HATİCE UTKAN – “SÜT VE GÜL” TOPLU ŞİİRLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ
SÖYLEŞEN: BURÇİN LAÇİN ALTAY
“Zamanın geçmiyor gibi gelmesini
Ve gitmesini
Zamanın senin yaptığın kadar olmasını
Yaşadığın kadar var olmasını
Zamanın aslında sadece sen olmasını…
Hep olmayı
Ve olmamayı…”
dizeleriyle şiirlerle seslenen sevgili şair Hatice Utkan ile yeni şiir kitabı “Süt ve Gül” (Toplu Şiirleri) üzerine söyleşeceğiz.
Burçin L. A.:
“Nebukadnezar, Con Fuoco, Şah Mat” şiir kitaplarına yeni olarak “Süt ve Gül” şiirleri de eklenerek toplu şiirleri oluşturuyor. İlk olarak isimlerinden bahsetmek istiyorum.
Araştırdığımda; II. Nebukadnezar, MÖ 605–562 arasında hüküm süren Babil kralı. Bu ismin Akadca’sı, Nabu-kudurri-usur’dur ve anlamı; “Tanrı Nabu sınırlarımı korusun.” olarak buldum.
“Con Fuoco” İtalyanca bir müzik terimi olarak Con fuoco “ateşli bir tonda, tutkulu” anlamına geliyor. “Şah Mat” biliyoruz galibiyet – mağlubiyet için satrancın son cümlesi ve “Süt ve Gül”…
Öncelikle bu kitap isimlerini sormak istiyorum. Bunların çıkış noktaları ve bu anlattığım anlamlarıyla mı yoksa şiirde bambaşka bir anlamı var mı? Ayrıca toplu şiirler fikri nasıl oluştu? Sence bu şiir kitapları arasında nasıl bir bağlantı var?
Hatice U.: Hepsinin bir hikayesi var. Şiirlerimde tarihsel karakterler kullanmayı seviyorum, Nebukadnezar, Babil Kralı, çok zalim bir hükümdar. Nebubolpasar’ın oğlu ve babasından aldığı hükümdarlığı o kadar büyütüyor ki, her yerde kendi gücünü göstermek istiyor. Bu göstergelerden birisi de İştar Kapısı. Kapı aslında şehre giriş koridoru ve kapısı gibi konumlanıyor ve savaş ve aşk tanrıçası İştar’a adanıyor. O dönemde zor bulunan ve elde edilen mavi renk üzerine, altın sarısıyla hayvanlarla bezenmesini istiyor. Nebukadnezar gerçekten etkileyici bir karakter. Ben bu karakteri kendi şiirimin baş karakteri yaptım. Çünkü onun yaşantısıyla ilgili çok az şey biliniyor. Örneğin Semiramis için Babil Asma bahçelerini yaptırıyor ama Semiramis’i depresyondan kurtaramadığı kaybediyor ve söylentiye göre kendisi de delirerek ölüyor ve bu bahçelerde otluyor. Kendisini keçi sanıyor. Kısacası ben bu karakteri o kadar gücü elde ettikten sonra aslında hiçbir şey olduğunu anlatmak için şiirime koydum ve bundan bir şiir serisi yazdım. ‘Nebukadnezar ve hiç anlatılmamış yaşantısı’ kitaba da ismini verdi. Con fuoco ise bir müzik terimi, çok tutkulu bir şekilde çalınan parçalara verilen isim. Fuoco alev demek, alevle yani tutkuyla çalınan müziğe gönderme yapıyor. Şah Mat ise yine bir şiirimin ismi.
Bunlar arasında Süt ve Gül’ün benim için ayrı bir yeri var. Süt, İslam tasavvufunda ilim demek. Ama sütün her kültürde sembolik bir anlamı var. Örneğin Hristiyanlıkta süt ve bal diyarı var. Bolluk ve bereketi anlatıyor. Jack ve Fasulye Sırığı adlı hikâyede ise Jack, fasulye sırığına tırmanmadan önce (gece uyumadan önce) süt içiyor ve fasulyeleri almak için sattığı ineğin ismi de Milkywhite yani süt beyazı. Bu bağlamda süt aslında ilimle büyümeye, gelişmeye de gönderme yapıyor.
Tüm bunlara baktığımızda karanlıktan başlayan ve aydınlığa giden bir yol bu şiirler. Nebukadnezar’daki karanlık Con Fuoco’daki tutku, Şah Mat’taki galibiyet yerini aydınlık bir ilme bırakıyor.
Burçin L. A.:
“Nebukadnezar” kitabında altı bölümden oluşan
“Nebukadnezar Serisi
O ve Asla Anlatılmamış Yaşantısı” şiiri bulunuyor.
