Veysel Karani Tur’den Neslihan Yalman’a “Sırasına Göre Keyfim Gayfe Öte’a’nazi” Kitabı Üzerine Sorular…

1. ‘Sırasına Göre Keyfim Gayfe Öte’a’nazi’ adlı kitabınızda şiirlerinizde ilginç tamlamalar ve sıfatlar yer alıyor. “Doğalını komediye adamış güve bir vaşak”, “boynumdan geçen şeffaf tren yolu”, “bebekleri tasarlayan ata gök gürültüsü” gibi… Şiir tarzınızı açıklamak isteseniz bu tamlamaları nereye koyarsınız?

Ben şiiri statik bir yapıdan ziyade, hareketli bir oyun hamuru gibi görüyorum. Yaşadığımız yüzyıl şiiri sokağa, görselliğe, internete, yaratıcı enerjinin beslendiği her alana gitgide yaklaştırıyor. Şiirin sadece yazılı bir form olmamasıyla da alakası bağlamında, farklı kavramların, farklı kelimelerin birbirleriyle eşleştirildiklerinde yahut yan yana geldiklerinde, oluşturdukları o ritim bozumunu seviyorum. Şiirin bir nevi kucaklama değil, irkiltme, yabancılaştırma etkisi yaratması gerektiğine inanıyorum. Bunun içindir ki, güve ile vaşağı, şeffaflık özelliğiyle tren yolunu beraber kullanabiliyorum.

Şiirin dış dünyayla ilişkisinde daha hızlı bir ritme sahip olduğunu düşündüğümden, genellikle destansı, uzun uzun varoluşsal açıklamalar yapan veya ben dilini dibine değin kullanan bir alt yapı kullanmamaya gayret ediyorum. Eğer, çok daha uzun dizelerin bulunduğu şiirler varsa; muhtemelen temel toplumsal durumlarla, politik göndermelerle ya da insanlık tarihi boyunca kafaları meşgul etmiş genel meselelerle (aşk, ölüm, yalnızlık vb) ilgili oluyor. Şiirin eğlenceli, ürkütücü, mesafeli bir etki yaratmasını önemsiyorum. Hayat da, neşe, üzüntü, hüzün, korku gibi temel durumlarla etkileşim dahilindeyse; şiirin de öyle bir misyon taşımasına dikkat ediyorum.

2. Buradan biraz poetikanıza girmek istiyorum. Şiir yazmak sizin için kişisel bir yolculuk mu, yoksa bunun toplumsal bir tarafı da var mı?

Şiir benim için hem kişisel bir yolculuk, hem de toplumsal ve evrensel bir konumlanma birimi… Yaşadığım döneme tanıklığımın, içimin dolup taşmasının, dışarıda tam anlamıyla ifade edemediklerimin dışavurumu… O yüzden, benim şiirime her türlü öğe rahatlıkla girebilir. Bir sokak tabelası, bir internet terimi, bir yemek tarifi, bilimsel bir kavram, bir dans türü, bir tatlı adı… Çünkü, deneyimlediğim her şey şiirle aynalanıyor. Şiir benim görünmez bir vücudum halini alıyor. Benden bir başka ben daha ve ötesi dışarı taşıyor. Ben bile bazen bu ifadelerin nasıl oluştuklarını tam anlayamıyorum. Anımsıyorum, ama tam anlayamıyorum. Garip bir esriklik hali…

3. Şiir dilinizi hangi şairlerle akraba ya da yakın görüyorsunuz?

Kendimi yakın bulduğum şairler genellikle içedönük olanlardan öte, belli davaları, belli yaşam karmaşaları olan ve bir çeşit cesaret gömleği giyinmiş isimler oluyor. Allen Ginsberg, Anne Sexton, Sylvia Plath, Özkan Mert, Nilgün Marmara, İsmet Özel, Nâzım Hikmet, küçük İskender, Ece Ayhan gibi isimlerin bende yerleri ayrıdır. Genellikle, yaşamla mücadelesini çetin sınavlarla vermiş, kendisine biçilen kadere karşı koyabilme özgürlüğünü ve özgünlüğünü göstermiş, politik göndermeleri de bulunan şairler beni oldukça etkiliyor.

4. “Kainattan doru bir Trump geçti”, “tiktoktan anlamayan nesle aşina değiliz” gibi dizeleriniz var. İroniyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

İroniyle, erotizmle, protestlikle ilişkim oldukça derinlikli… Ben zaten kişi olarak da, yeniliklere açık, çocuksu, dişil enerjisi yüksek, kendisiyle ve etrafıyla çatışan, vicdanıyla öfkesi arasında gidip gelen, kadınlık hallerini sorgulayan, politik entelektüelliği önemseyen biriyim. Türkiye’de genellikle rahat bir iletişim damarı mevcut değil. Her şey benzer, yarım yamalak ve örtük… Her şey ya erkek egemen ya da kimi kadınların bu eril sisteme su taşıyan öğrenilmiş çaresizlikleriyle kaplı… Burada ironi yapmaktan, sözü başka bir sözle çarpıştırmaktan öte bir çare görünmüyor. Herkes fazla ciddi ya da fazla cıvık… Ortasındaki köprüyü en nitelikli şekilde ironinin kurabildiği kanısındayım. Bir de, kadın şairlerin arasında hiciv, ironi dilini başarıyla kurabilen pek isim görünmüyor. Bunu da bir boşluk bağlamında tespit etmiştim.

