SÖYLEŞEN: BURÇİN LAÇİN ALTAY
“Başka dünya aradım
Başka korkular
Sonrası için yerine konulan taşlar
Hareketsiz kalışların savaş kaçkını imgesi oldular”
Dizeleri ile başlayıp
“Sormuyorsa hayat seni bana:
-Muktedirsin yaşamaya-”
Dizeleri ile biten “Muktedirsin Yaşamaya” şiiri ile yaşadığımız çözümsüz dünyanın sorgusunu felsefi bir akış açısıyla yaparken dilin sınırlarını keşfeden şair Esra Dökmen ile şiirleri üzerine söyleşeceğiz.
Burçin L. A.:
“Esra’rengiz Şeyler” kitabının ilk şiiri “Yalnız” ve ilk dize “Beyhudedir yüzü kuşların.” Bu şiirde şair, şiire nasıl ve neden bulaştığını sezdirirken son dizesi ile açıklıyor; “Kalem karanfildir, dilim muşta…” yaşamak için sözcüklerin gücünü kullanarak adeta şiirle savaşıyor ve bunu ilk şiir ile ilan ediyor.
Kitaba da adını veren “Esra’rengiz Şeyler” şiirinde de “Adım esra’rengiz şeylerden/ Aklıma ser dedim dünyayı, rövanş olsun” dizesi ile kendini açıklayan şair aslında bu şiirde karanfil kalemiyle kendiyle de yüzleşiyor. Ayrıca “Kalbinde kaç günaha yer var” dizesiyle bireyi sorguluyor.
Bir de “Herkes Kadar” şiiri yine şairin iç sesini duyduğumuz “Kendimi kendimden bakıp anlatıyorum, bu ayna değil” dizesi ile başlıyor.
Bu içsel derinlikle yazılan şiirler bağlamında tutulduğunuz ve tutunduğunuz şiirle olan ilişkinizi, şiirin size hissettirdiği bu yüzleşme halini, şiirinizin amacını sormak istiyorum.
Esra D.: Öncelikle merhaba ve çok teşekkürler. “Esra’rengiz Şeyler” altıncı şiir kitabım. Her bir şiir dosyasını, zamanın koşullarına ve anlatı gücünün yoğunlaştığı hikâyelere göre tematik bir zeminde oluşturuyorum. Esra’rengiz Şeyler; hayatı sorgularken bitiş ve başlangıç çizgilerinin birbirine çok yakın mesafede durduğunu keşfetmemle doğdu. Şu an içinde bulunduğum ‘azaldıkça çoğalma’ düşüncesi, bu kitaptaki satırlarda rengini belli etmeye başlamıştı. İfadenin, hikâyelerin içinde saklı kalmış bir kuytu limanı vardı zaten ve keşfetmeyi sevmiştim bunu. Hâlen de seviyorum. Evet, ifade etmek istediğimiz pek çok şey var, anlatı düşünceyle tetikleniyor evet. Düşlem kendi başına çalışan bir organizma gibi şiir söz konusu olduğunda benim için. Bununla beraber dünyadan, yaşadığımız coğrafyadan, ülke ve dünya tarihinden bağımsız bir yazım biçimi düşünemiyorum ben. Dolayısıyla sosyo-kültürel, sosyo-politik, sosyo-psikolojik tahlilleri seviyorum. Bu elbette bir birikim gerektiriyor, bir donanmış bellek gerektiriyor. Bunun en iyi yolu, hayatın her alanında gözlemci olmak ve yazma ile ilgili branşlarda bilgi sahibi olmak. Bildiğiniz takdirde güçlü olabiliyorsunuz anlatı sanatlarında. Bildiğiniz takdirde azalabiliyorsunuz, içinizde çoğalacağınızı bilerek. Ve önem sırasında birçok şeyin önüne geçmesine imkân vermiş oluyorsunuz. Daha çok okumayı teşvik eden, farklı pencerelerden bakmayı sağlayan bir olgu/amaç bu aslında ve belki kişisel bir sorumluluk. Esra’rengiz Şeyler, anlatının okuyana hakkıyla ulaşması için okuyanın usunda ve kalbinde bir çentik açmayı başarıyor bence. “Sizi alır götürür, bambaşka biri yapar” demiyorum. Kendi hikâyeniz ile benzer hat üstünde bir isyan özü yaratmak/bulmak da hedefim değil, yakalayacağınız. Belki de en büyük handikap budur çünkü, okura benzer duyguları anlatı sanatı üzerinden pazarlamak. Bu çok etik bir düşünce değil ve davranış kalıbı olarak benden uzak. Açıkçası bir pazarlama stratejisinin dışındayım yazdığımın rengini size gösterirken. Hepimiz bambaşka hikâyeler ve ruhlar taşıyoruz ve taşınıyoruz birbirine. Esra’rengiz Şeyler, anlatı dili yoğun şiirlerden oluşuyor. Sinematografik olması, derin imgeler ile var oluşu, belki de türümde, tarzımda işçi olmayı sevdiğimdendir. İşin içindeyim anlayacağınız. Ellerimizi, düşüncelerimizi yıkayabilmemiz ile başka bir an, bir başka saha, bir başka beyin, kendini yine var edecek resimlerimde, belki esrarengiz belki değil.
