Aksisanat portalda Rabia Çelik Çadırcı’nın sorularını yanıtlayan Hayri K. Yetik, edebiyatın itibarsızlaştığına ve şiirin işlevsizleştiğine dikkat çekti: “Yazınsal değerlerin yerini liyakat değil sadakat, yani yazın dışı ölçütler almaya başlamıştır.” dedi. Edebiyat tarihinde yer kapmak için gruplaşan, ahbap çavuş ilişkileriyle şiir sahnesinde rol alanlar olduğunu öne sürerek: “Bunlar edebiyatın imitasyonudur, demosudur. Zihniyetin zemini de kültür endüstrisidir, piyasa ekonomisidir, reklamasyon, simülasyon, dezenformasyon ve post-truht oyunudur.”dedi. Yetik’in yanıtlarının devamını ve soruşturmanın tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.
Yazar: admin
Arife Kalender, Aksisanat portalda Rabia Çelik Çadırcı’nın sorularını yanıtladı. Şiirimizin çeviri ve dünyadaki yerini yorumlayan Kalender; “Çevirinin kurum ve kuruluşlarla yürütülüp desteklenmediği sürece, bir ulusun şiiri yeterince tanıtılamaz. Çeviri ve tanıtımlar bizde bireysel ve ahbap çavuş ilişkileriyle yürüyor. Denetim, eleştirmen yok.” dedi. Ancak dil bilen şairlerin yurtdışında tanınmasına yönelik avantajlı olduğunun altını çizen Kalender, sözlerine şöyle devam etti; “Dil bilen, yurt dışıyla bağı olanlar en büyük şair!” Arife Kalender’in yanıtlarının devamını ve soruşturmanın tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.: https://www.aksisanat.com/2023/04/13/rabia-celik-cadirci-sairlere-soruyor/
Levent Karataş Ece Ayhan’ın 1993 yılında Nokta Dergisi’nde Müslüm Batuk’a verdiği röportajda kullandığı ifadeleri hatırlatarak söyleşiyi yeniden gündeme getirdi. Karataş, söyleşinin edebiyat tarihi açısından önemine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı: “Önemli buluyorum. Çünkü Ece Ayhan’ın dürüst, cüretkâr, kendine özge söyleminin yalnızca şiirde ve düzşiirlerinde değil; metinlerinde de tarihi bir dil dönemecinin apaçık öncüsü olduğu görüşündeyim. Şairin özellikle İkinci Yeni ekseninde, dönemin kalemefendilerinin isimlerini bir bir cesaretle anarak söyledikleri şimdi hâlâ güncelliğini koruyor. Dolayısıyla Ece Ayhan ve doksanlı yıllarda şiirde iyi örnekler vermiş, sonraları şiirle belki de yayınlama ilişkisini kesmiş Müslüm Batuk söyleşisinin zihin açıcı ve bir döneme ışık tutacağı görüşüyle…
Burçin Laçin Altay ve Gülşah Demirci’nin beraber hazırladıkları ve her ay düzenli olarak yapacakları “Şiir Yolculuğu” adını verdikleri şiirlerle şairler serüveninin ilk durağı Cemal Süreya olacak. Etkinlikte hayatı, edebi kişiliği, şiirleri ile usta şairimiz Cemal Süreya anılacak. Eskişehir’de Mahfil Sahne’de yer alacak bu etkinlik 28 Nisan Cuma günü saat 20’de şiirseverlerle buluşacak.
Aksisanat portalda Rabia Çelik Çadırcı’nın sorularını yanıtlayan Yavuz Özdem; yüzyıllık şiir tarihimizde yaşanan önemli yeniliklerle ilgili eski ve yeninin deviniminden ve eşitliğinden söz etti: “Sizin cumhuriyet dönemi boyunca şiir ve yenilikler konusundan hareketle oluşturduğunuz soruya cevap olarak, Hegel’in aynı şeydir yaşayanla ölmüş, uyanıkla uyuyan, gençle ihtiyar…sözü aklıma geldi.” Hegel’den yaptığı alıntılarla sözlerini sürdüren Özdem: “Pekiştirmek için soğuk ısınır, sıcak soğur, yaş kurur, kuru nemlenir… diyerek devam ettiğini de biliyoruz Hegel’in. Eskilik-yenilik meselesi de böyle bir akışın-sürecin içinde düşünülebilir.” dedi. Yavuz Özdem’in yanıtlarının devamını ve soruşturmanın tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.
