Nevruz Uğur ve Şiiri Üzerine Değini…

Fatma Hatun Esen

“Onun şiirine; kederli kadınlar, çocuklar, yoksullar, dağlar, sular, destanlar, türküler, ozanlar, âşıklar, zalimler, zulümler girmiştir.”

“Şiirini ağırlıklı olarak, birinci tekil kişiye, çoğul acıyı duyumsatarak ve duyurarak yazar. Toplumcu gerçekçiliğin, birey aracılığı ile aktarımı olarak görüyorum yazdıklarını.”

Yaşama tanıklığını, bilincini, itirazını şiirle duyuran, “yaşam boyu şiiri sevdiğim kadar hiçbir şeyi sevmedim” diyen bir şair o. Dünya ile kurduğu ilişkide taşıdığı duyarlılık, onu şiirden hiç uzaklaştırmamış olmalı ki, yaşamı boyunca şiir yazmıştır. Kızılırmak’ın kurak çocuklarından biri, Asi’nin misafiri, İstanbul gibi o muhteşem mahşerin bir bireyi olarak akmıştır dizeleri, yaşamı ile birlikte. Kendini şiir arayıcısı olarak görevlendirmiş gibi.

Nevruz Uğur tüm şiirlerini Daha Gazel adlı toplu şiirler, Antakya Prelüdleri, Hiçbir Şey ve Bir Şey, Hata Günlüğü, Daha Gazel, Su Dağları, Yamalı Bulut, Uzağın Tozları, Linç Lirikleri, Ulu Destanlar, Caz Bahçeleri, Renkler Söküğü,  toplu şiirler içindeki, zaman akışında basılmış ve yeni basılan kitaplarıdır.

Nevruz Uğur direnen, devinen, itiraz eden, kuşku duyan, huzursuz ve ayrıksı bir şair… Kendi ile kavga eder, kendi uzlaştırır kendini. Şiirle yapar bunu. Çünkü onun savunusu, kalesi, sığınağı ve biriciği olmuştur şiir.

İlk şiirlerinin içsel ve çevresel farkındalık, duyarlılık, huzursuzluk ve sorgu üzerinden kurulmuş olduklarını görüyorum. Bazı şiirlerinden alıntıladığım dizelerde görüleceği üzere. Sürgün “zamanların kamburu tutturulmuş genç bedenime, Büyük Kuşku “en kalın çizgileriyle alnımızın/ ışıyacağı/ dünya var mı? Korku Dini “bir korku dini gelişiyor kötü koşulların cenderesinde” Gecenin Göklerinde Yanarken Sesim ”iliklerim sağılıyor/ damarlarıma doluyor arılar/ sesim boğuluyor içimde/ göçüyor kalbime evren” Pencere Önü Çiçekleri ”hücrelerime dünyaların taşındığını duyuyorum yorgun argın” dizelerinde örneklediğim gibi, yukarıda sözünü ettiğim kavramlar besliyor şiirini.

Hissettiği acının karşısında duran, diri bir umut barınıyor şiirinde. Gövdemdeki Sancıyla Gitmeyen Işık şiirindeki şu dizelerle “ bakarken çimler üzerinde minik adımlarla koşarak giden oğlumun ardından/ utkuyla seslendim sol üreterimdeki sancıya/ Yaşasın Hayat”   her şeye rağmen, yaşamdaki bitimsiz akışı ve dirimi aktarışında gördüğümüz gibi.

Suların şairidir benim belleğimde Nevruz Uğur. Kızılırmak gelir Asi gelir aklıma, bir akıştır kendisi de, şiirleriyle koşut. Gölgesiyle kavga eden huysuz ve kibirli bir şair, içten bir insandır, aşıktır, sevgilidir, komşudur, babadır, dededir, kardeştir, ağabeydir, Nevruz ağabey.

Derinlikli bir bakışla, kalemini bir ok gibi kendine döndürerek yazdığı, biyografik şiiri Antiparantez’de, isminin şiire uyumundan da yararlanarak; melankolik göçmenliğini, dinsel ve tinsel duruşunu, ürkekliğini, şiirinin sonuna doğru da, “öylesine bir nota/ ilelebet hata” olarak tanımlar Nevruz Uğur, Nevruz Uğur’u.

Onun şiirine; kederli kadınlar, çocuklar, yoksullar, dağlar, sular, destanlar, türküler, ozanlar, âşıklar, zalimler, zulümler girmiştir.

Şiirini ağırlıklı olarak, birinci tekil kişiye, çoğul acıyı duyumsatarak ve duyurarak yazar. Toplumcu gerçekçiliğin, birey aracılığı ile aktarımı olarak görüyorum yazdıklarını.

İnsan, toplum, üretim ilişkisini, kendi yaşamından örnekleyerek gösteriyor bazı şiirlerinde. Bir Şeyler Olsun şiirindeki şu dizelerinde; “bomba çukurlarındaki çocukla/Asya Afrika Uzak Doğu… Hep Doğular/onların korkunç yazgısı kadar/ sevebiliyorsan beni/ aşk var” deyişinde gördüğümüz gibi.

Su Dağları, sevdiğim kitaplarından biri. Şiirde su tininin bana yakınlığının bunda etkisi olabilir. Dokuz bölümden oluşan, kitaplarından birine adını veren Su Dağları şiiri, arı bir dille yazılmış, dizelerce akıyor berraklığıyla. Bir bölümüyle örneklemek isterim bu şiiri. Su Dağları IX “kalbine sahifeler indirdim su dağlarından/ yağmurlara sustum yontular gibi/ yokluğuma yanaşıp yittiğini gördüm/ boşluğuma alevini üflediğini duydum/ eylüle akan akşamlar kirpiklerimden geçiyordu/ gözlerimin buz mavisine/gözlerinin kahvesini koydum” Doğada var olan hemen her şey, farkı duygulanımlarla giriyor yazdıklarına.

Şiirlerinde bazı söyleyişler vardır. Örneğin, “bir” demez de genel de “bi” der, bu ona özgü bir söyleyiştir. “bi duygu, bi rüzgar, bi öbek menekşe” gibi. Yöresel ağız söyleyişleri de buluruz dizelerinde. Şiirlerinin bazılarında da, Arapça, Osmanlıca sözler kullanmıştır. “yan ey aşk-ı malum/şirk et ey mum” gibi.

Bu kullanım, okumada bir zorlanma yaratıyor ancak, o şiire gereklilikle girdiği de düşünülebilir. Muhtemel ki, o söyleyişle yakalamıştır vermek istediği anlamı.

Şiirleri ile yaşama tanıklık ettiğini düşünüyorum Nevruz Uğur’un. Yazmaya başladığı andan itibaren; yatağını arayan, bulan, genişleyen bir su gibi akan şiirlerine söyletmiştir yaşama dair bildiği, duyduğu, gördüğü her ne varsa. Ömrünce sürsün bu büyülü ve şiirli tanıklık.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