“ŞİİRİN BİR SENATOSU VAR!”
EE Cummings, “eğer için evet neyse, evet için aşk odur” diye yazar. Şiirimizin en sevilen Modernistlerinden biri olan Mustafa Fırat, yayıncı kimliğinin yanı sıra romantik şiirleriyle ünlüdür. Ancak romantik şiiri, temelinde yatan patafizik aşk anlayışının bedensel ve Taocu bir tasviridir. Mustafa Fırat’a göre romantizm, önermeyi; metafiziğin yaptığı gibi yalnızca metaforik olarak ele alıyor ve genel kurallar, yasalar ve sözcükler yapmak için kendine has özelliklerini yumuşatmak yerine, sanki tekilliği içinde gerçekleştiriyor.
Ona göre aşk, kendine özgü bir yaratımdır, normun gülünç bir istisnasıdır ve normun uygun istisnaların tesadüfî bir koleksiyonu olduğunu ortaya çıkarır. Bu patafiziktir ve bu aşk konusunu tamamen açık tutar. Mustafa Fırat’ın şiiri simetriktir; farklı oldukları için simetrik veya kelebek kanatları gibi aynı olduklarını fark ederiz. Bu bir doruk noktasıdır: simetri her zaman asimetridir.
Bu simetrik asimetri, Badiou’nun “iki sahne” veya “aynı fark olarak adlandırdığı şeydir; ha ha ya da haha” gibi, dünyanın görülebileceği bir perspektif oluşturmak için birleşen iki haha. Bu simetrik asimetri aşktır. Aşk patafor yoluyladır: aşk bir yerdir ve evet bir dünyadır.
Mustafa Fırat, simetri aracılığıyla bize sevginin evet olduğunu, bu yerin dünya olduğunu, içinden geçenin içinde olduğunu, yaşamanın hareket olduğunu ve barışın parlaklığının ustaca kıvrıldığını gösteriyor. Aşk bir yerdir, kısası anlamlı bir alandır; aşk henüz var olmayan ama ısrar eden ve yaşandıkça – ve sevildiğinde, özelde evrensel olarak, evrenselin tek olabileceği şekilde var olabilen bir yerdir.

Şair, “Paslı Ayna” (Şiir), “Lalezâr” (Şiir), “İçimdeki Telâş” (Şiir), “Karanlık Şiirler” (Şiir), “Dersaadette Sabah Cesetleri” (Polisiye-Kısa Roman), “Derin Uyku” (Polisiye-Gerilim) kitaplarından sonra, yeni şiir kitabı: “Kırık Jilet” ile okurlarını selamlıyor.
Koray Feyiz: En baştan başlamak istiyorum. Bir şair olarak kariyer yapmaya ilk ne zaman ve neden karar verdiniz?
Mustafa Fırat: Ortaokul yıllarında, şiir kitaplarının alanına girmiştim. Lise yıllarında şiir türü kitaplığımın alanını genişletmişti. Üniversitenin ilk yılında yazdıklarımı dergilere göndermeye başlamıştım. Başladığım anda bir karar vermiş miyimdir bilemiyorum; ama beni iyileştirdiği için yazdığımı söylemeliyim.
Koray Feyiz: Ne zaman bu konuda daha ciddileştiniz, yayınlamayı ve bu tür şeyleri düşündünüz?
Mustafa Fırat: Üniversitenin ilk yıllarında. O dönemde şairlerin toplandığı yerler vardı. Onların gittiği o mekânlarda bir köşeye geçer dinlerdim. Bazılarının şiir okurken gözlerinin parladığını gördüm. Bazılarının masaları işgal ettiğini. Kendimi hep geride tuttum. Sonradan dergilerden ses verdim. Güzel günlerdi.
