Liseli Cesur Kızdan ‘Empati Dersleri’ Romanı: ‘Arkadaşım İçin’

Hasan Öztürk

Yazarın şu ana kadar yazılmış 14 makalesi bulunuyor.

Irmak Zileli’nin yenilerde yayımlanan Arkadaşım İçin (Gün Işığı, Mart 2022)  romanını okuyunca kurmaca metinlerin, dolayısıyla da ‘roman’ türünün, işlevini ve onları/onu niçin okuduğumuzu yeniden düşündüm. Ezgi ile Yunus adlı iki gencin, sanık sandalyesindeki iki yetişkini, toplumun tamamı adına sorguladığı bir tiyatroyu seyretmişim gibi geldi bana. Karşılarındaki yetişkinlere pek söz hakkı vermeyen gençlerin, ‘hazırlıklı’ konuşmalarını dinlerken, bir anlığına bu konum değiştirme, ‘23 Nisan Şenliği’ olmasın dedim kendime. Sonrasında romanın içinden roman için anahtar sözcüklerimi sıraladım: ötekileştirme, yoksulluk, arkadaşlık, etnik kimlik, eğitim, aile baskısı, başkaldırı, sevgi, meslek seçimi, cesaret, güven/sizlik, empati, terkedilmiş çocuklar, gençlik ve sonunda umut. İki kapağının arasında göz değmedik yer(im) kalmayınca da Arkadaşım İçin romanına bir ‘umut romanı’ adlandırması yaptım. Gördüm ki Yunus’un yarasını başkaları gibi görmezlikten gelerek geçmiyor Ezgi, tam aksine, yaranın resmini gözleriyle çekerek yarayı iyileştirmeyi seçiyor.

Yayınevine “köprü kitaplar” dizisini hazırlayan Semih Gümüş’ün, “Her kuşaktan usta yazarımızın gençler için yazacağı kitaplar, belki yazarlarımız için de yepyeni bir deneyim olacaktı.” cümlesindeki “gençler için” belirlemesi, dikkate değerdir. Gençler için yazılacak edebiyat metni, ister istemez ‘gençlik romanı’ konusunu gündeme getiriyor. Bu romanlar, gençlerin okumasında yarar olduğu düşünülenler olabilir. Pek çoğumuz, yerli ve yabancı edebiyatın onca romanını gençlik çağımızda okumuşuzdur. Bunun tersine, farklı gerekçelerle Peter Pan (James Matthew Barrie ), Küçük Kara Balık (Samed Behrengi ), Sineklerin Tanrısı (William Golding), Otomatik Portakal (William Golding ), Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupéry ), Çocuk Kalbi (Edmondo De Amicis), Pinokyo (Carlo Collodi) benzerlerini de yetişkin yaşlarımızda okuyoruz. Vaktiyle göremediğimiz ne çok ayrıntıyı şimdilerde görüyoruz bu kitaplarda. Zileli’nin romanı, ikinci gurubun kaderini yaşamasın derim.

Andığım dizinin yirmi altıncı kitabı Arkadaşım İçin romanının iki önemli karakterinden biri, evlerinin tek kızı on altı yaşındaki lise öğrencisi Ezgi, diğeri ondan bir yaş büyük, yetiştiği kurumlarda Yaşar Amca dışında kimsesi olmamış, ilkokul bile okumadığı anlaşılan Yunus. Romanda Ezgi ile Yunus, konuşanlardır. Romanın görünür dinleyenleri, Ezgi’nin annesi Neslihan ile babası Cahit’tir oysa asıl dinleyenin ‘toplum’ olduğu açık.

