Burçin Maya Çankaya
Leyla Erbil, edebiyatımızda “mücadele” sözcüğünde kendini bulan, bu kelimenin anlamını anlatılarında tüm gücüyle hissettiren bir yazardır bana göre. O öykülerini modernizm ve postmodernizmin anlatım tekniklerinden yararlanarak ancak her iki sınıflandırmanın içine girmeyecek bir benzersizlikle yazmıştır. Leyla Erbil’in özgün bir edebiyat oluşturma arzusu Erbil’i geleneksel anlatının karakteristik özelliklerinden sapmaya; oluşturduğu sorgulayıcı, eleştirici ve özgürlükçü içeriğe uygun bir dil ile yazmaya yönlendirmiştir. Onun dili, üslubuna uygun olarak değiştirdiği kurallarla ve cümle yapısıyla mücadele ruhunu ortaya koyacak şekilde biçimlenmiştir.
“Gecede” adlı öykü kitabında yedi öykü yer alır. Öykülerde geleneksel anlatım kırılır ve karakterlerin duygu ve düşüncelerinin sunulması, olay anlatımının önüne geçer. Farklılık sadece bununla sınırlı değildir, çoklu karakterler öykü içinde çeşitli zamanlara gidip gelirler. Dolayısıyla bu zaman farklılıkları mekanlar arası geçişlere de yol açar. Her iki yapı unsuru da metinde dağınık şekilde bulunur ve bu okur için kaotik bir okuma deneyimi sunar.
Metinlerdeki katmanlı yapı, postmodernizme özgü tekniklerle karşımıza çıkar. İç monolog tekniğinin baskın bir şekilde hissedildiği öykülerde serbest çağrışımın kullanımı metnin parçalanmış yapısını destekleyecek şekilde kullanılmıştır.
Anlatıcıları çok kişiden oluşan öyküler yazan Erbil, böylelikle okurun bakış açısını genişletir. Onu öykü içindeki farklı kimlikleri algılamaya yöneltmiştir. Bu öykülerde sosyal gerçeklerin çoklu kimliklerin algılarıyla işlenmesi söz konusudur. Leyla Erbil, insanın hem kendini sınırlayan içsel engellerini hem de toplumun zorlamaları aşması gerektiğini işlemiştir.
Toplumun sahte davranışlarını, erkek egemen anlayışını, yazar çevresinin kadına karşı küçümseyici tutumunu sorgulamış ve bunu o kendine has üslubuyla işlemiştir. Metinlerarasılık yazarın kullandığı yollardan biridir. Kimi öykülerinde gazete küpürlerini metne kolajlamıştır. Örneğin; “Çekmece” öyküsünde bunu görebiliriz. Aynı öykü bir denizcinin karısına yazdığı mektuplarla oluşturulmuştur. Ayrıca bir fotoğraf ve dilekçe örneği de orijinal şekliyle metne dâhil edilmiştir. Yazar burada bu davranışıyla tarihe not düşmüştür. “Gecede” öyküsünde şarkı sözleri metne dahil edilmiştir. “biliyorum sizin olmak kolay değil, şarkı söyler dansımı ederim, harmanı dalın efeeem gee e eli iiyor” Yine aynı metinde sözler uyarlanmıştır. “yüksek minareden attım kendimi kendimi/çok aradım bulamadım dengimi/yar yar konyalım yürü…” Toplumsal hafızaya bir gönderme yaparak geleneğe farklı bir bakış getirmiştir.
Onun metinlerindeki derinliğin anlaşılabilmesi okurun çabasına ve yeterliliğine bağlıdır. Metnin içinde metinlerarasılığı sağlayan parçalar görülür. Türler arası ilişkilere bir örnek olarak “Gecede” öyküsündeki şiir parçasını verebiliriz. “Rasim’e baktım, o da bana baktı sonra okumaya başladı: Akrep gibisin kardeşim korkak bir karanlık içindesin akrep gibisin.” O, okuru sınırlamaz, onunla beraber metnin içinde yürür, onu başka metinlere yönlendirir ve sorularla, ayrıntılarla, Leyla Erbil’e özgü anlamlarıyla kurduğu kelime oyunlarıyla hayatı, toplumun ve iktidarı elinde tutanların sunduğu gerçekliği sorgulamaya yöneltir.
“Vapurda” öyküsünde Samiha Ayverdi’nin İbrahim Efendi Konağı eserinden alıntılarla metni kurar. “Samiha Ayverdi “İbrahim Efendi Konağı” adlı kitabında, bu, Kavala Çorbacısı S. Ağa için şöyle yazar: “… Akdeniz limanlarına bilhassa İskenderiye’ye mal götürüp mal getiren, ticaret kalyonları, ailenin refahını sağladıktan başka hanlar, hamamlar ve iratlar ve de gene ailenin geleceğini teminat altına almış bulunuyordu. “
Öykülerde kimi karakterlerin davranış ve konuşmalarıyla yerleşik düzeni eleştirdiğini görüyoruz. Bu karakterler toplumun değerlerine karşı çıkan, uyumsuz görülen kişilerdir. Toplumca normal kabul edilen insanlar olmamaları dolayısıyla deli vasfıyla nitelenen insanların “ne yapsa yeridir” denilerek kabullenilen davranış ve sözleri yoluyla söylemek istediklerini ifade ettiklerini görürüz. Kahramanların uyumsuzluğu, davranışlarını kabul edilebilir kılar ve yazar mücadeleyi kahramanların kullandığı aykırı dille ifade eder.
Karakterlerin yalnızlaşması ve hatta yabancılaşma duygusu metinlerde kendini hissettirir. Yabancılaşan karakter kendine bir kimlik bulamama sorunu ile yüzleşir, metne dağılmış gibi görünen parçalarda içsel çatışmaları, gerçekliğin değişkenliğini izleyen okur, kahramanların duyguları ile yüzleşir. “Ölü” öyküsünde bir kadının eşinin ölümüyle beraber hayatı anlamlandırma çabaları ve kendi varoluşunu sorgulaması anlatılır. Toplumun kurallarının ve bireysel tercihlerin arasında kalan kadın kahramanın kimliğini araması okuyucuyu kendi sorularına yönelterek düşünsel bir deneyime sürükler.
Eleştirel bakış açısıyla toplumsal yaptırımların karşısında duran yazar, açtığı özgürlükçü yol ile etkisini hala hissettirmektedir. Genç ve yenilikçi ruhuyla yazdığı eserleriyle daima parlayacak bir yıldız olan Leyla Erbil’in sanatın unutulmaz kimliklerinden biri olarak sonsuzlukta yaşayacağına inanıyorum.
Kaynakça : Leyla Erbil. Adam Yayınları


