PROF. DR. ENVER TÖRE İLE SÖYLEŞİ

DUYGU ERDEM

–  Sizi “Tiyatro” ve “Tiyatro Edebiyatı” konusunda hem iyi bir yönetmen hem de  “Uzman Hoca”  olarak tanıyoruz.    Tiyatro ve tiyatro edebiyatına ilginiz nasıl başladı, nasıl gelişti biraz anlatır mısınız?

Oyun olarak tiyatroya merakım çocukluk zamanlarıma kadar iner. Hayal meyal hatırladığıma göre; bayram günlerinde yaşadığım beldenin bayram yerine lunaparklar kurulur ve çeşitli eğlencelerin yanında Meddah, Orta Oyunu ve çadır tiyatroları faaliyet gösterirdi. 4-5 yaşındaki bir çocuğun doğal olarak bu komik oyunlar dikkatini çekecektir. İlk oyunlarımı, gördüklerimi taklitle işe başladım. Oyunlara olan ilgim ilkokula başladıktan sonra da devam etti. Biraz daha atak, biraz daha cesur, daha özgüvenli hale gelmiş olacağım ki ilkokul mezuniyet törenimizde hem Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre piyesinde rol aldım, hem de tek başıma “Hiç/Tuz” monoloğunu canlandırarak mezuniyet gösterilerine renk kattım. İlkokuldayken bu ilgimi ateşleyen biri daha vardı. Bu kişi, askerlik görevini bizim okulda öğretmen olarak tamamlayan rahmetli Ejder Akışık’tı. Babamın da arkadaşı olan bu isim, oyuncu olarak hep beğendiğim kişi olmuştur.  

Ortaokulda daha çok gezici Karagöz gruplarını seyretmişimdir. Nedense Karagöz oyunlarına hiç ısınamadım.  Canlı sahne oyunları daha fazla ilgimi çekiyordu. Bu yıllarda Ulus’taki Opera binasında ilk Opera ile tanıştım. Oyunu seyrederken önce dekor karşısında büyülenmiş, orkestra çalmaya başladığında da kendimden geçmiştim. O müzik beni bir uçan halının üzerine bindirip öyle uzaklara götürmüştü ki… Uyandığımda opera bitmek üzereydi…

Altındağ Devlet Tiyatrosu, Ankara Yıldırım Beyazıt Lisesi’nin hemen yanı başındaydı. Profesyonel tiyatroyla burada tanıştım. Orada oynanan hemen her piyesi seyrettim. Bu piyeslerden Hüseyin Rahmi’nin Kaynanam Nasıl Kudurdu isimli komedisinin bende ayrı bir yeri ve derin izi vardır. Öğrencilere bizde tiyatronun neden yeterli ilgiyi göremediğinin sebeplerini anlatırken hep bu oyunda başıma gelen ironik olaydan bahsederim. Hazırlamakta olduğum Şu Tiyatro Dedikleri isimli kitabımda bu hadiseden genişçe bahsedeceğim.

 Öğretmen olan babamın tayini Kırıkkale lisesine çıkınca mezuniyetim de Kırıkkale lisesinden oldu. Kırıkkale’de tiyatro hayatı yoktu ve ben daha çok orada sporla uğraştım.

İstanbul Edebiyat fakültesine başladığım günlerde tiyatroya olan ilgimi fark eden hocam Profesör Dr. İnci Enginün, bana Darülbedayi mecmuasının eski harfli nüshalarının (30 sayıdır.) taranmasını ödev olarak verdi. Harbiye Şehir Tiyatroları kütüphanesinde çalışmaya başladım. Bu kütüphane benim için mektep gibiydi. Birçok oyuncu ve yönetmenle tanıştım, tiyatro hayatı ile ilgili pek çok kitap okudum. Bu arada hocam beni bu defa da Kenterler Tiyatrosu’yla buluşturdu. Tiyatronun müdürü Nur Eranıl Bey benimle çok ilgilendi ve bana Kenterler tiyatrosunun çıkardığı dergi ve diğer yayınları okumam için temin etti. Kısa bir süre sonra da Yıldız Kenter ile tanışmama vesile oldu. Artık o tiyatronun bir elemanı gibi oyunlara ve provalara istediğim gibi katılabiliyordum.

