Sadece Alkışlayabilirsiniz!

Vildan Çetin

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.

Hafta sonu bir sinema festivalinin gala filmini izleme fırsatım oldu. Filmin ismini vermek istemiyorum. Zira bizim gibi 3. Dünya ülkelerinde film çekmenin ne denli zor olduğunun gayet farkındayım.

Konu özetle şöyle. Ana karakter 8-9 yaşlarında iki çocuk. Yazmadan geçemeyeceğim, harika oynamışlar. Film Diyarbakır’da geçiyor. Bu iki erkek kardeş kafayı lüks bir sitenin havuzuna girmeye takmış. Kaçak girecekler tabi ki. Onlara engel bir bekçi var. Bu bekçiyle aralarındaki ilişki ana ekseni oluşturuyor. Yan hikâyede ise 3. Sınıfa gittiklerini tahmin ettiğim çocuklara inanılmaz karışık ve çözmesi zor havuz problemleri soran bir öğretmen var. Filmde arzu nesnesi havuza girmek ve çözmenin zorluğu üstünden paralellik kurulmuş. Bu arada okuldaki diğer dersler hep boş geçiyor. Hatta müdür, bu öğretmenden boş derslere girmesini istiyor. Branşım değil diye itiraz eden öğretmene ‘hayattan bahset. Yeter ki dersler boş geçmesin’ isteğinde bulunuyor. Bildiğim kadarıyla ilkokullarda tek öğretmen tüm derslere giriyor. Senaryoda başka öğretmen söz konusu olunca, okul konusu ilk mi orta mı muallakta kalmış. Zira sona doğru öğretmen tahtaya 3×5, 4×7 gibi basit çarpım soruları yazıyor. Havuz probleminden birden bire ilkokul 2 müfredatına iniyoruz. Allahtan film çocuklar için değil biz büyüklere… Ne yapalım bu da böyle olsun diyoruz.

            Gelelim alkış bahsine. Film bitti. Herkes alkışladı. İltifatlı tebrikli cevapların verilmesinin adetten olduğu soru cevap kısmına geçildi. Fakat aklım bir sahnede takılı kalmıştı. Çocuklarla çalıştığımdan pedagoglardan da çok dayak yediğimden hemen dikkatimi çeken ikinci sahne: Müdürün hayattan bahset dediği öğretmenin, doğru dürüst eğitim alamayan çocuklara çok üst perdeden kelimeler kullanarak hayatla ilgili bizlerin dahi kafasını karıştırabilecek konularda bir şeyler anlattığı sahneydi. Sahnenin devamında öğretmen konuyu kitaplara getirdi. Kitap kahramanları sayesinde, yaşamadığımız hayatları öğrenebileceğimizi söyledi. Kitap kahramanları olarak: Kafka, Dostoyevski, Shakespeare vs. gibi büyük isimleri sayıp Oblomov’a atladı. Çocuklar öyle bakıyor tabi öğretmene. Dahası senaryoda Oblomovluk bir şey de yok ve tek örnek kahraman o. Haydi bağlantı yok, pekiyi şu çocuklara yaşlarına uygun önerecek yazar ve kitap kahramanı da mı yok? Neden bu öğretmen, pedagojik eğitim almış biri yani, böyle kendi kendine konuşuyor, diye düşünürken, düşüncelerim sese dönüşüp yanımda oturan arkadaşıma ulaşmasın mı? Kendisi, festivalin düzenleyicilerinden.  E sorsana, dedi. Yok dedim sormam. Sıkıntı oluyor sonra. Sor yahu, ne olacak dedi ve bir cesaret sordum.

Sormaz olaydım. Üç ayrı kişiden; Festival sunucusu, yönetmen ve öğretmeni oynayan oyuncudan, sen ne anlarsın filmden senaryodan alt metinli ve sorduğum soruyla son derece alakasız cevaplarla savuşturulurken, bir abla arkaya dönüp sinirli sinirli kim bu keyfimizi kaçıran densiz diye de bakmasın mı? En çok, kendisinin bir klana üye olmadığı için rol verilmediği serzenişinde bulunan oyuncunun cevabı ilgimi çekti. Bu hanım bir elçinin kızı. Dedi ki, bu kitapların kısa versiyonları var ve ben Pakistan’da okula giderken bize dağıttılar okuduk. Tabi ben araya girip, ablacığım sen muhtemelen Pakistan’da baba kontenjanından bir İngiliz Okulu’na gittin. Film Diyarbakır’da geçiyor, diyemedim. Allah’tan dememişim, sonra da ‘Ölü Ozanlar Derneği’ne biri konuyu getirdi. Yahu, o kitaptaki okul son derece zengin ailelerin çocuklarının gittiği pahalı bir okul. Ve öğretmen de marjinal sayılabilecek şiir düşkünü biri. Çocukların hayatını değiştiren dokunuşları var. Pekiyi bu filmde öğretmenden etkilenip de hayatı değişen bir çocuk var da ben mi görmedim de, diyemedim. Bunlar ağzımın payını verdikten sonra, herkes alkışladı. Sorular bitmişti. Yan tarafta bedava sangria ikram edilen otel tarafına geçilebildi. Yanımdan geçenlerin aşağılayıcı bakışları ile koltuğa gömülüp çıkışları bekledikten sonra kös kös eve geldim.

Eleştiri kültürünün gelişmediği toplumlarda, özellikle yazar, çizer, yönetmenin tüm çevresinin olduğu yerde, eleştirel bir bakışla soru sormanın ayıp olduğunu unutmuştum. Bu ülkede bir yere gelmek istiyorsanız kural buydu. Siz siz olun, alkışa yüklenin. Soru sorunca sıkıntı oluyor. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Avatar Saime dedi ki:

    Sadece Alkışlayabilirsiniz yazınızı çok beğendim. Ne yazık ki daha küçük yaşlarda, önce ailede, sonra okulda , toplumda, iş hayatında susturuluyor ve doğruları söylemekten alikonuyoruz. Demokrasi kültürü gelişmediği için fikrimizi söyleyemiyor ve başkalarının düşüncelerine da katlanamıyoruz. Bir öğr etmen olarak eleştirdiğiniz konu son derece haklı.

BİR YORUM YAZ