Close Menu
AksisanatAksisanat
  • ANASAYFA
  • HABERLER
    • Edebiyat Haberleri
    • Sinema Haberleri
    • Tiyatro Haberleri
    • Müzik Haberleri
    • Güzel Sanatlar Haberleri
    • Televizyon Haberleri
  • YAZI
    • Edebiyat Yazıları
    • Kitap Yazıları
    • Sinema Yazıları
    • Tiyatro Yazıları
    • Müzik Yazıları
    • Güzel Sanatlar Yazıları
    • Televizyon Yazıları
  • SÖYLEŞİ
    • Edebiyat Söyleşi
    • Sinema Söyleşi
    • Tiyatro Söyleşi
    • Müzik Söyleşi
    • Güzel Sanatlar Söyleşi
    • Televizyon Söyleşi
  • ETKİNLİK
    • Edebiyat Etkinlikleri
    • Sinema Etkinlikleri
    • Tiyatro Etkinlikleri
    • Müzik Etkinlikleri
    • Güzel Sanatlar Etkinlikleri
    • Televizyon Etkinlikleri
  • ÖDÜLLER
    • Edebiyat Ödülleri
    • Sinema Ödülleri
    • Tiyatro Ödülleri
    • Müzik Ödülleri
    • Güzel Sanatlar Ödülleri
    • Televizyon Ödülleri
  • YAYINLAR
    • Kitap
    • Dergi
  • AKSİSANAT TV
  • BİLGİ BANKASI
  • SORUŞTURMA
    • Satır Başı
    • Öykü Zamanlığı
  • DOSYA
  • EDEBİYAT
    • Edebiyat Haberleri
    • Edebiyat Söyleşi
    • Edebiyat Yazıları
    • Edebiyat Etkinlikleri
    • Edebiyat Ödülleri
  • SİNEMA
    • Sinema Haberleri
    • Sinema Söyleşi
    • Sinema Yazıları
    • Sinema Etkinlikleri
    • Sinema Önerileri
    • Sinema Ödülleri
  • TİYATRO
    • Tiyatro Haberleri
    • Tiyatro Söyleşi
    • Tiyatro Yazıları
    • Tiyatro Etkinlikleri
    • Tiyatro Önerileri
    • Tiyatro Ödülleri
  • MÜZİK
    • Müzik Haberleri
    • Müzik Söyleşi
    • Müzik Yazıları
    • Müzik Etkinlikleri
    • Müzik Ödülleri
  • GÜZEL SANATLAR
    • Güzel Sanatlar Haberleri
    • Güzel Sanatlar Söyleşi
    • Güzel Sanatlar Yazıları
    • Güzel Sanatlar Etkinlikleri
    • Güzel Sanatlar Ödülleri
  • TELEVİZYON
    • Televizyon Haberleri
    • Televizyon Söyleşi
    • Televizyon Yazıları
    • Tv Önerileri
    • Televizyon Ödülleri
    • Televizyon Etkinlikleri
  • ÖNERİLER
    • Okuma Önerileri
    • Tv Önerileri
    • Sinema Önerileri
    • Tiyatro Önerileri
    • Sergi Önerileri
  • POPÜLER KÜLTÜR
  • ÇEVİRİ
    • Şiir Küre
  • YAZARLAR
  • PERFORMANS
    • Hanım-Efendiler
    • Matris Şiir
    • Dada Günlükleri
    • Şairler Sözlüğü
  • İLETİŞİM
  • KÜNYE
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube WhatsApp
Facebook X (Twitter) YouTube Instagram WhatsApp
AksisanatAksisanat
YAZARLAR Giriş
  • ANASAYFA
  • HABERLER
    1. Edebiyat Haberleri
    2. Sinema Haberleri
    3. Tiyatro Haberleri
    4. Müzik Haberleri
    5. Güzel Sanatlar Haberleri
    6. Televizyon Haberleri
    7. View All

    Yusuf Ferhat’tan “Hayatın Taşlık Kıyısında” çıktı!

    3 Aralık 2025

    Can-ı Nefes Tasavvuf Korosu, Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi’nde…

    1 Aralık 2025

    Çıngıraklı Sokak, üç yaşına doğduğu sokakta bastı…

    28 Ocak 2025

    “Sinema Endüstrisi ve Akademi” Başlıklı Çalıştay başlıyor…

    30 Kasım 2024

    Antakya Film Festivali’nden Depremzedelere Moral: Yaz Sineması Etkinliği…

    31 Mayıs 2025

    Fotofilm 6. Uluslararası Kısa Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

    19 Mayıs 2025

    Bergen En Çok İzlenen Film Oldu…

    9 Nisan 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü Tiyatro Sahnesinde

    19 Nisan 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    BURAK ERTAN “ALABORA” İLE KALPLERE DOKUNACAK

    13 Temmuz 2025

    Özgür Akdemir, “Zalım Seni” adlı çalışmasını, sevenlerinin beğenisine sundu!

    8 Nisan 2024

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Yusuf Ferhat’tan “Hayatın Taşlık Kıyısında” çıktı!

