Nilüfer Altunkaya, Onur Çalı’yla konuştu…

Merhaba Onur, isminle hitap ediyorum, izninle, öncelikle nasılsın? Neler yapıyorsun bu zor günlerde?

Merhaba Nilüfer. Bu zor günlerde çalışmaya devam ediyorum. Pandemi süresince hep gittim işe. Özel aracım yok, toplu taşıma kullanıyorum mecburen. Mesai arkadaşlarımın çoğu hastalığı geçirdi, geçiriyor, ikinci kez pozitif olanlar var. Kaygı verici günlerden geçiyoruz, ben de payıma düşeni alıyorum.

Pandemi süreci kötü yönetiliyor, çok kötü yönetiliyor, berbat biçimde yönetiliyor. Aşı tüccarlarının para kazanma hırsı yüzünden tüm dünyada binlerce insan ölüyor. Kızgın, öfkeli ve kıstırılmış hissediyorum. Bütün bunlara rağmen, evde olduğum zamanlarda olabildiğince okumaya yazmaya çabalıyorum. Kafayı serin tutmaya çalışıyorum.

Edebiyatın birçok alanında aktifsin, çevirilerin, öykülerin, denemelerin bir de Parşömen Sanal Fanzin editörlüğü, epey farklı alan demek aslında… Edebiyatla olan bağını ilk nasıl keşfettin, nasıl güçlendirdin? Başlangıçlarından başlayalım yani…

Okumayı öğrendiğimden beri kitap okumayı hep sevdim. İlkokuldan itibaren bir şeyler karalıyordum. Lisede okul dergisinde yayımlanan şiirler yazdım. Meslek seçimimde de edebiyat sevgim etkili oldu. Okumayı seviyordum ve yazarlara çok özeniyordum. İki seçenek belirdi önümde: Can Yücel ve Necati Cumalı. Annemlerin doğum günümde hediye ettiği Viran Dağlar’ı, Susuz Yaz’ı ve Makedonya 1900’ü okuyup çok etkilenmiştim o yıllarda. Necati Cumalı’nın Urla’da avukatlık yaptığını öğrenmiştim. Dolayısıyla avukat olmam şarttı! Şiire merakım arttıkça edebiyat çevirileri de yapan şairler öne çıktı. Böylece Can Yücel ağır bastı ve tercümanlık okudum. Çocukluk işte.

Üniversitede bir çeşit nadasa bıraktım kalemimi. Dinlendim, şiir yazmayı bıraktım, okudum… 2008’den itibaren edebiyat dergilerinde yazılarım, çevirilerim, öykülerim yayımlanmaya başladı. Parşömen’i de 2007’den beri yayımlıyorum. Durum vaziyet kısaca budur.

Öyküyle devam edersek, sen kısa öyküde farklı bir tür diyebileceğimiz öyküler yazıyorsun. Deneysel diyebilir miyiz, bilmiyorum. Çok da önemsemiyorum bu tür sıfatlandırma çabalarını. Şunu sormak istiyorum özellikle yaptığın bir seçim mi bu?

Seçimden ziyade yönelim. Kalemimden böyle öyküler çıkıyor. Deneysel denebilir mi? Bilmiyorum, denebilir herhalde. Büyük konuşmayayım ama çok klasik, öğretilen birtakım kurallarla öykü yazacağıma hiç yazmam daha iyi.

Parşömen Sanal Fanzin’le devam edelim. Gayet güzel, edebiyat adına mutluluk verici çalışmalara denk geliyorum. Web ortamında fanzin yayınlama fikri nasıl oluştu? Şu anda nasıl gidiyor? İlgisi olan gençler adına süreç hakkında bilgi alabiliriz belki senden…

Ortaokulda Orhan Veli’nin Yaprak’ını duyduğumdan beri aklımda dergi çıkarma fikri hep oldu. 70’li yıllarda yaşasaydım basılı bir edebiyat dergisi çıkarırdım fakat günün teknolojisinin verdiği imkanla bir e-dergi çıkarma fikri daha yakın geldi sonradan. On yılı aşkın süredir bir edebiyat, kültür-sanat dergisi formatında yayımlamaya çabalıyorum Parşömen’i. Bugün yazdıklarını okura ulaştırmak isteyen yazar (senin deyiminle ilgisi olan gençler) kimseye ağız eğmesin. Buna Parşömen de dahil. Diyelim Parşömen yazdıklarını basmıyor, hatta (öyle bir şey olmaz da) onları kasıtlı olarak görmüyor… O zaman kendileri bir blog açsın, yazdıklarını kendileri yayımlasın. Öte yandan, basılı edebiyat dergileri hâlâ çok önemli. Dergi okuru olmak çok önemli. Okul gibidir edebiyat dergileri. En az bir okula devam etsinler, iyi edebiyat dergilerinde sınasınlar kendilerini.

İnternet yayıncılığı birçok kolaylık sağlıyor ama sadece yayımlamış olmak için öykü yayımlayan siteler de var. Hem basılı hem de e-dergilerin çok kötü olanları var. İyi olanları da var.

Sonra Hayat ile ilgili soracak çok şey var tabii. Öncelikle tebrik ediyorum. Deneme yazmak hiç kolay bir mesele değildir. Çok iyi bir okur olmanın yanı sıra yeni pencereler açabilmek adına farklı disiplinlere de az çok hâkim olmak gerekir. Ben çok sevdim, yepyeni şeyler öğrendim, haz aldım okurken. Deneme yazarken neleri amaçlıyorsun? Nasıl çalışıyorsun, diye sorsam…

Teşekkür ederim. Yazarın en özgür olduğu ama kendisi olmak zorunluluğunu iliklerine kadar da hissettiği bir tür deneme. Deneme okumaktan çok keyif alıyorum. Parşömen’de sürdürdüğüm Dünlükler, kalemimi denemeye yakınlaştırdı sanırım. Bir tür eğitim, kalemimi denemeye alıştırma pratiği oldu galiba benim için.

Sonra Hayat’ta yer alan denemeler ise son dört beş yılda yazdığım, yayımladığım metinler. 2019’da Vedat Günyol Deneme Ödülü’ne göndermek için dosya haline getirmiştim, bir süre önce de kitap olarak yayımlandı. Denemenin (tıpkı diğer türlerde olduğu gibi) birçok farklı damarı var. Ben kendimi Salâh Birsel’e (hem denemelerine hem günlüklerine) ve Tomris Uyar’a (Gündökümleri’nin Tomris Uyar’ına) daha yakın hissediyorum. “Yeni şeyler öğrendim, haz aldım okurken” diyorsun ya, demek ki amacıma ulaşmışım.

Tezgâhta neler var peki?

Parşömen’e devam, Dünlük yazmaya devam. Çok yakın zaman için bir kitap haberim yok. Dergilerde öykü yayımlamaya, okumaya devam. 2015’ten beri yazdığım Dünlükler basılmaya hazır. Belki o basılır ama ufukta görünen bir şey yok henüz.

Değerli zamanından ayırdığın için çok teşekkürler…

Ben teşekkür ederim. Sağlıklı günlerde görüşmek üzere.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