“Bir rüya vardı İştar kapısının ardında
Varoluşun en derin alanında bir rüya başladı oluşmaya”
Ve
“Zamana meydan okuyan bu var oluş
Seni bana getirdi
Oysaki sen krallığında oturan bir hiçliktin”
Bu dizelerle geçmişten günümüze rüyalar yoluyla uzanıyor ilkin, derin bir bağlantı kuruyor. Sonunda;
“Sen ne sandın kendini
Büyük bir yalandan başka…”
Varoluş ve hiçlik kavramları üzerinden de felsefi bir boyutu gösteriyor. Sonra Yarasa karşımıza çıkıyor; yaşamı ve ölümü olarak…
Burada şiir imgesel bir düzlemde ilerlerken bir kurgusu da bulunuyor. Burada şair ile ya da tarihle kurulan bağlantıyı ve kurguyu yaptığın olgular üzerinden (mesela neden yarasa) asıl anlatmak istediğin nedir? Şiirde kurgunun dengesi nasıl olmalıdır?
Hatice U.: Şiirde kurguyu seviyorum. Bence kurgu şiire çok seslilik katıyor. Çok seslilik durumu da karakterler, karakterlere atfedilen renkler, hayvanlarla sembolik katmanlar yaratıyor. Nebukadnezar tarihe ait bir karakter. Ben onun güç isteğini, yaşamda gücü nasıl yanlış kullandığını ifade etmeye çalışıyorum bu kurguyla. Hatta Nebukadnezar’ın tüm serisi bir kurgu. Bir karakteri anlatıyor ve karakterin yaşantısını ele alıyor. Nasıl yaşadı ve nasıl yok oldu gibi…
Burçin L. A.:
“Con Fuoco” isminden bahsettik az önce. Bu kitaba değinmek istiyorum biraz. “Con Fuoco” ilk şiir ve şöyle başlıyor;
“Bilmeden nasıl görecekti ki kalbin
Kalp gözü açıktı da
Ruhun süzülüyor muydu?”
Çözülen bir düğümden sonra, hissi verdi bu dizeler bana. Genel olarak şiirler kalp ve ruh üzerinden ve “Siyah Zaman, Siyah Kalp” gibi şiirleriyle karanlık bir zamanı da işaret ediyor. Buradaki şiirler daha aforizma gibi ve hep bir şeyi söylüyor, yaşamı çözen bir bilgelikle soruları yanıtlıyor. Gerçekleri arıyor, yanılsamaları sorguluyor ve içine sıkışıp kalınan döngüyü şiirle kırmaya çalışıyor. Burada “Tesadüf” şiirinde yaşamın tezatlığı ve öğretilmiş durumlara karşı bir duruş var.
“4 + 1 ve 3 tesadüfe bak” diye başlayan şiir
“Başka boyutlarda hala birlikte ve karşı karşıya nefes alıyoruz.
4 + 1 ve 3 tesadüf diye bir şey asla var olmadı.” dizeleri ile bitiyor. Başka bir boyutun, inanışın da kapılarını açıyor. “Kâinat” şiiri özetliyor her şeyi ve döngüye inanan bir yerden, başka hayatın belki başka mutlulukların izini sürüyor. “Döngü” şiiri ile biten kitabın son dizeleri de şöyle;
“Çünkü imkânsızlığı gördün
Yaşamanın değil
Ölmenin imkânsızlığını…”
Burada dosya bütünlüğü açısından da, inanışların şiire etkisini ve buradaki bütünlüğün senin için ne olduğunu sormak istiyorum. Şiir bakış açısını değiştirir mi?
Hatice U.: İnanışlar dediğimiz şey aslında benim şair ve yazar olarak üzerinde çalıştığım konular. Tasavvuf, Simya, okültizm, ezoterizm ve hepsinin ortak noktaları. Bür şekilde bunu tek bir yaradan ve tek bir enerji akışı inanışına da bağlayabiliriz. İnsanların kendilerine ve içlerine yaptıkları bir keşif bence yaşam. En büyük görevimiz önce kendimizle bütün olmak ve bunun için de belirli inanışlara ihtiyaç duyabiliyoruz. Bilim de bunların içinde sayılabilir. Okudukça ve bilmeye çalıştıkça ve bildikçe şiirin derinleştiğine inanıyorum. Bir bilim kitabı yazdıklarıma yön katabilir. Eğer ben bu yönü inanış olarak benimsersem ve şiire saf bir şekilde yansıtabilirsem eve şiir bakış açısını değiştirebilir. Tesadüf adlı şiirimi okuyup çok fazla soru soran oldu… Bu şiiri nasıl yazdınız ya da burada tam olarak ne demek istiyor gibi…Ya da Döngü adlı şiirdeki ölmek yaşamak sembolizmini… Hepsi de aslında bir boyut benim için. Aslında ben bunu 19. Yy Fransız şiirinde de görüyorum. Bu derin inanışlardan ortaya çıkan ama temaları farklı şiirler çok fazla yazılmış. Örneğin Gerard de Nerval’i çok ruhsal bulurum. Ruhsal konuları şiirimin temelinde tutmayı seviyorum.
