Ayşe Özgür Aydoğan / Özgür Sinema “Özgürlük bir sürgündür ve ben özgür olmaya mâhkumum.” Jean Paul Sartre Alman Yönetmen Wim Wenders’in adını Lou Reed’in “Perfect Day” şarkısından alan Mükemmel Günler filmi izleyiciye minimal ve rafine zevklerle bezenmiş bir hayatın nasıl yaşanabileceğini anlatmaya çalışıyor. Filmin başkahramanı, Geyşa, Kurtların Kanı, Açık Gökyüzünün Altında ve Günler filmlerindeki performanslarıyla uluslararası alanda tanınan aktör Kōji Yakusho, rolünün hakkını öyle güzel veriyor ki Cannes Film Festivali’nden En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle dönüyor. Koji Yakusho’nun canlandırdığı Hirayama, umumi bir tuvalet temizleyicisi. Pek çok insanın burun kıvıracağı bir iş. Sabahları mutlu bir şekilde arabasına binip işe giden Hirayama,…
Yazar: admin
Özlem Çuhadar Lodoslar kentine yazarak sahip çıkmaya çalışan Füruzan, kendisiyle yapılan söyleşilerde İstanbul’a duyduğu sevgiyi her fırsatta yinelemiştir. İstanbul, ikinci öğretmenidir Füruzan’ın. İstanbul keşif mekânı, deneyim alanı. İstanbul daha sonraki yıllarda kentin çehresindeki bozulmalarla birlikte ise onun için başat bir hüzün kaynağı. Kadıköy ve Kasımpaşa arasında geçen çocukluk yıllarına dair aktarımlarında kentin pek çok güzelliği öne çıkar. Çocukların, yaşadıklarını unutmadığını düşünen Füruzan, onların öğretilmekte olana çıplak gözle baktığını, sesleri, kokuları, mekânları ve büyükleri kaydettiğini belirtir. Kasımpaşa’da Haliç’in küçücük vapurlarına, yolcu büyüklerin çocuklarından biri sayılmayı göze alarak büyüklerin arasından sızıp biner. Birilerinin yanına uslu uslu yanaşan kaçak yolcu Füruzan için Haliç…
Zeytin Akademi Edebiyat Çalışma Grubu, edebiyat dünyasına önemli bir katkı sunacak yeni çalışmasını tamamladı. Modern Türk edebiyatında eserleriyle yalnızca bir kuşağı değil, ardışık kuşakları da derinden etkilemiş, cesur anlatımı ve sarsıcı temalarıyla edebî bellekte kalıcı bir yer edinmiş olan Pınar Kür için hazırlanan kapsamlı dosya, okurla buluştu. Derya Akar Balcı’nın editörlüğünde hazırlanan çalışma, Pınar Kür’ün edebiyatımızdaki yerini farklı açılardan ele almayı amaçlıyor. Dosyada, yazarın edebiyat evreni; insanın halleri, birey-toplum çatışması, ahlaki kırılmalar, modernleşme sancıları ve psikolojik derinlik bağlamında inceleniyor. Akademik titizlikle kaleme alınan yazılar, Pınar Kür’ün metinlerini yalnızca dönemsel bir çerçevede değil, günümüz okumasına açık, canlı ve tartışmaya davet eden…
Esra ERK ÖZYİĞİT Bir kurguya sonradan katılan yazarın işi dikkat ister. Hikâye başlamıştır. Dünya kurulmuştur. Kişiler yerlerini almış, ilişkiler belirlenmiş, okur da bu dünyaya alışmıştır. Yeni gelen, bu alışkanlığın içinde kendine bir alan açar. Beşpeşe’nin beşinci bölümünde Pınar Kür’ün karşısındaki durum budur. Çünkü bu roman, beş yazarın birbirinin bıraktığı yerden yürüttüğü ortak bir çalışma. Başlatılması gereken bir hikâye yoktur; farklı ellerden geçmiş, çoğalmış bir kurgu vardır. Kür bu kurguyu sürdürürken sesi yükseltmez. Bakışı yavaşça başka bir yere taşır. Bu yön değişimi, daha çok anlatma biçiminde hissedilir. Burada ses değişir. Önceki bölümlerde Zehra’nın hayatı dışarıdan görülür. Aynı olaylar farklı bakışlardan anlatılır,…
