Esra ERK ÖZYİĞİT
“KIPIRDAMAYIN
NEFES ALMAYIN” (Burak 7)
Afrika Dansı’nı eline alan okur bu satırlarla karşılaştığı anda şaşırır, bir an neyle karşılaştığını anlamaya çalışır.
Sayfa açılır.
Gözler birkaç satırda dolaşır.
Sonra bir an durur.
Çünkü metin alıştığımız biçimde ilerlemez. Bakar, okur, tekrar okur. Bu sesin nereye varacağını sorgular.
Bir kelime gelir.
Ardından boşluk.
Ses kesilir…
Seslenir…
Kesilir…
Seslenir…
Tekrar eden, yeniden başlayan bir dans gibi…
Sevim Burak’ın metni okuru böyle karşılar. Bir komutla. Bir çağrıyla. Okur o anda metnin akışına kapılır. Afrika Dansı’nda cümleler bir hikâyeyi anlatır anlatmasına ama metin kendi temposunu başka biçimde kurar. Bazen tekrar eder. Bazen durur. Okur önce metni anlamaya çalışır; onun sesine kulak verir. Burak’ın kurduğu dünyanın kapısı da o anda yavaş yavaş açılmaya başlar.
Afrika Dansı ilerledikçe bu dilin nasıl işlediği daha iyi anlaşılır. Sevim Burak cümleleri alıştığımız anlatı düzenine göre sıralamaz. Kelimeler bazen yan yana gelir, bazen dağılır, bazen de aynı ses birkaç satır boyunca tekrar eder. Okur bir süre sonra metnin bu tekrarlarla ilerlediğini fark eder. Aynı sözlerin yeniden duyulması tesadüf değildir. Metin bu tekrarlar sayesinde kendi temposunu kurar. Bir çağrı gibi. Kısa aralıklarla geri gelen bir ses gibi… Okur da yavaş yavaş bu sesin içinde yürümeye başlar. Afrika Dansı’nı okumak biraz da bu ritmi duymaktır.
Ses açılır…
Kısılır…
Geri döner…
Yeniden kurulur…
Sayfanın içinde atan bir nabız gibi…
Burak’ın metni böyle ilerler. Okur da bu hareketin içinde yürümeye başlar. Afrika Dansı’nı okumak biraz da bu harekete eşlik etmektir.
Afrika Dansı’nın ritmi tekrarlarla kurulur; duruşlarla derinleşir. Anlatı zaman zaman yavaşlar. Cümleler azalır. Sayfa bir anda sessizleşir. Okur o anda metnin bıraktığı boşlukla karşılaşır. Bu boşlukta her şey bir an durur. Okur bu durağı fırsat bilip öyküye daha dikkatli bakmaya başlar. Anlamın gecikmesi, okuru metnin dışında bırakmadan onu metnin kurucu bir parçasına dönüştürür. Okur boşlukları doldurmak zorunda kaldıkça metni yeniden üretir.
Burak’ın metninde bu duruş anları sık sık ortaya çıkar. Okur bir cümlenin ardından kısa bir süre bekler. Sanki sözler biraz kenara çekilir. Sonra başka bir ses gelir. Bu yüzden Afrika Dansı’nı okurken bazı satırlar özellikle akılda kalır. Mesela şu cümle:
“O aldatıcı boşluğa baktım.” (Burak 12)
Bu satır metnin boşlukla kurduğu ilişkiye dikkat çeker. Afrika Dansı boyunca okur da anlatıyla birlikte o boşluklara bakar. Metnin bıraktığı aralıkları fark eder. Bir süre sonra bu duruşların söylenen kadar belirleyici olduğunu anlar.
Afrika Dansı’nın sayfalarında ilerledikçe okur bu dünyayı hem zihniyle hem de duyumlayarak kavrar. Cümleler düşüncelerin ardında gizlenen duyguları paylaşır okuruyla. Bir his bırakır. Bazen daraltan, bazen üşüten bir his. Burak’ın dilinde sık sık soğukluk, makine, metal gibi imgelerle karşılaşırız. Bu imgelerle birlikte dil de sertleşir.