Zahide Koçyiğit Sen, hiç ve kimse olmanın verdiği sınırsızlıkla karşımdasın. Ben, kederli bir gölgeden aşırılmış o saydam rengiyleyim yaşamanın. Birbirimize erişemeyeceğimiz bu yerin iddiasız rüzgarıyla dinginim. Aramızdaki bu boşluk, biliyorum, bizi kopamayacağımız bir yerden ayırıyor. Uzun sürmüş bir hastalıktan uyanırken inanmaz ya insan kolayca geçeceğine. Hızla koşarken, varacağı bir yer olmadığını fark etse bile, duramaz bir anda. “Son kötü günleri yaşıyoruz belki”* umudundan “İlk güzel günleri de yaşarız belki”* umuduna geçerken de aynı eşikte duraklar aklımız. İnanmak zordur. Bir an gelir her şeyden kaldırırız başımızı, kaldırabiliriz, derken aynı duvarda soluk soluğa, uzak anılara ait fotoğraflar gibi ellerimiz. Dilimizi umuda, gözlerimizi…
Yüzyıllık Şiirimiz Üzerine Görüşler Gelecekte şiir için geçmişe dönük çalışmalar yapıldığında, şiirlerin yanı sıra şiire dair konuşulanlar, değerlendirmeler de önemli bir yer tutacaktır. Bu sebeple gelenekten ister doğrudan, ister eleştirel biçimde olsun bir şekilde yararlanılacaktır. Geçmişin veya bugünün şiirine övgü ya da yergi de bulunmak için gelecekte başvurulacağını düşündüğüm, bugünün şairleriyle yüzyıllık şiirimiz üzerine görüşlerini sordum. Geleceğe katkısı bulunması temennisiyle… “Gelenek, bir bütündür; bütün ‘bütün’ler gibi, parçaları olan bir bütün!” (Hilmi Yavuz- Yakın Dönem Türk Şiiri) Cumhuriyet dönemi boyunca şiir topluluklarına baktığımızda, Beş Hececiler, Milli Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir, Yedi Meşaleciler, Saf Şiir Anlayışını Sürdüren Şiir, Toplumcu Gerçekçiler, Garip…
“Kurmaca bir metin okurken gerçeklik ilkesini askıya alırız. Yani okuduğumuzun kurmaca olduğunu bilmemize rağmen bu bilgiyi görmezden gelerek romanın, öykünün, tiyatro oyununun, filmin gerçekliğine bir süreliğine inanırız. Karşılığında da başkalarının deneyimlerini içeriden görürüz.” İSMET YAZICI: Mevlâna “Bu dünyada yaşamıyorsunuz, bu dünyadan geçiyorsunuz.” der; tabi bu faniliği idrak edip kabullenmek, salt akılla kabul edebilmek çok zor ve dolayısıyla ‘insan’ aklın bağlarında, doğum ve ölüm arası var saydığı çizgide sıkışıp kalmış gibi… Sanat, senin özelinden bakarsak da edebiyat, insanı salt akılın sarhoşluğundan kurtarıp, hiçbir kalıba sığamayan ruhun rehberliğini de devreye sokup düşler, sorgular alanı açıyor. Teşbihte hata olmaz, bir makinanın çarkına takılı…
Aksisanat portalda Rabia Çelik Çadırcı’nın sorularını yanıtlayan Tamer Öncül, “Sizce şiirimizi dünyaya yeteri kadar tanıtabildik mi?” sorusu üzerine şiirimizin tanınmadığının ve tanıtılmadığının altını önemle çizerek şunları söyledi:“Türk şiirinin yeterince tanıtılmadığı / tanınmadığı apaçık ortada. Bunu Şiire düşman devletten /hükümetlerden beklemek akıntıya kürek çekmek demek. Geçmişte bu yanılgıyla sırtını devlete dayamaya çalışanların sonu hüsran oldu. Olmaya da devam edecek.” Öncül’ün yanıtlarının devamını ve soruşturmanın tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz: https://www.aksisanat.com/2023/04/13/rabia-celik-cadirci-sairlere-soruyor/