Selda AKTAŞ Pınar Kür, 15 Nisan 1945 yılında Bursa’da doğdu. Doğduğu zaman annesi Bilecik’te hocaydı. Annesi de babası da o sıralar Cumhuriyet kuşağı, idealist öğretmenler. Anadolu’da çalışmayı tercih etmişler. Annesinin Bilecik’te doğurabileceği bir yer olmadığı için, çok yakın olmamasına rağmen Bursa’ya gidiyor. Çünkü ilk öğretmenliğe orada başlamış ve doğum için orayı tercih ediyor. Pınar Kür, kardeşi Işılar ile mutlu bir çocukluk geçiriyor. İnsanın hayatında çok kötü olaylar da olabilir ama bir çocuğun mutluluğunu sağlayan ona duyulan sevgidir. Çocuklar onlara duyulan sevginin gerçekliğini içgüdüsel olarak hemen anlıyorlar. Pınar Kür ve kardeşi gerçekten sevilen çocuklardı. Küçük yaşta yurt dışına gitmenin, büyük değişiklikler…
Burçin LAÇİN ALTAY -Pınar Kür’ün Asılacak Kadın Adlı Öyküleri Üzerine Bir İnceleme- Pınar Kür hem edebi diliyle hem düşünsel cesaretiyle edebiyatımızda farklı bakış açısıyla derin izler bırakan yazarlardandır. “Asılacak Kadın” romanı bu bağlamda gerçek bir olaydan kurgulanarak anlatılması nedeniyle de en etkileyici romanlarından biridir. İlk baskısında Sait Maden’in kapağıyla beyazlar içinde elinde bir kırmızı çiçekle bir kadın silueti karşılıyor ilkin. Roman “Ezilmişliği meslek edinmiş olanlar için” epigrafı ile başlıyor. Kitabın arka kapak yazısında ise yargısızca infaz edilmek istenen kadının sessiz çığlıklarını ve ona yapılan adaletsizliği, iyinin kötüyle çatışması üzerinden bireyin kendisini sorgulamasını iterek toplumsal bir sorunun şu şekilde açıklıyor: “Bir…
Burçin MAYA ÇANKAYA Zeytin Edebiyat ailesi olarak bu ayki incelememiz için Sevgili Pınar Kür’e karar verince Rüzgâr Fısıldarken adlı ilk kitabımın ana kahramanı olan bilge çınarı bana çağrıştıran Bir Deli Ağaç kitabını almak istedim. Öyküleri okudukça kimi öykülerimde onunkine benzer yollar denemiş olduğumu görmek beni ne kadar mutlu etti, kelimelere sığdırmam mümkün değil doğrusu. Hem Doğu hem Batı kültürünün etkisi altında yetişmiş sanat hayatında hep kendini aşmaya çabalamış, yazmanın varoluşun ispatı olduğunu ifade etmiş bir yazardır Pınar Kür. Kendileri de sanat dünyasının birer ferdi olan aile bireylerinin cesaretlendirmeleriyle okuma yazma merakı beslenen Kür, sanatın çeşitli dallarında eserler vermiştir. Bu eserler…
Derya AKAR BALCI “Gece gezen ölüler midir hayaletler, Yoksa ancak geceye sığınarak yaşamayı sürdürebilen canlılar mı?” Kurmaca metinlerin temelini oluşturan “hikâye etme, anlatma” unsuru bireylerin kendini anlatması, aktarması bakımından da yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Hikâye sözcüğü deyince insanın aklına ilk olarak “anlatma” gelir. Bir insanı tanımak istiyorsak öncelikle onun hikâyesini sorar, ondan kendi hikâyesini anlatmasını isteriz. İnsanların olduğu kadar toplumların da hikâyeleri vardır. İnsanı, insan yapan geçmişi ve hikâyesidir. Bazen bu geçmişle hesaplaşmak gerekir ki birey kendi var oluşunu tamalayabilsin. Geçmişle hesaplaşma toplumların ya da bireylerin geçmişte yaşadıkları travmatik olaylar ve durumlarla yüzleşmesidir. Bireyin belleğinde yer edinen durumlar…
Faruk Bal: Sevgili Mehmet M. Salmanoğlu, Zinneni [1] kitabı Zeytin Günlerinden Geliyorum şiiriyle başlamış. Kitabın özeti gibi olmuş bu şiir de. Kitabın adını da çağrıştırıyor. Altınözü’nün zeytinleri ünlüdür Antakya’da. Dini mitoljide de geçer zeytin. Hz. Nuh’un suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercin salar. Güvercin gemiye döner. Anlar ki sular henüz çekilmemiş. Yedi gün sonra tekrar salar güvercini geminin penceresinden. Güvercin bu sefer gagasında yeni koparılmış bir zeytin yaprağıyla döner. Gagasında zeytin yaprağıyla dönen güvercin o günden bugüne ümidin, barışın simgesi olur. Tufana karşı direnip yaşayan zeytin de ölümsüzlüğün simgesi… Uzun bir giriş oldu ama zeytinle bütünleşen Altınözü,…