Burçin L. A.:
“Şah Mat” şiirleri daha derin ve daha felsefi bir yerden sesleniyor. Varoluşsal sorguda Sartre argümanından çıkan “Varoluşun özden önce gelir” felsefesinin yankıları duyuluyor. Rakamlarla numaralandırılmış şiirler 11 adet, 11 hamlede Şah Mat ediyor sanki. Düşünmenin sınırları zorladığı yerden bitişe ya da sonsuza uzanıyor ve Cengiz Han’ın mezarına kadar iniyor.
İlk şiir “Gölge Yanığı” ve şu dizelerle başlıyor, kitap da;
“Varlığın yokluğu, yokluğun da varlığı tanıdığı bir yerde gerçekleşti her şey”
“Varlığın Keşfi” şiirin de;
“Ruh buraya bir iz bırakmaya geldi.” dizesi ile başlıyor.
“Güneşli Gezegen” şiiri ise;
“Her şeyin sonu bugün değil midir?” dizesi ile bitiyor.
“Şah Mat” şiirinden aldığım bazı dizeler ise şöyle;
“Bir gerçekliğin bu şekilde yok olması mümkün mü?
Düştün rüyadan
Şimdi benim zamanın
Şah mat
Zaman yok
Zamanlar kayıp
Ve sen inceliklerle sonsuzluğa doğru akıyorsun…”
Zamansızlık olgusunu sormak istiyorum, sen düşünde bu boyuta nasıl geçtin, bunları şiire aktarmayı nasıl tasarladın? Şiirle felsefinin senin için bağlantısı nedir ve sence şiir de bir varoluş kuramı mıdır?
Hatice U.: İstanbul Üniversitesi’nde Açık öğretimde Felsefe okuyorum. Bu okumalar bana farklı alanlar açtı. Sonra bilimsel konularda ve zamanla ilgili konularda okumaya başladım. Aslında lise yıllarımda da zamanın tarihi konulu kitapları okumuştum. Bu sefer okumalarımı çok yönlü yaptım. Örneğin İbnü’l Arabi’nin zaman anlayışı, Renan Seçkin’in Zamanın Aynası adlı kitabını, en son yapılan karadeliklerle ilgili makaleleri karşılaştırmalı okudum. Zaman çok ilginç bir şey… Aslında yok ama biz lineer bir zaman varmış gibi yaşıyoruz. Bunların hepsi şiire yansıdı. Bence felsefe şiirin temeli bile olabilir… bu çok mu iddialı bilemiyorum ama felsefesiz şiir yazılmaz gibi geliyor bana. Çünkü insan en çok kendini bilmek istiyor. Kendini bilmek sadece ruhsal alanda ya da psikolojik öğretilerle olabilecek bir şey değil. Felsefi bir temel bir yapı gerekiyor. Kısacası, bir sisteme ihtiyacımız var. Felsefe de bunu sağlıyor. Şiirlerim de gerçekten insanın kendini arayışını yansıtmak istiyorum. Felsefe de temelinde duruyor.
Burçin L. A.:
“Süt ve Gül” şiirlerinden bahsetmek istiyorum şimdi; ilk şiir de “Süt ve Gül” ve arka kapakta da bu şiirden bir bölüm var;
“Tünelin başı süt
Sonu gül
Bir şeyler bilmek imkânsız
O zaman en saf sabahlara içmeli
Nasıl olsa
Hepimiz bir gün ormanda kayboluruz”
Bir tünel var şiirde, tünelin içinden geçilip gidiliyor başka bir gerçekliğe ya da başka bir boyuta… Tünel hem bu durumu hem de bir zamanı söylüyor, ancak hem karanlık hem de siyah… Hemen sonra da “Âlemler Arası Bir Öykü” şiiri geliyor, sonra “Ruhun Âlemi…” Böylece başka bir ruhani boyuta taşıyor şiiri. Aynı zamanda; Zaman ile ilgili bir derdi var yine genel olarak buradaki şiirlerin. “İki Zaman Arasında Durdun, Zaman Akışı, 2 Aylar Zamanı, Ebü’l Vakt” gibi… Bütünlük açısından da zaman olgusu üzerinden gidiyor.
Burada “Süt ve Gül” olguları üzerinden tünelin senin için ne ifade ettiğini ve zaman kavramı ile ilişkisini sormak istiyorum?
