Şiir ve edebiyat odaklı yayınlarıyla dikkat çeken Maraşantiya Dergisi, 20. sayısını zengin bir içerikle okurlarına sundu. Söyleşilerden dosya konularına, şiirlerden deneme ve kitap incelemelerine uzanan yeni sayı, çağdaş edebiyatın farklı seslerini bir araya getiriyor. Bu sayının söyleşi bölümünde, kısa süre önce Yitik Ülke Yayınları etiketiyle yayımlanan Biten Şeylerin Geleceği adlı toplu şiir kitabıyla gündemde olan akademisyen, şair ve yazar Hüseyin Köse yer alıyor. “Varoluşu Hıçkırarak Düşünen Şair” başlıklı ve nehir söyleşi niteliği taşıyan kapsamlı çalışma, derginin öne çıkan bölümleri arasında bulunuyor. Dergide ayrıca, Hüseyin Peker ile gerçekleştirilen kısa söyleşinin yanı sıra, “biten her şeyde bir bit yeniği var / ve…
Yazar: admin
Zürbiye İ.’nin Aşk, Ölüm ve Yemen adlı romanı, dijital çağın hızla çözülen ilişkilerini güçlü bir psikolojik arka planla ele alan etkileyici bir anlatı sunuyor. Yapıtın merkezinde, oğlunun kaybıyla sarsılmış olan Nergis bulunuyor. Yazar, Nergis’in iç dünyasını katman katman açarken acının onun duruşunda yarattığı dönüşümü ustalıkla görünür kılıyor. Karakterin “acıların soğuk bir mermere çevirdiği” bedeni üzerinden yasın yoğunluğunu daha ilk sayfalarda hissettiren roman, okuru hızla duygusal bir odağa yerleştiriyor. Bu kırılgan dönemde Nergis’in karşısına sosyal medya üzerinden çıkan Lowell Lee, kendisini Yemen’de BM adına çalışan bir cerrah olarak tanıtan esrarengiz bir kişi olarak anlatıya dahil oluyor. Lowell, roman boyunca hem umut…
Mualla Katip Turgut Uyar şiiriyle gerçek manada tanışmam üniversite birinci sınıfta olmuştu. Fakülte koridorundan geçerken beni odasına çağıran Yeni Türk Edebiyatı dersi hocam, “Mualla, bu şiire bir fotokopi çekip getirebilir misin?” diye elime kalın bir antoloji kitabı vermişti. Ben de fotokopiciye giderken şiirin başlığına baktım: “Göğe Bakma Durağı.” Vay be, dedim, ne harika bir başlık bu. Şiiri fotokopiciye giderken bir iki kere okudum ve her okuyuşta göğe baktım, sonra içime baktım ve tekrar göğe baktım. Bazı mısraların taşıdığı anlamları idrak etmem ise yıllarımı aldı. O gün şiiriyle ilk kez karşılaştığım bir şair, beni yalnız göğe baktırmamış; içimdeki tüm imgelere yeni…
Zeytin Akademi ekibi Derya Akar Balcı editörlüğünde Türk edebiyatında geleneksel anlatı kalıplarını yıkan, parçalı kurgusu ve kendine özgü diliyle modern bireyin varoluş sancılarını edebiyata taşıyan sıra dışı yazar Sevim Burak’ı kapsamlı bir dosyayla okurlarıyla buluşturuyor. Yaşadığı dönemde dili ve anlatım biçimi nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kalan, ancak bugün Türk edebiyatının en özgün ve yenilikçi yazarlarından biri olarak kabul edilen Sevim Burak, yayımlanan beş özel inceleme yazısıyla yeniden keşfediliyor. Dosyada, yazarın çok katmanlı kültürel kimliğinin öykülerine yansımalarını ele alan Zeytin Akademi yazarları, Burak’ın Türk öykücülüğünde yarattığı biçimsel devrime uzanan geniş bir perspektif sunuyor. Kendisini sürekli “izleyiciler karşısında ölüm numarası yapan bir…
