Keşke Yılanı Yeselerdi!*

Vildan Çetin

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.

       Hem protein de var. Teknik olarak daha sağlıklı. Elma kan şekerini yükselttiği için tek başına acıktırır da. Yanında ceviz veya badem gibi bir şey yemek gerekir. 

         Ah evet. Tabi ki cennetten atılmamıza sebep olduğu düşünülen o meşum olaydan bahsediyorum! Bu konu nereden aklına geldi, diye düşünenlere mini bir hatırlatmaya yapayım. Bir önceki yazımda ‘Kadının Cins Olarak, Edebiyat Eserlerinde Sunumu’ hakkında Amerika’daki çocuk edebiyatı yayınları üstünden yapılan bir araştırmadan bahsetmiş, kelli felli yazarlarımızdan birinin bu konudaki faşistliğe varan tutumuna da yer vermiştim.

          Kadına karşı duyulan ve kimi dimağlarda neredeyse öfkeye varan bu tavrın temelleri hakkında düşünürken, Göbeklitepe’ye kadar varamasam da, çok gerilere gittim hak verirseniz ki! Pis elma, dedim kendi kendime. Ne salınırsın öyle tek başına, güzelim ağacın tepesinde. Hepsi senin yüzünden.

              Bu konuda çok yazıldı çizildi. Düşünmüşümdür; mesela oradaki kadın ben olsaydım ağaçta tek başına, mutsuz duran elmayı gösterip ‘yeme kaka o.  Vallahi atarız maaile sizi buradan.’ diye tehdit etselerdi, ne yapardım diye. İtiraf ediyorum: Muhtemelen alır yerdim. Mantıksız bir kısıtlama, diye düşünürdüm. Her türlü yiyeceğin bedava olduğu koskoca cennette normalde dikkatinizi dahi çekmeyecek bir elmayı işaret edip ‘bi’bu yasak’ demeseler, aslında aklına da gelmez kafayı elmaya takmak. Ama sanki dış güçlerce bu hatanın yapılması hunharca istenmiş gibime geliyor. Kadınları dışlamak ve ikinci sınıf kategorisine itelemek için bir düzenek kurulmuş gibi. 

            Bu yüzdendir ki elmanın yüzyıllardır yenilen hakkını iade etmek istiyorum. Suçsuz o garip. Çünkü buradaki esas mesele: Yılanı yemeye cesaret etmek.

            Bu yazıda Adem ile temsil edilen ve bazı konularda ikna edilmesi gayet kolay ve bu yüzden yüzyıllardır zaaflarına ve aciziyetlerine kılıf uydurulmuş bir cinse, düşünmesine fırsat vermeden ‘Bir ısırık da sen al şundan’ diye ne uzatsanız, yasak masak dinlemez hart diye dişlerini geçirir. Yer. Hepimiz biliyoruz. Bu hızlı karar süreci yüzünden bu cinse; ‘hiç mi kafan çalışmıyor, hadi senin hanım yılana uydu. Sen neden ısırdın elmayı’ diye sorduğunuzda, bir anda oldu. Şeytana uydum. Düşünecek vaktim olmadı, diye kendini savunabilir. Güzel bahane ve kabul edilesi bir cevap bu değil mi?

            Ama yılanı yemek öyle mi? Uzun iş: Yakalaması sıkıntı. Kendini ısırtmadan öldürmesi. Derisini dikkatlice soyması. Kaynatması veya ateşte bir süre çevirmesi… Dağda yılan yiyen komando videolarını seyredenler bilir. Cidden emek ve zaman isteyen bir öğündür.

           İşte bu süreçte Adem düşünebilir ve ‘Bu kadın da tutturdu yiyelim diye ama bunu yersek, ayvayı da yemiş olur ve güzelim cennetimizden atılırız’ diye düşünebilirdi. Ha, bu meşakkatli sürece rağmen yemişse de kimse sevgili Havva anamızı suçlayamazdı. Biz kadınlar da derin bir nefes alırdık. Milyon yıllık hikaye böylece başka bir şekle evrilir, guguk kuşu *(bknz: Bir önceki yazı) muamelesine reva görülmez ve hak ettiğimiz değerle sanat eserlerinde yerimizi alırdık. 

        Kadının erkek karşısında temsiliyeti meselesi bu şekilde eşit bir akışa sahip olurdu. ‘Bey, dur artık ağlama cennetten kovulduk diye. Buluruz başka yer. Gereksiz yere üreyip çoğalmaz ve teknolojinin gelişimine izin vermezsek zaten bize her yer cennet olur. Ayrıca, ikimiz de yılanı pişirip yedik mi? Yedik. Hayvanın her özelliği ikimize de aynı şekilde sirayet etti mi? Etti. O halde konu kapanmıştır. Sevap gibi günahlarda da eşit ortağız.’ Konuşmaları da yapılır, iş tatlıya bağlanırdı. Ve böylece konuşulacak, yazılıp çizilecek konuların da ana aksı değişirdi. Ancak elmayı yedik ve işler bu noktaya geldi.

              Size linkini de** vereceğim araştırmada şöyle bir cümle var: Erkeklerin hakim olduğu bir alan olan edebiyatta kadınlar tarih boyunca ‘temsil edilen’ olarak konumlandırılmışlardır. Bu cümlenin ardından, İlyada ve İlahi Komedya’dan örnekler veriliyor. Bir yerde de, cinsiyet ile yaratıcı süreçler arasında nasıl bir ilişki var? Sorusunu sorarak, Jale Parla’nın Kadın Eleştirisi Neyi Değiştirdi makalesinden alıntı ile: … Çünkü feminist eleştiri, kendisine dek hiçbir edebi yaklaşımın metodolojisine dahil etmeyi akıl etmediği bir analatik araç kullandı: Kültürel olarak belirlenen cinsiyet.

        Araştırmada da anlatıldığı üzere: Cinsiyet rollerinin hayatımızdaki yeri, töre/gelenek/din ve toplumsal değerler öne sürülerek belirlenmiştir. Üstelik iki cins dışında konuya dahil olanlar da bu şekilde dışlanmıştır. Yüzyıllardır belirlenen sınırların dışına çıkanlar (mutlu bir azınlık dışında) daima dışlanmaktadır.

           Konu uzun. Derin. Sıkıntılı. Kadının toplumun her alanında eşit hakka sahip olduğu Afganistan dahil dünyanın her miliminde kabul edilmedikçe yazmaya ve sorgulamaya devam.

        Sonraki yazımın konusu şimdiden aklıma geldi. Kadınlar Balıktır. Neden mi? Yazacağım.

 *Bu yazıyı yazmaya başladığımda Sezan Aksu’nun 2017 tarihli olmasına rağmen şu sıralar pişirilip gündeme alınan ‘Şahane Bir Şey Yaşamak’ adlı  şarkısında geçen, ‘Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e’ dizesi hakkındaki saçma tartışma henüz medyada yer almamıştı.

**

https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_guz/toplumsal_cinsiyet_tartismalari/4/index.html

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Avatar Saime Bircan Sak dedi ki:

    Çok ince dokundurmalar zekice. Kutluyorum. Severek okudum.

  2. Avatar gralion torile dedi ki:

    I love it when people come together and share opinions, great blog, keep it up.

BİR YORUM YAZ