    3 Aralık 2025

    Can-ı Nefes Tasavvuf Korosu, Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi’nde…

    1 Aralık 2025

    “Sessiz Kalmıyoruz Dünya İçin Konuşuyoruz!”

    19 Ekim 2025

    Aylık Şiir Gazetesi Çıngıraklı Sokak Yeni Sayısıyla Okurunu Selamlıyor…

    10 Ağustos 2025
  • YAZI
    1. Edebiyat Yazıları
    2. Kitap Yazıları
    3. Sinema Yazıları
    4. Tiyatro Yazıları
    5. Müzik Yazıları
    6. Güzel Sanatlar Yazıları
    7. Televizyon Yazıları
    8. View All

    Hüseyin Kalyan Yazdı: Şerif Fatih, Hakikat Yolunda Bir Münzevi

    7 Ağustos 2022

    Gezi – Demet Kurt Güngör: Kurdun Kirpikleri

    29 Haziran 2020

    Şiir Taşı: Toprağın Bağrındaki Nişan

    22 Haziran 2020

    Ertan Mısırlı’dan Bir “Baba” Anı

    20 Haziran 2020

    İÇİ HİKÂYELERLE DOLU KISACIK BİR KİTAP: KALPTEN GELEN ARMAĞAN ve YENİ TOHUMLAR, YENİ HAYAT

    19 Mayıs 2025

    Hüseyin Kalyan Yazdı: Şerif Fatih, Hakikat Yolunda Bir Münzevi

    7 Ağustos 2022

    Erinç Büyükaşık Kitapları Liman Yayınevi’nde…

    3 Şubat 2022

    Burası Henüz Hiçbir Yer – Ferit Sürmeli

    19 Şubat 2021

    Mükemmel Günler / Perfect Days

    15 Şubat 2026

    Ev Köpekleri ve Çakallar

    12 Temmuz 2025

    FLEISHMEN IS IN TROUBLE

    13 Nisan 2023

    Malcolm & Marie

    20 Şubat 2021

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Makamların Efendisi…

    17 Ocak 2022

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Mükemmel Günler / Perfect Days

    15 Şubat 2026

    Füruzan’ın İstanbul’u: Kentim İkinci Öğretmenim

    15 Şubat 2026

    Gardiyan’ın Cebindeki Anahtar

    24 Ocak 2026

    BESTE NASIR: UMUDA DAİR: MUTLULUK UMUDUN NERESİNDE?

    3 Ocak 2026
  • SÖYLEŞİ
    1. Edebiyat Söyleşi
    2. Sinema Söyleşi
    3. Tiyatro Söyleşi
    4. Müzik Söyleşi
    5. Güzel Sanatlar Söyleşi
    6. Televizyon Söyleşi
    7. View All

    FARUK BAL, MEHMET MUHTAR SALMANOĞLU İLE ZİNNENİ KİTABI HAKKINDA KONUŞTU…

    7 Şubat 2026

    BURÇİN LAÇİN ALTAY’DAN EMRE GÜRKAN KANMAZ SÖYLEŞİSİ…

    4 Ocak 2026

    Faruk Bal’dan Betül Tarıman Söyleşisi

    7 Eylül 2025

    BURÇİN LAÇİN ALTAY’DAN CEREN AVŞAR SÖYLEŞİSİ

    25 Haziran 2025

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    İsmet Yazıcı’dan Özcan Özcan Söyleşisi…

    1 Mayıs 2024

    Fotoğraf Sanatçısı Özlem Dikel Aksisanat’ın Sorularını Yanıtladı…

    1 Mayıs 2024

    Rabia Çelik Çadırcı Ressam Orçun Çadırcı İle Konuştu…

    31 Mart 2024

    İSMET YAZICI’DAN SETENAY ÖZBEK SÖYLEŞİSİ…

    5 Ağustos 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    FARUK BAL, MEHMET MUHTAR SALMANOĞLU İLE ZİNNENİ KİTABI HAKKINDA KONUŞTU…

    7 Şubat 2026

    Yeliz Şenyerli, Şair Hasan Ulaş’la Son Kitabı ‘Ağaçların Gidecek Yeri Yok’u Konuştu…

    16 Ocak 2026

    BURÇİN LAÇİN ALTAY’DAN EMRE GÜRKAN KANMAZ SÖYLEŞİSİ…

    4 Ocak 2026

    İsmet Yazıcı’dan Ergun Kocabıyık Söyleşisi…

    3 Ocak 2026
  • ETKİNLİK
    1. Edebiyat Etkinlikleri
    2. Sinema Etkinlikleri
    3. Tiyatro Etkinlikleri
    4. Müzik Etkinlikleri
    5. Güzel Sanatlar Etkinlikleri
    6. Televizyon Etkinlikleri
    7. View All

