Derya AKAR BALCI
-Tomris Uyar’ın Dizboyu Papatyalar Öyküleri Üzerine Bir İnceleme-
seni sonsuz biçimde buldum o biçimi almıştın
sandviçlerle, kötü şehirle, terle baş başa kalmıştın
…
denizi ve ormanı, açlığı ve başkaldırmayı ayırmadın
bırakılmış bir köşebaşının en güzel tanımıdır adın
seversin diye söylerim her şeyi, sana uygun olsun
çünkü her şeyin birbirine uygununu sen bulursun
gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
ruhum, ateş yüreğimi kokum, birlikte öyle
( Turgut Uyar – Tomris için şiir çalışması)
Çağdaş öykücümüz, çevirmen, değişen koşullara ayak direyen, kendini uyumsuz olarak adlandıran, sevgi dolu, yaşam dolu bir anne Tomris Uyar…
Gerçek ya da gerçeğe yakın kurgusal bir olayı aktaran, yalın bir dile sahip olduğu kadar yoğun ve okuyucusunu etkileyen kısa anlatı türünün en güzel örneklerinden biri olma özelliği taşıyan “Dizboyu Papatyalar”, Tomris Uyar’ın 1973-1975 yılları arasında kaleme aldığı öykülerden oluşmaktadır. Uyar, öykülerinde, yaşadıkları baskılara boyun eğmeyen bireylerle onların uyumlu sınıfdaşlarının kişilik ve değer çatışmalarını konu ediniyor. Aynı zamanda kadının toplumdaki yeri, önemli bir yer tutuyor öykülerde. Yaşam mücadelesi verirken karşılaştığı zorlu engelleri tek başına göğüs geren kadın, güçsüzleştiği anda erkeklerin elinde adeta alınıp satılabilen bir nesneye dönüşüyor. “Hakların En Güzeli” adlı öyküde geçen şu cümleler tezimi doğrular niteliktedir. “…Yılın sonuna doğru dedi ki enişte, ‘madem yatıyor,’ dedi canım ablam, ağlama bak, iyi dinle, ‘madem yatıyor, tarlada iş göremez artık,’ dedi, ‘bari yatakta iş tutsun,’ dedi. ‘Yüzü hala güzel. Gelenden gidenden bize ne?’” Yıl 1970 olmuş 2025 olmuş fark etmiyor maalesef, “Kadının Adı Yok” toplumumuzda. Kadının bir birey olarak kabul göreceği günlere erişmenin mümkün kılındığı güzel günler gelir umarım.
Uyar’ın öyküleri, dönemine ışık tutuyor adeta. Gündökümü adıyla yayımladığı günlüğünde şöyle der yazar: “…insanların yaşamlarıyla geçinmek, onları yazıda hammadde olarak kullanmak yaraşmıyor çağımız yazarına. Hele gündökümü yaparken. Çünkü öyküde geçerli olan sanatsal değiştirim, gündökümünde başvurulacak bir yol değil…” 70’li yıllarda yaşananları, sanatının ustalıklı kullanımıyla bizlere, günümüze kadar ulaştırıyor. Kurmaca metinlerin dönemine ışık tuttuğu tezini yadsıyamayız bu noktada. Sıkıyönetimin yaşandığı günleri, Emekli Albay Halit Akçam’ın günlüğüne yazdığı “Şurası kesin ki halk içinden yetişmiş, halktan gelmiş bir ordunun şerefli bir subayı olarak düşündüm kendimi hep. Aşırı disiplin, kişiliğime taban tabana karşıt olduğu halde. Bu yüzden cezalar, hapisler yediğim halde. Bugün bakıyorum öyle düşünmüşüm kendimi. Şaşılacak şey belki ama doğru! Oysa muhbirlik! Şimdi beklenenler!” satırlarından öğreniyoruz. Halit Akçam, kendisini, ulusa yöneltilmiş bir tehdit varsa müsebbipler cezalandırılmalı ilkesine bağlı hissederek elinden geleni yapmakla görevli olduğunu addediyor; çünkü o bir asker ve görev insanı. Halit Akçam’ın arkadaş toplantısında “Ama evlendim. Adı dedikodulara karışmamış bir kızla evlendim.” itirafı toplumdaki namus algısını günümüze taşır niteliktedir.