Burçin LAÇİN ALTAY -Sevim Burak’ın Yanık Saraylar Öyküleri Üzerine Bir İnceleme- Yazdığı dönemde öykücülüğümüze yepyeni bir soluk ve bakış getiren Sevim Burak, bambaşka bir tarz ve üslupla avangart yazarların başında gelir. 1965 yılında çıkan Yanık Saraylar, ilk öykü kitabı olup ironiyi benimseyen çok katmanlı yapısı, alt metin, üst metin, metinler arası hatta disiplinler arası birçok tekniğin kullanılması ile zamanının ötesinde bir modernlik ve farklılıkla kapalı anlatıma da dikkat çekmesi ile önem kazanır. Bu bağlamda modern yönelişleri farklılığı ile ayrı bir yeri olduğu kabul edilir ve çıktığı yılın edebiyat olayı olarak tarihe geçer. Ayrıca hala modern Türk edebiyatının kült metinlerinden biri…
Derya AKAR BALCI 26 Haziran 1931 – 31 Aralık 1983 Dünya Hikâyeleri Yarışması’nda ilk altıya giren “Büyük Günah” adlı öykünün yazarı Zeliha Sevim Burak, 1931 yılında İstanbul’da yaşama merhaba der. 21 yaşına kadar Kuzguncuk’taki evlerinde babaannesi ve büyükbabası ile yaşar. Büyüklerin himayesinde büyüyen yazar “yaşlı bir insan gibi” yetiştiğini söyler anılarında. Annesi, Bulgaristan’dan göçmüş Yahudi asıllı bir ailenin kızı ve ev hanımı; babası ise gemi kaptanıdır. Hikâyelerinde azınlık kültürüne ve yaşlı insanlara ağırlık vermesinde, çocukluk ve ilk gençlik yıllarına ait anıları etkili olmuştur. Peyami Safa ile, evliliğinin ilk yıllarında yakınlaşmış olması onun öykücülüğünde önemli bir yer tutar, hatta dönüm noktasıdır…
Burçin Maya Çankaya Türk öykücülüğünde olay merkezli anlatım uzun süre belirleyici olmuştur. Ancak Sevim Burak’ın metinleri bu geleneğin dışına çıkarak modern bireyin parçalanmış varoluşunu anlatır. Burak’ın özgünlüğü, karakteri trajediye sürüklemek yerine trajediyi bir seyir nesnesine dönüştüren toplumsal bakışı açığa çıkarmasında yatar. 1931 yılında İstanbul’da doğan Sevim Burak, farklı kültürel kökenlerden gelen bir aile ortamında yetişmiştir. Bu çok katmanlı kültürel yapı, onun metinlerinde sıkça karşılaşılan kimlik sorgulaması ve aidiyet arayışı temalarının oluşumuna zemin hazırlamıştır. Burak’ın anlatılarında bireyin kendi varlığıyla hesaplaşması, çoğu zaman parçalanmış bilinç üzerinden verilir. Sevim Burak’ın edebiyatındaki en belirgin özelliklerden biri, klasik öykü geleneğinin dışında kalan anlatım teknikleridir. Parantez…
Selda AKTAŞ 1931 yılında İstanbul’da doğan Sevim Burak 11 yaşına kadar Kuzguncuk’un tepesindeki evlerinde anneannesi ve büyükbabasıyla yaşadı. “Bu yüzden çocukluğumla büyüklüğüm arasında bir fark yok gibidir” der. Aile çevresinde, çocuklardan ziyade yaşlı komşular, yaşlı akrabalar bulunduğu için, onların arasında yaşlı bir insan gibi yetiştiğini söyler. İlkokulu Kuzguncuk’ta, ortaokulu Tünel’deki Alman Lisesi’nde bitirdi. Öğrenimi bu kadardır. Başkasının kılığına girmenin, kimlik değiştirmenin, Sevim Burak’ın yazı tekniğinde önemli yeri vardır. Onun yazılarında mizahın yeri büyüktür. Ölüm, şüphe, suçluluk gibi temaları ele alışındaki mizahı, kelimelere duyduğu sevgiye de bağlayabiliriz. Kelimeler, cümleler onun elinde aykırı şekilde bir araya gelir. Bunu, hınzırca ve oyuncu edasıyla…
