarafından kaleme alınan ‘’ 1 Numaralı Peron’’ okuyucu ile buluştu. Rusya ve Ukrayna üzerinden bir aşk ve kaçış hikayesi… Yazar Ece Yazıcı’nın ilk romanı ‘’ 1 Numaralı Peron’’ devamı gelecek bir serinin ilk kitabı olarak Yazardan Direkt Yayınevi’nden çıktı.1 Numaralı Peron, hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve kadersel kesişimlerin aslında atılan minicik adımlarla hazırlandığını anlatıyor. Rusya’da 1910’u yılların başında, farklı yaşamları olan iki kişinin; Elena ve Boris’in hayatlarının bundan sonraki kısmını birbirlerine âşık olarak ve sonsuz olarak ifade edilebilecek bir kaçışla çıktıkları yolculuğu, o dönemin şiirsel atmosferiyle ele alıyor. Bir tren yolculuğuyla bambaşka bir hâle gelen yaşamlar; aşk,…
Mîna Kocailik’in ilk kişisel sergisi “Çıplak”, Beşiktaş/Akaretler’de, La Visione Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin ilgisine sunuluyor. 03-07 Haziran tarihlerinde açık olan sergi sanatçının şiirleri, fotoğrafları ve resimlerinden oluşuyor. Sergiye katkı sunan herkese teşekkür eden Mîna Kocailik, “Dostlarım, sanatseverler, ailem, eleştirmenler, yaratıcılar, sanatçılar, deliler, koleksiyoncular, yatırımcılar, tanrılar, tanrıçalar, şifacılar, ameleler, hepinizi bekliyorum” şeklinde konuştu. Anılan serginin tanıtım yazısı ise şöyle: “Yaratım sürecinde cinsellik, tin ve doğadan esinlenen Mîna Kocailik; doğaçlama yöntemle resimler üretir ve resimlerine özgü şiirler yazar. Amacı, kırılganlık ve gücü birleştirmek üzere, tetiklemek ve özgürleşmektir. Sanatçının resimlerinde bir araya getirdiği kontrast ve canlı renkler ile kaotik ve sembolik öğeler naif…
Gülçin Sahilli’nin hazırlayıp sunduğu Sanat Perisi’nin bu haftaki konuğu usta yazar ve eğitimci Nevzat Süer Sezgin’di. Yazarın çocuk edebiyatı üzerine çalışmaları, deneyimleri ve atölyeleri üzerine konuşuldu. Yazarın oluşturduğu -18 edebiyat topluluğu ve Türk yazınının çocuk edebiyatı üzerine bakışı açısında duruldu. Çocuk edebiyatının dünü ve bugünü ve eğitim sistemi üzerinden cinsiyet ayrımcılığı ve ikincillik konularına değinildi. Yazarın anılarına ve ilk yazarlık deneyimlerinden bugüne sürülen serüveninin katmanlarına sayfa sayfa değinildi.