Koray Feyiz: “kurbağa ağızlı yavşaklar için moon-shıne” şiirinize bir bakalım, “masum kurbağanın suçu yok / önce bunu söylemeliyim size / ve karar verdim ıpıssız / kurbağa ağızlı yavşaklar için / moon-shine dökmeye / sapere oude / ben bir çukurun içinden geçtim / ben babasız kalmış evlerden…” dizelerinizi okuduğunuzda, çocukluğunuzun, bugün sizi; olduğunuz şair yapmasına katkıda bulunduğunu hissettiğiniz herhangi bir yönü var mı?
Mustafa Fırat: Kırık Jilet’in en sarsıcı şiirlerindendir. Gerçi bu kitapta yer alan şiirler, bir şekilde kişiyi yakalayan ve sarsan şiirler. Vardır belki. Belki ben dünyaya düşmeden önce üflenen bir şey. Ama şunu itiraf etmeliyim bu dizelerin alıntılandığı şiir bizi uzun yıllardır saran, çevreleyen bir şeye veryansın.
Koray Feyiz: Beni çok ilgilendiren bir konu da bir şairin kendi özgün sesini geliştirmeye başlaması ve bu sesin bilinçli ya da bilinçsiz yaratılıp yaratılmadığıdır. Neler söylemek istersiniz?
Mustafa Fırat: Sevgili güzel dost, Koray’cım. Okuyoruz. Çok acılar çekiyoruz. Çok şeyler görüyoruz. Bu okumalarımız, gördüklerimiz bizim bilinçli olmamızı beraberinde getiriyor.
Koray Feyiz: Bana yeni şiir kitabınız “Kırık Jilet”in kapağındaki kesyaptan biraz söz eder misiniz?
Mustafa Fırat: Bir gün, oturuyoruz. Sohbet ediyoruz. Lord’la. W.B. Bayrıl’la. Belleğim beni yanıltmıyorsa, Eskişehir Kitap Fuarı’na gittiğimiz bir gündü. Kahvelerimizi yudumlarken, şiir kapaklarında bir şeyler yapmak lazım geldiğini söylemişti. Derhal dediğimi hatırlıyorum. Tabii bunu planlamamız, üzerinde çalışmamız- ki emeği inanılmazdır- Sevgili Kenan’ın gayretiyle ülkenin en güzel şiir serisinin kapakları ortaya çıktı. Beğenildi çok.
Koray Feyiz: “Kırık Jilet”in son kitaplarınız arasında en güçlüsü ve en yaratıcısı olduğunu söylemek istiyorum. Onunla çok enerjik hissettim! Fark ettiğim ilk şeylerden biri, “senfonik bir cinnet şarkısı”şiiriniz, “perdeyi çektiğimde akşam gözlerine akacak / perdeyi çektiğimde şehrin bütün sesleri beyninde patlayacak / perdeyi çektiğimde senden yine bir mesaj gelmeyecek / perdeyi çektiğimde salonun köşesindeki saksı / muhtemelen bütün dikkate rağmen devrilecek…” duyarlılığınızın, yaşanmış deneyimlerinizin ve hayal gücünüzün nasıl birleştiğini gösteren bilişsel hazine haritalarına benziyor. Şiirinizin, kendiniz hakkında gerçekten bilmediğiniz veya tam olarak işlemediğiniz şeyleri ifşa ettiğine hiç baktınız mı?
Mustafa Fırat: Kırık Jilet, farklı oldu evet. Söylediklerin için de sonsuz teşekkür ederim. Bu kitap, genel olanın, özelden yayıldığı ifşasıdır. Okuyanın kendisinden bir şey bulmaması garip olur. Bulamıyorsa, o zaman derim ki aynı ülkede yaşamıyoruz!
Koray Feyiz: Şiirin gücü beni asla şaşırtmaz! Hiç kendinizi Şiir ile şiiriniz arasında biraz aracı gibi hissettiğiniz oldu mu?
Mustafa Fırat: İyi şairlerin olayı bu değil midir sevgili Koray? Sen de hissediyorsundur eminim.