Esra ERK ÖZYİĞİT “KIPIRDAMAYIN NEFES ALMAYIN” (Burak 7) Afrika Dansı’nı eline alan okur bu satırlarla karşılaştığı anda şaşırır, bir an neyle karşılaştığını anlamaya çalışır. Sayfa açılır. Gözler birkaç satırda dolaşır. Sonra bir an durur. Çünkü metin alıştığımız biçimde ilerlemez. Bakar, okur, tekrar okur. Bu sesin nereye varacağını sorgular. Bir kelime gelir. Ardından boşluk. Ses kesilir… Seslenir… Kesilir… Seslenir… Tekrar eden, yeniden başlayan bir dans gibi… Sevim Burak’ın metni okuru böyle karşılar. Bir komutla. Bir çağrıyla. Okur o anda metnin akışına kapılır. Afrika Dansı’nda cümleler bir hikâyeyi anlatır anlatmasına ama metin kendi temposunu başka biçimde kurar. Bazen tekrar eder. Bazen durur.…
https://www.youtube.com/watch?v=cmqh4-DWK_w&t=6s
https://www.youtube.com/watch?v=PgJP6d08EPA
“Biz Birbirimizi Yazarak Bulabilir (miy)iz?” Kulağımda “Gracias a la vida”, gözümün bir ucu “Dance at Moulin de la Galette” tablosunda Renoir’ın. Parmaklarım sizi; tanımaktan, anlamaktan, okumaktan usanmayacağım Akdeniz samimiyetiyle özdeşleştirdiğim Barış Erdoğan’ın cepdenemeleri utanÇağı ile tanıştırmak üzere. Çünkü okurlar önce eseri bilirler, bizi içine alan eser, yazarına kendi sürükler. utanÇağı özelinde yazarımızı daha iyi anlayacağınız, merak edeceğiniz söyleşimiz aslında ömürlük, hâlâ devam eder. Siz bize ayrılan sayfanın yettiği kadarıyla okuyacaksınız; yetmediğinde şiirlerine ve denemelerine sürüklenmeniz dileğiyle… 1.Kitaplarınıza verdiğiniz özenli isimleri okurlarınız bilir. Fakat utanÇağı’nda daha derin bir şeyler var. Neden “utanÇağı” diyerek başlayalım mı? Hüseyin Cahit Kerse, bir…
BARIŞ ERDOĞAN Ezilen, değeri bilinmeyen bütün annelere… Anneler lirik şiirlerdir; onları düzyazıya hapsetmeyin. “Tanrı her yere yetişemiyordu ve bu yüzden anneleri yarattı.” der Kipling. Ocağın ateşi, sofranın ve ekmeğin tuzuydu anneler… Sanki elleri, ayakları, kulakları sonsuz sayıda. Çocukken kalbinin tek olduğunu düşünürdüm, meğer birden çokmuş. Evet, birden çokmuş. İki kalbi vardı annemin: Biri kendisine ait olan, göğsünde atan; diğeri beni sırtına sardığında atışlarını hissettiği bana ait olan kalp. Kendisine ait olan o kalp bir gün duruverdi. O kalbi unutmayan bana ait kalp hâlâ atıyor. Onu unutmadı, bütün anneleri unutmadı. Büyük bir romancı olsaydım şunu aklımdan çıkarmazdım: Annelerin sevinci ve çığlığı…
Aksisanat yazarları, Türk edebiyatının değerli yazarı Nazlı Eray’ın eserlerini derinlemesine ele alan iki önemli inceleme yayımladı. İşte öne çıkan detaylar: Edebiyat Dünyasında Nazlı Eray İncelemeleri Aşkı Giyinen Adam Üzerine Analiz: Derya Akar Balcı, Nazlı Eray’ın Yunus Nadi Roman Ödüllü eseri Aşkı Giyinen Adam’ı fantastik edebiyatın en iyi örneklerinden biri olarak tanımlıyor. İncelemede, tarot kartlarının masalsı dünyasıyla gerçek hayatın iç içe geçtiği, geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki geçişlerin ustalıkla işlendiği vurgulanıyor. Tanpınar ile Düşsel Bir Buluşma: Demet Tuğrul Yüceil ise Aydaki Adam Tanpınar üzerinden kaleme aldığı yazısında, Nazlı Eray’ın Ahmet Hamdi Tanpınar ile kurduğu spiritüel ve düşsel bağı inceliyor. Yüceil, metni…