‘Şairin yeni biçem yaratabilmesi için kaosa ihtiyacı vardır!’ KORAY FEYİZ Geçtiğimiz yıllarda (2019) Melankolik Kahkaha adlı şiir kitabıyla edebiyat dünyasına giren Nilgün Emre, bugünlerde ikinci şiir kitabı Solo’yla bir kez daha kendini hatırlattı. Emre’nin dizelerinde deneysel tonun sesi ağır basarken, bu ses(ler)in çıkış yerleri ise çoklu kaynaklardan besleniyor. Kendisi de zaten tek bir noktada durmadığını, sürekli bir arayış içinde olduğunu ifade ediyor. Durağanlığın şiiri ve şairi öldürdüğü yönünde güçlü bir kanıya sahip Emre. Dolayısıyla, kaosu ve hareketliliği önemsiyor. Tabii deneysel şiir bağlamında. “Deneysel şiire beni çeken en önemli unsur sınırlarının olmaması, omurgasız oluşu…” diyen Emre, pek çok şairin deneysel şiire…
Ünlü şairler Haydar Ergülen ve Altay Öktem sayesinde yolları kesişen 4 şair eş zamanlı olarak 4 kitap çıkardı. Anima Yayınları Ayşe Şafak Kanca, Dilek Özmen Genel, Fatih Balkan ve Seçil Hidayet’in şiir kitaplarını okurla buluşturdu. Şairler, 12 Haziran Pazar günü Suadiye D&R’da yapılacak imza gününde okurlarıyla bir araya gelerek kitaplarını imzalayacak. Edebiyat türlerinin en eskisi olan şiire gönül veren 4 günümüz şairi, aynı anda çıkan kitapları ile okura ‘merhaba’ dedi. Ayşe Şafak Kanca, Dilek Özmen Genel, Fatih Balkan ve Seçil Hidayet, “4 Kitap 4 Şair” diyerek kitaplarını aynı anda çıkardı. Anima Yayınları tarafından okurlara sunulan kitaplar, günümüz şiirine farklı bir…
VakıfBank Kültür Yayınları, sosyolojinin kurucu düşünürlerinden Max Weber’in “Borsa” isimli eserini okurla buluşturuyor. Kitap, Alman toplumundaki sınıf çelişkilerine dair verdiği ipuçlarıyla dikkat çekiyor. VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı Max Weber’in “Borsa” adlı kitabını yayımlıyor. Fazıl Baş’ın kitabın ortaya çıkış bağlamına dair kaleme aldığı sunuş yazısı ile yayımlanan “Borsa”, Almanya’nın 19’uncu yüzyılda dünya çapında bir iktisadi güç olma sancılarına ve aynı zamanda Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair ipuçlarına yer veriyor. Borsa’nın amaçları ve örgütlenme biçimleri Weber’in ilkini 1894 yılında, ikincisini ise 1896 yılında yazdığı, toplamda 64 sayfalık eser, Türkçedeki Weber literatürüne Gürkan Başay’ın…
Esra Ünal Sağlık: Şair Alphan Akgül, İlhan Berk’le tesadüfen karşılaşmasına dair bir anısını Göz İzi okurları için paylaştı. Aynı anının şiirsel üslupla ifade edilişi ise okunmaya değer olmuş. Alphan Akgül’ün İlhan Berk için “İlhan Berk ilişti gözüme bir an… İ harfi gibiydi incecik…” dizesi zengin çağrışımıyla dikkatimi oldukça çekti. Aynı şiirsel anlatımda Alphan Akgül, kendinden de “ Genç bir şair, ödül almamış henüz…” dizesiyle bahsederek günümüzde de sıkça tartışılan ödül, genç şair- usta şair gibi konulara da gönderme yapmış gibi geldi. Anıyı okurken zihnimde, “Tesadüf diye bir şey var? Görmeyi ve tanışmayı çok istediğimiz biriyle eninde sonunda yolumuz kesişir mi?…