    Tanpınar, Vefatının 64. Yılında Seyirlik Radyo Programıyla Anılıyor…

    23 Ocak 2026

    KADIN OLMAYI KUTLAYAN TEK FESTİVAL “FEMİNİSTANBUL” 8 YAŞINDA

    18 Kasım 2025

    Şair Çağla Göksel Çakır ve “Ah Mabel” öğrencilerle buluştu

    8 Mayıs 2024

    Şiir Yolculuğu Etkinliği – Turgut Uyar Durağı

    22 Nisan 2024

    Camille Geri Sayıyor

    14 Mayıs 2018

    Ara Güler’in filmi !f İstanbul’da…

    6 Şubat 2018

    Çağrılmadan Gelen, Garibaldi Sahnesinde…

    19 Ocak 2024

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü Tiyatro Sahnesinde

    19 Nisan 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Tanpınar, Vefatının 64. Yılında Seyirlik Radyo Programıyla Anılıyor…

    23 Ocak 2026

    KADIN OLMAYI KUTLAYAN TEK FESTİVAL “FEMİNİSTANBUL” 8 YAŞINDA

    18 Kasım 2025

    Temiz Yürüyüş Etkinlikleri Devam Ediyor…

    31 Ekim 2025

    Şair Çağla Göksel Çakır ve “Ah Mabel” öğrencilerle buluştu

    8 Mayıs 2024
  • YAYINLAR
    1. Kitap
    2. Dergi
    3. View All

    Mehmet İş’in Yeni Kitabı “Erguvanî” Raflarda

    3 Ocak 2026

    Yusuf Ferhat’tan “Hayatın Taşlık Kıyısında” çıktı!

    3 Aralık 2025

    AYDAN AY’DAN YENİ KİTAP: “HARFLERİN FISILTISI”

    2 Kasım 2025

    “Boğaz’da Kara Gölgeler” Raflarda

    2 Kasım 2025

    Kirpi’nin’ Dosya Konusu: “Kemal Sunal”

    18 Kasım 2025

    “ŞİİR VE BARIŞ, KARTALIN KANADINDAKİ GÜNEŞ”

    12 Ekim 2025

    Varlık’ta Bu Ay

    12 Ekim 2025

    Varlık’ta Bu Ay

    10 Ağustos 2025

    Burası Henüz Hiçbir Yer – Ferit Sürmeli

    19 Şubat 2021
  • AKSİSANAT TV
    1. Haberler
    2. Söyleşi
    3. Kitap
    4. Şiir
    5. Programlar
    6. Öneriler
    7. Öykü
    8. View All

    İki Taşın Arası, Duvar’da Yayında…

    6 Şubat 2024

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Anlatamıyorum…

    7 Nisan 2023

    Mavi Gözlü Dev

    7 Nisan 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü Tiyatro Sahnesinde

    19 Nisan 2023

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Murat Batmankaya’dan Okuma Önerileri…

    30 Ekim 2019

    Özgür Çırak’tan Okuma Önerileri…

    27 Ekim 2019

    Aksisanat.com Yenileniyor!

    25 Mart 2023

    Mükemmel Günler / Perfect Days

    15 Şubat 2026

    Füruzan’ın İstanbul’u: Kentim İkinci Öğretmenim

    15 Şubat 2026

    Her Şeyden Önemli Olan…

    10 Şubat 2026

    ZEYTİN AKADEMİ’DEN YENİ DOSYA: PINAR KÜR

    8 Şubat 2026
  • BİLGİ BANKASI

    Gülten Doğruyol İncesu

    11 Ekim 2023

    Burçin Maya Çankaya

    25 Mayıs 2023

    BİR ZAMAN YOLCUSU: AHMET HAMDİ TANPINAR

    14 Nisan 2023

    Derya Balcı

    4 Mart 2023

    Abdülkadir Budak

    29 Ocak 2023
AksisanatAksisanat
Home»ANA»PINAR KÜR – AKIŞI OLMAYAN SULAR

PINAR KÜR – AKIŞI OLMAYAN SULAR

adminBy admin8 Şubat 2026Yorum yapılmamış12 Mins Read8 Views
Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email
Share
Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

Selda AKTAŞ

Pınar Kür, 15 Nisan 1945 yılında Bursa’da doğdu. Doğduğu zaman annesi Bilecik’te hocaydı. Annesi de babası da o sıralar Cumhuriyet kuşağı, idealist öğretmenler. Anadolu’da çalışmayı tercih etmişler. Annesinin Bilecik’te doğurabileceği bir yer olmadığı için, çok yakın olmamasına rağmen Bursa’ya gidiyor. Çünkü ilk öğretmenliğe orada başlamış ve doğum için orayı tercih ediyor.

Pınar Kür, kardeşi Işılar ile mutlu bir çocukluk geçiriyor. İnsanın hayatında çok kötü olaylar da olabilir ama bir çocuğun mutluluğunu sağlayan ona duyulan sevgidir. Çocuklar onlara duyulan sevginin gerçekliğini içgüdüsel olarak hemen anlıyorlar. Pınar Kür ve kardeşi gerçekten sevilen çocuklardı. Küçük yaşta yurt dışına gitmenin, büyük değişiklikler yaşamanın travmalarını yaşasalar da, netice itibariyle bunların hayatını zenginleştirdiğine inanıyor. Daha altı-yedi yaşlarındayken Uludağ’a tatile gider, kamp yaparlardı. 1950’lerin başında, herkesin tatile çıkma alışkanlığının olmadığı yıllarda, ailesi grup arkadaşlarıyla Kızılay’dan çadır kiralar, orada kamp kurarlardı.

