Derya AKAR BALCI
“Gece gezen ölüler midir hayaletler,
Yoksa ancak geceye sığınarak yaşamayı sürdürebilen canlılar mı?”
Kurmaca metinlerin temelini oluşturan “hikâye etme, anlatma” unsuru bireylerin kendini anlatması, aktarması bakımından da yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Hikâye sözcüğü deyince insanın aklına ilk olarak “anlatma” gelir. Bir insanı tanımak istiyorsak öncelikle onun hikâyesini sorar, ondan kendi hikâyesini anlatmasını isteriz. İnsanların olduğu kadar toplumların da hikâyeleri vardır. İnsanı, insan yapan geçmişi ve hikâyesidir. Bazen bu geçmişle hesaplaşmak gerekir ki birey kendi var oluşunu tamalayabilsin. Geçmişle hesaplaşma toplumların ya da bireylerin geçmişte yaşadıkları travmatik olaylar ve durumlarla yüzleşmesidir. Bireyin belleğinde yer edinen durumlar türlü şekillerde ortaya çıkarak yaşadığı ana etki eder.
Çağdaş edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Pınar Kür, Hayalet Öyküleri’nde bireyin geçmişiyle hesaplaşmasını, toplumu etkileyen kolektif yaşanmışlıkların insan ruhunun bilinmezliklerinde yer edişini konu ediniyor. Gizli Saklı Konuşmalar olarak da adlandırılan eser beş öyküden oluşuyor: Hayalet Hikâyesi (Lanetli Ev), Düşman (Uyumak), Edebiyat Neye Yarar? ( Kına), Gece Görüşmesi (Ziyaretçi) ve Ses (Ses).
Hayalet Hikâyeleri’nde okuyucuyu kendine çeken öykü iklimi insanı büyülüyor adeta. Okuyucu satırların arasında anlatıcı-kahraman ile yol alırken kendi iç muhasebesini yapıyor. “Aslında esrar evin kendisinde değil, benim oraya ulaşmak için duyduğum karşı konulmaz çekimdeydi. Karşı koymadım, zaten.” Merak unsuru olarak görülen lanetli ev, yazarın da içinde yaşadığı ama aynı zamanda dışarıdan ulaşmak istediği bir ev, bir amaç olarak sunulmaktadır. Lanetli eve ulaşma hissi, isteği uğruna çeşitli yollar deneyen anlatıcı-kahraman aynı zamanda kendi korkularıyla da yüzleşiyor. Bazı şeyleri neden öğrenmek istediğini ise ne kendisine ne de okuyucuya açıklayabiliyor. Merak peşinden giderken kendisiyle yüzleşmesi, evin sakinleri ile yüzleşmesi öykünün odak noktasını oluşturuyor. Yersiz yurtsuz olan anlatıcının, tekne gezisi esnasında binlerce yıl uzaktan gelen binlerce yıl öncesinin seslerini işitmesiyle merakı doruk noktasına ulaşıyor. Öyküden öğrendiğimiz önemli düşünce ya da empatik unsurlardan biri belki de “günlük gerçeğin dışına taşan bazı olayların bildiğimiz gerçek çerçevesinde çözümlenemeyeceği.” cümlesinde var olan algıdır.
Düşman adlı öyküde ikiz kardeş olan Beyza ile Berna arasında geçen çekişmenin acısını yüreğimizde duyuyoruz. Kardeşler birbirlerinin neyi neden yaptıklarının hesabını birbirlerine verirken kardeşlik bağlarının kıskançlık duygusu ile köreltilmesini, içe atılan kıskançlık duygusunun yaşamın illaki bir aşamasında kişinin bünyesine zarar verdiğini görüyoruz. Kardeşlerin içini kaplayan mutluluk duygusunun temelini “Uyumak… Unutmak… başka mutluluk kaldı mı?” cümlesi açıklıyor. Yazar bu öyküde; unutmak, uyumak, acıklı, korku, Ko-ca, vil-la, sözcükleri ile ikiz kardeşler arasındaki yaşanmışlıkları, içlerinde barındırdıkları kıskançlık ve hınç duygusu odağında gözler önüne seriyor.
Pınar Kür, Edebiyat Neye Yarar? adlı öyküsünde bir dönemin siyasi olaylarının toplumun ve bireyin yaşantısında meydana getirdiği izleri gözler aktarıyor. Aile içinde yaşanan kırılmalar, okuyucuda kendini o anda yaşıyormuş hissi uyandırıyor. Kurmaca dünyanın güzelliğini, gerçekliğini okuyucuya hissettiren başarılı öykülerden biri olma özelliğine sahip. Küçük şeyler birikir, birikir… Farkında olmadan insanın içine akar durur, göl olur. Yazar, satır satır yaşanmışlıkların içinde okuyucunun kaybolduğu bir kurmaca dünya yaratıyor. “Bir yolun yokuş olduğunu eski arabalarla yaşlı insanlar anlarmış en çabuk.” Satırları yaşanmışlıkların insanın omzundaki yükü en güzel ifade eden güzel bir anlatım. Öykünün en can alıcı iletisi olan satırları arasında “Edebiyat kimi kez hayata yol gösterir. Hayata hazırlar insanı. Yıllar yılı dışında kaldıktan sonra, yeniden hayata hazırlanmak…” değerlendirilebilir. Öykünün başarılı kurgusu ve kullanılan dili okuyucuyu büyülerken öykünün içine çekiyor, onu şaşırtıyor. Öykü, gerçek hayatta da yaşananların bir sanrıdan ibaret olabileceği hissi uyandırırken kurmacanın içinde …mış gibi yaşamlar, hayalet olma fikri okuyucunun zihninde labirent misali dolaşıyor.
Gece Görüşmesi’nde babasının ölümünü, babasının aileyi ve annesini terk edişini Leyla’ya bağlayan bir genç kızın hem Leyla ile hem de kendisiyle hesaplaşmasına şahit oluyoruz. Kahraman anlatıcı babasının sevgilisi olan Leyla’yı bir türlü affedemiyor. Bir gece ansızın çıkagelen Leyla ile konuşmaları sayesinde babasının ölümü ve yaşananlar gözler önüne seriliyor. Leyla ile hesaplaşma yaşanırken kendisi ile de bir mücadele içinde olduğunu hissediyoruz. Belki de yaşanalar bir sanrıdan ibaretmiş diye içimizden geçirmeden edemiyoruz.
Ses adlı öyküde ise ömrünün son anında bile sevdiğinin sesini duyan kahramanın geçmişe dönüşü konu ediliyor. Geçmişten gelen ses, kahramanı bugünden alır geçmişe doğru yolculuğa çıkarır. Belleğin izinde mekânlara, zamanlara yolculuk yapar okuyucu.
Geçmişin yaşanmışlıkları, sanrılar halinde geçmişten günümüze gelen, bizi anılarımızla mutlu eden sesler olarak kulaklarımızda çınlamaya devam edecek…
Pınar Kür, Hayalet Hikayeleri, Everest Yayınları, 4. Basım, 2024.


