Malumunuz IG ve Tiktok (genele vurursak) gündelik hayatta yetersiz bulunanların bir şov merkezi gibi. İçeriklerin kayda değer bir kısmı, yaşamların kötü makyajlı sunumu. Önemli bir kısmında da aleni-gizli reklamları izliyoruz. Güzel bir ücret karşılığında değeri tartışmalı ürünler/insanlar matah bir şeymiş gibi sunuluyor. Bir nevi satılık mallar pazarı. Artık insanlık gibi insanlar da satışta. Yersen! Şovu hayat tarzı olarak benimsemiş bu tiplerin, çok gürültülü, naylondan ve abartılı ve dahi stratejilerce planlı duygu dünyasını matah bir şey sanıp arada kaynayan ruhlar ise ayrı acınası tabi. Hepimiz aynı gemideyiz gibi göründüğü için ayrışmak da neredeyse imkansız gibi.
Çok Gürültülü, Stratejik ve Tehlikeli
Sofistike olduğu hissi yaratan içerikler konusu, başka türlü bir tehlike. İnceledikçe anlaşıldığı gibi çoğu sığ kalıplardan oluşturulmuş yapbozlar. Birer boş bakma kapanı. Sıfır farkındalıkla ‘’bir şeylere’’ bakıp vakit öldürmek istiyorsanız o ayrı… çünkü nadiren değerli içeriklere denk geliyorsunuz bu tip platformlarda. Youtube’ta ise iyi bir taramayla daha özenli ve faydalı içeriklere ulaşmak mümkün.
Öte yandan Twitter yani X, aşağılık kompleksinden kafayı yemiş bir cenahın komplekslerini kustuğu bir kıyma makinası olsa da bazı kişi ve içerikler hâlâ ilham verici olabiliyor. Düşünmeyi, anlamayı ve yeniden yapılandırmayı destekleyici içeriklere denk gelince haliyle keyfim yerine geliyor.
Rahatsız Edici İnsan Davranışları
Akademik kariyerinde, davranışsal ekonomi ve mutluluk ekonomisi alanlarına odaklandığını belirten Doç. Dr. Hatime Kamilçelebi’nin ‘Rahatsız Edici İnsan Davranışları’ başlığıyla paylaştığı tweet de bunlardan biriydi. Evrensel psikoloji literatüründeki toksik ve manipülatif davranış kalıplarının net bir özetini sunuyordu. Bu kavramları Türkiye’nin kültürel, sosyolojik ve psikolojik yapısıyla harmanladığımızda, coğrafyaya özgü öyle spesifik ve operasyonel kodlar ortaya çıkıyordu ki, bir yazar gözüyle baktığımızda adeta el kitabı gibi okunacak rafine yerel manipülasyon taktikleri var listede.
- Gaslighting → Gerçeği çarpıtma, kişiyi kendi hafızasını sorgulatma.
- Narsisizm → Aşırı benmerkezcilik + empati eksikliği.
- Yansıtma → Kendi hatalarını başkasına atma.
- Makyavelizm & Psikopati → Çıkar için manipülasyon, vicdan yoksunluğu.
- Duygusal Manipülasyon → Suçluluk, korku, sevgi kullanarak kontrol.
- Taş Duvar & Sessiz Muamele → İletişimi keserek cezalandırma.
- Üçgenleme → İnsanları birbirine düşürme.
- Pasif-Saldırganlık → Dolaylı iğneleme ve engelleme.
- Kurban Rolü → Sürekli mağdur rolüne girme.
- Schadenfreude → Başkasının acısından zevk alma.
- Toksik Pozitiflik → Gerçek sorunları yok sayıp zorla pozitiflik dayatma.
Ben psikiyatr veya kişilik analisti değilim. Ancak edebi anlamda değerli eserler üretmek ve iyi yazmak istiyorsanız (özellikle bilinç akışı gibi teknikler) veya ister reklam, ister propaganda metni, ne yazarsanız yazın tıpkı bir psikolog gibi derin kişilik ve toplum analizleri yaparak empati kurmak zorundasınız. Böyle bir altyapınız yoksa da profesyonel ekiplerin araştırmalarıyla ortaya konan istatiksel veri ve analizleri okuyup uygulamanız gerekir. Aksi takdirde, ne denli yaratıcı olursanız olun ürettikleriniz sığ ve anlamsız kalır.