Kür’ün ailesi o dönemde Türkiye’de hiç görülmemiş ölçüde özgürlük tanırdı çocuklarına. Genç kızlığında Amerika’ya gitmeleri, çok farklı bir kültürün içinde yaşamaları büyük ayrıcalıktı. Pınar Kür, çevresiyle ilgilenen gözlemci bir çocuktur. Her gördüğünü biriktirip, kaydediyor.

Kür, tiyatro oyunu yazmak tek hayalimdi ama ortama girdikten sonra yavaş yavaş hevesim kaçmaya başladı diyor. Yılma aşamasına geldiğinde de istifa ediyor. O dönem tiyatroyla ilişkisi eleştirel bir açı kazanıyor, heveskarlıktan çıkıp gerçekleri görmeye başlıyor. Altmış-yetmiş’li yıllarda kısa kısa hikâyeler yazmaya başlayan Kür, bunların çok da iyi olmadığını söylüyor. O dönemde bir sona ulaştırıp gönderdiği öykü yok.

İlk edebi denemesi olan Yarın Yarın’a başladığında öyle kimselere söylemiyor. Işılar, annesi ve eşi Can dışında kimsenin bilmesini istemiyor. Daha ortaya bir şey çıkmadan “ben yazarım” demek olmuyor, gülmesin millet; o yüzden de fazla empoze etmiyor. Romanı yazması iki yıl sürüyor. Kime, nereye bastıracağını bilmeden yazıyor. Bu arada bir çeviri daha yapıyor (Al Capone’un Hayatı). Kitap basım aşaması sancılı ve stresli. Aydın Emeç dosyayı “biz on iki Martla ilgili roman basmak istemiyoruz, sevmiyoruz bu konuları” diyor. Bozuluyor tabii. Kendine güveniyor ama yeterince de güçlü değil. Hilmi Yavuz da okuyor romanı ve “bu roman güzel; ama kimse kolay kolay basmaz” sonra da, “istersen Atilla İlhan’a götür” diyor. Dosyayı İlhan’a götürüyor. İlhan dosyayı beğeniyor ama ne zaman basılacağını söylemiyor. Zaman uzadıkça Pınar Kür umutsuzluğa düşüyor. Tam yayımlanmayacak dediği günlerde kardeşi Işılar elinde kitapla geliyor. Satışa çıkmış haberi yok. Evde bir şenlik havası. Yarın Yarın’la başlayan edebiyat hayatı hız kesmeden devam ediyor.

Romanları, hikâye kitapları izliyor. “Benim hikâyelerimin okuru çok ayrıdır romanlarımın okurundan. İkisini de seven vardır mutlaka ama hikâyelerimi sevenler romanlarımı pek sevmezler. Belki de çok alınganımdır bu konuda. Birisi ‘Hikâyenize bayılıyorum’ derse, ‘ya, demek romanlarımı sevmemiş’ diye alınırım.” diyor bir söyleşisinde.

Akışı Olmayan Sular öykü kitabıyla Sait Faik Armağanı kazanan Pınar Kür öykücü olarak da seçkin bir yere oturacağının sinyalini vermiş oluyor. Kitap Kür’ün ikinci öykü kitabı. Beş öyküden oluşuyor.

Biraz Daha Ölmek

Öykü kitaptaki diğer öyküler gibi Arif Paşa Apartmanı’nda geçiyor.

Pınar Kür bu mekânı seviyor, oldukça uzun tarif ediyor. Okuyucunun gözüne bir resim gibi gelsin istiyor. Bunun tiyatrodan aldığı eğitimle çok ilgisi var. “Taksim yakınlarında ağaçlıklı, sessiz bir sokağın en büyük yapısı bizimki. Hatta İstanbul’un-gerçek sarayları saymazsak-en büyük yapılarından biri. Gölgeli bir bahçenin üç yanını sarmış, yedi katlı, her katında üç büyük, iki küçük daire olan dev bir apartman.”

Öykü erkek kahramanın ağzından anlatılıyor. Anneye duyulan hayranlık ve özlem diğer aile bireylerine duyulandan farklı. Göze çarpan, Freud’cu bir görüngeden yazılmış olduğu.

 Babam tanıdığım en zengin adam değil, ama annem gördüğüm kadınların en güzeli.

 Annemle birlikteyken hep varım, her an canlıyım. Güzelliğine hayranlığım sonsuz.

Annesiyle geçirdiği her an kıymetli ve abartılmaya değer kahramanımız için. Onunla geçirilen anların içine ne babası ne de kız kardeşi Gülsevil’i dâhil etmek istemiyor. Yatılı okuldan onu almaya gelen annesiyle geçirdiği anları büyük bir mutlulukla anlatıyor. Japon pazarına gidiyorlar, istediği her oyuncağı alıyor annesi ona. Her seferinde kız kardeşine de bir şeyler almasa daha da mutlu olacağını söylüyor çocuk Erdoğan.