Hatice U.: Tünel karanlık bir yer. Ama tünele giriş aydınlıkla başladı, çıkarken de aydınlığa doğru gideceğiz ama en karanlıkta ve ortada duruyoruz bazen… işte başı süt, süt tasavvufta ilim, sonu gül, ilimin meyvesi… demek ki bir şeyleri keşfetmek için o yoldayız. Zaman ise burada eleştirel bağlamda var sadece. Zaman bizim bildiğimiz ve yaşadığımız gibi bir şey değil. Her şey her an yeniden var oluyor ve tek bir oluş üzerinden sürekli birçok oluş meydana geliyor. Burada büyük bir sonsuzluk var. Bizler de burada zamanı günlere haftalara ayırarak bir tür sınırlamalar içinde yaşıyoruz. Bu çok trajikomik bir şey. Diğer yandan da ihtiyaç farkındayım ama aslında var olmayan şeyleri var etme ve sonra da onlara dayanma konusunda insandan daha başarılı bir tür yok sanırım. Bu şiirler de bunu eleştiriyorum aslında. Kendimi de bu zaman içinde gözlemliyorum.
Burçin L. A.:
“Süt ve Gül” kitabından yine gidersek; Biraz daha sevgi var “Süt ve Gül” şiirlerinde; “Ve İle De Ama, Düş, Benim Düşüncem, Siyah Bir Güneş” şiirleri…
“Ve İle De Ama” şiirinde şöyle diyor;
“Ve ile de ama zamanıydı bu
Olmama ve olma zamanı
Belki de…”
“Düş” şiirinde de,
“Zamanın aslında sadece sen olmasını…
Hep olmayı
Ve olmamayı…”
Sevginin ya da sevgisizliğin bıraktığı hüzün; varoluşsal sorgu ve zamansal sorun ile bağdaştırılmış burada. Bu şiirlerden yola çıkarak sevginin şiirdeki yerini, ne kadar olması gerektiğini, o dengeyi sormak istiyorum öncelikle. Sonra da bu bağlamda yine; düşsel boyuttaki bu “Süt ve Gül” şiirleri için neler söylemek istersin?
Hatice U.: Sevgi aslında bizim bildiğimiz gibi bir kelime değil. Sevgi beşerî aşk demek değil, sevgi bir tür güç… yani sevgi temel bir olgu, bir duygu değil aslında bir tür frekans eşiği ya da bilinç hali. Bilinç halinde olma durumu var şiirlerde. Artık bir tür uyanma durumu. Sevgisiz hiçbir şey var olamaz. Ama işte bizler dili o kadar anlamsızca tüketiyoruz ki bazen bu anlamlar gerçek yerini bulmuyor. Yani semantik dediğimiz anlambilim aslında burada felsefi açıdan ele alınmalı. Her kelime zihin de doğru şekilde anlam buluyor mu? İşte aslında Süt ve Gül’deki şiirleri biraz bu bilinçle de okumak gerek. Her kelime kendi başına birçok anlama çıkabiliyor.
HATİCE UTKAN KİMDİR?
Şair Hatice Utkan Özden, 1981 yılında Adana’da doğdu, ancak İstanbul’da yaşıyor. Tarsus Amerikan Koleji’nin ardından Bilkent Üniversitesi’nde İngilizce ve Fransızca Mütercim Tercümanlık bölümünden mezun oldu. 2005 yılında La Rochelle Üniversitesi’nde Fransızca eğitimi aldı. Dergi ve yayınevlerine İngilizce ve Fransızca öyküler ve romanlar çevirdi. 2008-2009 yıllarında Londra City Üniversite’sinde yazarlık ve gazetecilik sertifika programlarına katıldı. Sabah Gazetesi, Hürriyet ve Hürriyet Daily News gazetesinde muhabirlik ve kültür sanat editörlüğü yaptı. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Müze Yönetiminde yüksek lisans eğitimini tamamladı ve Müzecilik üzerine doktorasına devam etmektedir. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe bölümünde lisans eğitimine devam etmektedir. 2021 Oxford Üniversite’sinde çevrimiçi İleri Yaratıcı Yazarlık dersleri aldı. 2019 Güz döneminde Yeditepe Üniversitesi’nde Sanat Yayıncılığı ve yazarlığı dersleri verdi. Yazıları, İngilizce ve Türkçe olmak üzere dergi ve gazetelerde yayımlanmaya devam ediyor.
Kitapları;
- 34 sanatçıyla yaratıcılık üzerine söyleşilerini bir araya getirdiği Çağdaş Sanat Ve Yaratıcılık Kitabı
- A Love Mystery İngilizce Şiir Kitabı
- Nebukadnezar
- Con Fuoco
- Şah Mat
- Süt ve Gül (Toplu Şiirleri)