Demem o ki, Hatime Kamilçelebi’nin değerli tespitler içeren listelemesi, kendi perspektifimden baktığımda, halkımızın ilişkisel dinamikleri, toplumsal refleksleri ve manipülasyon repertuarı başarıyla özetlenmişti. İstatistiksel ve davranışsal olarak derinlemesine açıklanması gereken önemli maddelerdi. Kayıtsız kalamayıp tweet’e cevap verdiğimde, listemin tekrar paylaşımları ve aldığı beğeni ve cevapları görünce dur dedim maddeleri kendimce açayım. Demek ki bir yaraya parmak basılmış, ben de üstünü kaşımışım.
- Duygusal Borçlandırma (Vefa ve Fedakarlık Şantajı)
Batı literatüründeki “Duygusal Manipülasyon” bizde doğrudan bir “yatırım ve tahsilat” mekanizmasına dönüşür. Kişi, siz talep etmeden sizin için (genelde sınırlarınızı ihlal ederek) “büyük fedakarlıklar” yapar. Buradaki istatistiksel motivasyon, gelecekte size karşı kullanacağı muazzam bir suçluluk kredisi biriktirmektir.
Analizi: “Ben senin için saçımı süpürge ettim”, “Sana hakkımı helal etmem” argümanları, bireyin özerkliğini tamamen felç etmek için kullanılan, bu topraklara özgü en ağır manipülatif silahlardan biridir.
- “Aba Altından Sopa Gösterme” (Dolaylı Tehdit ve İma Kültürü)
Bizim insanımız çatışmayı doğrudan, net ve şeffaf bir şekilde yönetmekten genellikle kaçınır. Bunun yerine pasif-agresifliğin bir üst sürümü olan dolaylı tehdit mekanizması devreye girer. Üçüncü şahıslar üzerinden mesaj göndermek, sosyal medyada hedefi belli ama ismi gizli paylaşımlar yapmak, hikayeler (story) veya durum güncellemeleri üzerinden “Seni izliyorum, elimde koz var” imajı çizmek çok yaygındır.
Analizi: FBI profilleme dilinde buna gözdağı verme odaklı pasif-agresif güç gösterisi denir. Amaç, açıkça suçlu duruma düşmeden karşı tarafta sürekli bir anksiyete ve “Acaba ne yapacak?” baskısı yaratmaktır.
- Kolektif Üçgenleme (Mahalle Baskısı ve Aşiret Refleksi)
“Üçgenleme” (insanları birbirine düşürme) maddesi, Türkiye’de bireysel kalmaz; kolektif bir hal alır. Bir partner, aile üyesi ya da rakip; sizinle olan problemini iki kişi arasında çözmek yerine derhal kendi “arkadaş grubunu”, “ailesini” veya “çevresini” arkasına alarak size karşı bir cephe oluşturur.
Analizi: Manipülatör, çevreye kendini mağdur olarak sunarak toplumsal bir linç veya dışlama mekanizması tetikler. Türkiye’deki ilişkilerde “El alem ne der?” korkusu çok yüksek olduğu için, bu kolektif üçgenleme kurbanı yalnızlaştırmada son derece etkilidir.
- “Kutsallar” Arkasına Gizlenme (Ahlak ve Değer Sömürüsü)
Kişi kendi narsisizmini, çıkarcılığını ya da psikopatolojik davranışlarını örtbas etmek için toplumun en hassas olduğu damarları (gelenek, aile değerleri, din, ahlak, namus veya toplumsal roller) bir zırh gibi kuşanır.
Analizi: Kendi hatasını örtmek için karşı tarafı “saygısızlık”, “geleneklere aykırılık” veya “vefasızlık” ile suçlamak, Türkiye’deki manipülatörlerin en sık sığındığı limandır. Böylece tartışmanın zemini kişinin yaptığı yanlıştan çıkar, soyut bir ahlak mahkemesine taşınır.