Öyküde Erdoğan Bey’in yetişkin ve çocuk söylemlerinin annesine dair tutumunda farklılıklar var. Annesiyle olan ilişkisi büyük değişim gösteriyor… Kırk yıl öncesi için fazla ayrıntıya girilmiş olsa da anlatımdaki öz ve ustalık bütünlüğü bozmuyor. Anneye karşı değişen yaklaşımın kardeş Gülsevil için aynı kaldığı görülüyor. Ona duyduğu düşmanlık, aşağılama hiçbir değişime uğramamış; eski ağırlığından, bir umarsızlığa dönüşmüş.

Öyküde kahramanımızın kurduğu cümle oldukça sarsıcı. Peki, yaşamadan ölünür mü? Bir soru daha. Yaşamadan ölünür mü? Çünkü ben ne zaman yaşadım? Elli yaşındayım, doğru. Babamın yaşını aştım, doğru.    Ölüme adım attığım da doğru. Ama ben ne zaman yaşadım?

Hiç yaşamamışken daha az yaşamaya yargılıyorlar beni ömrümü uzatmak için. Yaşamın izmaritini veriyorlar elime, sigara içmeyi yasakladıktan sonra.

Kısa Yol Yolcusu

Öykü otobüs güzergâhında, karakterin her gün dört saat süren gündelik yolculuğunda çağrışımlarla anlattığı geçmişinden bahsediyor.

Her gün dört saat boyunca İstanbul iki yanımda akıyor, ben saydam bir kutu içinde İstanbul’un ortasından akıyorum. Ama birbirimize değmiyoruz. Şişe içinde ırmağa atılmış bir mektup gibiyim. Hem ırmağın içindeyim, hem ona bir katkım yok. Hem diyeceğim bir şeyler var şişenin içinde kapanmış, hem ırmağın bunlardan haberi yok ve olmayacak. Hem ırmak beni bir yerden bir yere götürüyor, hem gittiğimiz yönü ben saptayamıyorum. Hem ırmak bana dokunuyor, hem ben ırmağa dokunamıyorum. Birbirimize değmiyoruz.

Yaşamı hiç değişmiyor kahramanımızın. Her sabah yedi otobüsüne yetişmek için erkenden uyanıyor. Önceleri saat altı da kalkarken, daha sonraları yirmi geçe kalkmaya başlıyor. Yedi otobüsüne yetişiyor ama oturabilmek için erken kalkıp sıraya girmesi gerekiyor. Sabah otobüsleri çok kalabalık. Körük’lüler olmasa insanların işi daha zor.

Gidiş-dönüş yolu hemen hemen tümüyle aynı. Yol boyunca yüzlerce, binlerce birbirine yapışık duran yüksek yapı, sarp kayalar arasından ilerliyormuş duygusunu uyandırıyor. Tek tük birkaç ağaç. Yol boyunca sayısız dükkân, tabela, renkli, ışıklı yazı.

Bir kış sabahı, kentin en geniş caddelerinden birinde, gökyüzüne asılmış duran dört gelini yan yana görüyor. İçindeki ilk duygu ürküntü. Sabahın karanlığı zaten ürküntü başlı başına. Karın dört kez çoğalmış yolumu kesiyordu. Kiralık gelinlikle evlenmeyi bir türlü içine sindiremeyen karısı, evde gelinliğini çıkarma zamanı geldiğinde hüngür hüngür ağlamıştı. Kiralık gelinlikle evlenmek mi yoksa sabaha kadar ağlaması mı uğursuzluk getirdi evliliğe? Yoksa başka bir sevdiği mi vardı? Yanıtı olmayan sorular. Otobüsün içindekilere merakı olmayan kahramanımız, dışarıda olan insan ve olaylara odaklanır. Ruh halleri, görüntüleri hepsi başka başkadır. Yine de aralarında bir akrabalık ilişkisi var gibidir. Havada sallanan dört gelinliği görüşünün üzerinden birkaç ay geçmiş. Dükkânın içinde gördüğü şey bu defa onu ürkütmemişti. Bir düşü sürdürüyor duygusuna kapılmıştı. Gördüğü şey bir ev eşyasıydı. Bir askıydı. Cevizden. Palto, pardösü gibi kalın giysilerin asıldığı. Yan yana üç dörtken baklava biçiminde. O an gözünün önüne eski bir ev geliyor, hayal meyal çocukluğundan. Askıyı anımsayıveriyor. Anneannesinin evinde, kapının arkasında aynı askıdan, belki o aynı askı.

Bir gelinlik ve armonik askı çerçevesinde kurulan öykü, öykünün egemen etkisi, öykü kişisinin annesinin, babası tarafından öldürülmüş olmasından daha dramatiktir. Öykünün son paragrafı bu ağırlığı anlatır niteliktedir.

Bir armonik askı, bir kararmış ayna, bir garip iskemle, bir olası sandık, tozlu bir vitrinin gerilerinde. Gelinlik giymiş, kollarını iki yana açmış dört yapay kadın bir yapının yükseklerinde. Hepsi cansız bunların. Hepsi ölü madde. Neden o duraklardan birinde yaşamı bulacağımı sanıyorum, onu da bilmiyorum.

Leyla için Şiir

Yazar şimdiki andan geriye çeviriyor bakışını. Hem teknik olarak hem de bir duyarlılık formu olarak kullanıyor bunu.