“Müzik, unutulmuşu hatırlatır; idealar âleminden süzülen bir hatırlayıştır. ‘İnsan’ unutan varlıktır diyor ya erenler, o minval üstünden söyledim… Orasını ‘ben’, ‘Anadolu Saz Aşıkları’nın müzik, Nefes, Deyiş ve İrfan izini sürerek deneyimlemeyi tercih ettim, ediyorum…” İSMET YAZICI: Bazı sesler kulağı tohumlayıp kalbe doğar, kalpleri diriltir. Çünkü müzik yalnızca duyulan bir şey değildir; hatırlanan, hatırlatan bir şeydir. Tasavvuf geleneğinde ses, yolun da kapısıdır derler. Bir deyişin içinde, bazen binlerce yılın biriktirip getirdiği hikmeti, bazen bir dervişin suskunluğu saklıdır… Yıllardır sazıyla, sözüyle Anadolu bilgeliğinin ruhunu diriltmeye çalışan Ali Naki Gündoğdu’nun yolculuğunun seyranına dalmak istedik. Belki söyleşiye şöyle başlayabiliriz: Her yolun bir başlangıç çağrısı…
Demet TUĞRUL YÜCEİL “Geceler boyu rüyalarıma giren ve uykularımı bölen bu tuhaf ve marazi metni, ay ışığının aydınlattığı yarı karanlık ruhumdan dökülen bu parçaları, ıslak bir ilkbahar günü, ki-mi zaman gözyaşına benzeyen yağmur damlaları ve rüzgârda uçuşan pembe erguvan yapraklarıyla Ahmet Hamdi Tanpınar’a adıyorum. Bir olukta birikip, bir musluktan akıyorum dünyaya. Başını ve sonunu bilmediğim bir yolda olmak ne kadar güzel.”[1] Nazlı Eray’ın Tanpınar’a adadığı Aydaki Adam Tanpınar ile ben de heyecan içinde, doludizgin bir yolculuğa çıkıyorum. Roman boyunca beni bu yolculuğa çıkaran anlatıcı kahramanın, bir adının olmaması dikkatimi çekiyor. Nazlı Eray’ın kendisini kahraman anlatıcı olarak tayin ettiğini düşünüyorum. Daha…
Derya AKAR BALCI “Karıştır kartları.” “Kendine konsantre ol.” “Tamam, üçe böl. Dokunma!” Tarot kartları her zaman gerçeği söyler… Gerçek, büyülü gerçek… Masalsı bir dünyanın kapısını aralayan kartların dünyasında yaşam, bambaşka bir gerçekliğe bürünür. Geçmiş ve gelecek, şimdiki zamana yol alıp günümüz gerçekliğinin ta kendisi oluverir. Fantastik edebiyatın kapılarını aralayan Aşkı Giyinen Adam romanında Dürnev Abla’nın tarot kartlarındaki gerçeklik, yaşadığımız dünyadaki gerçekliğin temposuyla aynıdır. Kartlar masaya açıldığında tanıdıklar, bildik insanlar, birtakım olaylar gerçek yaşamda belirir, insanın belleğinden gün yüzüne çıkarak yaşama merhaba der. Fantastik edebiyatımızın Kraliçesi Nazlı Eray, Yunus Nadi Roman Ödülü alan bu romanıyla çağdaş edebiyatımızın fantastik roman alanındaki en…
Edebiyat dünyasının yeni soluklarından Osman Erkan, son şiir kitabı “Şeylere Bulaşım” ile okurlarını anlamın ötesinde, hislerinin derinliğine davet ediyor. Emel Seçkin’in “ruhu dinlendiren bir eser” olarak tanımladığı kitap, modern insanın kırılganlığını sarsıcı bir dille ele alıyor. Turgut Uyar’ın o meşhur “Keşke bir şiir okumuş, bir kedi sevmiş olsaydınız. Belki bu kadar dünyayı kirletmezdiniz…” dizelerini anımsatan bir atmosferle okurunu selamlayan Osman Erkan, “Şeylere Bulaşım” adlı yeni kitabıyla şiirseverlerin radarına girdi. Alışılmışın Dışında Bir Dil: Hissetmeye Davet Kitap üzerine bir değerlendirme paylaşan Emel Seçkin, Erkan’ın şiir dilinin alıştığımız kalıpların sona erdiğini vurguluyor. Cümlelerin saklandığı şekilde kırıldığı, yerinden oynatıldığı bu özgün üslup; okuru…