Aksisanat yazarlarıçağdaş edebiyatımızın önemli isimlerinden Erendiz Atasü’yü odağına alan özel bir çalışmaya imza attı. Platformun yazarları, Atasü’nün edebiyatı, düşünsel dünyası ve eserlerini irdeleyen bir çalışma hazırladı. Demet Tuğrul Yüceil ve Derya Akar Balcı, farklı bakış açılarıyla kaleme aldıkları yazılar Erendiz Atasü’nün eserlerinin dil ve üslup özelliklerini ele alıyor. Çalışma Atasü’nün eserlerini yakından tanıyan okurlar kadar onu yeni keşfedecek olanlara zengin bir okuma alanı sunuyor. Aksisanat Kültür Sanat Platformu’nun bu çalışması, edebiyatın farklı seslerini bir araya getirerek nitelikli eleştiri ve değerlendirmelere alan açma misyonunu sürdürürken, Erendiz Atasü’nün düşünsel ve edebi mirasına da güçlü bir vurgu yapıyor. Hazırlanan çalışma, Aksisanat’ta okurlarla buluştu.…
Derya AKAR BALCI -Erendiz Atasü’nün Baharat Ülkesi’nin Hazin Tarihi Romanı Üzerine Bir İnceleme – Modern edebiyatın kurmaca metinleri, hayatın gerçeklerini olduğu gibi yakalayıp yansıtmak gibi bir görevi üstlenmeyip, hayatın anlamını metnin kendi iç anlamıyla, içe dönüklüğüyle dile getirir. Erendiz Atasü’nün (1947) Baharat Ülkesi’nin Hazin Tarihi adlı romanı modern edebiyatımızın en güzel örnekleri arasında yer almaktadır. Roman, çağdaşlaşma ve modernizm yolunda kurulan bir ülkenin gerçeklerini, fantezi edebiyatın unsurlarından faydalanarak dile getirir. Fantezi edebiyatın özelliklerinden birisi, gerçek dünya öğeleri kullanılarak anlatılamayacak durum, düşünce ve içerikleri anlatmak için alternatif yöntemler kullanmaktır. Aslında fantastik edebiyat, gerçek anlamda biçimsel hayali bir dünya kurar ve alt…
Demet TUĞRUL YÜCEİL Kadın; tanrıçaları çileden çıkaran saf, duru güzelliği, tanrıların akıllarını başından alan kıvrımlı hatları, nazlı gülüşü, estetiğin vücut bulmuş yürüyüşü ve zarafetiyle nice destanlara, hikâyelere konu olmuş, uğruna savaşlar çıkarılan, peşinden diyar diyar gezilen, çöllere düşülen, ona kavuşabilmek umuduyla denizler aştıran, dağları deldiren bir hülya prensesi olarak dillerden dillere anlatılagelmiştir. Evet, güzeldir kadın, özeldir kadın, güçlüdür kadın… Dünyayı düzenleyen, insanlığı doğuran, donatan, besleyen, yaşamı yaşam hâline getirendir. Ama bir o kadar da çilelidir kadın. Görülmeyen emektir, dile gelmeyen fikirdir… Bitmeyen dertlerin ve acıların pençesinde yaşama tutunandır. Ömrü boyunca yaşamın ondan beklendiklerine yetişmeye çalışırken kendine yetişemeyendir. Kendini tanıyamadan, doğanın…
Mualla Katip “Bir çocuk — doğa aşığı olsa bile — uçurumlar diyarında bir kelebeği kaç gün kovalar?” Bu söz Hasan Abdülhakim’e ait ve Mehmet Sabri Genç’in Karekök Hayat kitabındaki “Gardiyan’ın Cebindeki Anahtar” adlı bir anlatının girişinde yer alıyor. Yazarın size burada bahsedeceğim hikayenin girişine böyle bir sözle başlaması rastgele değil elbette; çünkü yazar bu alıntıyla bizi düşünmeye ve hikâyenin kendisine hazırlıyor. Bu sözde geçen: “Çocuk, uçurum, kelebek”… Kelebek, güzelliğin kâinatta vücut bulmuş hâli. Çocuk, kelebeği kovalayan meraklı ve saf bir acemi. Uçurum ise bu güzellik ve saflığın ortasına gelip yerleşmiş güçlü bir metafor. Biz burada ona yalnızca derinlik yüklemiyoruz; o…