Hülya Deniz Ünal, Aksisanat portalda Rabia Çelik Çadırcı’nın sorularını yanıtladı. Şiirin toplumsal düzlemde itibar kazanıp kaybettiği zamanları yorumlayan Ünal, itibar kaybının popülizm tuzağından kaynaklandığını belirterek şiirin tarih boyunca itibar kaybetmediğini ve asla kaybetmeyeceğinin altını çizdi. Hülya Deniz Ünal sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir itibar kaybı söz konusuysa; popülizmin tuzağına düşmüş kimi şair tiplerini işaret etmek gerekir. Şiiri değil, şiirin getirisini düşünerek köşe başlarını tutmaya çalışanları. Behçet Necatigil’in “Az görün, çok görürler” cümlesi bu tip rahatsızlıklara en iyi reçetedir.” Ünal’ın yanıtlarının devamını ve soruşturmanın tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz…
Mehmet H. Doğan Ödülü’nün bu yılki sahibi “Modern Türk Şiirinde Hayvan İmgesi” isimli yapıtıyla Fatih Özdemir oldu. Asuman Susam, Gültekin Emre, Haydar Ergülen, Metin Celal, Nilay Özer, Orhan Alkaya ve Orhan Tekelioğlu’ndan oluşan Seçici Kurul, 1 Ocak 2022– 31 Aralık 2022 tarihleri arasında yayınlanmış, Türkçe şiir eleştirisi, inceleme, araştırma kitapları ve aday olan Türkçe makaleleri değerlendirmeye aldı. Bu yıl, jürinin ortak kararı ile Fatih Özdemir’in Kabalcı Yayınları’ndan çıkan çalışması ödüllendirdi. Seçici Kurul, yeterli başvuru olmadığı için makale ödülü vermedi. Mehmet H. Doğan Ödülü önümüzdeki günlerde düzenlenecek törende sahibine verilecek.
Türkiye’de feminist hareketin öncülüğünü yapan yazar Duygu Asena’nın anısına verilen ‘Duygu Asena Roman Ödülü’ bu yıl ‘Servi Nine ve Üç Güzeller’ adlı romanıyla Arlin Çiçekçi’ye verildi. Doğan Kitap’ın Duygu Asena’nın anısını yaşatmak için düzenlediği ve Jüri başkanlığını Doğan Hızlan’ın üstlendiği ödülde seçici kurul Asuman Kafaoğlu Büke, Filiz Aygündüz, İhsan Yılmaz, Sibel Oral ve Elif Tanrıyar’dan oluşuyor. Seçici kurul ödül gerekçesini, “Hikaye anlatıcılığında gösterdiği ustalık, Türkçe kullanımındaki yetkinliği, yoğun gerçeklik duygusu, bu topraklarda yüzlerce yıldır kadına ve doğaya uygulanan şiddetin değişmediği gerçeğini İstanbul’daki küçük bir park üzerinden anlatmadaki mahirliği ve kadının adını bulabilmesi, var olabilmesi için sunduğu önermeler gerekçesiyle oy çokluğu ile Arlin Çiçekçi ödüle değer…
Aksisanat portalda Rabia Çelik Çadırcı’nın sorularına yanıt veren Rahmi Emeç, edebiyatın ve sanatın üstündeki baskıyı yorumladı. Sözlerine “Baskının olmadığı yıllar yok ki!” şeklinde başlayan Emeç, Sivas katliamının yarattığı yıkımdan ve örselenmeden söz ederken “değişik gerekçelerle, yakın zamanlarda şairlerin hakkında açılan davalar ve bizim ikide bir tepki açıklamalarımız, imza toplamalarımız…” sözleriyle sanatın içinde bulunduğu sıkıntıları yorumladı. Rahmi Emeç’in yanıtlarının devamını ve soruşturmanın tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:
Serdar Biliş, Serkan Keskin’in zihnine girerek Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” için yazdığı tüm karakterleri bir bir ortaya döküyor. Oyun Özeti Doğu ve batı, eski ve yeni, geleneksel ve modern kutupları arasında salınıp duran Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ölümsüz eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Serkan Keskin’in onlarca surete büründüğü bir oyunculuk şöleniyle sinema ve tiyatronun iç içe geçtiği çağdaş bir uyarlama olarak izleyici ile buluşuyor. Oyunda Tuluğ Tırpan canlı piyano performansı ile hikayeye eşlik ediyor. Yönetmen: Serdar Biliş Yapımcı: Elif Özge Maltepe, Türkan Özilhan Tacir, Yağmur Dolkun Müzik: Tuluğ Tırpan Maximum UNIQ Fotoğraflar: Salih Üstündağ @ustundagsalih Haber: Fatma Eryılmaz…