Kitabın arka kapağındaki bir cümle romanı özetlemiş: “Yaralı bir gencin hayata tutunma ve ailesini bulma serüvenini iki arkadaşın ağzından anlatan roman, birbirini dinlemenin ve anlamaya çalışmanın değerini duyumsatıyor, büyüme sancılarını dillendiriyor.” Alıntı cümlenin ilk ve son sözcükleri önemli, kitabı kuşatan iki kapak gibi onlar da. Cümlenin “yara” sözcüğü, görünen/bilindik bir yarayı anlatmıyor yalnıza görünmeyen, derinlerde bir yara daha var çünkü. Divan şiirinin ‘kinayeli’ anlatımı gibi kullanılmış, hem yakın hem de uzak anlamı var “yara” sözünün. Yüzü ve yüreği yaralı Yunus’un, “hayata tutunma ve ailesini bulma serüvenini” uzun yolculuğun sonunda, “benim bir ailem varsa oda sensin” diyeceği bir yaş küçüğü kız arkadaşıyla tamamlayabilmesi,Zileli’nin yol haritasının ayrıntılarıyladır. Her iki gencin de aynı “Biz kötü bir şey yapmadık” sözleriyle açılan serüvenin, sonunda yine birbirleriyle kapanmasının güvenli yolculuğunda, Calvino’nun, “Nasıl şiir ve şarkılarda uyaklar ritmi belirliyorsa düzyazı anlatılarda da birbiriyle uyak yapan olaylar vardır.” cümlesiyle yüründü gibi, böyle olmasaydı bu hikâye de yürümezdi.   

            Lise öğrencisi Ezgi, hali vakti yerinde ailesinin biricik kızlarıdır. O, anne-babasının istekleri doğrultusunda liseden mezun olup iyi bir üniversiteye giderek hayatının mesleğini seçecek ve böylece hayatını da kazanmış olacaktır. Olacak bu ya sıra dışı Ezgi, okulundan birisi ile değil de mahallelerinin kenarındaki bir ‘eskici’ dükkânında çalışan okul okumamış toplum dışı Yunus ile arkadaşlık kurar. Yüzündeki oldukça belirgin yarası nedeniyle kendini toplumdan saklayan Yunus’a ilgi gösteren Ezgi, onun yüzünün resimlerini çizer önce, bir süre sonra da ‘çizgi roman’ uydurmasıyla arkadaşlığını sıkılaştırır. Bu yakınlıkta, evi ve ailesi olmayan Yunus’u çalıştıran ve ona dükkânında kalacak yer de ayarlayan Sait ustanın payı büyüktür. Yunus’u, ailesini bulmaya ikna eden Ezgi’nin çabalarıyla anlaşılır ki Yunus, dört aylık bebekken 3 Mayıs 2004’te Kâğıthane’de bir karakolun önüne bırakılmıştır. İstanbul kazan iki genç kepçe, Yunus’un kayıp ailesini aramaya başlarlar. Çok zaman başladıkları yere geri dönen iki gencin çabası Sisifos efsanesi benzeridir. Türlü zorluklarla karşılaşırken sonunda küçük bir ipucu elde ettiklerinde mutlu olurlar. Tam da işin sonuna gelmişlerken Yunus’un birkaç kardeşi daha olan ailesinin Bursa’ya taşındığını öğrenince işler yeniden sarpa sarar. Neyse ki Yunus para sorununu Ezgi de evden izin işini bir kurnazlıkla halledince akşama dönmek üzere Bursa’ya giderler. Aranan aile, oldukça lüks bir sitede apartman görevlisi olarak çalışmaktadır ancak gençler vardığında aile Kayseri’ye, diğer çocuklarının yemin törenine gitmiştir. İki genç için sabahı beklemekten başka seçenek kalmayınca, otogarda sabahlayarak sitenin önüne geldiklerinde, aile birkaç taksiyle döner. Kendisini karakolun önüne bırakan annesini, bebek öldü diyerek oğluyla ilgilenmemiş babasını, bilmediği kardeşlerini, kardeşlerinin eşlerini ve çocuklarını gören Yunus, “Kim bu insanlar Ezgi?” diye sorar nefretle. Ezgi, “Senin ailen işte” karşılığını verince Yunus, “Eğer ki benim bir ailem varsa, o da sessin.” diyerek ailesiyle buluşmaktan vazgeçer. Romanın açılışındaki, “Biz kötü bir şey yapmadık” açıklaması, bir geceliğine evi/İstanbul’u izinsiz terk etme sorumsuzluğu suçlamasına cevap cümleleridir.

