Burçin LAÇİN ALTAY
MASALLARDAN GERÇEKLİĞE UZANAN
GECEGEZEN KIZLAR
TOMRİS UYAR
Gecegezen Kızlar, Tomris Uyar’ın 1983’te yazdığı ve Halk Edebiyatının önemli bir türü olan masallardan gerçekliğe uzanırken metinlerarası bir ilişki de kuran öykü kitabıdır. Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan yeniden basımında arka kapakta, kitabı tanıtan şu cümle bütün anlatılmak istenenin özetidir adeta; “Yersiz ve adsız eski masal kahramanlarının birer öykü bireyi olarak çağımıza dönüşüdür Gecegezen Kızlar.”
Tomris Uyar da, kitabın “Öyküye Girerken” kısmında öykülerde yapmak istediğini şöyle anlatıyor; “Ben bu yersiz ve adsız kişileri, masalın belirlediği serüvenin ormanından, kan, post ve buğu tüten yoldan çekip çağımıza, günümüze getirmek istedim.” Yine bu bölümde kitabın amacını anlatırken hangi masallardan yararlandığını da açıkça ifade eder. On öyküden oluşan kitapta sırasıyla: Sonuncu Belki, Ormandaki Ayna, Geriye Kalan Günlerimizin İlki, Kavalın Parmak İzi, Gecegezen Kızlar, Sue Ellen ile Recep’in Kaçınılmaz Karşılaşması, Sonsuza Dönüş, Alien, Yalnızağaç Durağı, Düşkırıcı isimleriyle yer alan öyküler ve bunları – az ya da çok – metinlerarasılık bağlamda karşılayan yine sırasıyla; Hansel ve Gratel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kırmızı Başlıklı Kız, Mavi Sakal, Fareli Köyün Kavalcısı, On İki Dansçı Prenses, Uyuyan Güzel, Külkedisi, Fesleğenci Kız, Sabırtaşı’nın Şehzadesi ile Çingenesi, Çizmeli Kedi ve Pinokyo masallarını ele alarak yazar.
Gecegezen Kızlar öykülerinde yararlanılan masalların şahıs kadrosunu, olay örgüsünü ve üslup özelliklerini de göz ardı etmeden öykünün içine işleyen bir yöntem ile oluştururken, metinlerarası bağlamda parodi, pastiş yöntemlerini kullanır. Masalları başka bir amaçla kullanarak onlara yeni bir anlam yüklemesinde parodi, dil ve anlatım özellikleri ile sözleri taklit ederek bir anlatımı tercih etmesinde pastiş yöntemlerinin kullanıldığı sezgilenir. Öykülerin masallarla bağlantı kurularak yazılması, geleneğin devamlılığı ve kolektif belleğin aktarımı konusunda da önemli bir yer tutar.
Ayrıca bütün bu tekniklerin yanı sıra masallardan ilham alsa da oldukça sahici bir dil ve üslup kullanarak, okuyucuyu başka bir zamana, başka bir yaşama götürür. İçinde masalı aramaya gerek yoktur çünkü o kendi hikâyesini başarılı bir şekilde yaratır.
Masallardan gerçekliğe uzanan Gecegezen Kızlar öykülerinden bazılarındaki o derin sesi duymaya çalışalım;
Geriye Kalan Günlerimizin İlki
“Yazgülü, elinde sepeti, kırlarda yol alıyordu. Hava, sabahın bu ilk saatlerinde ne güzeldi! Güneş yumuşak bir ütü gibi geçiyordu kıra, topraktan bir buğu yükseliyordu. Bu buğu, biten yazın sarısıyla uyum içindeydi.” cümlesiyle başlayan öykü masalsı bir sabaha götürüyor okuru. Yazgülü, öyküde; “kırmızı tulumu, kırmızı papuçları, sepetini örten alacalı mendiliyle, sarı bozkırda ansızın açmış bir gelinciği andırıyor.” İlk cümleden anlaşılsa da bu benzetme ile Kırmızı Başlıklı Kız masalı ile metinelerarası bağlamı kurduğunu açıkça gösteriyor. Radyodan duyulan erkek sesi “Bugün, geriye kalan günlerinizin ilki olabilir!” diyor ve şarkıların ezgisinde devam ediyor öykü. Kendi eski zamanına giden, değersizlik ve değer yargılarını ölçen bir yerden karşılaştığı karakterleri anlamaya ve tanımaya, farklılıkların coğrafyasını sindirmeye çalışan bir karakterin dünyasını yansıtıyor. “Yazgülü, elini uzatsa tutabileceği bir gizin ürpertisiyle sarsıldı.” Masaldan çıkan kurt ile korkunun sarsıntısıdır bu. “Bir sandal vurdu düşüne” cümlesinden sonra kurtarmak istediği bir İrina balığının peşinden, belki kendi peşinden, denizlere doğru gidiyor ve masalın pençesinde, içerilere doğru ilerliyor.
Gecegezen Kızlar
“Gecegezen Kızlar, geceye hemen girdi. Alışmıştı.” cümlesiyle başlayan öykü masalsı bir anlatımı da içine alıyor. Oluşturulan mekânın atmosferiyle sarıyor ve kıyıda rüzgârlı geceyi yaşatıyor. Betimlemelerinin içine yerleşen benzetmeleriyle zenginleştirdiği anlatımı hissetmenin hazzını sunuyor. “Gece, bedeninden soyulmuş, boşalmış bir iç gömleğiydi. Herkesindi.” cümlesinde de geceye yüklenen anlam da gözleniyor. Özellikle gecenin anlamını, gecenin tutkusunu, gecesini sihrini, gecenin karanlığını, gecenin eskiliğini derinleştirerek aktarıyor.
