Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü…

Özgür Zeybek

“Başımız dik yürüyoruz çünkü boğazımıza kadar boka battık.”


Dario Fo, 1969 yılında yazdığı “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü (Morte Accidentale di un Anarchico)” adlı oyununda böyle söylüyor.

İtalya’da ve pek çok coğrafyada karşı reformasyon anlayışının ortaya koyduğu sanatta ve sanatçılara karşı gösterilen yanlı ve saldırgan tutumun ve onca zorluğun ve zorbalığın arasında ilk kez 1970 yılında Milano’da sahnelenen oyun adalet ve hukuk ile delilik ve zeka arasındaki ironik ilişkiyi ve zıtlığı ortaya koyuyor. Her ikisinin de kimin elinde nasıl bir şeye dönüşeceğini anlatıyor izleyiciye.

1969 yılında yazılan oyunda Pinelli’nin başına gelenler yakın tarihimizde ülkemizde yaşadığımız acımasız gerçeklikle ne kadar uyuşuyor. Yine de oyunun özgül ağırlığının ne denli Türkiye’de yaşadığımız olaylara benzediğini görmek; beni şaşırtmadı.

Çünkü Dario Fo, insanlığın temel sorunlarının ve faşizan anlayışın hukuku adaletin önüne koyarak fakat hukukta da evrensel kuralların dışına çıkarak bana göre hukuk anlayışını benimsemesinin evrensel boyutta aynı ahlak, vicdan ve kural dışılıkla oluştuğunu görmek aksine insana, birlikte yaşamaya ve inandığımız değerler bütününe karşı vereceğimiz mücadele ve çabanın sadece kendi sınırlarımız dahilinde olmadığını hatırlatıyor.

Öyleyse biraz oyundan bahsedeyim.

Oyunun ana karakteri Giüseppe Pinelli; İtalyan Demiryolu işçisi bir anarşisttir. Piazza Fontana ( Milli Tarım Bankası) Katliamı olarak bilinen bir bombalama olayı sonrasında, elle tutulur deliller olmamasına rağmen, sorgulanmak üzere gözaltına alınır. Üç gün süren sorgulama sırasında 15 Aralık 1969’da polisler tarafından karakolun penceresinden aşağı atılarak (Kaza süsü verilerek) öldürülür.

Olay daha tazeyken ve soruşturma dosyaları ortadan kaldırılmamışken hakkında şikâyet olan bir deli sorgulanmak üzere aynı karakola getirilir. Kendini İçişleri Bakanlığı Müfettişi olarak tanıtır. Polisleri sorgular. Polislerin ifadeleri itiraflara dönüştükçe Pinelli’nin aslında cinayete maruz kaldığı ortaya çıkar.

İşte Dario Fo, dönemin siyasi otoritesinin, sanatı kibrin ve küstahlığın dışa vurumu olarak gördüğü bir dönemde, “Bu rezil cümleleri yakmak için elimizden gelenin en iyisini yaptık.” diyor.

Oyunun ikinci yarısında ise, yargı ve adalet kavramları ile birlikte bürokraside çıkar ilişkileri de ele alınıyor. Aklın ve deliliğin hikayesi… “Deli Aklı” ve “Aklın Deliliği” arasındaki çatışma dersek yanlış olmaz sanırım.

Bir delinin kendini müfettiş olarak tanıtıp, karakolda sorgulama yapması metaforu bana göre deliliğin kıvrak zekasının kurallar, sistemler ve faşizan bir anlayışın yarattığı akıl tutulması karşısındaki galibiyetini anlatıyor.

Adaletsiz bir hukukun ve zekasız bir aklın yarattığı korkunçluğu deliliğin zekası ve merhametinin alt etmesi, sanatçıların deliliğe yakın zekasının otoritenin bütün kötücüllüğünü görünür kılmasının çarpıcı biçimde vurgusudur.

Oyun Türkiye’de Füsun Demirel’in çevirisinin ardından ilk kez İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından Murat Karasu’nun rejisörlüğünde sahneleniyor.

İlginçtir ki bu sırada pek çok yerde ve Türkiye’de 70’te ve 80’de hatta 90’lı yıllarda dahi Pinelli’nin başına gelenler defalarca tekrar ediyor. Malipiero’nun kılığına girerek, olayı aydınlatan Maniac gibi bir deli bulmakta mümkün olmuyor. Hem zaten kimse müfettiş falan da göndermiyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