Fuarda imzaladığı “Ve Tanrı Düşleri Yarattı” kitabıyla ilgili okurundan mektup alan Derya Balcı, mektubu Aksisanat okurlarıyla paylaştı… Ercan Hanay imzalı mektubu Aksisanat okurları için yayımlıyoruz.

Ve Tanrı Düşleri Yarattı
Öncelikle okuruna -fuarda- kitap hediye eden ender yazarlardan olduğunuz için size çok teşekkür ederim. Hediye kitaplar, okumada önceliğim olduğu için -sanırım kitabı sahiplenme dürtümden kaynaklı- “Ve Tanrı Düşleri Yarattı” şiir kitabınızı bir çırpıda -bazı dizeleriniz bir hayli düşündürse de- okudum. Şiir kitaplarının bir çırpıda okunup okunmayacağı hayli tartışma götürür bir konu aslında. Çünkü sözcüklere yüklenen anlamı çözümlemede -özellikle şiir türünde yazılmışsa- sözlük yardımı yeterli olmuyor. Yaşanmışlık kokan bazı şiirler de aynı kulvardan geçmemiş okurlar için yabancılığını/yadırganılırlığını muhafaza etmeye devam ediyor.
Neyse; kitabı bitirdikten -okundukça yeniden yazılan bir tür olan şiirin bitip bitmeyeceği de tartışma götürür- daha doğrusu okuduktan sonra iç kapaktaki “şiir tadında öyküler, öykü gerçekliğinde şiirler” ifadesi zihnimde anlamını buldu. Ya da ben öyle sanıyorum. Kitabınızdaki şiirlerin konu bütünlüğü hemen dikkatimizi çekiyor tabi. Konu bütünlüğüne sadık kalınmış şiir kitapları çok az olduğundan hayli zor bir etapta kendinizi denemişsiniz. Bu konuda gerçekten sizi tebrik ederim. Bir öykünün parçalarını tamamlar gibi birbirinin “şerhi/açıklayıcısı” dizelerle okura rehberlik etmeniz de ayrı bir incelik doğrusu. Şiirlerinizin bir başka dikkat çekici yönü; Ahmet Haşim gibi sözcük çeşitliliğinden tasarruf etmiş olmanız. Bu mana zenginliğinden imtina ettiğiniz anlamına gelmiyor tabi. Zira şiirinizin kapıları -buna öyküsünü okumak da diyebiliriz- hafif sesle vurgu ve tonlamaya dikkat edildiğinde okura açılan cinsten. Her ne kadar kafiye ve ölçüye bağlı kalmayıp serbest tarzı tercih etseniz de okuru gözle değil kulakla şiirlerinizi okumaya zorluyorsunuz. Bunu bilerek yapıp yapmadığınızı bilmiyorum ama Ümit Yaşar Oğuzcan’ın, okurlarından şiirlerini hafif sesle okumalarını istemesi örneği var.
Aşkın edebiyatta çokça işlenmesi şairlerin bu konuda cesur oldukları anlamına gelmiyor. Dikkatli bir okur bazı dizelerinizde yer yer bu tedirginliği hissedebilir. Bunda mahremiyetin gözetilmesi keyfiyetinin yanında, kültürel kodlarımızın mücbir etkisi de pay sahibi herhalde. Kadın şairlerimizin erkeklere nazaran sayıca azlığı, aşk temasını da erkekler kadar “şiirlerinde eskitmemesi” okuru düşündüren olgulardan. “Ve Tanrı Düşleri Yarattı” başlıktaki düş ifadesi de şair üzerinde koruyucu bir kalkan vazifesi ifa ediyor.
“Ve Tanrı Düşleri Yarattı” tedaisi/açılımı olan şiirlerden oluşuyor. Ana hatlarıyla dikkatimi çekenleri paylaşıyorum.
“yumuşak kadife ses, yumuşak el, bebek kokusu yumuşaklığı, kuş tüyü el, incecik sıcaklık,
kadife eller, kırmızı düşler, kan kırmızısı sevgi, bir lokma simit gibi sevgi, deli rüzgâr, serseri
ruh, ağlayan melekler, yalnızlık senfonisi-durgun sular-boş kalp, bir tutam aşk…” gibi
bağdaştırmalar şiirlerinize ayrı bir sıcaklık katmış. “düş, martı, deniz, yağmur, yol, güneş, özlem, umut, sevgi, yalnızlık, gül, gece…” sık kullanılan imgeler.
Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Fuzuli, Orhan Veli, Mevlâna, Attila ilhan, Serdar Özkan… gibi çeşitli sanatçılara dizelerinizde gizli göndermeler hissettim. Tabi şimdi hatırlayamadığım başka yazarlar da olabilir. Çoğu şiirinizde vurguyu son dizelere kaydırıp okuru düşündürme eğiliminiz var gibi.Çoğu şiiriniz de öykü formunda yeniden yorumlamaya müsait. Şiirinizde aşkın patolojik, travmatik, narsist durumları yok hükmünde: “kapımda köpek gibi bekleyen/ pervane olan/ tasması boynunu acıtan sen değildin/ anladım/ sen beni hiç sevmemişsin” “yarın benimsin” “ben seni yaza yaza bitirdim/ artık öldürdüm seni” gibi…
Daha çok melankolinin, romantizmin değişik tonlarında okuru gezdiriyorsunuz:
“ben seni karın tokluğuna sevdim/sevgine bandım ekmeğimi”
“duyarım boş kalbinin attığını” belki bir gün sever diye/beklemeksin sen”
“dün seni bekledim sokak ortasında/kimseler yoktu/beni bir gören olmadı/…seni düşündüm
kimse görmeden”
“Kaybetmekten korktuğum için/bulamıyorum”
“Gözlerinin hüznü boyunca uzandım”
“Durgun sularda yüzmeyi severim”
“Aç gözlerini cancağızım/ gör kendini bende”
“Yanımda olan sen değil gözlerindi/ her bakışında bir dokunuş gizliydi”
“bizim dünyamız/umut dünyamız”
“insanlığa haykırmak…/ama sessizce”
“bir bakışında yaşadım aşkı/ bir bakışında öldüm/ sessiz ve usulca”…
Okurlarınızı kötümserlik ve karamsarlığa asla düşürmüyor, umutlarını -aşk konusunda bile kırmıyorsunuz. Acıyı bile sağaltarak işlemişsiniz.
Sizin dizelerinizle bitirelim:
“her zaman umut vardır”
“Umudunu yitirme/ yaşama tutun/ ve bekle”
“acılar azalınca”
“gün hep güzel/ kalbimde sevgi uçuşmaları”
Şiir tadında bir hayat yaşayın, hayat tadında da şiirler yazın hep. Okur coğrafyanız, dünya coğrafyası gibi geniş olsun.
ERCAN HANAY