Koray Feyiz: Kitabınızda yer alan “matematik iyi” adlı şiir,“seni üç kere öptüm / kalbime koydum / birincisini saymadılar / ikincisini ben / üçüncüsü Allah’a emanet…” bana ilk dörtlük olmasa da sanki bir ilk dize verilmiş gibi geliyor. İlk dörtlüğün apansız oluşu ve sağlam duruşu, sanki uzun bir emekten çok bir hayal gücü kıvılcımının sonucu olabilirmiş gibi görünüyor. Ama sanırım bu, iyi şairin yanılsaması… Ne söylemek istersiniz?
Mustafa Fırat: Toplumumuzda, kutsal kitaplarda da üçün ayrı bir yeri vardır. Bilirsin. Bu dizelerde çokça bir muziplik de hissetmiyor musun? Ben kalbimdekilerden ayrılırken onu bir değil üç kez öperim.
Koray Feyiz: Tüm nesnelerin içinde sıkışıp kalanın sadece hayatımıza dair anılarımız değil, aynı zamanda eskiden kim olduğumuza dair neredeyse duyusal his ve şekil olduğu şeklindeki Proustçu fikre inanıyor musunuz? Yoksa bu, anılarımızın nasıl geri geldiğine dair abartılı bir efsane mi? Çünkü bazı şiirleriniz kesinlikle beyne damga vuruyor. Takım elbise için doğru silindir şapkayı bulmak gibi… “bir pankarta yazılıydı yarın” şiirinizi okuyalım: “bir pankarta yazılıydı yarın / ellerimizde dünün hiçleri…”.
Mustafa Fırat: Muhteşem bir yazardır. Denemeleri bugün dahi zevkle okunur. Ben severim doğrusu. Haz ve zaman olgusu…
Koray Feyiz: Romantik geleneğe bağlı bir şair olarak, bir tür ‘benlik’ hakkında yazıyorsunuz. En azından “ben” zamirini çokça kullanıyorsunuz. Ama şiirinizde gerçek hayat tecrübesinden belli bir mesafede olduğunuzu düşünüyor musunuz? Sizce insanın kendi hayatı hakkında yazması bu anlamda tehlikeli mi?
Mustafa Fırat: Merkeze, kendini almış biri hiç olmadım halbuki. Birinci tekil şahsın vurgusu bu kitaba has olsa gerek. Ben, biz olmanın bir şeklidir bana göre. Bütün ben’ler birleşiyor. Az ilerde ana caddeye çıkıp biz oluyor. Meydanlarda biz oluyor. Haksızlıklarda biz oluyor. İşgallerde biz oluyor. Birilerinin ben demesi bir şeyi imlemesi bana kalırsa kötü olmasa gerek. Dediğim gibi kişisel tarihimden daha çok başka bir duruma eğilmek lazım.
Koray Feyiz: Heidegger, şiir yazmanın bir keşif yolculuğu yapmak olduğunu söyler. Bu bağlamda, sizin gibi, bir günah çıkarma şairi, iyi yazdığında bir şekilde gerçek olayı alıp, onu bir şekilde dönüştürerek, okuyucuya olayın gazetecilik yerine, duygusal eşdeğerini verir. Bu tür bir uygulama sizi ilgilendiriyor mu? Örnek olarak; yeni kitabınızda “nebraska’da bir cevelan” şiiriniz var. Bu şiiri ele alırsak,“upuzun yollardan geçtik / vadilerden, dağlardan… / yüzümde aşkın çizikleri / saçlarımda fırat’ın yorgunluğu akar…” Kısası, sizce şiir ve siyasetin kesiştiği bir yer var mı?
Mustafa Fırat: Senin harika yazıların vardı. Geçenlerde de okumuştuk. Toplumsal bakış açısıyla kaleme aldığın. Şiirin siyasete yaslandığı anda şiir orada söner gibi görülür. Siyasetten kasıt aksayan yanların, tökezleyen bir şeylerin garipliğini dile getirmekse bir araç olma halini taşıyorsa ki bunda bana göre sorun yok zira bütün bu unsurları dillendirirken lirik olanı es geçemeyiz.