Edebiyat fakültesinde okurken, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nda da yatılıydım. Tiyatrosu Aksaray’da olan rahmetli Nejat Uygur ile burada tanıştım. Çapa’da sahneye koyduğum oyunlarda bana sahne dekorunda çok yardımcı olurdu.  Çapa’da pek çok piyesin yanında ayrıca hocamız olan rahmetli Necmettin Hacıeminoğlu’nun Yeni Bir Dünya isimli hikâye kitabındaki Sefir Bey isimli hikâyeyi piyes haline getirerek sahneye koydum. Hoca o sırada yurt dışındaydı, oyunu seyredemedi. Başarısını duymuş olacak ki yurt dışından dönünce beni hemen tebrik etti ve ilgisini bir daha benden esirgemedi.

Edebiyat fakültesinden Cenap Şehabettin’in Tiyatroları isimli tezle mezun oldum. Tez hocam Prof. Dr. İnci Enginün’dü. Öğretmen olarak Ankara’ya tayinim çıkınca Gazi Üniversitesinde Yüksek lisans programına katıldım ve tezimi yine tiyatro edebiyatından yaptım. 1986 yılında tamamladığım Türk Edebiyatında Tiyatro Tenkidi (1908-1914) isimli çalışmamın Dramatik Edebiyatımızda Eleştiri (1908-1914) adıyla yayınlanması teknik sebeplerden dolayı ancak bu sene gerçekleşti.

1987 yılında Marmara Türkiyat enstitüsünde hocam İnci Enginün ile Doktora için yeniden buluştum. Aynı yıl Fen-Edebiyat fakültesine öğretim görevlisi olarak atandım. Çeviri Piyeslerde Kadın ve Aile isimli tezle 1991 yılında doktoramı verdim. Marmara Üniversite’sinin hemen hemen bütün bölümlerine seçmeli kültür dersi olarak konulan “Tiyatro” dersini fakülte fakülte gezerek verdim. Amacım kültürlü tiyatrosever yetiştirmekti. Nitekim bunun sonuçlarını da kısa zamanda aldım. Mezun olan öğrencilerimizin işe alınma mülakatlarında çok işe yaradığı haberlerini alınca mutlu oluyordum.

2004 yılında KKTC Girne Amerikan Üniversitesine misafir hoca olarak gidene kadar Marmara Fen-Edebiyat’ta Türk Edebiyatı tarihi ve Türk Tiyatro Edebiyatı Tarihi hocalığı yaptım. Bu arada MARTİY adıyla kurduğum topluluk ile Dr. İbrahim Üzümcü sahnesinde 70’e yakın piyes sahneye koydum. 2004-2006 yıllarında Girne’de Turan Oflazoğlu’nun Dört Başı Mamur Şahin Çakır Pençe isimli oyununu ikinci defa sahneledim. 2009-2011 KKTC Yakın Doğu ile 2013’te bir yıl Ardahan üniversitesinde misafir hocalığıma devam ettim. 2015 sonunda da Marmara’da bana ihtiyaç kalmadığını görünce yeşil Artvin’den emekli olabilmek için buradaki üniversiteye kadromla geldim. 5 yıldır burada ne emekli olabiliyorum ne de düşündüklerimi yapabiliyorum. Artık bu sene aktif mesleğime noktayı koyacağım galiba…

– Uzunca bir dönem gazete, dergi ve televizyonlarda da bahsi geçen Martiy’den biraz bahseder misiniz?

