“Eşeğin Aklı” Masalına Yazınsal Bir Bakış

Selma Sayar

Kimi araştırmacılar, masalın mitolojiden doğduğunu, kimileri dünyaya Hindistan’dan yayıldığını, kimileri de antropoloji ile ilgisini kurarak, “İlkel yaşamın kalıntısı”  olduğunu ifade etseler de, masal kaynağı ile ilgili kesinleşmiş bir görüş birliği yoktur.

Masalı masal yapan temel özellikler, olağanüstü olaylar, durumlar, yerler ve kişilerdir. P. Naili Boratav masalı, “hayalî hikâye” olarak tanımlar. Yani bir anlatı türü olan masallar, hayali ögelerle örülmüştür. Vermiş olduğu etik, psikolojik, ekonomik ve sosyolojik iletilerle çocukları hayata hazırlayan, içinde yaşadığı ortama, çevreye uyumunu kolaylaştırmaya çalışan, özgüveni gelişmiş bireyler olarak yetiştirme ereği taşıyan araçlardır.

Masallardaki etik iletilerde genellikle, “dürüstlük” ve “yalan” konusu işlenir.

Psikolojik iletileri çok fazladır. Bu iletilerde genellikler, “iyilik/kötülük”, “haklılık/haksızlık”, “kararlılık/kararsızlık”, “sevgi/saygı”, “dostluk/barış/paylaşım”, “bağışlayıcılık”, “sabır”, “korku”, “umut”, “şans”, “merak”, “kıskançlık” gibi önemli değerlere yer verilir. 

Ekonomik iletilerde, “paranın gücü ve yarattığı olumlu/olumsuz durumlar”, “insanlar arasındaki ekonomik yardımlaşma ve dayanışma” konuları anlatılır.

Sosyolojik iletilerde de, “anne iyiliği”, “anne-baba sözü dinleme”, “ailede biz duygusu”,  “kralların/padişahların yönetim anlayışları” ile ilgili konulara ağırlıklı olarak değinilir.

Masalla ilgili bu genel saptamalardan sonra daha özel bir alana yönelmek istiyorum. Antakya’da doğmuş, çocukluğunun tamamı, gençliğinin büyük bölümü bu coğrafyada geçmiş bir Türkçe/Edebiyat öğretmeni, bir yazar olarak, çocukluk dönemimde Hatay masallarını çokça dinledim. Bunların içinde, “hayvan masalları”, “olağanüstü masallar” ve “gerçekçi bulduğum masallar” vardı. Bu masalların çoğu, duygu dünyamda silinmesi olanaksız izler bıraktı. Bu yazıda, hiç unutamadığım “Eşeğin Aklı” adlı masala değinmek istiyorum. Masal şöyleydi:

Bir varmış bir yokmuş, birinde bin var iken birinde hiç yok imiş. Zamanın birinde ve çok çok uzak diyarlarda eşek, güvercin, keklik, kaz, ördek, tavuk ve horoz oturmuşlar, büyücek bir tarlayı ekmeye karar vermişler. Ellerine birer avuç tohum alarak tarlanın yolunu tutmuşlar. O gün akşama kadar çalışmışlar. Tarlaya nohut, pirinç, arpa, yulaf ve buğday ekmişler. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra eşek, güvercin, keklik, kaz, ördek, tavuk ve horoz, “Gidelim bir bakalım ekinlerimize,” demişler. Gitmişler, bakmışlar ki ekinler sararıp büyümüş. “Artık biçip, hasat yapma zamanı gelmiş. Gidelim, oraklarımızı bileyelim, yemeklerimizi hazırlayalım, yarın da gelip hasadımızı yapalım,” diyerek, evlerine dağılmışlar. O gece güvercin, keklik, kaz, ördek, tavuk ve horoz hazırlık yaparken eşek acıkmış. Doğruca tarlaya gitmiş, tarlada ne var ne yok hepsini yemiş bitirmiş.

Ertesi gün tarlaya vardıklarında şaşırıp kalmışlar! Tarla talan edilmiş. Her yer bomboş. Ortada hiçbir şey kalmamış. İçlerinden güvercin, “Burayı ektiğimizden kimsenin haberi yoktu, mutlaka içimizden biri yapmıştır,” demiş; ama bu suçlamayı hiç kimse kabul etmemiş. Sonra güvercin, “O zaman kuyu başına gidelim, eğer bu tarladaki ekinleri ben yediysem, kuyunun içine düşeyim, diyerek, ayrı ayrı yemin edelim. Yemin eden kuyunun üstünden atlayarak karşı tarafa geçsin, ” demiş.

Önce bu öneriyi sunan güvercin gelmiş kuyunun başına, “Eğer ben yediysem kuyunun içine düşeyim,” diyerek atlamış kuyunun üstünden ve geçmiş karşıya.  Sonra keklik, kaz, ördek, tavuk ve horoz, ayrı ayrı yemin ederek kuyunun karşısına atlamışlar. Sıra eşeğe gelmiş. Eşek, “Eğer tarladaki ekinleri ben yediysem içtiysem kuyunun içine düşeyim,” demiş ve atlamış üstünden kuyunun; ancak karşıya geçemeden düşmüş kuyunun içine. Böylece herkes tarladaki ekinleri eşeğin yediğini anlamış. Arkadaşları, “cezasını çeksin” diyerek, eşeği kuyunun içinde bırakıp, oradan uzaklaşmışlar.