Okur bu satırlarda metnin duygularına eşlik eder. O duyguyu kendi içinde duymaya başlar. Bu yüzden bazı cümleler özellikle akılda kalır. Mesela şu satırlar:
“Makinenin buz gibiliği içime yayılır
iliklerime kadar emer” (Burak 12)
Bu cümleyle sertlik daha da belirginleşir. Okur bu satırı okurken o soğukluk yavaş yavaş içine işler. Bu mekanik ve soğuk imgeler, metnin duygusal dünyasını bastırmaz; aksine onu dolaylı bir biçimde ortaya çıkarır. Duygu doğrudan ifade edilmez, metalik bir yüzeyin altından sızar. Bu da metni hem mesafeli hem yoğun hale getirir. Afrika Dansı boyunca bu his birkaç kez geri döner. Burak’ın dünyası biraz da böyle kurulur: sesle, tekrarlarla, duruşlarla, birden gelen o sert dokunuşlarla.
Afrika Dansı ilerledikçe anlatının alanı da genişler. Yeni sesler gelir. Yeni insanlar belirir. Bir süre sonra okur seslerle, çağrılarla, isimlerle dolu bir akışın içine dalar. Tanıdık ama aynı zamanda uzak… Bu genişleyen yapıyı tek bir cümleyle yoğunlaşır:
“Uzun bir Afrika masalıdır.” (Burak 23)
Bu söz metnin akışını bir anda değiştirir. Afrika bu satırlarda coğrafi bir yer olmanın ötesine geçer. Metnin içine yayılan bir atmosfer olur. Böylece metin tek bir anlatı alanından çoğalan bir sesler alanına dönüşür. Bu alan içinde anlam sabitlenmez, sürekli yer değiştirir. Afrika Dansı bu yüzden tek bir hikâye gibi düşünülemez. Metnin dünyası sürekli genişler. Okur da bu çoğalan seslerin arasında sabit bir yol bulamaz; kendi okuma güzergâhını kurmak zorunda kalır.
Afrika Dansı’nı okumak bir süre sonra okuru kendi okuma alışkanlığıyla baş başa bırakır. Hikâyeler ilerlerken okur kendine yeni bir yol açar, yeni bir okuma biçimi kurar. İlk sayfalarda yaşanan şaşkınlık yerini başka bir dikkat biçimine bırakır. Okur cümlelerin nereye vardığından çok nasıl geldiğine kulak verir.
Sevim Burak’ın dili bu yüzden okuru sarsar. Onun öyküleri alışılmış anlatı düzenine uymaz. Kendi biçimini kurar. Okur da bu akışın içinde kalmayı öğrenir. Okur, Afrika Dansı’nı okurken bir süre sonra acele etmeyi bırakır. Cümleleri hızla geçmek yerine onlarla birlikte ilerler. Anlam da o zaman ağır ağır belirir. İşte o zaman Burak’ın kurduğu dünya kapılarını açar ve okuruyla birlikte yeni evrenler kurmaya başlar.
Sevim Burak’ın öyküleri çoğu zaman kendini kapatır, okurun onun dünyasına girmesini bekler. Sabırla okunduğunda kendine özgü dünyasını gösterir. Ritmiyle duruşlarıyla, tekrarlarıyla, çoğalan sesleriyle okuru yavaş yavaş kendi içine çeker.
Kitap kapandıktan sonra da bazı cümleler aklında kalır. O ses kolay kolay peşini bırakmaz. Bu yüzden Sevim Burak hâlâ edebiyatımızın en kendine özgü seslerinden biridir. Onu alıştığı okuma biçiminden çıkarır. Zorlar… Bekletir… Dinletir… Sonra metnin sesi okurun okuma hızına karışır. Okur da o akışa alışır. O dansın bir parçası gibi…
Öyküler akar…
Geriye sesi kalır…
Kaynakça:
Burak, Sevim. Afrika Dansı, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2014.