– Marmara Üniversitesi Tiyatro topluluğu MARTİY’i 1988 yılında kurdum. Kuyubaşı’ndaki kampüse konferans ve tiyatro gösterileri için rahmetli İbrahim Üzümcü Bey bağış olarak bina yapınca, bunu fırsata çevirdik. Kurucu rektörümüz Orhan Oğuz, daire başkanımız Coşkun Yücedağ ve hocam İnci Enginün’ün de tam desteğiyle güçlü bir tiyatro topluluğu oluşturdum. 2004 yılına kadar faaliyette olan bu topluluk tiyatro, televizyon ve sinema dünyasına da bazı isimleri kazandırmıştır. Hemen her sene oluşturduğum oyun gurupları ile Mart ve Nisan aylarından sonra en az 3-4 piyesi sahneye taşımışımdır. Bu piyeslerin içinde devlet tiyatrolarının bile çoğu zaman sahneye getirmeye cesaret edemediği oyunlar vardı. Birkaç tane örnek verecek olursam; yerli yazarlarımızdan Ahmet Midhat’ın Eyvah’ı, Cenap Şehabettin’in Körebe’si, Turan Oflazoğlu’nun Keziban, Allah’ın Dediği Olur ve Dört Başı Mamur Şahin Çakırpençe’si; Ergun Sav’dan Beş Kız Arkadaş, Oktay Arayıcı’dan Rumuz Goncagül; yabancı yazarlardan ise İbsen, Strindberg, Ionecu, Çehov, Oscar Wilde piyesleri sahnemizi zenginleştirmiştir.

2004 yılında Girne Amerikan Üniversitesine misafir öğretim üyesi olarak gidince MARTİY’in faaliyetleri de bitti. Onun yerini Sağlık Spor ve Kültür dairesine bağlı öğrenci faaliyetleri aldı.

– Marmara Edebiyat’ta görev yaparken diğer derslerin yanında, uzun yıllar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile Türk Tiyatro Tarihi derslerine girmişsiniz. Dili ağır da olsa edebiyat tarihi dersini takip edeceğiniz derli toplu bir kitap elinizdedir. Halbuki tiyatro tarihi dersi için kaynaklar çok dağınık ve çeşitlidir. Bu bilgileri toparlayıp anlatırken karşılaştığınız zorluklar oldu mu?

– Bir defa Tanpınar gerçek bir hazineydi. Her sene okudukça yeni şeyler keşfederdim ve bu zevkle de dersi daha anlaşılır kılarak anlatırdım. Doğru dediniz, öğrenci için ağır bir kitaptı o. Zaten edebiyat tarihleri biraz da ezber gerektirdiğinden çalışıp öğrenilmesi zordur. Tiyatro tarihine gelince, o da edebiyat tarihinin içinde hatırı sayılır bir hacim tutar. Bizim yazarlarımız, bir tür üzerinde ihtisaslaşmak yerine, her türden eser vermeyi kendilerine vazife edinmişlerdir. Bu bakımdan isimler, dönemi içinde ele alınırken eserleri de tek tek incelemek gerekiyor. Yani saha çok zengin. Bizden önce bu sahada epeyce çalışmalar yapılmıştı. Mesela malzeme takdimi olarak rahmetli Metin And’ı ilk kalemde saymak gerek. Yine işin edebiyatına ışık tutacak hocalarım Prof. Dr. Alemdar Yalçın, Prof. Dr. İnci Enginün, Prof. Dr. Niyazi Akı ve burada adını sayamadığım pek çok araştırmacıdan beslenerek derli toplu bir tiyatro tarihi üzerine ders notlarımı düzenlemiştim. İlk hareket noktam da hocam Prof. Dr. İnci Enginün’ün ders notları olmuştur. Aksiyon tarafı da olan bu ders, öğrenciden her zaman yoğun ilgi görmüştür. Hatta bölümdeki bazı meslektaşlarım bu dersleri elimden alabilmek için hasetlerinden çok kıvrandılar. Ben bölümden ayrılınca da dersi kaldırdıklarını duydum.

– Tiyatro Tarihi ve Tiyatro edebiyatı alanındaki boşluğu dolduracak pek çok kitapta imzanız var. Bu kitaplarınızı tanıtabilir misiniz?