Kendinden yaşça büyük Leyla’ya aşıktır kahramanımız. On yaşındadır. Leyla’nın gidiş gelişlerini kollamak için bahçede nöbet tutar. Gittiğini görmeden, daha birkaç saat dönmeyeceğine emin olmadan hiçbir oyuna katılmaz. Şiir yazma gereksiniminin ilk ne zaman doğduğunu bulup çıkaramıyor.

Aşkımın umutsuzluğu beni çaresiz vazgeçişlere sürüklemezdi. Tersine, umutsuzluktan beslenirdi içimdeki sevgi-nasıl olursa? Şiirlerim ise gittikçe çoğalıyordu. Ağaçlardan, çiçeklerden, ip atlayan kızlardan da söz ederdim bu şiirlerimde, birçoğu görünüşte aşk şiiri değildi-ama hepsi, hepsi öyleydi. Saklardım herkesten yazdığımı da yazdıklarımı da.

Kötü olduklarını bildiğimden değil – bilmiyordum o sıralar, iyi ya da kötü olmaları sorun değildi benim için- benden başka kimseyi ilgilendirmediklerinden. Bir de Leyla’yı elbet. Şiirlerimin asıl sahibinin o olduğunu biliyordum. Leyla’ya tüm düşler. Hiçbir zaman olamayacağını bildiğim şeyleri o an oluyormuşçasına saklarsın.

LEYLA’YI GÖRMEYELİ YİRMİ YIL OLDU.

Karısı aklı başında bir kadındır, annesi de, kızları da. Kendini bildi bileli aklı başında kadınlar arasındadır. Bir tek Leyla vardı aklı başında olmayan.

Bu aklı başında kadınlardan bunalıyorum.

Aradan aylar geçtikten sonra, bir kez daha bahar geldiğinde, yeniden gördüğümde onu, kesinlikle anladım: Leyla deli falan değildi-küskündü yalnızca. Herkese. Canından bezdirmişlerdi onu. Saçına başına, süsüne, giyimine özen göstermeyişi küskünlüğündendi. Ne ki bunu benden başka kimse bilmiyordu.

Ancak düş görmeyenler ya da hemen unutanlar, yani aptallar başkalarını deli gibi suçlayabilir. Leyla’ya yapılanlara kızmamış mıydım-çocukken, delikanlılığa adım attığım yıllarda?… Hem de nasıl…

Bugün olmuş Leyla’yı hala unutamayan Levent, eşine, çocuklarına göstermeden onun için tekrar şiir yazmaya çalışır. Leyla’yı düşünür. Son zamanlarda sık sık onu anımsadığını söylerken aslında hiç unutmamıştır ki.

“Susun be! Susun artık! Yeter! Sessizlik istiyorum! Leyla’ya şiir yazacağım.”

Pınar Kür, öğrencilerine kurgu incelemelerinde “Leyla için şiiri” kullandığını söyler. Bu öykünün acıklı bir hikâyesi vardır. İntihar eden bir arkadaşım üzerine yazılmıştır, hayattan edebiyata geçişin ne kadar farklı olduğunu mesela o hikâye güzel örnekler. Kitapta ona ithaf edilmiştir. Rümeysa…

Son Çizgi

Belki hiçbir zaman böyle beklenmedik bir anda bunca hazırlıksız ayna karşısında kalmamıştı. Belki de yeni olmuştu bu ve birdenbire. Olabilirdi pekâlâ. İğrençliğin çizgileri yıllardır, yavaş yavaş, belki belli belirsiz çizilmişti yüzüne de son bir çizgi birden hepsini açıklığa kavuşturmuştu. Tıpkı bir ressamın, resmindeki tüm çizgilere gerçek anlamını kazandıran son fırça darbesi gibi. Peki ama kim, ne zaman çizmişti o son çizgiyi?

Muammer, hiçbir zaman yakışıklı bir adam olmamıştı. Olmaya da gerek duymamıştı. Al yanaklı, güleç yüzlü, gençliğinden beri bakanda dazlak izlenimi uyandıran bir adamdı. Sempatik, hoş sohbet olmasından dolayı etrafınca sevilirdi. İyi fıkra anlatır, başkalarının anlattıklarına da uzun uzun gülerdi.

Peki bu iğrenç görüntü nereden belirmişti aynada? Yakışıklılık gerektirmeyen, dostluklarla dolu yaşamının neresindeydi? Son çizgi… Son çizgiyi kim, ne zaman çizmişti?

İkinci karısıydı Sevil. Beş yıl önce evlenmişti. Sevil ile tanışıp kimi dışarıdan bakanlara sorarsanız “hayatın fırsatını” değerlendirdiğinde kırk beş yaşındaydı.

İki ay içinde evlendiler. Onu sevmek konusunda kendisine hiçbir yalan atmamıştı Muammer. Öyle bir amacı yoktu, çoktan umudunu kesmişti o duygulardan. Bazı şeyleri evlendikten sonra öğrendi karısına dair. Amansız hazırcevaplığının derin bir aptallığı gizlediğini de. Kadınlıktan nasibini almadığı için gururlanması da bir yalan, daha doğrusu bir zırhtı.