- Elitizm / Aşağılık Kompleksi Salınımı (Kıskançlık ve Sabotaj)
Kültürel olarak başarıya, güzelliğe ya da statüye duyulan hayranlık ile gizli haset (Schadenfreude’nin bir türevi) çok ince bir çizgide yürür. İlişkilerde partnerlerden biri ya da sosyal çevredeki bir figür, sizin başarınızı veya konumunuzu görünürde överken, alttan alta “Göründüğü gibi değil”, “Arkası sağlamdır” ya da “Şanslıydı” diyerek değersizleştirmeye çalışır.
Analizi: Bu durum, özellikle narsisistik kırılganlığı yüksek olan yerel karakterlerde, karşı tarafın hayatını gizlice sabote etme, sahte hesaplarla takip etme, açık arama ve açık bulduğunda bunu bir şantaj/baskı unsuru olarak kullanma eğilimini doğurur.
- Haklılık Sendromu ve Şark Kurnazlığı (Makyevelizmin Yerel Sürümü)
Kuralların esnetilmesine, “gemisini kurtaran kaptan” mantığına duyulan sosyolojik eğilim, ikili ilişkilere de yansır. Manipülatif Türk insanı profili, yakalandığı anda asla suçunu kabul etmez; o durumu kendi lehine çevirecek bir “arka kapı” (şark kurnazlığı) mutlaka bulur.
Analizi: FBI sorgu odası mantığıyla bakarsak; somut delili önüne koysanız bile, Yansıtma ve Gaslighting’i o kadar yoğun bir ajitasyonla birleştirir ki, bir süre sonra kendinizi ona komplo kurmakla suçlanırken bulursunuz.
Bence toplumdaki çürüme ilişkilere direkt yansıdığı için ne kadar adil ne denli derin, içten ve zarif olsanız da değişen dinamikler yüzünden bazen çöküşün geçici değil, kalıcı hale geldiğini düşündürüyor. Öyle bir durumdayız ki, konuşup anlaşmak veya doğru diyalog kurarak iletişimi daha sağlıklı bir seviyede sürdürerek anlaşılmayı beklemek imkansız. Üstelik artık mesele eğitim seviyesi de değil. Kaba bir tanım ama lağıma düşerseniz pisliğin bulaşması kaçınılmazdır. Ancak bir şekilde düştünüz diyelim; altın gibi, pırlanta gibi her şekilde değerli iseniz oradan çıkmayı başardığınızda gerekli temizlikleri yaptıktan sonra tabi, değerinizi de korumaya devam edersiniz. Önemli olan baştan dikkatli davranarak ‘bok gibi insanlarla-bulaşı olasılığı yüksek ilişkilerde’ olmamayı başarmak.
Ne diyor Leyla Erbil;
“Birisine anlatmak da ucuzlatıyor ya işi…
Ne bekliyorsun karşındakinden,
O acıyı gidermesini mi?
En iyisi susmak “
Ben bu alıntıyı düzeltmek istiyorum ki hadsizlik yani Leyla Erbil’e düzeltme vermek! Eğer birisi; Halihazırda duygularınızı yok sayıyor ve merkeze kendi mutluluğunu koyuyorsa tartışma orada bitmiştir zaten ve daha en başında fark edip susmak en doğru seçimdir…
Son olarak kendime de not babında şunu yazayım: Yukarıdaki listelerde yer alan
maddeleri, konu kendi çıkarları olduğunda saniye düşünmeden fütursuzca kullanan, çıkarları söz konusu olduğunda bu davranış kalıplarını hiçbir tereddüt göstermeden kullanan zihniyet toplumun her kesimini ur gibi sarmış durumda. Lütfen bunu normalleştirmeyelim. Çürümenin bir parçası olmamak belki de bugün başlı başına bir karakter meselesi. Tek başına kalsak bile; ötekine ve haklarına saygılı, doğru, adil ve vicdanlı davranmaya devam etmek gerekiyor. Çünkü insanın asıl değeri, kalabalığa uyum sağladığında değil; kalabalığın yanlışına rağmen kendini koruyabildiğinde ortaya çıkıyor
“Bazıları itaat etmek için doğar.
Bazıları ise görmekle lanetlenmiştir.” Nietzsche.