– Kitaplarım, çeşitli dergilerde yayımlanmış makalelerimin bir araya getirilmesi yanında orijinal çalışmalara da kadar uzanır. İki cilt halinde hazırlanan Dramatik Edebiyat Üzerine Makaleler I ve II, tiyatro edebiyatı üzerine yayımladığım araştırma makalelerimi içerir. Yine Türk Tiyatrosunda Oyunlar ve Tenkitler, oynanmış oyunlar üzerine bir araya getirilmiş ve daha önce gazete ve dergilerde yayınlanmış yazılardan ibarettir. Aynı şekilde Yeni Türk Edebiyatı hakkındaki yayınlanmış diğer yazılarımı da Edebiyat Üzerine Yazılar adıyla kitap haline getirdim. Tiyatroya emek veren şahısların bu sanatla bağlarını incelediğim kitaplar ise şunlardır. Cenap Şehabettin ve Tiyatroları, Şemsettin Sami ve Tiyatroları ile Fecr-i Âti’nin Kurucularından Müfit Râtib-Makaleler. Bir de tematik çalışmalarım var. Hayattan Sahneye Kadınlar. Esasen doktora tezim olan bir çalışmadır. 20. Yüzyıl Çeviri Piyeslerinde Kadın ve Aile adını taşıyan bu tezi, yayınevi yetkilisi, daha magazinsel olsun ve çok satsın diye adını Hayattan Sahneye Kadınlar olarak değiştirdi. Kitabın birinci bölümünde Antik dönemden 20. asra kadar Batı’daki tiyatro eserlerine yansıyan kadın ve aile konusu incelendi. Eserin ikinci bölümünde 20. asrın başında modern tiyatronun kurucusu kabul edilen İbsen’den başlayarak Batılı bütün ülkelerin Rusya dahil öne çıkan yazarlarının tamamı incelendi. Üçüncü bölümde ise Türk tiyatro hayatının ilk kaynaklarına kadar uzanarak kadın ve aile hayatının telif piyeslerimizde nasıl yansıtıldığı incelenir. Sonuç olarak da Şarkın ve Garbın kadın ve aile anlayışı mukayese edilir. Bu çalışma, dört yılı aşan kıymetli bir araştırmadır.

Kitap haline gelen diğer çalışmalarım ise şunlardır. II. Meşrutiyet dönemini iki ayrı kitapla edebiyat dünyasına takdim ettim. İlk kitabı ansiklopedik bir şekilde II. Meşrutiyet Tiyatrosu Yazar-Eser bağlamında kurguladım. İkinci kitap ise II. Meşrutiyet Tiyatrosu- Temalar adıyla yayımlandı. Bu iki kitap birbirini tamamlayan derli toplu önemli bir çalışma oldu. Temalar konusunu ayrıca Türk Tiyatrosu’nda Tanzimat’tan Günümüze Temalar adıyla kitap şeklinde genel hatlarıyla tamamlayıp sundum.

Enteresan çalışmalardan biri de editörlüğünü yaparak yeni harflere aktardığım Hava Edebiyatı isimli kitaptır. Yayımlanması macera haline gelen bu kitabın enteresan hikâyesini ön sözünde anlatmıştım. Havacıların dünyasına uzanan muhtelif türdeki yazılardan oluşan bu kitap, Türk Tayyare Cemiyeti tarafından 1927 yılında eski harfli Türkçe olarak bir araya toplanmıştır. Yeni harflerle yayınlanmasını Hava Kuvvetlerimizin 100. yılına denk getirdiğimiz kitap, edebiyatımızda isim yapmış bir kısım yazarlarımızın şiir, piyes ve hikâyelerinden oluşmuş ilgi çekici bir çalışmadır.

2016 yılında Artvin’de göreve başladıktan sonra, yıllardır hazırlığını yaptığım Tiyatro tarihlerini burada yayınladım. Geleneksel Türk Tiyatrosu ve Modern Türk Tiyatrosu-Temalar, adlarıyla piyasaya çıkan kitaplarımın, bu alandaki boşluğu önemli ölçüde doldurduğuna inanıyorum. Şimdi Modern Türk Tiyatrosu, Yazarlar-Eserler ve Şu Tiyatro Dedikleri… isimli çalışmalarım tezgâhımdadır. Bu yeni kitapları tamamladığımda, sahamdaki görevimi yapmış olmanın iç huzurunu daha derin yaşayacağım. Allah ömür verirse geriye bir tek yeni bir Sahne Sanatları Sözlüğü hazırlamam kalıyor.