Oğulları Kaya dört yaşına girmiştir. Yazlık evlerinde konuk olarak Nurdan’la kocasını ağırlamak isterler. Genç ve güzel bir kadındır Nurdan. Kocası ve çocuğuna çok düşkündür. Muammer’in kendisine aşık olduğundan habersiz. Onu uzaktan sevmek ve hayal etmekle yetinir.

Çocuklar dışarıda oyun oynuyor, çocukların sesine bir köpeğin acılı havlamaları karışıyordu. Köylülerden birinin köpeğiydi. Sesleri sadece Muammer duyuyordu. Çocukların sevse de kuyruğunu çekerek ona eziyet ettiklerini Nurdan anlatmıştı. Çocukların sevgiyle, kıyıcılığı nasıl bir arada yaptıklarını kafasında kurarken, yetişkinlerin de bu tarz davranışları nasıl gizleyebildiklerini, bunun yollarını çok iyi bildiklerini anlıyordu. Nurdan, birden koşarak mutfaktan çıktı. Elinde domatesleri doğradığı bıçak. Hızla çocukların oynadığı yere yöneldi. Evin köşesini döneceği an olduğu yerde donup kaldı. Ama bağırmadı. Durumu ilk anlayan, kadını her gördüğünde gözünü ondan ayıramayan Muammer’di. Onun durmasıyla fırladı yerinden.

Kaya ile Cem, yerden yarım metre yükseklikte olan kuyu çemberine tırmanmışlar, Muammer’in birkaç saat önce kuyunun deliğini örtmek için serdiği hasırın üstüne yerleşmişlerdi. Hasır yerinde dursun diye etrafına dizdiği taşları tek tek köpeğe atan çocuklar yarısını bitirmişti. Hasır iyice esnemiş, sarkmıştı. Bütün bunları kısa bir sürede algıladı Muammer. Koştu. İki çocuğun birer kolunu aynı anda kavradı.

Arkasını döndü. Kuyunun üstünde duran hasırı tuttuğu gibi fırlattı. Sonra iki eliyle kuyunun taşına dayanarak deliğe doğru eğildi. Kendini görmek istiyordu. Su, derinde karanlık bir ışıltıydı yalnızca. Yüzünü göremedi. Yüzüne çizilen en son çizgiyi göremedi. Görebilseydi anlayabilirdi belki, hiçbir yeni çizginin son çizgi olamayacağını… Ölünceye dek…

Bitmiş Zamana Dair

Daha bütünlüklü, Pınar Kür damgasının daha belirgin vurulduğu bir öykü. Odakta bir kız çocuğu var. Bir soyluluk atmosferi içinde, o kız çocuğunu büyüleyen ailenin fertleri, olanca zarafet ve seçkinlikleriyle yine akışı olmayan suların “Leitmotifine” ulanıyorlar: Uyumsuzluk. Ama bu kez bambaşka bir uyumsuzluktur söz konusu olan, “bitmiş”, hatta “yitmiş” bir zamanı yaşamaktadırlar dokuz numaradakiler. Bir kuşağın son dönemini, sessiz ve vakur can çekişmesini başarıyla veren bir öykü.

Öykü Mehmet Abut’un yalısıdır. Pınar Kür bu mekândan çok etkilendiğini söyler. Mekân içinde hikâyeyi kurup, insanları o mekâna yerleştirmeyi seviyor.

Ahmet de ölmüş

Bir “Açık arttırma” ilanında öğrendim bunu. Bir sızı döndü dolandı yüreğimde. Ahmet değil, tüm o ölümler dizisi değil, içimde birden canlanan bütün bir yaşamaydı o sızıyı salan, biliyorum. Bütün bir yaşama.

Karlı bir sabahtı onlarla tanıştığında. Masalsı bir gündü. Küçük, yalnız kızların beklenmedik bir kapıyı açıp billur bir saraya adım atabilecekleri bir gün. Bir anda onların kızı oluvermişti. Fuzuli evden kaçmasaydı, o kediyi alıp onların kapısına çıkmasaydı, bu evin kapıları ona açılmayacaktı. Dokuz numara onun için bambaşka bir dünya değil, bambaşka bir çağdı. Nebile Hanım, daha ilk günden onun gönlünü çalmayı başarmıştı. Konuştukça konuştu. Saatin nasıl geçtiğini anlamadan. Aynı yapının içindeydi ama burası kendi evlerinden çok farklıydı.

Nebile Hanım, küçücük, minyatür deyimine tıpatıp uyan bir kadındı. Kemikleri öylesine inceydi ki camdan yapılmış olduğuna inanası gelirdi insanın. Teninin aşırı beyazlığı mı, kocaman gözlerinin parıltılı, aydınlık yeşilinden mi bilinmez, kırışıksız yüzü ışık saçardı sanki. O günden sonra o evin kızı olmuştu artık. O dünyaya kolayca kayıvermesinin başlıca nedenlerinden biri o evdeki rahatlıktı, bunu biliyordu artık.

