Eşekten Düşenler Kulübü

Gülçin Sahilli

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • 30 Haziran 2020
  • 416 kez görüntülendi.

Aslında yıldızları yattığım yerden seyretmek için daha acısız bir yol seçebilirdim ama hayat o akşamki manzaramı böyle kurgulamıştı. Bu ilk seçenek kaderciler için hayli ideal….

İfadeyi başa saralım ama okuru sıkmamak içinde taşların yerini değiştirelim.

O Haziran akşamı mecburi yıldız seyretme hizmetinden fazlasını yapabilecekken, birinci dereceden yakinim olanlar tarafından paten pistine sürüklendim. Bu seçenek de ruh sağlığım için uygun olacaktır. Diğerlerini suçla ve kalanı kotar.

Siz yeter ki bunalmayınız. Buyurunuz buradan…

Sıra geldi kurgunun 3. tekil haline, kendimin tanrısı olarak yücelerden kendime bakıyorum. Miyop olduğumdan yükseklik ve bulutlar (bulutları sil, bulutlar olmaz, o akşam kendileri dinlenmedeydi) görüş alanımı daralttı. Kendimin tanrısı olmak hayli keyifli fakat işte bu seçeneğin arıza yaptığı noktada ne başka suçlu ne de kader bulunmaktadır. O yüzden buradaki paragraf başı için kalemi görevlendirmedim.

Bir de ek kullanım hakkı olarak “Abyssus abyssum invocat” kalıbı üzerinden yürüyebilirim. Aslında tam olarak başkasının hevesine eklentiydim. Yapmak istemeyip, ısrarları kıramamıştım. Pist çok karanlıktı. Haddinden fazla da küçük çocuk vardı. Dikkatimi dağıtıyorlardı. Ağaç altlarında çekirdek çitleyerek hayatı kurutan teyzeler de cabasıydı.

Aynı akşamın oldukça açık renkli ve oynak güneşli gündüzünde, dar alanda sıkılmış, kendimi yine köyün dışındaki çiçekçiye atmıştım. Çiçekçiden iki renk cennet kuşu, bir pembe ortanca, üç renk küçük orospu, bir de fesleğen almıştım. Sonuncu, vahşi emcükçü sivrisineklere karşıydı. (Ve bu yaz aldığım beşinci fesleğendi) İkindi üzeri yeni çiçeklerimi saksılarına kavuşturup eldivenlerimi sıyırdığım gibi ön bahçeye geçtim.

Ön bahçede, sokağın kaşmir prensesi Damla, çoktan üçüncü şekerlemesindeydi. Ben de onu rahatsız etmeden domateslerin yanından ivedilikle seyirtip, şezlongumu begonville sardunyanın arasına konuşlandırdım. Addams Ailesi’nin yerli versiyonu yan komşuları saymazsak (Hiç de orijinalleri gibi çirkin bir sevimlilikleri yok baştan belirteyim de ortama mısır patlağı saçılmasın.) zaman hayli sessiz ve sakindi. Ev yapımı buzlu çayım da minimon sehpamda benimleydi. Sıcak çay sevmem fakat soğuğunun hastasıyım. Çiçek özleriyle kendini kaybeden arıların varlığımı yok sayan vızıltısını dinledim bir süre. Damla, arılar hanımelinde coşarken kafasını patilerinin arasına gömüp, birinci sınıf kedi mamalı rüyalarına devam etti. Elbet hiçbir huzur uzunca kalmıyordu bünyede. Akşam yemeği saati ağlarını örmeye başlamıştı bile.

Gün akşamına sarılırken çoktan üçüncü tur karın doyurma seansımı bitirip yan balkona geçmiştim. Denizin kendini koyultmasını aklımın içine benzeterek izliyordum ki ev ahalisi başıma birikip insan içine karışmam için beni zorladıkça zorlamaya başladı. Neymiş efendim yine depresyon terliklerimle geziyormuşum. Her yeri yenik terlikleri giyince yollar kısalmıyor muş-muş bir hayli muş… İzmir nere Muş nere… Siz olun da giymeyin o her yeri yenik terlikleri, bütün planlarınız patlayan şeker gibi çatır çutur dağılıp gitsin de göreyim lokum sepetlerinizi. Beklenen şarkı çalmaya başladı ve kandırıldım.