Eşek, kuyunun içinde debelenip dururken, bir yandan da, “Beni çıkarın buradan, beni kurtarın!” diye bas bas bağırıyormuş. Oradan geçen bir tilki, bu sesi duymuş. Kuyunun başına gelmiş, içine bakmış ve eşeği kuyunun içinde debelenirken görmüş. Eşek kaldırıp başını yukarıya bakmış, tilkiyi görünce ona yalvarıp yakarmaya başlamış: “Tilki kardeş acı bana. Ne olur kurtar beni buradan. Eğer beni kurtarırsan, kulun kölen olurum senin. Kurtar da, sonra ne yaparsan yap bana,” demiş. Tilki, bu yalvarışa kayıtsız kalmamış, eşeği çekip çıkarmış kuyudan. Çıkardıktan sonra, “Beni kurtar da ne yaparsan yap dedin ya. Ben de kurtardım, şimdi seni afiyetle yiyeceğim,” demiş. Eşek, itiraz etmeye çalışmış ama tilkinin elinden kurtulamayacağını anlayınca kabul etmek zorunda kalmış. Tilki, “Söyle bakalım, seni nerenden başlayayım yemeye,” dediğinde, eşek düşünmüş taşınmış, “Beni yemeye kuyruğumdan başla; çünkü benim en lezzetli yerim kuyruğumdur,” demiş. Tilki, ölümü kabullenmiş görünen eşeğin bu sözüne inanarak, eşeğin arkasına geçmiş, iştahla ağzını açmış, kuyruğu yemek için yaklaşmış. Tam bu arada eşek tilkiye öyle güçlü bir tekme atmış ki, tilki havada döne döne metrelerce geriye fırlamış. Eşek, yaralanan ve yerinden kalkamayan tilkiye bakarak, biraz da sırıtarak kaçmış gitmiş. Acı içinde kıvranan tilki, “Eşek aklıyla hareket edenin sonu böyle olur!” diye söylenip durmuş. Eşek de ölümden kurtulmuş olmanın sevinciyle kimseye bir daha haksızlık yapmamış.

Bu masal, çocukluğumda çokça dinlediğim masallardan biridir. Masalı anımsadığım kadarıyla paylaştıktan sonra, bu masalın çocuk eğitimi açısından önemine değineceğim, ayrıca eleştirel bir bakış açısıyla da yorumlayacağım. Masalda:

  1. Yardımlaşma, dayanışma ve ortak aklın önemine vurgu yapılıyor.
  2. Ortak alınan kararlarda, herkesin aldığı görevi eksiksiz yapması gerektiği öğütleniyor.
  3. İmece olarak yapılan işlerde paylaşımın eşit ve adil olması, başkasının hakkına el uzatılmaması işleniyor.
  4. Hak hukuk ve adaletin ne kadar önemli olduğu, adil sistemin işlemesi halinde gerçek suçlunun mutlaka ortaya çıkarılacağı ve cezasını çekeceği anlatılıyor.
  5. Yalnızca kişisel çıkarını önceleyenlerin, karşılıksız bir yardım yapmayacağı iletisi veriliyor.
  6. Söylenen sözlere kayıtsız koşulsuz inanmak yerine önce mutlaka sorgulanması, ondan sonra karar verilmesi gerektiği salık veriliyor.

Masalda, olumlu iletilerin yanı sıra kimi çelişkiler de göze çarpıyor. Örneğin; söz konusu hayvanların, yardımlaşma dayanışma içinde, ortak aklı işleterek üretim yapmalarının, kendilerine kazanç getirmesi beklenir; ancak öyle olmuyor. Ortaya bir kazanç çıkmıyor.

Eşek, arkadaşlarına ihanet etmenin bedelini kuyuya düşerek ödüyor. Burada suçlunun mutlaka cezasını çekeceği iletisi verilse de, cezanın, işlediği suçun karşılığı olup olmadığı tartışılır. Diğer bütün hayvanlar ektikleri ürünü kaybederken, eşeğin yedikleri yanına kar kalıyor.

Masallarımızda, nasıl ki at “güvenirliği”, aslan “otoriteyi” temsil ederse, tilki “kurnazlığı”, eşek de genellikle “aptallığı” simgeler. Bu masalda ise tilkinin, bir eşeğin aklına kanarak tuzağa düşmesi bir çelişkidir. Tilkinin, kötü niyetinin bedelini, eşeğin tekmesini yiyerek ödemesi olumlu gibi görülse de aslında çelişkiyi gölgelemektedir.

Kimi masalların, günümüze gelinceye kadar epeyce değişiklik gösterdiği bilinir. Buna bağlı olarak verilmek istenen iletilerin de farklılaşması, yeniden yorumlanması çok doğaldır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