Sezen Çobanoğlu Talay’dan, Berna Olgaç Söyleşisi

Berna Olgaç, çocukların ruhunu anlayan, bakış açılarını derinleştiren, keşfetme duygusunu ortaya çıkaran, üstelik tüm bu değerleri sanata dokunarak yapabilen çok özel bir yazar.

Eyvah Yine Mi Terlik -2 ise, yazarın tüm değerli unsurları, kuşaktan kuşağa taşırken, günümüz çocuklarının beklentilerine ve duygularına hitap ettiğini gördüğümüz çok özel bir eser.

Gelin bu özel eserin anlamlı varoluşunu, yazarından dinleyelim.

 S.Ç. TALAY- Çocukların kalplerine dokunabilmek, yaşadıkları tüm duyguları anlamlandırmalarını sağlayan, bilgece bir duruş olabilir mi? Bir çocuğun önünde diz çökebilmek ne demektir sizce?

B.OLGAÇ- Sevgili Sezen öncelikle bu güzel yorumların için teşekkür ediyorum.

“İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için uyandırmak gerekir” demiş Tolstoy. İşte ruhun uyanma işlevine tanıklık eden en iyi araçlardır kitaplar. Çocuklarımızın kalbini ilk anda çalabilecek, ellerinden bırakmak istemeyecekleri kitapları yazabilmeyi hedeflemek yazar için keşif, merak, gözlem, heyecan, zorluk, bilinmezlik, çatışma, cesaret, kahramanlık, dehliz, köşk, ada, okyanus, canavar, hayalet, gerilim, aksiyon gibi sayısız maceralı kavramlarla çocuklara seslenebilen bir dil yaratabilme çabasıdır. Bu dil de ancak çocuk dürbününden bakılabildiğinde, onların dünyasında durabilen, anlam evrelerine uygun, çocuk gerçekliğinde bir buluşmayla mümkün olabilir. O nedenledir ki kitaplarımı imzalarken en çok kullandığım “Umarım boyunuza göre diz çökebilmişimdir” ifadesidir. Yoksa çocuklarımız hep ileride. Acaba biz onlara ulaşabiliyor muyuz? İşte bu asıl mesele…

S.Ç.TALAY- Yetişkinler ve günümüz çocukları, her iki kuşağın duygularına seslenmek için, bir yazar olarak odak alanlarınız nelerdir?

B.OLGAÇ- Nasıl bir hikâye hayal ediyorum sorusuyla başlarım ruhumda canlandırmaya. Kendimi dinlerim. Bilirim ki yazma öncesinde mutlaka beni heveslendiren, harekete geçiren bir kitap okumuşluğum, radyo oyunu dinlemişliğim, izlemeye doyamadığım hayatıma dokunan bir filme temasım, herkesin baktığı; ama göremediği ince bir yerlerden iç geçirmişliğim vardır. Çünkü her hikâyemi oluşturan fikrin yaşamla bağlantısı, gözlemi, merak duygusuyla örülü bilinmezliği ve doruk noktasına çıkaran heyecanı sarmıştır tüm benliğimi. Bu hislerle gelişen yazma eylemi içinde kafamda tasarladığım öykünün kahramanını düşünürüm. Kaç yaşında olduğunu…

Ve nasıl bir serüvende hangi yaş çocuklarının ilgisini çekebileceğini…

Okurunu ilk bölümde yakalayabilen, kendini okutabilen metinler yazabilme isteği sarar her yanımı… Yazdığım maceranın yaşanmasını anlamlı kılmak isterim mesela. Coşkunun dozunu artıran, alınan tadı katlayan duygunun içtenliğini gözler önüne serebilmek de… Özdeşleşme sadece okuyan için geçerli değildir. Yazan kişi için de başattır. Okurumda yaratmak istediğim her duygunun içinden geçerek yazmaya özenirim. Yine bilirim ki yazdıklarınızda bu sahicilik, samimiyet geçmez ise çocuklar o kitabı gönüllerine misafir etmez.