Yaşanmışlıklar arasında kimsesizlik duygusunun ağır bastığı yıllar karşımıza çıkıyor “Yaz Suyu” adlı öyküde. “Nereden geldiklerini, nereye varacaklarını düşünüyorlardı. Hava değişimine gidiyordu askeri okul öğrencileri. Şakalaşıyor, istasyonda baktırdıkları falları tartışıyor, gülüşüyorlardı. Okuldan kurtulmanın sevinci mi baskındı yüreklerinde, gencecik yaşta çürüğe çıkma üzüntüsü mü; belli değildi. Herkesin duyguları karmaşıktı zaten. Vagonlara girenleri hemen etkisi altına alan bir kimsesizlik, sahipsizlik acısı baskındı yalnız.” İyiliklerin hak edene yapılması gerektiğini belirten satırların arasında sevgiyi arayan kahramanın, içine düştüğü durum, umudunu yitirmesine neden olmuyor. Ah umut, hep var olmaya devam edecek. İster kurgu dünyasında olsun ister yaşanmışlıkların dünyasında olsun sevgi ve umut, güzel günlerin geleceği umudu yürekleri ısıtmaya devam edecek.
Çalıkuşu Feride’den İspanyol Feride’nin öyküsü, yaşanmışlıklara, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” düsturunu getirip hayatının ortaya yerine bırakıveriyor. Sevgi, bazen her şeyi aşamasa da insanların gücenmişliklerine katlanmasını sağlıyor. Evet, hayat ve yaşam mücadelesi insanı yıllar içerisinde türlü durumlara dönüştürebiliyor. Feride’nin şu sözleri bu durumlardan sadece biri: “…dayanmaya gücümüz kalmadı. Kahve alacak paramız bile yok. Elde avuçta ne varsa tükendi. Geçenlerde hanım kızım, birilerinden duydum… Şimdi biz ayrı olsak sözgelimi Behçet’le boşansak yani, ben babamdan yetim aylığı alabiliyormuşum. Hani geçinemedik beni dövdü, başka kadınlarla aldattı falan dersem, alabiliyormuşuz aylığımızı. Boşanabiliyormuşuz.”
Sanat eserlerinin biricik ve tek olması, onu değerli ve ulaşılması güç kılan etmenler arasındadır. Kişinin özel ilgi alanına girer sanat ile uğraşmak. Herkes sanatçı değildir diye düşündüğümüzde sanatçıyı anlamak da güçleşir. Sanatçının yaşadığı olumsuzlukları içselleştirebildiğimiz ölçüde empati yapılabiliriz. Dizboyu Papatyalar öyküsünde sanatçının yaşadığı ruhsal durumun çelişkilerini görüyoruz. “Prova dönüşü, kemanını da eve götürmek gerekmişti. Yoksa utanırdı yanında taşımaktan. Dışarıda bakanlar için gülünç, özentili yine de fiyakalı bir oyuncaktı bu keman. Oysa Şermin için kendi mutsuzluğunun elle tutulur bir simgesiydi. Bir tabuttu düpedüz.” Şermin için, yaptığı işin özünde “halktan kopukluk yatıyor” inancının olması, sanatçıyı bir cenderenin içinde sıkılmışlık hissi uyandırıyor. Bir avuç seyirci için müziğini, sanatını icra ediyor olmak dönemin yaşanan sancıları arasında yer almaktadır.
Dizboyu Papatyalar, talihsizlik, bilinçsizlik içinde yaşayan birtakım insanların yaşama tutunma mücadelelerini yalın bir dille, sıradan olayları etkileyici bir üslupla anlatıyor. Öyküler; var olma çabasında olan, kendini tanıma yolculuğuna çıkan ve bu uğurda hem sistemle çatışan, hem de çevresindeki insanlarla çelişen, tartışan, çatışan insanların, mutsuzlukları, çaresizlikleri olduğu kadar umudunu kaybetmeyen insanların öykülerine ver veriyor.
Tomris UYAR, Dizboyu Papatyalar, Bütün Yapıtları, Yapı Kredi Yayınları, 9. Baskı, İstanbul, Ocak 2018
Tomris UYAR, Gündökümü-Bir Uyumsuzun Notları, Bütün Yapıtları, Yapı Kredi Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, Ocak 2020