            Roman türünün işleviyle onları okuyuş gerekçemiz, birbiriyle ilintili karşılıklara yöneltir bizi. Edebiyat metinlerinin, “varlığımızın darlığından kurtulma” isteğimizdeki yardımları tartışılmazdır. Bunun yanında edebiyat metinlerinin bir işlevi de ‘bilgi’ aktarımıdır ancak bu bilgi, somut/nesnel bir bilgi değildir elbette. Bu, öylece değiştirilerek bilinen ‘bilgi’ olmaktan çıkmış, belki değişik kaynaklardan öğrendiklerimizi anımsayabileceğimiz bir tür yorumdur. Romancı, söz yerindeyse bizi büyüleyerek “varlığımızın darlığından” kurtarırken bildiklerimizi bize yepyeni bir dille anlatarak yapar bunu. Tıpkı, Arkadaşım İçin’de olduğu gibi. Annesinden sonra babasıyla konuşmaya başlayan Ezgi, “tuvalet” yerine “lavabo” kullandıklarından, “Kraliyet ailesi mensupları çişini yapmaz” sözüyle yerer. Liseli kızları tarafından “psikologculuk” oynamakla ve “hızlı demokrat” görünmekle suçlanmanın anlamı bir hayli derinlere gider aile büyükleri için. “Çingen’mişiz gördün mü?” diye kaygılanan Yunus’u, “Roman onlar” diye uyarır ‘kaçın kurası’ Ezgi. Ailesi için “kapıcı” diyen Yunus’u, “apartman görevlisi” diye düzeltir Ezgi. Bu türden pek çok incelikli mesajı var Zileli’nin.

Arkadaşım İçin, pek çok yönüyle gençlik romanıdır. İki önemli kişisinin “genç” olmasına ekleneceklerin ilki gençlerin ‘kendini gerçekleştirme’ isteği olmalıdır. Kişinin, içinde var olduğu aile, onun bireysel ve toplumsal kazanımlarını edindiği belki küçük ama ilk kurumdur. Yunus, bu ilk kurumdan yoksunluğun eksikliğini bütün benliğiyle hissederken Ezgi, aile kurumunun dayatmalarından yakınır. Romanın, aile karşıtlığıyla somutlaşan bu çelişkisine dikkat edilmelidir. Bir yanda sosyokültürel, diğer yanda sosyoekonomik bir statünün huzursuzluğu vardır. Her iki olumsuzluğun içinden de birer var oluş kaygısı çıkar.

            Ezgi’nin ailesi, açık etmese de kızlarının kendi sosyokültürel konumlarına uygun başarıyı elde edemezse kayba uğrayacaklarını, ayıplanacaklarını düşünür. Dolayısıyla kızlarına başarı yolunun açılmasında onun kendi seviyelerinden aşağıda -hele hele Yunus gibi kim olduğu bilinmeyen- kişilerle arkadaşlık etmemesi gerekir. Ayrıca başarının ölçülebilir olduğunda okul ile aile birleşir, onların sözlüğünde bireysel/özel yetenekler yoktur. Resim konusunda yetenekli ve istekli olan Ezgi’nin güzel sanatlar lisesine geçme ve resim alanında kendini gösterme isteği bu nedenle onaylanmaz. Bu iki dayatma, bir karşı duruşu getirir. Ezgi annesine, “Bu çocuk dediğin Yunus işte, daha kaç kez söyleyeceğim adını? Bir adı var ve benim arkadaşım, tamam mı?” ya da “Herkes bizim gibi rahat bir hayat sürmüyor işte, çıkın şu küçük dünyanızdan da etrafınıza bakın bence.” derken bu ötekileştirme durumuna karşı çıkar. “Konu, bizim Yunus’la arkadaşlığımız ve sizin şunu kafanıza bir güzel sokmanız gerektiği” de işin tuzu biberidir. Resim çalışmalarını, iyi bir meslek edindikten sonra hobi olarak sürdürmesine izin verilecek Ezgi, “Kaç senedir sınavlara hazırlanır gibi yapıp, ders kitaplarımın altında resim defterlerimi saklıyorum. Bir kere olsun sormadınız ki, nedir bu çizgi roman Ezgi diye.” yakınmasıyla okul-aile işbirliğinin dayattığı eğitim anlayışını eleştirir. Anlattıklarına duyarsız kalan babasına, “vaaz verme yine” diyebilen on altı yaşındaki kızın bu çıkışı, gençlerin kendini gerçekleştirmesidir bence. Belki onların çabaları, beslenme/ barınma tabanlı “ihtiyaçlar hiyerarşisi” piramidinde daha ulaşılabilir yerlere getirir bu kazanımı.