Sayfanın tepesinde size birkaç farklı başlangıç dizdiğim için kalanına yan cümleden devam ediyorum. Arzu ettiğiniz seçeneği kendisine iliştirebilirsiniz. Açık büfe yazılarım hizmete açılmıştır.

Sokaklar, dondurmada aradığı mutluluğu bulamayanlarla dolup taşıyordu. Güneş yanığı amaçsız omuzlarına dokunmadan geçtim. Bir banka oturup, patenlerimi giydim ve korumalarımı taktım. (Güvende olduğumu hissetmediğim işlere kalkışmayı sevmem.)

Ayağa kalkıp başladım yaz kuğusu gibi süzülmeye… Havanın arasında havalı boşluklar bırakırken bir yandan da yarı bellerine kadar suya batmış kayıkları seyrediyordum. Sonra ne olduysa aniden dengem bozuldu. Ve ilk kez patenle düştüm. Ama öyle bildiğiniz düşüşlerden değil…

Betonla bütünleştiğim ilk anda bizimkiler benim şaka dükkânımdan yeni bir dal kullandığımı düşünmüşler, (Bunu, ben onları ilgisiz olduklarına dair çenemle katlarına ayırırken kurtulmak için söylediler) yanıma bile gelmediler. Eller etrafıma doluşup ben de kalkmayınca kalabalığı yarıverdiler.

Kendi etrafında tam tur dönebileceğine inanan bileğim, elimi bir Susam Sokağı kuklasına dönüştürmüştü. Kucaklanıp arabaya konduktan beş dakika sonra kimsenin karanlıkta karşılaşmasını istemeyeceğim o korkunç ağrı başladı. Bu yazıyı bir yerleri kırılmayanlar okumadan ayrılsın. Bu kez, beni yalnızca eşekten düşenler yani kemik kardeşlerim okusun. Bir de “ne işin var paten tepesinde, sen çocuk musun” diyen ruh emici orta çağ zalımları siz de öte durun. Beri de gelmeyin sakın.

Saatler sonra eve döndük. Ben gözlerimden sel suları dökmekten kaşlarıma kadar şişip taş kesilmiştim. Evdekiler sonunda sakinleştiğimi düşünüp makarayı sarmaya başladılar. (Bizim evde her tavır ve her olayla dalga geçilmezse kimseyi uyku tutmaz) Neymiş efendim, düşüşüm ve yerdeki pozisyonumda bile bir kraliyet asaleti varmış. Bir tacım eksikmiş… Hastaneyi avaz avaz çınlattığım anlar asaletime dâhil değil elbette. Gerçi bağırırken doktordan, çok ses çıkardığım içinde özür dilemişim. Filiz Akın’ı canlandırdığım o sahneyi anımsayamıyorum. Kaç kez oradaki ezberime döndüm oysa. Sanırım aşırı azaptan hafıza kayıtlarımı tutan sekreter kız da bayılmıştı. Ama yapmışımdır, inanırım çünküm nezaket, varlığımın doğal örtüsüdür.

Aynı gece itibariyle ruh halimde bileğimle bir çatırdadı. Hazirandan kasıma geçti mutluluk takvimim. Güya depresyon dolaylarından yeni terlik alıp Harikalar Parkı’nı gezecektim. Onun yerine yenik terliklerimi bir güzel yıkattım. Artık evde giyiyorum. Terliklerim ve ben bugünlerde Melankolik Şiirler Oteli’nde resepsiyonist olduk. Gelen giden bütün dizeler de özel suitlerinde demlenmedeler. Bir ara hepsini balo salonunda toplayacağım. Şimdilik yüzüme gözüme bulaştırdığım yazla ve kolumdaki kireçten kütleyle baş başayım. Damla bu kez ayakucumda. Sanırım terliklerimin üzerinde uyumanın bir tedavi yöntemi olduğunu düşünüyor. Gerçekleri açık edip patili inançlarını kırmak olmaz. Kırmak demişken, yaşama sağlam basın. Yoksa her anlamda canınız çok yanıyor.

Bu metni de size tek elle yazıyorum. Tek yürek okumanız dileğiyle.

YAZARIN SON YAZILARI
Aklı Kıldan İnceler - 20 Mayıs 2020
İnsan Görürsen Kaç! - 1 Mayıs 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