Gecegezen Kızlar öyküsü; On İki Dansçı Prenses masalından ilham alınarak metinelerarası bağlamı ile yazılıyor ve kızlara, kadınlara yüklenen anlamlara, anlamsızlıklara düşsel bir bakışla anlatılıyor. Masalın düşsel yörüngesinden çıkmadan, imge ve metaforlarla da şiirsel bir yazınla kendine has tarzını konuşturuyor.
“Gecegezen Kızlar, Deniz’in başını okşadı. Deniz mırıldandı, geri çekildi. Çekilirken GecegezenKızlar’ı sürükledi yanısıra.” ve “Kahverengi bir kentti bu düş.” Sözcüklerini yan yana getirerek bilinçdışı düşsel bir yolculuğa ansızın sürüklenen cümlelerin arasında yürütüyor.
“Düşe kan yürüdü. Fabrikanın düdüğü duyuldu.” cümleleriyle bozulan büyü, yırtılan düşü, kıyıya vuran bir zamanı duyuruyor. Bir işçi kızın düşüne işleyen telaş, korku ve bilinmezliğin bile yaşadığı zamanı kurtardığını, masaldaki gibi yerin dokuz kat altına inerek, çok sevdiği denizin elinden tuttuğu düşünün lezzetli bir öyküyle tadına bakmamızı sağlıyor Tomris Uyar.
Sonsuza Dönüş
Gerçekçi bir yerden masala uzanan, bilinci ve bilinç dışını eleştiren ve yazar olarak da üst kurmaca tekniğinin de göz kırptığı bir öykü, Sonsuza Dönüş. Dilber karakteri üzerinden kadınlara yüklenen bütün sorumlulukları marifet olarak atfederek, mükemmel kadını yaratıyor. Ancak, metinelerarası bağlamı Uyuyan Güzel masalı ile özdeşleştirilen karakterde bulunması gereken bütün bu özelliklerin dilekler olarak sıralanmasını ve hep bir başka kadınla kıyaslanmasını, değer yargılarını küçümseyerek, eleştirel olarak da işaret ediyor.
Hayatın içinden bir hikâyeyi tüm basitliğiyle aktarırken üst kurmacanın sesi duyulur. “Her şey birbirinin içine geçmiş durumda. Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor. Bense kalıcı bir eser vermek dileğindeyim. İyice düşünmem gerek. Galiba en iyisi, Dilber’i bir yüzyıl uyutmak.”Diyaloğu geçen öyküde; Dilber karakterinin nasıl yazılması gerektiği hakkında konuşan yazarların dil sorununa da değindiğinin ve felsefi bir yaklaşımla sorunların uyutmakla çözüleceğine kadar vermelerini ve bunun da “Ver elini şizofreni!” olarak yazarlığın sınırlarını zorlayan yönünü vurgulayan bir söylemle yapıyor. Burada yazarın iç sesini de duymayı mümkün kılıyor.
Yalnızağaç Durağı
Masallarda olmayan bir sahicilikle, diyaloglarla aniden başlayan bir öykü Yalnızağaç Durağı. Burada da üst kurmacadan olmasa da yazarın sesini seçilen şarkılar, yazarlar ve kitaplardan duyuruyor. Hastane odasında başlayan ve mekânın bütün kasvetine okuyucuyu da dâhil eden, türlü talihsizliğin buluşturduğu o muhtaç olunan yerin kısa bir zamanını aktarıyor. Bütün bunlar üzerinden baba – kız ilişkisine ve aileye dokunan, kayıplar ve korkularla oluşan, can çekişen bir yalnızlığı soluyan, solutan bir öyküyü içtenlikle sunuyor Tomris Uyar.
Hastane odasında kaç hasta varsa, tam orada hepsinin eşit olduğunu da hissettiriyor. Nerede, nasıl ne şartlarda yaşarsa yaşasın, sonuçta bir hastane odasında, bambaşka insanlarda olsa herkesin eşit olduğunu gösteriyor. Yaşamı, aileyi, yakınlarla geçen zamanı, iyi değerlendirilmemiş sevgileri sorgulatan bir öyküyü zihne ve kalbe sunuluyor.
Düşkırıcı
“Gözlerini açtı: bir sabahçı kahvesi.” cümlesiyle başlayan öyküde mekân olarak seçilen kahvenin tarihi, tasvirlerle, resmederek aktarılıyor. Böylece mekânın ve zamanın atmosferinde yaşatıyor. Mekânın tarihi karakterin tarihine karışarak bir yaşamı anlatıyor. “Düşkırıcı” ismi de yeni bir sözcük icadı olarak anlamını yansıtan bir öyküde hayat buluyor. Çizmeli Kedi ve Pinokyo masalları ile metinlerarasılık tekniğini kullanan yazar, karakteri hem Çizmeli Kedi hem de Pinokyo olarak tasarlıyor. Bir habere bağlanan öyküde finalin gerçekliği oldukça düşündürücü bir yere sürüklüyor. İnsanlığın kötülüğünü ve iyiliğin ancak candan vazgeçerken mümkünlüğünü de düşündürüyor.
Öykünün sonunda karakter “Denize dönüyor. Tophanenin taşlarına çöküyor: ‘Anacığım desene, tahta oğlun bir kukla olmuş, bir canalıcı, bir düşkırıcı. İşi bitik.” diyerek bir vazgeçişin sınırlarında dolaşıyor. İyilikten uzaklaşan insanın iç sıkıntısı ile ruhunun nasıl bataklığa saplandığını düşbaz oyunlarla derinden hissettiriyor.
Öykünün ve kitabın son cümlesi şöyle: “Önce sağ çizmesini çıkarıyor. Su, buz gibi.”
Gecegezen Kızlar Tomris Uyar, Yapı Kredi Yayınları 8. Baskı, İstanbul, Ocak 2020.