            Roman boyunca yalnızlığını, eksikliğini, insan ilişkilerindeki yetersizliğini açıkça söylemekten çekinmeyen Yunus, aynı içtenlikle Ezgi’nin kendisi için bir şans olduğunu da söyler. Yunus’un, bir başkasına tutunarak yalnızlığından kurtulması, onun kendi çaresizliğinin bilinciyle davranışının sonucudur. Romanı okurken Yunus, Peter Pan’ın ‘Düşler Ülkesi’ne gidebilen şanslı üç kardeşten biri gibi geldi bana. İyi ki Ezgi’nin okulundan gençler yok dedim romanda, yoksa Yunus’un başı derde girerdi. Saydığım kişisel eksikliklerine, ailesini araştırırken ‘Kürt’ oldukları bilgisi de eklendiğinde, bilinen romanın adından esinle söylenirse ‘öteki olmanın dayanılmaz ağırlığı’ omuzlarındadır, “kafamın içinde Kürt kelimesi böyle kocaman” diyen Yunus’un.

Ezgi’nin arkadaşlığı -ailesi kavrayamamış olsa da- sanatsal metinleri tanımlarken kullanılan ‘amaçsız amaçlılık’ türünden çıkarsız bir sevgiye dayalıdır. Boyundan büyük işler yapar romanda Ezgi. Yerleştirildiği kurumlardaki olumsuz koşullara daha fazla dayanamayıp kaçmış, yüzünün yanık yarasıyla topluma yabancı, kenara itilmiş, on yedi yıl boyunca ailesini bilmeden yaşamış bir gence “hayata tutunma ve ailesini bulma” umudunu kazandırmak, Ezgi’nin ‘ritmik’ sevgisiyle başardığı, üstesinden gelinmesi kolay olmayan görev olmuştur. İranlı müzisyen Farid Farjad’ın şu cümlesi, sevgisi çıkar ilişkileriyle sıradanlaşmamış liseli Ezgi için söylenmiş gibi: “Sevmek, sıra dışı ya da kahramanca şeyler yapmak değil; sıradan şeyleri hassasiyetle yapmaktır.” Ezgi’nin, kendi dengi okul arkadaşlarıyla dostluk kurması kolaydı/r elbette. Zileli, edebiyat metinleri için sıklıkla söylenen ‘öteki’ olanı, kaldığı dışarıdan alıp yaşamın içine ekleyebilme ayrıcalığını, bu iki gencin “büyüme sancılarını dillendir”mekle göstermiştir diyebiliriz. Hayatın başka neresinde ‘empati’ gelir de Arkadaşım İçin romanında olduğu türden kendisine ayrılan boşluğu böylesine doldurabilir ki…