Burçin L. A.:
“Tüm bu varsayım da / Bir sonucun muhtemel yatıştırıcı etkisiyle / Yıldızsız gecelerde uyuyabilmem içindi.” bir şiirin uzun başlığı ve bu şiir yine aynı dizelerle bitiyor. Şairin ‘anlatmaya çalışıp anlatamadığı yıldızsız gecelerden’ geliyor şiir, gecenin önemini şiirle besliyor, şiirle haykırıyor adeta. Kendini de “Dendenlerim” tabiriyle gecedeki anlamın tekrarını da şiiriyle şöyle anlatıyor;
“Gecenin önemini biliyordu. Gecenin içinde yaşıyordu. / İmgeyi üzmediğini söyleyebilirim.”
“Gecenin ölüm kalım savaşından mesul olmadığını anlamıştı.” ve
“Yine kırgın, yine kırılgan olmanın / Gecenin ölüm kalım savaşından farkı olmadığını düşünürken / Kimsenin kimseden mesul olmadığını anımsattığını anımsadım.”
Metaforlarla yaşamın anlamını “Yıldızsız Gece” imge tamlamasına saklanan gizi kendine dönerek bireysellikle çözmeye odaklanıyor. Gecenin hem yara hem merhem olarak şairin en büyük sığınağı olduğunu da yine şiir diliyle konuşarak yapıyor.
Burada bu şiirden yola çıkarak şairlerin sığınağı diyebileceğimiz gecenin imgesel olarak kullanımındaki düşüncelerinizi sormak istiyorum. Şiir ve gece bağlantısının yanında şiirdeki kırılganlık için neler söylemek istersiniz?
Esra D.: Evet. Gece, fiziksel açıdan içinde olmaktan memnun olduğum bir zaman dilimi. Hem de metaforik açıdan sevdiğim bir argüman. Az evvel söylediğim gibi tam da içindeyim işin, şiirde. Esra’rengiz Şeyler yazılırken gece kondisyonuna ağırlık verdim. Bu bilinçli bir zaman güzelliği idi benim açımdan. Kitabın kapağında yer alan “Ouroboros” “Kendini Yiyen Yılan” tasarımının da açıklayacağı üzre, yeni baştan var olma ve var olmaya hazırlık aşamasında bir önceki versiyonunun bizzat varlığın kendisi tarafından sona erdirilmesi var. Genel geçer diyemeyeceğimiz, belli başlı hatlarda bir ölüm ve doğum var. Bunu gece inşa etmeyi çok sevdiğim için, gecenin sessizliğinde daha kolay kaybolup, bulunduğum için sanırım.
Burçin L. A.:
Şiirlere saklanmış sırlar var bir de; tam dört tane. Sır şiirlerinde şair bize içinden geçen bilinmezlikten gelinen görmezlikten gelinen ancak yaşamı direkt etkileyen sırları söylüyor.
“Sır 1 Gözlerimde Yalan Hudut” şiirindeki sırrı şöyle söylüyor; “Tüm şiirler şahit ki ölmek denen illet / Gözlerimde yalan huduttur.”
“Sır 2 Geçme Erotomanya” şiirinde; “Öpersin ölümü” ve “Sesi dilimdeki mürekkep kanı” dizeleri ile birine, sanki sevgiliye sesleniyor ancak şiirin ismi başka ipuçlarını veriyor. Baktığımızda, Erotomani, bir bireyin genellikle ünlü, yüksek statülü veya ulaşılamaz başka bir kişinin kendisine derin bir aşk beslediğine dair sarsılmaz ve gerçek dışı bir inanca (sanrı) sahip olduğu, nadir görülen ciddi bir psikolojik bozukluk olarak literatüre geçiyor. Bu bilgi ile şiirin derinliği, sanrılarla çevrilen bir dünyada yaşananların aşkların hislerin en sonunda yalan olduğu sırrını fısıldıyor.
