Şair ortamı hareketlendirmişken, mekanizmanın işlevine anlam yüklemenin kaçınılmaz olduğu bir dünyada doğaya ve suyun akışına direnme çabası saygıyı hak edebilir. Ama suyla oyun oynayanın yüzmeyi bilmesi gerekmez mi?
Edebiyat söz konusu olduğunda ödül mekanizmasının böyle bir trajedisi var. Şair şuna bir türlü karar veremiyor: Ödüller olsun mu, olmasın mı? Oysa bir üretim ortamı oluştuğunda bu ortamın paydaşlarının çoğalması kaçınılmaz. Üstelik paydaşların üretim ilişkisine nereden ekleneceğine de üretici karar veremez; şairin edebiyat ortamına kimin eklemleneceğine karar verememesi gibi.
Bu konuda tutarlı tavrını sürdürebilen çok az şair var. Cihan Oğuz onlardan biri. Ama genel olarak şair ödüllere değil, kendisine verilmeyen ödüle tepkilidir. Ortada bir ödül olduğunda buna katılım gösteren herkes edebiyat ortamında alan genişletme işlevi üreten jüri mekanizmasının inisiyatifine kendini teslim etmiş olur. Sonradan yapılan etik, estetik ve hiyerarşik değerlendirme ve bunun yarattığı gürültü de bu magazinsel sürecin bir parçasıdır. Bu durum, erk mekanizmasının varlığını sürdürmek için köpürtmek zorunda olduğu magazinsel bir etkinliktir ve sansasyondan beslenir. Yaşanması muhtemel her ayrıntı ve şimdi benim de yaptığım gibi konu hakkında fikir üretme, sosyal medyada bunu paylaşma etkinlikleri de bu sürecin bir parçasıdır. Erk mekanizması yaşamak için bu tip işler tertip eder, kahramanlar yaratır, herkesi o kuyruğa sokar. Ödüle karşı olanlar, destekleyenler, verilen ödülü adaletsiz bulanlar, adalet arayanlar, tartışmaya katılanlar, tartışmaları izleyenler eşi benzeri bulunmaz bir iş birliği ile erk mekanizmasının değirmenine su taşır.
Merkezi yıkamazsın, ama yerini değiştirebilirsin. Tarih bunun kanıtlarıyla dolu. Ama bu zordur. Kolay olan ve bu yüzden tercih edilen şey merkez otoritenin onayını almak. oysa öznel yargılarla yüklü bir seçim etkinliğinin adil olması teknik açıdan mümkün değil. Bunu hayatında bir kez bile bir konuda seçim yapmış herkes fark edebilir. toplumun daha geniş kesimlerini ikna edebilecek birim ögelerle donatılabilir. Ama bunu neden yapsın, kim için yapsın.
Bir devlet başkanının evinden bir kasa domatesin gasp edildiği gibi sökülüp alındığı dünyada ödül jürisi canının istediğini yapar sevgili kardeşim. Evinde şiirini yazıp onaylanmayı umut etmekten başka şeyle yapmayı göze alamıyorsan bu ayrıntılara çok da takılmamanı öneririm. Belli mi olur? Belki seneye sen alırsın ödülü. Kuşları ürkütmek ya da kralı kızdırmak sana bir şey kazandırmaz. Ama sana bir sır verebilirim: yıllarca yazıp okuyor, dergilere şiir gönderip kitaplar yayımlıyorsun ve sonunda hak ettiğine inandığın yere gelemediğini görüp kızıyor, bozuluyor, isyan ediyorsun ya! Bak işte sana bütün bunları yaptığını sandığın için yanlış kişilere savaş açıyorsun. Kadrinin bilinmesini engelleyenler diğer şairler değil. Ayrıca giremediğin yıllıkların, dergilerin ya da ödüllerin de kabahati değil bu. Şair zamanında kabahatin kimde olduğunu anlatmıştı. Ya oyunu kuralına göre oynamayı bilmiyorsun ya da yeni bir oyun kuracak akıl, sabır, zeka ve güce sahip değilsin.
Üstelik sen ve hepimiz ikisinin de doğru olduğunun farkındayız. Ama işte, kahrolsun edebi nezaket…



1 Yorum
Ama ne olursa olsun, eninde sonunda, er yada geç tüm balonlar patlıyor ve iyi-gerçek kalite olana tüm meydan kalıyor. Şiir yazmak önemli ama şiir okumak her şeyden çok daha değerli bir davranış biçimi.