Zileli, romanında alışık olmadığımız yeni bir anlatımla karşılaştırıyor bizi. Öyle ki bir an Diyaloglar kitabını okuyorum sandım. Romanın bütün bölüm başlıklarında Ezgi ve Yunus adları var. Bu iki genç, sırasıyla konuşuyor ve onlar konuştukça okur da “Biz kötü bir şey yapmadık” savunmasına nasıl gelindiğinin meraklı yolculuğuna çıkıyor. Başlangıçta hemcinsler karşı karşıya yani Ezgi annesine, Yunus da Ezgi’nin babasına konuşuyor. Büyüklerine karşı konuşan gençlerin söyleyemeyip de içlerinden geçirdikleri italik dizilmiş metinde. Romanın ilerleyen bölümlerinde (s.55), dinleyiciler yer değiştiriyor, bu kez Ezgi babasına Yunus da Ezgi’nin annesine konuşmaya başlıyor. Gençlerin konuşmalarıyla içlerinden geçenler, dolaylı olarak anne babaların onlara söylediklerini de anlatıyor. Romanın sonlarında doğru italik iç konuşmaların giderek azalması ve bazı bölümlerde ise hiç olmayışına bakılırsa sonunda gençler, çekinmeden konuşabilecek cesareti bulmuşlar demektir. Bu yönüyle bakıldığında Arkadaşım İçin romanı, ‘geriye dönüş’ ve ‘iç monolog’ tekniklerine örnek olmak yönüyle de dikkate alınmalıdır.

Yazarlığın bir ‘dil işçiliği’, edebiyat metnini var edenin de ‘dil’ olduğunu söylemek bile fazla. Kurmaca metnin ayrıcalığı, ‘nasıl anlattığı’ sorusunun karşılığı yazarının üslubuyla kurduğu ustalığıdır. Gençlerin yaşam biçimlerine uygun açık, kısa cümleli bir anlatımı var Zileli’nin; öncelikle bunu söylemeliyim. Okula gitmeden, kurumlarda büyümüş ergen Yunus’un psikolojisini olduğu gibi anlatacak sokak dilinin doğallığını özellikle vurgulamak isterim. Söze “kaba saba” girdiğini bilen dik başlı Yunus’un, bayan/kadın yerine “karı” deyişi, “hayda” deyişleri, “iyi bok yedik”, “kerizmişiz”, “öküzlük”, “manyadım” benzeri sözleri kullanması, gençliğin diline uzak kalınmadığını gösteriyor.

İki gencin, köşe bucak İstanbul’u dolaştığı romanda ‘İstanbul’ görmek isterdim açıkçası, hiç olmazsa bıktırıcı trafiğinden söz edilseydi büyük şehrin. Bir günlüğüne de olsa ilk kez gidilen Bursa’da, adres dışında başka yerlere de bakabilseydi gençler keşke. Ezgi’nin, okulundaki diğerlerinden çok ayrı bir yere koyduğu Ceren’in bir çay sohbetine katılabilseydik derim. Okulun güzel sanatlar öğretmeni ile işgüzarlık edip olmadık bir zamanda Ezgi’nin evini arayan edebiyat öğretmeni okullarında Ezgi ile ne yaparlar diye merak ettim doğrusu. Bu konuya romanın; cümlede sözcüklerin yanlış yerde kullanılışı, noktalama, deyimlerin yazımı benzeri durumlardan kaynaklı bazı dil sorunları olduğunu da eklemeliyim. 

Söylemeden geçmeyeyim; Yunus, yetiştiği kurumların yöneticilerinden yediği dayakları ve daha fazla dayanamayıp oradan kaçtığını söylemekten çekinmiyor. Bir de adres sormak için girdikleri bir kahvehanenin içinin ‘pis dumanlı’ olduğundan söz ediyor Ezgi. Sait Faik’in, “Kestaneci Dostum” öyküsü için yaşadıklarını anımsayınca romancı Zileli de karakola çağırılmasa bari diye düşünmedim değil açıkçası.

Romandaki liseli kız, ailesinin uygun görmediği arkadaşından söz ederken “yarasının fotoğrafını çektim gözlerimle” diyor ve annesine ‘sınıf’ bilinci kazandırırcasına “çıkın biraz küçük dünyanızdan da etrafınıza bakın” uyarısı yapabiliyor. Babasına eğitim dersi veriyor on altı yaşındaki kızı: “Okullar ne zaman öğrencilerin psikolojisini düşündü ki?” Bu durumda, Arkadaşım İçin romanını kimlerin ne zaman okuması gerektiği anlaşılmıştır sanıyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