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, vefatının 64. yıl dönümünde özel bir programla anılıyor. 24 Ocak Cumartesi günü saat 15.00’te, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte, Gönül Ak’ın hazırlayıp sunduğu Seyirlik Radyo programı edebiyat ve müzik severlerle buluşacak. Programda gitarı ve sürpriz besteleriyle Emrah Akbalaban, perküsyonda ise Cenk Güçbilmez yer alacak. Tanpınar’ın edebî dünyasından izler taşıyan anlatılar, müzikle harmanlanarak dinleyicilere çok katmanlı ve duyusal bir deneyim sunacak. Sözün, sesin ve ritmin iç içe geçtiği bu özel buluşma, Tanpınar’ın estetik anlayışına ve zaman kavramına da göndermeler taşıyacak. Gülhane Parkı içerisinde yer alan tarihi Alay Köşkü’nde düzenlenecek etkinlik, hem…
SÖYLEŞİ: Hasan ULAŞ ile Son kitabı ‘Ağaçların Gidecek Yeri Yok’u konuştuk. Yeliz ŞENYERLİ Yeliz ŞENYERLİ: Merhaba Hasan Bey nasılsınız? Hasan ULAŞ: Çok teşekkür ederim Yeliz Hanım, dünya telâşı işte malum… Yeliz ŞENYERLİ: ikinci kitabınız ‘Ağaçların Gidecek Yeri Yok’, ilk kitabınız ‘Kirman’dan dokuz yıl sonra yayınlandı. Uzun denilebilecek bir süredir de edebiyatla özellikle de şiirle ilgileniyorsunuz. Bize Çalışmalarınızdan ve kitabınızın hikâyesinden bahsedebilir misiniz? Hasan ULAŞ: Sanıyorum İbn-i Haldun’un ‘Coğrafya Kaderdir’ sözünün, o tam olarak bu anlamda söylemese de bir gerçeklik payı var. Doğup büyüdüğüm yaşadığım yer olan Salihli’nin Sart köyü (Sardes) edebiyat ve sanat açısından oldukça mümbit topraklar. Dionysos buralarda yaşamış,…
EMRE GÜRKAN KANMAZ İLE TUHAF.İYE ŞİİRLERİ SÖYLEŞİ SÖYLEŞEN: BURÇİN LAÇİN ALTAY “Bir şair her zaman gerçekleri anlatmak zorunda değildir. İki kasap karşılıklı dükkân açmasın. Üç gün sonra unuturlar ölsem. Dört defa sustum adını adına sevmek denenin.” Dizeleriyle seslenen sevgili şair Emre Gürkan Kanmaz’ın yeni şiir kitabı “Tuhaf.İye” şiirleri üzerine söyleşeceğiz. Burçin L. A.: “Tuhaf.İye”; tuhaf ve iye sözcüklerinden oluşan bu ismi düşünürsek; İye sözcüğünün buradaki özelliğini bulmak istiyorum öncelikle… İye okunuş ve yazılışları farklı olsa da eski, özellikle Türk dillerinden beri var olan bir sözcük. Bu dilleri bazıları şöyle; Tatarca, Çuvaşça, Yakutça, Türkmence, Kazakça, Tuvaca, Özbekçe, Kırgızca, Osmanlıca ve Rusça……
Beste NÂSIR (bestenasir@gmail.com) Umut, her yeni günle birlikte içimizde hep yeniden yeniden açacak bir çiçeğin tohumlarına benzer. Her yeni günle birlikte hiç durmadan akan içinde yaşadığımız bu hayata tutunmamızın ya da tutunmak istememizin nedeni, umuttur. Dünyanın daha iyi, daha güzel bir yer olacağının beklentisi ve insanlar arası ilişkilerimizde yaşadığımız zorlukları, düğümleri, kırgınlıkları, acıları aşmak için, daha güzel bir ilişkiye sahip olabilmek için hep yeniden yeniden çabalamak istememiz yine umuda karşılık gelir. Başka bir deyişle, umut, her birimizin hayatımızın her alanı için ayrı ayrı sürekli çırpınıp durmamızı sağlayan şeydir. Ben, umut hakkında yazmak isterken aslında mutlu olma hali dediğimiz halin bir…
ERGUN KOCABIYIK: “…Kurmaca dışı kitaplar ‘doğru’yu ifşa ederek günah işlerken, kurmacanın günahı ise anlattıklarının ‘yalan’ olmasıdır…” İSMET YAZICI: Elimizde bir kitap var; adı, daha sayfalarını çevirmeye başlamadan insanı tuhaf bir şekilde tedirgin etmeye, heyecanlandırmaya yetiyor: “Asla Okuyamayacağınız 101 Kitap”… Bunlar nasıl kitaplar ki diye düşünüp, kafanızda sorular üretmeye başlıyorsunuz. Yasaklanmış kitaplar mı bunlar? Ergun Kocabıyık yazmışsa, çok kadim metinler de biz fanilerin ulaşması asla mümkün olmayan kitaplar mı? Gibi gibi sorular dönüyor zihninizde, kitabın sayfaları çevirmeye başlayınca da hem içeriğiyle hem grafik tasarımıyla çok büyülü bir dünyanın daveti olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. ERGUN KOCABIYIK: Kitabın adı bir meydan okuma gibi geliyor, ama…

