Burçin Maya Çankaya
Türk öykücülüğünde olay merkezli anlatım uzun süre belirleyici olmuştur. Ancak Sevim Burak’ın metinleri bu geleneğin dışına çıkarak modern bireyin parçalanmış varoluşunu anlatır. Burak’ın özgünlüğü, karakteri trajediye sürüklemek yerine trajediyi bir seyir nesnesine dönüştüren toplumsal bakışı açığa çıkarmasında yatar.
1931 yılında İstanbul’da doğan Sevim Burak, farklı kültürel kökenlerden gelen bir aile ortamında yetişmiştir. Bu çok katmanlı kültürel yapı, onun metinlerinde sıkça karşılaşılan kimlik sorgulaması ve aidiyet arayışı temalarının oluşumuna zemin hazırlamıştır. Burak’ın anlatılarında bireyin kendi varlığıyla hesaplaşması, çoğu zaman parçalanmış bilinç üzerinden verilir.
Sevim Burak’ın edebiyatındaki en belirgin özelliklerden biri, klasik öykü geleneğinin dışında kalan anlatım teknikleridir. Parantez içi ifadeler, iç monologlar, sahne geçişleri ve parçalı anlatım biçimleri onun metinlerinin karakteristik özellikleri arasında yer alır.
Nilüfer Güngörmüş’ün aktardığı bir söyleşide Sevim Burak, yazma deneyimini şu sözlerle ifade eder:
“Benim hikâyem her türlü duruma girme – koşma – atlama – düşme – korku – yorulmadır. Bu yüzden kendimi bir yazar gibi görmüyorum. Yüksek ücret ödeyerek beni izlemeye gelen seyirciler karşısında ölüm numarası yaptığı sanılan bir cambaz gibiyim.”(Güngörmüş,s.8)
Bu sözler, Burak’ın yazarlık anlayışını da açıklar niteliktedir. Burak için yazmak; riskli, tehlikeli ve sürekli dengede durmayı gerektiren bir yaratım sürecidir.
Sevim Burak, yaşadığı dönemde yeterince anlaşılamamış yazarlardan biridir. Metinleri zaman zaman “anlaşılmaz” olmakla eleştirilmiş ancak sonraki yıllarda dil ve kurgu alanındaki yenilikçi yaklaşımı, fark edilmesini sağlamıştır. Günümüzde Burak, Türk edebiyatında deneysel anlatının önemli isimlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Bu yazıda ele alınan Palyaço Ruşen, Sevim Burak’ın ölümünden önce yayımlanmamış öykülerini ve metin parçalarını içeren Palyaço Ruşen –Sevim Burak Bütün Eserleri 2 adlı kitapta yer almaktadır. Bu metin, modern hayatın hız, gürültü ve kalabalık içinde bireyi nasıl yalnızlaştırdığını anlatı düzeyinde görünür kılan dikkat çekici bir örnek sunar.
Hülya Soyşekerci’ nin aktardığına göre Sevim Burak, oğluna yazdığı mektuplardan birinde “Aslında romanın kahramanı Palyaço Ruşen, yani Mach’in benliğine giren kahraman bendim.” (Soyşekerci, s.107 ) ifadesini kullanır. Bu nedenle otomobil imgesi bir nesne işlevinden çok benliğin uzantısı gibi işleyen simgesel bir öğe olarak öne çıkar. Bir dönem Bağdat Caddesi’nde düzenlenen araba yarışları ve yazarın büyük bir tutkuyla bağlandığı Ford Mach1 modeli, metnin simgesel dünyasında önemli bir yer tutar.
Öykü, Bağdat Caddesi’nde gerçekleşen bir kaza sahnesiyle açılır. Arabalar, sürücüler ve onların arasındaki diyaloglar aracılığıyla kurulan bu sahne daha sonra Medrano Sirki’ne uzanır. Anlatı bu noktada Palyaço Ruşen karakteri etrafında yoğunlaşır.
“Ruşen” sözcüğü Farsça kökenli olup “parlak”, “aydınlık” anlamlarına gelir. Buna karşın palyaçoluk, yüzün ağır bir makyajın ardında saklandığı ve kimliğin maskeyle gizlendiği bir sahne sanatıdır. Ruşen adıyla ima edilen aydınlık, palyaço makyajının ardında saklanan yüzle çelişir; karakter daha baştan görünürlük ile gizlenme arasında bölünmüş bir kimlikle kurulur. Öyküde palyaçonun tek gözünün morartılması ve izleyicilerin bu kapalı gözü açtırmaya yönelik ısrarı, şiddetin seyirlik bir unsur hâline gelişini gösterir.
