Derya AKAR BALCI
“Karıştır kartları.”
“Kendine konsantre ol.”
“Tamam, üçe böl. Dokunma!”
Tarot kartları her zaman gerçeği söyler…
Gerçek, büyülü gerçek… Masalsı bir dünyanın kapısını aralayan kartların dünyasında yaşam, bambaşka bir gerçekliğe bürünür. Geçmiş ve gelecek, şimdiki zamana yol alıp günümüz gerçekliğinin ta kendisi oluverir. Fantastik edebiyatın kapılarını aralayan Aşkı Giyinen Adam romanında Dürnev Abla’nın tarot kartlarındaki gerçeklik, yaşadığımız dünyadaki gerçekliğin temposuyla aynıdır. Kartlar masaya açıldığında tanıdıklar, bildik insanlar, birtakım olaylar gerçek yaşamda belirir, insanın belleğinden gün yüzüne çıkarak yaşama merhaba der.
Fantastik edebiyatımızın Kraliçesi Nazlı Eray, Yunus Nadi Roman Ödülü alan bu romanıyla çağdaş edebiyatımızın fantastik roman alanındaki en güzel örneği ile okuyucularının karşısına çıkar. Aşkı Giyinen Adam romanı, 1980 sonrası dönemde geleneğe karşı gelen romanlar arasında yer alır. Bu dönem eserlerinde; zaman, mekân, anlatıcı, olay gibi geleneksel yapı unsurlarının yanı sıra mitler, simgeler ve imgeler yer bulmaya başlar. Romanda ne anlatıldığından ziyade nasıl anlatıldığının önemi daha da artar.
Aşkı Giyinen Adam romanı, fantastik dünyanın kurmacasında Mesnevi Sokak’ta yaşayan Dürnev Abla’nın tarot kartlarıyla, okura, büyülü bir aşkı anlatır. Hollywood gecelerinden Ankara’nın gölgeli sokaklarına uzanan eserde, Eddie Fisher’in Elizabeth Taylor ve Debbie Reynolds ile evliliklerini, Elizabet’e duyduğu büyük aşkın tarot kartlarına sığmayıp çağını aşan bir aşk hikâyesine dönüşmesinin romanıdır. Aynı zamanda da koyun kellelerine hapsedilmiş bellekler ile geçmiş ve şimdiki zaman arasında yapılan zaman atlamaları ile anlatıcının varlık sorunsalı üzerinde düşünmesi dile getirilmektedir.
Düş ile gerçeğin kesiştiği belki de ayrıldığı mekânlarda, düş ülkesinin gizemli ve puslu yollarında gezinen okur, varoluşunu sorgular. Geçmişi değiştirmek elinde olmasa da yaşanan olayların nedenselliklerinin bilincine varır.
Kurmaca bir oyunun içinde olduğunu hisseden okur, anlatıcının, Kelle Peyami ile sohbetine şahit olur. Bu sohbet aynı zamanda bir iç dökümüdür. Anlatımın, düş olduğu izlenimi veren asıl nokta da bu diyalog/monologdur. Kelle Peyami’nin şu sözleri “Dediğin gibi beni yerlerse her şey biter. Beynim bir midede öğütülmeye başlanır ve içinde taşıdığı bellek, tüm anılar, depoladığı yaşam bölümleri, ufak tefek hatıralar; isimler, olaylar, mekânlar… Hepsi biter gider işte!” anlatıcının aslında Kelle Peyami olduğu ya da başka bir deyişle Peyami’nin anlatıcının kendisi, belleğinden söküp atamadığı geçmişte yaşadığı anılar olduğu izlenimi vermektedir. Ayrıca anlatıcının kelleyi sürekli koruma ve buzdolabında muhafaza etme isteğinin altında “Yaşamım orada” inancı yatmaktadır. Bu yaşamda insanı büyüleyen umuttur. Hayallere olan inanca bağlılık, insana hayranlık duyulmasını sağlar.
Roman kişilerinden Kazım Efendi’nin, “İçinden benliğinin kadın olan yarısı çıkan bir adam.”, durumu anima-animus arketiplerini çağrıştırmaktadır. Ayrıca Doktor Ayberk’in tüm olanları hayranlık ve hayretle izlemesi, kelleye mr çekmesi ve rahatsızlığını takip etmesi romana gerçeküstülüğün yanı sıra ironik bir hava katmaktadır.
Roman mekânlarından en önde geleni Dürnev Abla’nın Mesnevi Sokak’taki evidir. Roman kişileri tarot kartlarından bu evde çıkar. Zaman yolculuğu, düşsellik bu evde başlar. Elektrik kesintilerinin bu yolculukla bir ilişkisi var izlenimi uyandırır okuyucuda. Evin dekoru gizemli dünyaya uygundur. Diğer öne çıkan mekân ise antikacı dükkânı ve buradaki vişneçürüğü renkli kadife kaplı ceviz koltuktur. Anlatıcı bu koltuğa her oturuşunda kendisini vapur iskelesinde bulur ve geçmişte bu vapur iskelesinde karşılaştığı insanlar canlanır, günümüze gelir. “…Vapur yanaşıyor olmalıydı; bir halat atılmıştı, koltuk hafifçe sallandı, iki tahta iskele atılmıştı bana doğru, koltuğa yanaşan eski şehir hatları vapurundan inenlere bakmaya başlamıştım. Çok eskiden, ben çocukken annem ve babamla birlikte oturduğumuz Şişhane Yokuşu’ndaki mahalleden birkaç kişiyi hemen tanıdım.” Nazlı Eray, geçmişten gelen bu kişileri ustalıkla konuşturur, betimler. Okuru da bu düşsel yolculuğa ortak eder.
Aşkı Giyinen Adam, zengin düş gücünün ürünü, sağlam kurgulu, okuru düşle gerçeğin arasında koşturan, belleğinin derinliklerinde gezdiren bir romandır.
Fantastik Edebiyatımızın Kraliçesi Nazlı Erya’a sonsuz şükranlarımla…
Nazlı ERAY, Aşkı Giyinen Adam, Everest Yayınları, 1. Basım, Haziran 2021, İstanbul.