O kitap illa ki çocuğun ruhunda bir şeyleri yakalamalı, ona iyi gelmeli ki içeriye buyur edebilsin. Okudukça rahatlamalı, heyecanlanmalı ki, duygusal bir bağ kurabilsin. Aynı kitabın her çocuğun algısına bağlı olarak farklı deneyimler sunabileceğini unutmamak gerek. Bundan hareketle de yazılan her kitaba yüklenen anlam, okurunun algısıyla doğru orantılıdır diyebiliriz.

Dolayısıyla bir anlamda yazan kişinin hayatı çocukların gözünden okuyup, yazması, yönetmesi, iyi ya da kötü rollere bürünecek karakterlerin seçimini yapabilmesi, hikâyedeki yerini belirlemesi, dilin anlatım olanaklarıyla en güçlü kurguyu oluşturabilmesi, çocuklarımızın o gizli dilini çözebilmekten geçiyor belki de. Çocuk ruhu acaba hangi dilden konuşuyor? Yetişkinlerden çok mu farklı? İşte bu kendine has edebiyatın şifrelerini çözmeye başladığınızda sorular yanıtlarına kavuşuyor, korkular merkezinden uzaklaşıyor, yazmanın tadını çıkarmak cesaretle buluşuyor ve bir de bakıyorsunuz ki çocuk edebiyatı her yaş okurunu sevgiyle kucaklıyor. Ruhun katılaşan yanlarını esneten çocuk edebiyatı yetişkinlerin dünyasında da yaşsızlığını ilan ediyor.

S.Ç.TALAY- Ve sanat, kitaplarınızda sanatsal bakış açısı, o ruh, çok ciddi bir biçimde gözlemleniyor. Bu konuda okuyucularınızdan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

B.OLGAÇ- Wirginia Wolf’un “Önemli olan yazmak istediğinizi yazmanızdır, çağlar boyunca mı birkaç saatliğine mi önemli olacağını kimse bilmez” söylemi bir anlamda beni yazmaya yüreklendiren, cesaretlendiren tetikleyici bir unsur olmuştur. Yazmak eylemi yaşadığımı hissettiğim en büyük özgürlük alanım. Bir nevi yargıladığımız, yorumlayamadığımız, başa çıkamadığımız, anlamlandıramadığımız duygu yüklerimizin zaman döngüsü içinde insanı hissetmekten alıkoyana, an’dan kopmasına neden olana bir bakış açısı yaratma isteğidir.

Ve sanki hayatların çekilip kayda alınması gibi kameramın kadrajına girenlerle neyi, nasıl ifade edeceğime değer katma çabasıdır. O nedenledir ki ruhun penceresi olan kalbe dokunuşlarım yazdıklarımla sanatsal ifade de kendine yer bulabiliyorsa ne mutlu bana…

Elbette okurlarımdan aldığım güzel geri dönütler de bu yazma serüvenimdeki sorumluluğumu daha da kuvvetlendirmiştir. Edebiyat ciddi bir uğraş. Çocuklara yazmanın daha da özel ve hassas olduğunun bilinciyle çocuklarla kurabildiğim köprü, bu edebiyatla bağımı sağlamlaştırdı. Öyle hissetmeseydim durmasını da bilirdim.

S.Ç.TALAY- Eyvah Yine Mi Terlik-2 kitabının çıkış noktası ve hikâyesinden söz edebilir misiniz?

B.OLGAÇ- Konuşan ve düşünceleri okuyan bir anne terliği ile kahramanımız nam-ı diğer Şero’nun macerasını komik bir dille ele aldığım fantastik, eğlenceli bir seridir. Avrupalı kadın için bir anlam ifade etmese de anne terliği,  geleneğimizden gelen bir figür, bizden bir parça. Her ne kadar günümüz anneleri için çok da geçerli olmasa da bugüne kadar öfkeyi yatıştırma nesnesi olarak kullanılan terlik üzerinden hayatı sorgulamak istedim. Başkalarının  hakkımızdaki düşüncelerine karşı duyulan merakın irdelendiği, yaşamın bilinmezliğiyle anlam kazanabildiği vurgusu bu serilerin ana temasını oluşturuyor.