Arda Cevahir Özünde başka biridir aslında o, derler, göründüğü gibi değil, başka biridir o. Diyelim bir tartışma başladığında, iki tarafı durumun yararına yatıştırmak gerektiğinde, böyle sözler edilir. Öz dediğimiz, kişinin bedeninde mezar taşı kımıltısızlığında kendini değişimden koruyan sonsuz değişmezlikmiş de, davranmaları çiçeklenip çoraklaşan çevresiymiş gibi özüyle alakasız değişkenliğe gönderilir. Öz, kişinin eyleminden sorumsuz tutulduğu gibi, eylem de özün sahiplenişinden kurtarılmış olur. Oysa yoktur böyle bir öz-varoluş ilişkisi. Öz ve varoluş, birbirinin her yeri ve hiçbir yeri olarak tek bir varlık düzleminde birden belirir. Öz, aynı anda varoluşumuz, varoluş da aynı zamanda özümüzdür, ne var ki bu bağlaşık varoluş, eğer insansı…
“Bizim belgeselciler olarak ilgilendiğimiz ve önemli bulduğumuz alanlar, pek çok açıdan sistemin terk ettiği alanlar. Burada çok genel anlamda “insanî olan” ile “sisteme dâhil olanın” çatışması yaşanıyor.” HASAN ÖZGEN İSMET YAZICI: Türk belgesel tarihinin temel taşlarından, benim de hocalarımdan birisiniz; bundan da hep gurur duydum… Sizin üretiminizde, kimi zaman görünür yüzünde, kimi zaman da derinlerinde en temelde ev – yuva – dünya – masumiyet – hafıza vs. kavramları baskın olarak kendini hissettiriyor. Bu kavramların derinliğinde, dolayımında, çok fazla şey ürettiniz; hem belgesel sinemacı olarak, hem yazan olarak. Bütün bu kavramlar da nihayetinde “insan”a çıkıyor. Derdi insan olanın, uykuları kaçar; coşkusu,…
Tarih Öğretmenliği ve yazarlığı birlikte başarıyla yürüten Reşat Gürel aynı zamanda Satranç Hakemi ve Antrenörü olarak görev yaptı. Satrançla Örülen Dünya bir bakıma onun da dünyası. Tarihimizde satrançta ustalıklarıyla da tanınan Yavuz Sultan Selim Han ile Şah İsmail’in hem satranç masasında hem de savaş alanında karşılaşmalarını akıcı bir üslup ve yeni bir görüşle her yaşta okurlarına sunuyor. Yaşamakta olduğumuz yüz yılı bütün kargaşalardan uzak, huzur ve güvenle yaşayabilmemiz için; dikkatli düşünen, doğru karar verebilen ve aldığı kararları zamanında uygulayabilen gençliğe ihtiyacımız vardır. 11. Yüzyılda Birûnî, Farabî, İbn-i Sina’larla yaşanan Türk – İslam ihtişamını satrançla örülen fikirlerle yeniden yaşayacağız. Satrançta alt…
Hayal Yayınları etiketiyle yayımlanan kitabın tanıtım bülteninden: 1980-81 sezonu futbolumuzun en ilginç dönemlerinden biriydi. İçinde 12 Eylül Darbesini ve onun rüzgârıyla spor bürokrasisinde oluşan askeri iklimi de barındıran bu sezon, Trabzonspor’un şampiyonluğuyla, ligde takımı olmayan Başkent’in köklü kurumu Ankaragücü’nün Orgeneral Kenan Evren’in talimatıyla terfi ettirilmesiyle ve Ordu Milli Takım’ın Katar’da yaşadığı hüsranla sonuçlanmıştı. Altı yıl içinde beşinci lig şampiyonluğuna uzanan Trabzonspor’un teknikdirektörü, genç sayılabilecek bir yaştaki Özkan Sümer’di. Dönemin çok önemli futbol akılları, Gündüz Tekin Onay, Serpil Hamdi Tüzün ve Adnan Dinçer ile birlikte bu spora büyük hizmetleri olan Sümer, kısa bir süre de Milli Takım’ın sorumluluğunu herhangi bir ücret…