“Sır 3 Güzel” şiirinde; “Belli ki sakladığı o şey / Mahrum kalınmayacak kadar güzeldi.” Dizeleri ile güzelliğin dünyadan saklanmış olduğu sırrını veriyor ya da güzellik algısının değişkenliğini ve saklanması gerektiğini savunuyor.
“Sır 4 Alışan” şiirinde ise; “Aklım her şey çok güzel olacak derken / Beni kandırmış olabilir mi?” dizeleri ile üçüncü sırda saklanan güzelliğin aslında gerçekleşmesi zor bir yanılgı olduğu ve yenilgiye, aldatılmaya nasıl alışabildiğinin sorgusunu yapıyor.
Her şiir okuyucusuna farklı bir anlamı sunar, benim anladıklarım bunlar oldu. Siz bu şiirler için neler söylemek istersiniz? Şiirin en büyük sırrı size göre nedir?
Esra D.: Teşekkür ederim sevgili Burçin Hanım. Açık anlatının altında yatan gizil ifadeler aslında hep sır. Gizil ifadelerdeki açıklık da öyle. Bir başlık altında topladığım sır şiirler, bence okuyana “Bu gizler içinde en az gizlisi bu” demek. Ters köşeler, insanın zihninde canlanmayı seven ve kelime dağarcığı sistematiğinde bir yere oturan unsurlar bana göre.
Yanılgı, yenilgi. Bu kavramlar çok güzel. Farkında olmak biz yazanlar için en önemli detay. Bir yerde farkında oluruz ve yanılgıya yer açılır. Yanılgı keşfin ilk anahtarıdır ve her zaman sizi zorlar. Zor olan günümüzde geçerliliğini yitirse de en geçerli akçe odur kanımca. Şiir sese dönüşmeden önce bir vücutta, bir ruhta, bir ekosistem içinde kendini yaşamış ve yaşatmış olmalı. Mana mirastır insana, yazıyorsa eğer. Mana, ister köprü olsun ister sac ayak, zihinde öğrenilmiş her pratiğin yansımasına ihtiyaç duyar. Sesleniş olarak baktığımızda bu bir çığlık yahut sallanan koltukta yaşayan bir anı olabilir. Hissedilen duygular, yoğunluğuna bağlı olarak birbirine geçmeye müsaittir. Onlar birbiri arasına geçer, soluklanır. Ortak bir acı daha doğurup duygu sahibini rahatlatmak içindir bu. Bazen açı onu zorlar, baktığımız yön o acının açısında soluklanır. Yaşamaya devam ettiğiniz hikâyede mucize aramak için öne sürdüğünüz ortaklığa o an muhtaçsınızdır. Burada büyük resim aramaz ve görmezsiniz. Odağınız hep bir ortak bulma çabasıyla acı çekmeye devam eder aslında. Çünkü yürümek istediğiniz yol, devamlı yürüdüğünüz yol değildir. Amacınız, idealiniz karşısında her şey o kadar görünmez olur ki, reddettiğiniz şey bir sonraki aşamada sizi büyüten şey de olacaktır baktığınızda. Yeter ki görmek güç olmasın. Bakış açısının yastığını değiştirmeden yazdığım ve sizin de alıntıladığınız “Aklım her şey çok güzel olacak derken / Beni kandırmış olabilir mi?” ifadesi de yollar üstünde durup geriye ve ileriye baktığım anlardan bir kesit.
Burçin L. A.:
“Çok söylemiştim size / Bu dramayı sevmediniz / Benim diye demiyorum ama / Eksik parçalar, aklı / İstisnalar kafiyeyi böyle bozar!” dizeleriyle yaşamla bütünleştirdiği şiirin adı da “İstisnalar Kafiyeyi Bozar.” buna benzer “Kuş Dili” şiirinde de şair kendine ait bir dili arıyor. Ayrıca dilini kurarken belki de yararlandığı şairlere isimlerinden de anlaşılacağı üzere “Bennett” ve “Üçkağıtçı Rimbaud” şiirleriyle selam çakıyor.