5. Şu anda şiir yazan bütün şairlere sormak istediğim soruyu müsaadenizle size de sorayım: Yazdığınız şiiri “bu zaman”ın şiiri olarak görüyor musunuz? Ya da bu sizin için önemli bir mesele mi?  

Şiirin kesinlikle zamanın izlerini, şimdiyi taşıması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi demek zaten; geçmişi özümseyip, ileriyi de çözümlemeye çalışmak demek… Bu yüzden, birçok şiir hâlâ hantal; şair kendinin hamalı; çünkü, şimdiyi tüm çatlaklarıyla kabullenmiyor. Onu ya tümden reddediyor ya da aşırı benimsiyor. Oysa şimdi; hem ait olunan hem de yabancılaşılan, içine tamamen oturulamayan bir boşluk misali hepimizi sarmalıyor. Şiirin şimdide var olmasıyla beraber, şüphesiz ki bir kutsal söylem olarak, bir ironi damarı olarak ötesini de işaret etmesi, ok misali kendisini de geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Kim bilir, belki ileride sözcük bile kalmayacak. Emojiler, kısaltmalar, uydurulan yeni formlar etrafımızı kaplayacak. Bugün şairler, Türkçe uzmanları bile, yazışırken ya da konuşurken, ‘meyil’ / ‘mail’; ok; aşko’ gibi ifadeleri kullanmıyorlar mı? Veya türlü emojileri hayatlarına katmıyorlar mı? Bazı cümlelerinin bir kısmında İngilizce terimler kullanmak zorunda kalmıyorlar mı? Böylesi bir hibritlikte, neyi hangi çerçeveyle tartışacağız? Şiir esnektir, esneyebilendir; bence, o yüzden şimdi de var.

6. Şiirlerinizde sözcük oyunları ve deneysel arayışlar da var. Kendi poetik tavrınızdan da yola çıkarak şiirde biçem hakkında ne söylemek istersiniz?

Şiirde sözcük oyunlarına, görselliğe, fotoğraf kullanımına, her türlü deneysel alana oldukça açığım… Nitekim, şiirin tek bir içeriği, tanımı yok. Mesela, en son ‘Çilem Doğan’ın yazdığı mektubun’ üstüne ben de bir şiir yazdım. ‘Pikara Kadın Harekâtı’ dergisinde yayımlanacak bu şiir bir çeşit palimpsest etkiyle meydana getirildi. Yani, mektubun çıktısındaki ifadelerin üstüne dizeler eklendi; iki metin birbirinin içine geçti. Şiir-yerleştirme yapıldı. Yine, bir kadın pedine şiir yazdım; pandemi sürecinde bir tuvalet kâğıdını günlük gibi tuttum. Böylesi çalışmalar yapmayı değerli buluyorum. Nesnelerle şiirin ilişkisi bana önemli geliyor. Şiirin salt dergi, kitap içinde hapsolması taraftarı değilim. İnternette de, duvarlarda da aktif şekilde dolaşıma girebileceğini düşünüyorum. Şiir bir yerlere sızmayacak da, başka ne sızacak?!

7. Kitabınızdaki bazı şiirlerde sosyal medya ve internetle ilgili değiniler dikkatimi çekti: “Bütün duygular artık internettir.”, “bunu yazdığımda bin takipçi daha geldi” gibi… Şairlerin takipçileri sizce şiirin de takipçileri midir?

Şüphesiz ki, şu gerçeği kabul edelim; ‘‘insan yaşadığı çağa babasından daha fazla benzer’’. Bu yüzden, şairlerin takipçileri zaten otomatik olarak şiirin takipçileri de oluyorlar. Nitekim, artık her şey internet üstünden belirleniyor. Herkes orada kendini temsil ediyor. Birçok okuyucu, özellikle genç okuyucu şiiri internet üstünden alımlıyor. Şiirle sosyal medyanın ilişkisi çok daha fazla etkinleşti. Ayrıca, sosyal medya kavramlarının, orada gelişen durumların da şiire girmesi gerektiğine inanıyorum. Hepimiz sonuçta, reel dünyadan öte sanal dünyada yaşıyoruz. Orası giderek baskın ve belirleyici hale geliyor. Bunun sanata da yansımaması mümkün değil.

8. Son sorum “Kadın Harekâtı” şiirinizden hareketle kadın hareketiyle ilgili olacak. Şiirin bu alanda elverişli bir araç olduğunu düşünüyor musunuz?

Şiir insanlığa direk ulaşan, en yalın, en hakiki seslerden biridir. Bu yüzden, bir şiirden hareketle bir dergi kurmayı uygun buldum. Düşünsenize, bir şiir yazıyorsunuz, adı KADIN HAREKÂTI ve oradan yola çıkarak, bir yapılanma oluşuyor. Şiir dergiye de adını vererek, onu hakiki bir zemine oturtuyor. Bundan daha güzel bir çarpışma var mıdır hayatla? Benim için yok.

*İçtenlikli cevaplarınız için şimdiden teşekkürler. Kitabınızın okurunun bol olması dileğiyle…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