Metinde gerçek ile hayal arasındaki sınırlar sürekli yer değiştirir. Anlatının parçalı yapısı, bu geçişlerin belirgin bir çizgiyle ayrılmasını engeller. Palyaço Ruşen’in caddede dolaşırken duyulan iç sesi, onun yalnızlığının ve varlığını duyurma arzusunun bir ifadesidir. Şiddet ve saldırganlık duygularının görünür olduğu bu anlar, aynı zamanda bir var olma çabasını da yansıtır. Parçalı anlatım karakterin dağılmış iç dünyasını okura gösterir.
Öykünün bazı bölümlerinde gerçekliğin çözülmeye başladığı görülür:
“Palyaço Ruşen yavaş yavaş arabanın biçiminden sıyrılıyormuş gibi suya dalarcasına karanlığa indi – Palyaço Ruşen’in yer değiştirmesi – suyun arabayla yer değiştirmesi – her şeyin her şeyle yer değiştirmesi…”(Burak,s.80)
Bu tür pasajlar, metnin anlam dünyasının sabit bir gerçeklik üzerine kurulmadığını gösterir. Gerçeklik yerinden oynar; nesneler, kimlikler, mekânlar birbirinin içine geçmeye başlar. Biçimsel parçalanma aynı zamanda karakterin varoluşsal kırılmalarını da yansıtır.
Ruşen’in iç monologlarında kendine seslenişi, bir kimlik kurma çabasının göstergesi olarak okunabilir. Öyküde kapanan gözün yeniden açılması, adeta yeniden doğan bir göz gibi başka bir kimliğe geçişi simgeler. Kazadan sonra Palyaço Ruşen’in öç alma duygusuyla hareket eden bir figüre dönüşmesi de bu kimlik dönüşümünün bir parçasıdır Palyaço Ruşen’in gözü, yalnızca fiziksel bir yaralanmanın izi olarak kalmaz, bakışın kendisinin şiddetle ilişkisini açığa çıkaran bir simgedir.
Anlatıda sahneden sahneye geçişler hızlı ve kesintilidir. Öykü arabayla başlar, sahneye geçer, caddede devam eder, lunapark atmosferine taşınır ve sonunda patlayan bir araba sahnesiyle sonlanır. Bu kesintili yapı, Burak’ın anlatı estetiğinin temel özelliklerinden biridir. Palyaço Ruşen’in bu kesintili yapısı, Burak’ın hem konu düzeyinde hem de tür anlayışı bakımından sınırları zorlayan yazı evreni içinde düşünülmelidir.
Sevim Burak, yazdıklarını “öykü” ya da “roman” gibi türlerle sınırlamak yerine çoğu zaman “metin” olarak adlandırır. Bu yaklaşım, onun türler arası geçişleri bilinçli olarak kullandığını gösterir. Kitapta yer alan “Ajda Pekkan” adlı metin, bir şarkının sözlerinin yeniden yazımı biçiminde kurulmuştur. “Kurtla Avcı” adlı metin ise manzum bir hikâye görünümünde başlar; ancak “uzun bir kurt masalıdır” ifadesiyle masal anlatısına yaklaşır.
Palyaço Ruşen öyküsünde anlatılan arabalardan birinin ön paneli görsel olarak kolaj biçiminde metne eklenmiştir. Karakalem çizimlerle desteklenen bu görsel öğeler, metnin algısal katmanlarını genişletir. Burak’ın terzilik geçmişi düşünüldüğünde, farklı parçaları bir araya getirerek yeni bir bütün kurma alışkanlığının yazı estetiğine de yansıdığı söylenebilir.
Sevim Burak’ın özgünlüğü, karakteri trajediye sürüklemekten çok, trajediyi bir seyir nesnesine dönüştüren toplumsal bakışı yansıtmasında yatar. Palyaço Ruşen’in gözü bir palyaçonun gözünden fazlasını taşır; anlatının bakışı da orada tersine döner. Burak’ın metinlerinde öykü, tamamlanmış bir bütünlükten çok, parçalı bir estetik form içinde var olan bir deneyimdir.
Bu nedenle Palyaço Ruşen yalnızca bir karakter değil, aynı zamanda bakışın kendisini sorgulayan bir figürdür. Sevim Burak’ın parçalı anlatısı, okuru yalnızca bir hikâye okumaya değil, modern hayatın seyirlik hale getirdiği trajediyi yeniden düşünmeye zorlar.
Kaynakça:
BURAK, Sevim. Sevim Burak Bütün Eserleri Palyaço Ruşen, Nisan Yayınları, Ekim 1993,İstanbul.
SOYŞEKERCİ, Hülya. Edebiyatımızda Kadın Yaratıcılığı, Vapur Yayınları,2025, İstanbul.
GÜNGÖRMÜŞ, Nilüfer. A’DAN Z’YE Sevim Burak, YKY, Kitap-lık Eki, Ağustos, 2003.