Hasret BALABAN İnsanlar, zamanı güneşten ayırıp ceplerine koyunca zaman da öksüz kaldı. Çocukken fakir ama özgür; gençliğinde hayatını yönlendirirken muvakkat işlere dalıp çıkan; muvakkithane müdavimi; enstitüden önce, sahnede tutuk ama gözlemde mahir; enstitü işlerken sahnede ve suflörü eşliğinde şöhret sarhoşu; enstitünün çarkları durunca menfaat düşkünlerinin balyozla afallayıp baş ağrısı çeken; mutlak samimilik taraftarı bir karakter: Hayri İRDAL. Hayatına giren her yeni olguyla ruhundan bir parça kaybeden -belki de bu yüzden uzun süre bir işte dikiş tutturamayan- kendisini yaşamındaki insanların bileşkesi olarak addeden, eşyaya fazla anlam yükleyen ‘’Hasta Adam’’: Hayri İRDAL. Her yeni…
Fatma ERYILMAZ Sevgili Tanpınar, geçenlerde sizi rüyamda gördüm. İlk kez. Sabah da bu rüyayı “Bu Akşam Rüyamda Leyla’yı Gördüm” şiirinizin hatırına gördüm herhâlde diye düşündüm. Şiiriniz de bestesi de ayrı bir yazının konusu olacak kadar muhteşem olduğu için şimdilik sadece adını anacağım benzersiz dizelerinizin. Evet, sizi gördüm: Uzun paltonuz, elinizde fotoğraf makineniz ile -kitap kapaklarınızdaki meşhur fotoğrafınızdaki hâlinizle- capcanlı karşımda duruyordunuz. Sanki şaşkınlığımın ve eserlerinize hayranlığımın fotoğrafını çekmek ister gibiydiniz. Aslında yaşamıyor olduğunuzu, bunun bir rüya olduğunu bildiğim hâlde kanlı canlı karşımda oluşunuzun da tadını çıkararak baktım size. Rüya işte, kısa sürer. Ben o kısacık anda hem size baktım derin…
Cumhuriyet döneminin ilk öğretmenlerinden, “Bursa’da Zaman” şiiriyle geniş kitleler tarafından tanınan Ahmet Hamdi Tanpınar; şair, roman yazarı, edebiyat tarihçisi, akademisyen ve siyasetçidir. Zaman kavramının imza ismi olan Tanpınar 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul’da, zamanının kalburüstü semti olan Şehzadebaşı’nda, dünyaya gelir.Şehzadebaşı, yüzyıllarca Türk mahallesi olma özelliğini korumuş, yan yana yapılan iki külliye ile tamamıyla Müslüman mahallesine dönüşmüştür. Gürcü asıllı baba Hüseyin Fikri Efendi ile Nesime Bahriye Hanım’ın üç çocuklarından en küçüğüdür. Babası kadı olduğu için Tanpınar’ın çocukluğu ülkenin farklı şehirlerinde geçer. Annesini 1915 yılında Kerkük’ten yaptıkları bir yolculuk esnasında kaybeder. Lise öğrenimini Antalya’da tamamladıktan sonra yükseköğrenimi için İstanbul’a 1918 yılında döner.…
Sibel Turga Metin Bir yazarı sevmek onun izlerini takip etmektir kanımca. Bir şehri ara yollarından yürüyerek gezersen sana dayatılan, gösterilmek istenilenle karşılaşırsın. Oysa bir şehir ara sokaklarıyla vardır, ara sokakların sesi, nefesi, kokusudur aslolan. O sokak araları candır, ılıman bahar rüzgârı, erguvanların sırlı dünyasıdır. Bir yazarı tanımak da onun ara sokaklarına dalmakla, göstermekten imtina ettiklerini görmekle olur. Orada gizlidir hevesi, nefesi, hayali, musikisi… O musikiyi dinlemek için o sokakların kalbine hüküm giymek gerekir. Bugün de yolculuk Ahmet Hamdi’ye, nam-ı diğer Kırtipil Hamdi’ye… En yakın arkadaşlarının bile ciddiye almadığı çokça karamsar ama bir o kadar da yaşamaya sevdalı… Mona Lisa…