S.Ç.TALAY- Her iki kitapta, duyguların açığa çıkması ve terliğin etkisi üzerine yoğun bir beklenti var. Bu beklentiyi, gerçekçi bakış açısıyla yorumlamayı etkileyici bir biçimde başarıyorsunuz. Masalsı bir gerçekçilikten söz ediyorum. Bu dengeyi nasıl sağlayabildiniz?

B.OLGAÇ- Çocuklara yazmak büyük mutluluk, ama onların ilgilendikleri konulara temas ederek beklentilerine cevap verebilmek daha da büyük bir mutluluk oluyor benim için. Eyvah Yine Mi Terlik serisi fantastik bir kitap olmasına karşın gerçekçiliği de elden bırakmayan bir anlayışta yazıldı. Çünkü onların okuma gereksinimlerini doğru karşılayabilmek, çocuklarda okuma isteği uyandırarak ilgilerini çekmeyi başarabilmek gelişimlerine büyük fayda sağlayacağından biz yazarlara büyük görevler düşüyor. Çocuğu yakalamanın yolu çocuğa eğilmekten geçiyor. Çocuğa eğilebilmek için çağı iyi yorumlamak gerekiyor. Yorumlayabildiğimiz oranda da çocuğu tanımaya ve çağa karşı tepkilerini görebilmeye imkân yaratırız. O nedenle her iki kitapta da ince ruh çizgisi ile saf bir masal sıcaklığını sunabilmenin yollarını aradım diyebilirim. Çocuklarla özdeş olmanın koşulu da bu diye düşünüyorum.

S.Ç.TALAY- Şero , Hurigül, Eflal kahramanlarınızın isimlerini belirlerken, ilham noktanız ne oldu?

B.OLGAÇ- Aslında bugüne kadar kitap isimlerimin çoğunu parklarda çocuklara yazdığım hikâyeyi özetleyip aklımdaki isimleri onlara danışarak, yani anlayacağınız kendime göre büyük bir anket yaparak belirledim. Yazarken duygusuyla bütünleştiğim içimden ilk geçen isimleri de kahramanlarım olarak düşündüm hep. Ancak Eyvah Yine Mi Terlik kitaplarında geçen tüm isimler imza günü için gittiğim fuarlarda tanıştığım okurlarımın adlarıdır. Onlardan gelen bu talebi reddedemezdim. Aramızda çok özel bir bağ var. Onların enerjileri de bu serinin daha da sevilmesine katkıda bulundu diye düşünüyorum.

S.Ç.TALAY- Son olarak terliğin ve Şero’nun maceraları devam edecek mi?

B.OLGAÇ- Aslında devama çok açık bir kurgusu var. Düşünsenize konuşan ve düşünceleri okuyan bir terlikle her türlü serüveni yaşayabilirsiniz. Hatta yazarken bunu bir  çizgi film haliyle de hayal ettim doğrusu. Belki bir çocuk tiyatrosuna uyarlama fikri bile oluştu kafamda. Ancak şimdilik farklı bir kitapla minik okurlarımı selamlamayı istiyorum. Onun çalışmaları içindeyim.

S.Ç.TALAY- Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ediyorum.

B.OLGAÇ- Bu son kitabımla ilgili sohbet fırsatı yarattığınız için asıl ben teşekkür ederim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Avatar Frank & Eileen dedi ki:

    A short interview with Literature Laureate Berna Olga. She discusses her childhood dream to be a scientist, how curiosity has driven her work and why translators are important.

BİR YORUM YAZ