Son kitabım, akademik hayata atıldığımda yaptığım yüksek lisans tezimin yeniden hazırlanmasıdır. Dramatik Edebiyatımızda Eleştiri (1908-1914) adıyla yayın hayatına giren bu çalışma; gerek tahlil bölümleri, gerekse tahlile vesile olan süreli yayınlardaki makaleleri ile edebî tenkit konusuna destek verecek kayda değer bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

– Yeni kitabınız Dramatik Edebiyatımızda Eleştiri bağlamında, tiyatro eleştirisinin ülkemizdeki oluşumu ve durumu hakkında bilgi verir misiniz?

– Güzel bir soru sordunuz.  Bizde tenkit yahut eleştiri, Batı’da olduğu gibi erken zamanda değil, bir edebi tür olarak, Tanzimatla beraber görülmeye başlanır. Ondan önce de vardır ama (Şeyhi’nin Harnâmesi gibi..) klasik edebiyatımızın metodlu bir sistemi olarak görülmez. İslâm toplumu olarak eleştiri, bedeli cehennem olan ve halk arasında “Govu” sözcüğüyle tanımlanan; ayıp, yasak ve günah kavramlarıyla karşılanır. Halbuki Batıda bu tür çok erken zamanda edebiyatın metotlu bir tamamlayıcı unsuru olarak görülmüştür.

Tenkit ya da eleştiri, edebî bir tür olarak bizde Tanzimat’tan sonra görülmeye ve gelişmeye başlar. Namık Kemal, Ziya Paşa, Recaizâde M. Ekrem, Muallim Naci ve Abdülhak Hâmid bu konuda dikkatleri üzerlerine çeken ilk ediblerdir. Servet-i Fünun döneminde ise ilk defa Batıdaki gibi bir sistemleşme görülür. Bu konuda değerli hocamız Prof. Dr. Bilge Ercilasun, Servet-i Fünun’da Edebî Tenkid adıyla kıymetli bir çalışmayla döneme açıklık getirir. Biz, işte bu yayından sonra devamı niteliğinde tezimizi yaptık. Bu çalışmada gördük ki eleştiri bir metod üzerine değil daha çok bir beğeni yahut nefret üzerine gelişmiştir. Devam eden seneleri içine alan başkaca çalışmaların olduğunu biliyoruz.

  Cumhuriyet’ten sonra edebiyatımızda eleştiri konusunda birkaç isim öne çıkar. Nurullah Ataç, Eser Gürson, Fethi Naci, Berna Moran, Memet Fuat, Baki Asiltürk (Baki Ayhan T.) aklıma ilk gelenler. Özellikle günümüzde Baki Ayhan T.’nin bilhassa şiir ve şâirler üzerinden yaptığı cesur bakış tarzlarını ve eleştirilerini çok dikkat çekici değerlendirmeler olarak görmekteyim.

Bizde tiyatro sahasında yazılmış epeyi eleştirel yazı mevcuttur. İlk olarak Namık Kemal’in bir iki makalesi yanında Celaleddin Harzemşah piyesinin ön sözü muhteşem bir çalışmadır. Hâmid’in tiyatro görüşlerini aksettirdiği Duhter-i Hindu’nun hatimesi de dikkat çekicidir. 1908-1914 arasında öne çıkan tiyatro eleştirmenleri ise şunlardır. Cenap Şehabettin, Mehmet Rauf, Safvet Nezihi, İzzet Melih, Müfit Râtip, Celâl Sahir, Tahsin Nahit, Şahabettin Süleyman, Hüseyin Kâzım ve M. Fuat Ziyaettin’in isimlerini sayabiliriz. Bu isimler içinde en tutarlı eleştirileri yapan kişi bana göre Celâl Sâhir’dir. Cumhuriyet döneminde ise daha önce belirttiğim gibi Nurullah Ataç, tek başına tiyatro alanındaki eleştirileri ile öne çıkar.

– Türk tiyatrosunun sizce önemli eserleri hangileridir, birkaç tanesinin adını verir misiniz?