Koray Feyiz: “bir çınarın umuda söylediğidir” şiiriniz; “dağların ardından geliyorum / ya siz? / -okyanustan / iyi ama bakışlarınız köpük köpük / değil bir avuç dolusu tuz / gibi eğildiniz ve aktınız / burası uzak ülkeler şiiri” muhabbet sesinizi mi yoksa düşünürken duyduğunuz sesi mi şiirsel sesiniz olarak görüyorsunuz?
Mustafa Fırat: Düşünürken, bir köşede oturmuş dinlerken daha şiirsel oluyor benim için. Gözlerim uzaklardaysa, o bağlamda varım ama yokumdur mesela. Sus olmak ne güzeldir oysa. Kendime dair, şiire dair…
Koray Feyiz: Şair olarak sizin yapıtınızla olan ilişkiniz, kişi olan sizden tamamen ayrı mı?
Mustafa Fırat: Sanmıyorum. Kanlı canlı karşındayım. Nasıl göründüğüm değil elbette ama kendimi farklı bir kimliğe bürünmüş olarak hiç düşünmedim. O yüzden yaşasın Fernando’lar…
Koray Feyiz: Şair Hilmi Yavuz kişinin gerçek bir tutkuyla okuduğu ilk şairin çoğu zaman kalıcı bir etkisi olduğunu söyler. Bunun herhangi bir derecede başınıza geldiğini düşünüyor musunuz? Aklıma gelen hemen her şair gibi, ilk şiirleriniz de belli bir bireysellik gösterirken belli bir derecede taklit de gösteriyor muydu?
Mustafa Fırat: Sanmıyorum. Çünkü Paslı Ayna, melankolik olanın içinde nefes almış bir kitaptır. Huzursuz bir kitaptır. O dönem kitabın çıktığında rahmetli Yılmaz Yeşildağ, Ahmet Erhan çok sevmişti kitabı. Kalbini ve şiirini çok sevdiğim Haydar Ergülen güzel şeyler yazmıştı. Uçurumda açan çiçek gibiydi Cemal Süreya’nın söylemiyle. Ne demiş, diye sormuyordu; ama farklı bir yerdeydi.
Koray Feyiz: Bana çalışmalarınızın insanlara özellikle dili kullanma biçiminizde çok fazla ve anında zevk vermesi dolayısıyla, en iyi şiirlerinizde bir tür kusursuz kontrolle birleşen büyük bir özgürlük duygusu sağlaması daha önemli geliyor. Bu noktadan hareketle şiiriniz bir tür doğaçlama mimariye mi sahip diyebilir miyiz?
Mustafa Fırat: Bunu benim söylemem doğru olmaz sevgili Koray.
Koray Feyiz: Kendi şiirinizin eleştirisi sizi hiç etkiledi mi? Bir eleştirmen tarafından önerilen bir yönde hareket ettiniz mi?
Mustafa Fırat: Yok etkilemedi; ama ortaya koyduğum her dosya bir sonrakinin habercisi gibi oldu. Bana öyle geliyor belki de.
Koray Feyiz: Genç bir okuyucu için şiirin nesirden daha yasaklayıcı olduğunu düşünüyor musunuz?
Mustafa Fırat: Düşünmüyorum. Keşke herkes şiir okusa. Dertleşse dizelerinde şairlerle.
Koray Feyiz: Son olarak, genç şairlere özel tavsiyeleriniz var mı?
Mustafa Fırat: Şiirin bir senatosu var görülüyor. İyi şairler var okuyoruz. Önce geçmişten bugüne şairlerini seçip senatoya kulak versinler. Ama önce o senatonun kimlerden oluştuğunu bir araştırsınlar. Vaktiyle çok konuşulanların sesinin kesildiği dönemlerden geçiyoruz. Etkinlik etkinlik dolaşıp, ‘keşke beni projelendirseler’ diyenlerin yok olduğuna şahit oluyoruz. İyi şairler duldasından bize bakıyor. Onlara bin selam olsun!