Bugün Ahmet’in öldüğünü okuyunca geçmişe, yaşadığı günlere döndü. Herkes tek tek gitmiş, bir Ahmet kalmıştı geriye. Kendisinden on iki yaş büyüktü, kırk altı yaşındaydı demek ki. Aileden en kısa yaşayan o oldu. O günleri, o yaşamayı anımsayacak bir tek kendisi var dünyada artık.

*Kitabın ismi Akışı Olmayan Sular olmasına rağmen içinde bu isimle başlayan bir öykü yok. Fakat bütün öyküler akışı olmayan suları anlatıyor. Durgun sular değil; Akışı Olmayan Sular!

*Olaylar, hep erkek kahramanların gözünden anlatılıyor.

*Pınar Kür, “benim içimde her zaman olan hüzün tabii ki yazdıklarımda da var…” diyor. Birisi söylemişti. “Senin gözlerin her zaman ıslak.” O herhalde gerideki hüzündür…

*Yazarlık gözlemektir. Her zaman söylerim, o gözlem olduğu için insan zaten yazar olur. Durup dururken “ben yazar olacağım, dur bakayım, gözlem yapayım” olmaz.

Füsun Akatlı – Rüzgara Yazılıdır

Mine Söğüt- Pınar Kür Söyleşisi -Aşkın Sonu Cinayettir

Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email
admin
admin

Related Posts

Mükemmel Günler / Perfect Days

15 Şubat 202619 Views

Füruzan’ın İstanbul’u: Kentim İkinci Öğretmenim

15 Şubat 2026290 Views

Her Şeyden Önemli Olan…

10 Şubat 202663 Views
Leave A Reply

Aksisanat Reklam
SOSYAL MEDYADA BİZ
  • Twitter
  • YouTube
EN ÇOK OKUNANLAR
ANA

Mükemmel Günler / Perfect Days

By admin15 Şubat 2026

Ayşe Özgür Aydoğan / Özgür Sinema “Özgürlük bir sürgündür ve ben özgür olmaya mâhkumum.” Jean…

Füruzan’ın İstanbul’u: Kentim İkinci Öğretmenim

15 Şubat 2026

Her Şeyden Önemli Olan…

10 Şubat 2026

ZEYTİN AKADEMİ’DEN YENİ DOSYA: PINAR KÜR

8 Şubat 2026

Güncellemelere Abone Ol

Sanat, haber, söyleşi, tv ve edebiyat dünyası hakkında en son yaratıcı haberleri alın.

Blog Authors
avatar for
Aydın Şimşek
Ayşe Özgür Aydoğan
Berna Olgaç
Burak Tokcan
Çağla Göksel Çakır
Derya Balcı
Engin Turgut
Esra Sağlık
Gönül Ak
Hasan Öztürk
İbrahim Ekrem Keleşoğlu
İsmail Cem Doğru
Koray Feyiz
Mahir Karayazı
Mustafa Ergin Kılıç
Neslihan Yalman
Nil Dilan Karaca
Özge Doğar
Özlem Tezcan Dertsiz
Şerif Fatih
Vildan Çetin
Zerrin Saral
EN SON HABERLER

Mükemmel Günler / Perfect Days

15 Şubat 2026

Füruzan’ın İstanbul’u: Kentim İkinci Öğretmenim

15 Şubat 2026

Her Şeyden Önemli Olan…

10 Şubat 2026
AKSİSANAT
AKSİSANAT

Kültür, Sanat, Edebiyat, Sinema, Şiir, Müzik ve Daha Fazlası Aksisanat.com 'da...

İletişim:
Email: info@aksisanat.com
WhatsApp: +90 545 545 84 00

Son Yazılar
  • Mükemmel Günler / Perfect Days
  • Füruzan’ın İstanbul’u: Kentim İkinci Öğretmenim
  • Her Şeyden Önemli Olan…
  • ZEYTİN AKADEMİ’DEN YENİ DOSYA: PINAR KÜR
  • Seksek Tebeşiri: Bir Öykü Dilinin İzinde…
  • PINAR KÜR – AKIŞI OLMAYAN SULAR
SON YORUMLAR
  • Seksek Tebeşiri: Bir Öykü Dilinin İzinde… için Tahir Mutlu Duymuş
  • Ödül ve Trajedi… için Şiir Rafım
  • BEN’İN EŞSİZ ANLATICISI: CAHİT ZARİFOĞLU için Yılmaz Taşoğlu
  • BEN’İN EŞSİZ ANLATICISI: CAHİT ZARİFOĞLU için Sadık Doğan
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube WhatsApp
  • HABERLER
  • AKSİSANAT TV
  • GÜZEL SANATLAR
  • EDEBİYAT
  • SİNEMA
  • MÜZİK
  • ÖDÜLLER
  • ÖNERİLER
  • ETKİNLİK
  • PERFORMANS
  • POPÜLER KÜLTÜR
  • DOSYA
  • ÇEVİRİ
  • SORUŞTURMA
  • SÖYLEŞİ
  • TELEVİZYON
  • TİYATRO
  • YAYINLAR
  • YAZI
  • KÜNYE
  • İLETİŞİM
© 2026 aksisanat.com. Designed by GF MEDYA

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

Sign In or Register

Welcome Back!

Login to your account below.

Robot olmadığınızı kanıtlayın


Lost password?