Tabii bu sorunun cevabı sübjektif bir yaklaşıma da açıktır. Herkesin zevki farklı olabiliyor. Nasıl romanda yahut sinemada tercih sebepleri olabiliyorsa tiyatroda da bu geçerlidir. Lakin modern dünya tiyatrosunu dikkate aldığımızda, gerek kurgusu, gerek konusu gerekse sahneleme başarısı açısından yerli oyunlarımız hiç de az değildir. Namık Kemal, Celâl Mukaddimesi’nde piyes yazımında ve sahnelenmesinde o gün için başarı beklemenin erken olacağını çünkü Avrupa’da da başarılı yazar ve eserlerin çok olmadığını söyler. Bugün her ne kadar tiyatro türünün yeterli ilgiyi göremediği şeklinde düşünenler varsa da aslında tiyatronun artık ekâbirlerin eğlence sitili haline gelmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ben burada tekniği, kurgusu, konusu bakımından Dünya tiyatroları ile yarışacağını iddia edebileceklerime örnekler vermek isterim. Tanzimat döneminden itibaren dikkatimi çeken oyunlar şunlardır. Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Shakespeare’in tragedyalarına denk gördüğüm oyunu Finten’dir. Bu oyundan muhteşem bir opera da olur. Yine, dizi film ve opera olmaya uygun gördüğüm Namık Kemal’in Celâlettin Harzemşah’ı, Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı, Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı; Nahit Sırrı Örik, Abdülhamid Düşerken; Turan Oflaoğlu’nun tarihi oyunları; Adalet Ağaoğlu, Çatıdaki Çatlak; Halide Edip Adıvar’ın Maske ve Ruh; Aziz Nesin, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz; Necip Fazıl Kısakürek, Tohum; Güngör Dilmen, Kurban gibi daha pek çok ülkemizi ve insanlığı ilgilendiren önemli oyunlarımız vardır.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

PROF. DR. ENVER TÖRE:

15.10.1955 günü, Elazığ’ın merkez ilçesi Hankendi’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da; liseyi Kırıkkale’de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden “Cenap Şehabettin ve Tiyatroları” isimli lisans teziyle 1978 yılında mezun oldu. Bir süre Ankara’da çeşitli okullarda öğretmenliK ve idarecilik yaptı. Ankara Gazi Üniversitesi’nde “1908-1914 Arası Türk Edebiyatı’nda Tiyatro Tenkidi” isimli tezle, yüksek lisansını tamamladıktan sonra; 1991 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü’nde, “Çeviri Piyeslerde Kadın ve Tiyatromuza Aksi” isimli çalışmayla doktora programını bitirdi. Kasım 2000’de “Doçent”liğe, Kasım 2011’de “Profesör”lüğe yükseltildi.

Marmara Üniversitesi’nde 1987-2015 arasında “Öğretim elemanı” olarak görev yaptı. Bu arada Kıbrıs’ta; Girne Amerikan Üniversitesi (2004-2006) ile Yakın Doğu üniversitesinde(2009-2011); daha sonra, Ardahan üniversitesinde (2012-2013) misafir hoca olarak dersler verdi. Uzmanlık alanı; “Yeni Türk Edebiyatı, Türk ve Dünya Tiyatro Edebiyatı, Edebî Tenkit, Sinema ve Edebiyat” konuları olan Prof. Dr. Enver TÖRE, 2015 Eylül ayından itibaren Artvin Çoruh Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde bölüm başkanı olarak hizmetine devam etmektedir.

Enver Töre, 70’in üzerinde piyes sahneye koyarak; ciddi bir tiyatro yönetmenliği deneyimine de sahiptir. TÖRE’nin, çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda yazı ve makalelerinin yanı sıra; Cenap Şehabeddin’in Tiyatroları (2005), Fecr-i Âti’nin Kurucularından Müfit Râtib:Makaleleri (2005), Hayattan Sahneye Kadınlar (2006), II. Meşrutiyet Tiyatrosu (Yazarlar – Piyesler, 2006), II. Meşrutiyet Tiyatrosu (Temalar, 2010), Şemseddin Sâmi’nin Tiyatroları (2008), Türk Tiyatrosunda Oyunlar ve Tenkitler (2009), Dramatik Edebiyat Üzerine Araştırmalar Ive II (2009), Edebiyat Üzerine Yazılar (2009), Türk Tiyatrosu’nda Tanzimat’tan Günümüze Temalar (2010), Hava Edebiyatı (2011), Geleneksel Türk Tiyatrosu (2017), Modern Türk Tiyatrosu (2017) ve son olarak Dramatik Edebiyatımızda Eleştiri (2021) isimli kitapları bulunmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