Bu şiirlerinden diğer şiirlerine uzanırsak her dizenin ayrı bir metaforla bambaşka bir anı çağrıştırdığını ve zihin tam onu anlayıp o anın içine girmişken başka bir duruma geçtiğini görüyoruz. İmgenin yoğun ve farklı tamlamalarıyla zengin şiirlerin dil ile oynaması eğip bükmesi de şairin dilsel hünerini gösteriyor. Ayna, gece, yaz ve dünya gibi sözcükleri imgesel bir düzlemde kullanarak şiirini kurduğu yerçekimsiz boyutta her şeyin her şeye dönüştüğü nesnel ve öznel olgudan sıyrılarak cıva gibi akışkan bir yapıyı sunuyor.
Bütün bunlar ışığında genel olarak soracak olursam; şiirin oluşumunda kurduğunuz dilin en temelinde size göre ne bulunuyor ve imgeyi yaratırken nelere dikkat edersiniz, sınırsızlığa nasıl ulaşırsınız?
Esra D.: Teşekkür ederim, güzel tanımladınız. Aslında sorunuzun tek bir kelimelik cevabı var, tahayyül. O odalarda oluyor ne oluyorsa aslında. Parmaklarımız, klavyeler, telefon tuşları ve kâğıtlar arasında dans ededursun, gözümüzle çektiğimiz fotoğrafların işlenmesi, bunların tahayyül mekanizmasına aktarılması ve oradan saf halinin küçük detaylarla sanata dönüşü; aynı karanlık odada bir fotoğrafın işlenmesine benziyor. Biraz duru görü becerisi sanırım, siz de bilirsiniz. Hayatı anlamlandırma açlığı ve yerinde durmama. Olgusal olarak da fiziksel olarak da hareketli bir yapım var, hayal kurmaya müsait bir zemin hazırlıyor bu da. Zihnimde canlanan izler, var olmayı da yok olmayı da bildiği için, onu kullandıktan sonra kimi zaman ateşe de atmaktan çekinmiyorum. Yeter ki ateşin içinden çıkan küller dahi birilerine bir anlam taşısın.
İfade biçimlerinin farklı disiplinlerde yansımasını biliyoruz. Ben drama sanatına şiir ve retorik sanatı kadar önem verdim hep. Zihnimde canlanan bir hikâyeniz var ise bu yazılacak bir şey olur ve yazılır. Kısa film senaryoları da yazıyorum ben imgenin çağrısı doğrultusunda. Burada şunu söyleyebilirim sanırım; yaşanılana ve hissettiğime ağırlık veririm yazma hususunda fakat bir başkasının hissettiği, gözümde ağrı olup kelimelere dökülebilir. Elbette ki içinde olduğumuz dünya hali, yazma konusunda uyarıcıdır, beni de tava getirir.
Hiç yaşamadığım bir tecrübe üzerine yazmışlığım da söz konusudur tahayyül gücü sayesinde. Yaşadığımı hiç yaşamamış gibi de gösterebilirim. Yahut aslında hiç yaşanmamış olan, her bir detayıyla yaşanmış gibi durur zihninizin çekmecelerinde. Bunu içimden çıkarmayı ve onu bir canlı olarak yaşatmayı seviyorum, haz duyuyorum esrarengiz bir şekilde.
Psikoloji biliminin erekleri sayesinde hayal gücünü sınırsız tanıyabiliriz. Tanış olabiliriz sınırsızlıkla. Tabii ki işin başında bilmek ve araştırmak var. Öylesine yazmak her türlü saygıyı azaltan bir unsur. Saygının olmadığı bir yerde sanat da görevini tamamlayamaz. Benim için işin başında estetik ve sanat kuramları var. Örneğin; Hegel’in, tine ulaşma aracı olarak duyusal formları koyduğunu, bunu ne amaçla düşündüğünü bilmez isek ne kadar anlam taşır şiir sanatı için yazdıklarımız? Felsefenin alıntı ezberinden fazlası olduğunu bilmek var içimde, sağaltım gücünün ekseriyetle önemini bilmek var. Buralarda imge, ateşi harlamak ve ateşe atılmak için var ve yeri geldiğinde söndürmek için devrede. Ama asla mevhumu harcatmak yahut zayıflatmak için değil.
