Dokuz Köyün Rüyacısı

Gülçin Sahilli

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.

Salgının dokunamadığı bir dağ köyüne varmıştı rüzgarım. İnsanların topraktan bittiğine yemin edebilecek kadar uzaktaydım. Uzak, kesin bir sözlükte huzurla aynı anlama geliyordu. Kar çiçekleri açmış ağaç dallarına tutuna tutuna tırmandım patikaya. Yalnızlığa uzun zaman önce bulaşmış ellerim, keskin soğuktan mora çalmıştı. Az ileride tek katlı bir köy evinin eğri çatısında buzdan sarkıtlar parıldıyordu. Kış güneşinin her daim ihanete meyilli bir tarafı vardı. Yağan karı yeryüzünden bencilce geri istiyordu.

Irmağı kıskanmış bir arkı geçtim. Köyün kahvesinin önüne dek geldim. Zamanda eprimiş masa örtüleri ince esintiye kapılmıştı. Üstlerine ters çevrili tahta sandalyeler olmasa sanki köyün serçelerine katılacaklardı. Kahvenin camlarında ince bir buğu vardı. Bu içeride sıcak çay olma ümidimi keskinleştirdi. Çayı pek sevmezdim ama çeperlerime dek buz tuttuğumdan ona bile gönüllüydüm. Mermer eşikten atlayıp, eğri takılmış kapıyı hafifçe araladım. Yanılmamıştım. Çay ocağının başında ağarık saçlarını kasketinin altında toplamış bir ihtiyar duruyordu. Alnından çenesine, yüzünü bölge bölge ayıran zaman çatlakları geçiyordu.

“Çay var mı dedim?”

“Kahvede çay olmaz mı? “diyerek güldü.

“Demli olsun öyleyse” dedim.

Karın beyazının insanı iyiliğe inandırdığı saatlerdi. Ayazın keskinliğinden ellerim karıncalanmaya başlamıştı. Sıcak çay bardağını geldiği gibi avuçladım.

“İç de için de ısınsın” dedi ihtiyar kahveci. Ardından ekledi. “Bu kara kışta Çaltı Koru’da işin ne?”

Yazar olduğumu, bir köy romanı yazmak için geldiğimi söylemekle yetindim. Peşimde kalbimin olduğunu diyemedim.

Kahveci, köyde kalacak uygun bir yer bulmam için beni muhtar Gazel’e götürdü. Muhtarın kırılmaz ricasıyla yarım saat içinde köyün neşecan dulu Radika’nın yanına yerleşiverdim. Onun gül oyası akan divanında, acı kahve içip aynı kadere üç vakte fal kapattık. Kalacağım odaya çantamı bırakırken yataktaki tek yastığa takıldı gözüm. Hani şu tek yastıkta kocayın kanaviçesi taşıyanlardan. Kocuyorum ama yastık da tek ben de…

“Odanı beğendin mi?” diye sordu. Acılara rağmen iyi kalabilen insanların yüz ifadesiyle.

Bana evini açan bu pembe niyetli kadına beklediği cevabı verdim elbette.” Bayıldım! Örtülerin, perdelerin hepsi senin gibi cıvıl cıvıl.

Çocuk gibi mutlu oldu.” Bak ne düşündüm. Evime yazar gelmiş kolay mı? Camın önüne ardiyedeki masayı koyarız orada yazarsın.”

Masa fikrini sevmiştim. En azından masa üzerinde dantelsiz bir dünya yaratabilirdim. “Harika olur!” dedim.

“İyi sen çık keşfet bakam köyü. Neyini keşfedeceksen… Ben o işi hallederim.” diyerek kıkırdadı. Her yerinden hayat akan bu kadını hangi zalim, nasıl yalnız bırakmıştı.

Beremi montumu kapmış kapıdan çıkıyordum ki seslendi arkamdan “Yazarlar ne yer? Akşama ne pişireyim sana?”

“Sen ne pişirirsen onu yer” dedim güllerin kar tuttuğu avluya adımımı atarken, kış gövdeme sarıldı yeniden, tepenin yamacından aşağıya doğru seğirttim. Karşıma çıkan ilk evin kapısını çaldım. Yarım ekmek evlerinde bütün gülen dört çocuklu aileyle sohbet ettim. Sobanın başında kestane yemeyeli yıllar olmuştu. Bir koşu çocukluğuma gidip geldim. Nasıl da mutluydu o küçük kız.