Oğuz Kartal Don Kişot’tan bu yana metin- yazar ilişkisi özellikle kurmaca dünyanın yaşamın çoğul öykülerine yüzünü çevirmesiyle birlikte çok daha çetini, zorlu süreçleri aktaran bir hikaye anlatıcısına dönüştürmüştür romancıyı. Yazarı metniyle, metni yazarıyla okumak kadar dönemi, insanlığın yaşam öykülerini benzer kurmaca metinler izinde okumak bugünün okuru için çok daha çarpıcı bir keşif yolculuğuna dönüşmüştür hatta. Hele de her gün kadın cinayetleri, ölümler, trajediler tarihinden kesitleri yaşayan bir coğrafyada kurmaca toplumsal gerçekliklerle yol arkadaşlığını çok da küçümseyemez elbette. Roman neyi anlatır, bir romanın izinde okurun anlatıcının yüzyılları aşana ve oldukça toplumsal hesaplaşması sayabileceğimiz bir hesaplaşmanın yol arkadaşlığıyla yürüdüğünü varsayarsak kahramanın dönüşümü…
Yazmanın gerekçesi yazar için kendi gözünden dünyanın resmini yapmaktır. Çünkü yazar bir sanatçıdır, resimlerdeki kompozisyon gibi onun kaleminden çıkar, kâğıdı bezetir. Kendine ve diğerlerine göre duyguları, iyiyi, güzeli, coşkuyu, gizemi, pişmanlığı, hüznü, yaşam alanını irdeler. Öyle ki okuyucu yazılanları kendi başından geçen bir olay gibi algılar ve yazar okuyucuyu efsunlayarak sayfanın içine çeker. Olanı biteni reddetmek ya da kabul etmek okuyucuya kalmıştır. Yazarın birikimi, bakış açısı yazıya can suyu olur. Yoksa kelimeler, herkesin kullandıklarıdır. Hayal gücüyle disipline sokulmuş, kompoze edilmiş cümleler, yaşamı göstermelik de olsa gözler önüne serer. Çünkü yazar çok şey gözlemlemiştir, biriktirmiştir; zamanında söylemediklerini, söyleyemediklerini, söylenmesi gerekeni aktarmak…
Nilgün Emre’nin yeni kitabının basın bülteninden: “İnsandan insana yapılan bir solo” olarak tabir ediyor Nilgün Emre yeni şiir kitabını. Hatta yeni olan tüm şiir kitaplarının bir solo olduğunu iddia ediyor. Kısaca solosuzluğun şairaneye aykırı olduğunu anlıyoruz Nilgün Emre’nin Solo’suyla. Lirik ironizmin melonkolisi, dişil mitosların şarabi cazibesi, monotondan marjinale evrilişin alaylı ifadesi sunuluyor Solo’da, deneysel bir k/atılımla. “akıl endişem gevşek derimde büyüyen huzursuz violence bilinçaltı: kontraslı kahkaha ben: kaçıyorum orantısız şeyler gibi” Solo, ampirik bir solistin enstrümansız müzikalitesi. Manasız zıtlıklar içinde domuzuna bak, bravo diyeceğim ONU OKUMAMA GEREK YOK; ÇÜNKÜ ONUN GÖZLERİ AÇIK MAVİ! LÂLE MÜLDÜR NİLGÜN EMRE: Asıl…
Bu hafta Sanat Perisi’nin konuğu İsmet Yazıcı oldu. Yazıcı ile hem yönetmenlik hem de yazarlık çalışmaları üzerine konuşuldu. Sanatçının yaptığı belgeseller bunların olumlu toplumsal etkileri izleyiciye yansıtıldı. Hayattan ve çalışmalarından esinlenerek yazdığı kitaplarının dünü ve bugünü ve yazın yaşamına katkılarına değinildi.
Samsun/Atakum Belediyesi’nin düzenlediği “2022 Vedat Türkali Edebiyat Ödülü” şiir dalında, Mühür Kitaplığı yayın etiketiyle yayımlanan “Bun” ile Onur Şahin’e verildi. Sonuçlar sosyal medya üzerinden duyuruldu. Yarışma Roman, Öykü, Şiir, İlk Roman ve Çeviri Kurmaca Eser kategorilerinde düzenlenmişti. Vedat Türkali’nin anısına düzenlenen yarışmanın seçici kurulunda Doğan Hızlan, Deniz Türkali, Ethem Baran, Fuat Sevimay, Kemal Varol, Nedim Gürsel, Sevin Okyay, Şükrü Erbaş, Yavuz Ekinci ve Zülfü Livaneli yer aldı. Bun Devri, Ölüm Resitali, Koygun Trio ve Karantina adlı dört bölümden oluşan “Bun”un arka kapak şiiri şöyle: Şu sızlayan sancılı coğrafyanda Sıkıntı diye bir iklim var dört mevsim, Gidilemeyen şehirsin hep kendine, Telde…