Arthur Rimbaud en sevdiğim dünya şairlerinden. Esra’rengiz Şeyler’de bir ters köşeyle selam vermek istedim kendisine. Sembolizmin çok başarılı temsilcilerindendir kendisi ve çok severim okumayı kalemini.
Söyleşi için çok teşekkür ederim.
ESRA DÖKMEN KİMDİR?
1988 Bursa doğumludur. Haliç Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Bölümü’nden yatay geçiş yapmış ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde eğitim görmüştür. Anadolu Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nü ve Atatürk Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nü de bitirmiştir. Özel sektörde ön muhasebe alanında çalıştıktan sonra bir süre özel bir eğitim kurumunda okul öncesi branş eğitmenliği yapmıştır. Öykü atölyesi, kısa film atölyesi, kadın girişimcilik atölyesi gibi çeşitli seminer programlarından özel eğitim belgelerini almıştır. Şu an farklı yayınevlerine özel editörlük hizmeti vererek çalışmasına devam etmektedir. Yaklaşık yirmi senedir şiir, öykü ve denemeler yazmaktadır. Üniversite döneminde yerel gazeteler için makaleler de yazmıştır. Bursa Yazın ve Sanat Derneği’nde (Buyaz) yaklaşık on üç senedir üyeliği mevcut olup, şu an bu derneğin yönetim kurulundadır. Ayrıca Türkiye Yazarlar Sendikası’na üyedir. Özgür Sanat Meclisi Platformunda aktiftir, sanatın özgür icra edilmesi hususundaki çalışmalara ortak olmaktadır. Redaktörlük, kapak tasarımı ve editörlük çalışmalarında sayıca çok referansı vardır. Belediye, sendika ve dernekler tarafından düzenlenen edebiyat ve sanat içerikli programlarda sunuculuk yapmaktadır.
Kazandığı Ödüller
Koza; Bursa Dergiler Platformu tarafından verilen, 2021 yılı Bursa’da Şiire Katkı Ödülü
Kitapları
(Şiir) “Bir Nefes Gibi” Karina Yayınları 2014
(Şiir) “Sessizliğin Hikâyesi” Karina Yayınları 2015
(Şiir) “Siyahî” Gece Yayınları 2016
(Şiir) “Sırça Darbesi” Dorlion Yayınları 2019
(Şiir) “Koza” Öteki Yayınevi 2021 (Elif Burcu Özkan ile Ortak Kitap)
(Şiir) “Esra’rengiz Şeyler” Artshop 2023
(Şiir) “Tanrı Gözü” Plüton Yayınevi 2024
Antolojilerde ve Kolektif Kitaplarda Yer Alan Çalışmaları
(Şiir) “Kerâmet” (İngilizce çevirisiyle birlikte) Cemal Süreya’nın Ölümünün 30. Yılı Anısına Şiir Seçkisi, Artshop Yayıncılık, Aralık 2019
(Şiir) “Peri” (İngilizce ve Yunanca çevirisiyle birlikte), A Trilingual Anthology of Turkish and Greek Poets & Artists-Türk ve Yunan Şairler ve Sanatçılar Üç Dilli Antolojisi, Artshop Yayıncılık, Mayıs 2020
(Şiir) “Vişneçürüğü” (İngilizce ve İspanyolca tercümesi ile birlikte), Benidorm İstanbul 2020 Türk Şairler Seçkisi, Artshop Yayıncılık, Ağustos 2020
(Şiir) “Kınımdaki Tabur” Corona Günlerinde Şiir Zinciri, Nisan 2020
(Öykü) “Anne” “Ölüler Konuşmalı” Sıfır Yayınları, Ocak 2020
(Şiir) “Ültimatom Bayrakları” Eecstaticc 2024
Şiirlerinin, Röportajlarının ve Kitap Tanıtımlarının Yayımlandığı Dergiler:
Eliz Edebiyat, Çini Kitap, Sarmal Çevrim, Varlık, Mavi, Grapon Kâğıtları E-Dergi, Yelkensiz, Cumba, Grunge E-Dergi, Pulsar E-Dergi, Ek Dergi Litera E-Dergi, Karnaval, Artemis, Şiiri Özlüyorum, Opus E-Dergi, Başıbozuk, Cin E-Dergi, Rüya Senaristi, Tecrit, Şiirden, Panzehir E-Dergi, İbid E-Dergi, Meskalin E-Dergi, Orlando, Bubi Sanat Platformu, ODTÜ/Yeni Fanzin.