 Sonraki günler de yalnız bu köyün değil, çevredeki sekiz köyünde evlerine konuk oldum. Sordum, notlar tuttum. Akşamları odama girip saatlerce yazıyordum. Yolunda gitmeyen bir şeyler olursa hikayenin sonunda dokuz köyden kovulmaktı korkum.

Radika her akşam aynı saatte kahvemi getirip ne kadar çalışkan bir yazar olduğuma dair övgüler diziyordu. Yazdıklarımı okumasına izin vermiyordum. Her defasında bitince söz diyerek, kalbini kırmadan uğurluyordum onu.

İki hafta sonra İdille Çilem ziyaretime geldi. Daha ertesi günlerde de diğer arkadaşlarım ve idealimize gönül veren onların arkadaşları. Yeni ayda otuz kadını aşmıştık. Muhtar Gazel her birine kalacak yer sağlamıştı. Bir öğretmen kızı olması bizim için büyük nimetti. Bu köyü hayli araştırarak gelmiştim. Tesadüfe imkan vermeyi sevmem. Gelen öğretmen arkadaşların her biri kendi branşlarına ve becerilerine göre görevlerini üstlenmişlerdi. Edebiyattan, matematiğe, bilimden, teknolojiye ve elbette sanata açmıştık yelpazeleri. Bizler, atanamamış öğretmenler, çok yıllar önce köylerden yayılan eğitim bilincini tekrar canlandıracaktık. Eğitimde salgının yarattığı ağır gerilemeyi bir nebze olsun durduracaktık. Çaltıkoru, bunun için üst olacaktı. Arkamızda kendi irademizden başka kimse yoktu.

Kara kıştan bahara ve yazın ucuna uzayan aylar boyunca, imkan yetersizliğinden evden dahi eğitim alamayan çocuklara ve gençlere tüm gün dersler verdik. Unutulmuş değil, hiç hatırlanmamış kırık kalplerinden, beslenmeyen bilinçlerine akan yolu usul usul onardık. Geleceğe kör bakan gözleri günden güne daha da parladı. Paha biçilemeyen nice an biriktirdik. İlk yılın sonunda sınav başarılarıyla şehirlere erişen dokuz köy, tüm ülkenin ilgisini çekmişti. Tabi yazılı basın ve medya ensemize tırmandı. Onlarla görüşmeyi reddettik. Köylüler de kararımıza saygı duyup kapılarını aşındıranlara dilsiz kaldılar. Geleceği aydınlatmayı amaçlayan çabamızın, yoruma açılıp kirletilmesine izin veremezdik. Gönüllü bir oluşum olduğumuz için herhangi bir yaptırıma da maruz kalmadık. Birkaç ipsiz tehdidi saymazsak tabi. Onlar da bizim yüreklerimize yetemediler.

Gelen sınav sonuçlarıyla öğrencilerimizin yerleştiği okullar için şehirlerdeki dostlarımızla irtibat kurduk. Her birine kalacak yer ve burs sağlamaları için aracı olduk. Göze görünmeseler de güzel insanlar hala var… Tüm yıl boyunca maaşımız nefis köy yemekleriydi. Çocuk resimlerinde iki dağın arasında sırıtan güneşe benzeyen bir mutluluktan geçmiştik. Öğretmenlik bu değil miydi? Yeni sene de çoğalıyorduk. Dokuz köyden yirmiye taşacaktık.

Bir akşam yine pencere önüne park etmiş bulutları seyrederken,” Dokuz Köyün Rüyacısı oldun be hocam” dedi Radika.

“O ne demek kız?” diye sordum.

“Ne olsun, tüm bu köylerin mutluluğu oldun. Çocuklarının rüyalarını gerçekleştirdin.”

“Alemsin, ‘Dokuz Köyün Rüyacısı’ demek… Roman adı gibi. Bunu yazsana sen…

“Yazarım elbet. Yalnız hocam, nasıl da kandırdın beni ilk geldiğinde, kitap yazacağım diye. Meğer çok daha büyük işlere kalkışmışsın.”

Gidip odadan çantamı getirdim; açtım, içinde yüzlerce yazılı sayfa olan bir dosyayı ona uzattım.

“Ben kimseyi kandırmadım Radika, kandıramam da zaten. Kitap da yazdım. “

Radika aldı dosyayı, yüzünde büyük bir şaşkınlıkla başlığı sesli okudu.

“ÖZGÜN EĞİTİM SİSTEMİ”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