EMRE GÜRKAN KANMAZ İLE TUHAF.İYE ŞİİRLERİ SÖYLEŞİ
SÖYLEŞEN: BURÇİN LAÇİN ALTAY
“Bir şair her zaman gerçekleri anlatmak zorunda değildir.
İki kasap karşılıklı dükkân açmasın.
Üç gün sonra unuturlar ölsem.
Dört defa sustum adını adına sevmek denenin.”
Dizeleriyle seslenen sevgili şair Emre Gürkan Kanmaz’ın yeni şiir kitabı “Tuhaf.İye” şiirleri üzerine söyleşeceğiz.
Burçin L. A.:
“Tuhaf.İye”; tuhaf ve iye sözcüklerinden oluşan bu ismi düşünürsek; İye sözcüğünün buradaki özelliğini bulmak istiyorum öncelikle…
İye okunuş ve yazılışları farklı olsa da eski, özellikle Türk dillerinden beri var olan bir sözcük. Bu dilleri bazıları şöyle; Tatarca, Çuvaşça, Yakutça, Türkmence, Kazakça, Tuvaca, Özbekçe, Kırgızca, Osmanlıca ve Rusça… Türk, Altay ve Tatar mitolojilerinde koruyucu ruh olarak kabul ediliyor. İyenin iki anlamı var;
Genel Anlamı; Sahip. Koruyucu. Bir şeyin maliki.
Özel Anlamı ise; Bir şeyin koruyucu ruhu. Bir varlığın içindeki gizli güç. Ayrıca iyiliksever ruhlara verilen isimdir. Türk mitolojisinde pek çok doğa unsurunun özellikle de belirli bir anlamı ve değeri bulunanların mutlaka bir İyesi vardır. Dağ İyesi, Ağaç İyesi, Su İyesi gibi…
Sanırım asıl çıkış noktası bu, mitolojiden esinle… Ancak tuhaf sözcüğü ile bir araya gelişiyle başka bir anlamı taşıyor. Senin asıl düşündürmek istediğin burada tam olarak nedir? Belki ilk alıntı bunu karşılıyordur ama (bunu da okumak ya da anlatmak istersen) “Tuhaf.İye” ismi nasıl oluştu?
Emre G.K.: tuhaf.iye yukarıda belirttiğin anlamların kafamda bir araya gelmesiyle oluştu ilk etapta, sonra bu anlamlar bütününü kendi hayatımla birleştirmeye çalıştım. Ben nasıl bir karakterim, kendimi dünya denen su topunun içinde bir birey olarak nasıl doğru bir biçimde ifade edebilirim diye düşünürken dosyanın çatısı ana hatlarıyla oluşmuş oldu. Daha sonrası zordu aslında, birbirinden farklı şiirleri bir araya getirmek. Başarabildiysem ne mutlu bana.
Burçin L. A.:
“Tuhaf.İye” kitabı “Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.” sözüyle Yaşar Kemal’den bir alıntı ile başlıyor ve ilk şiir “Anlatamıyorum” şiiri.
“Her şey geçiyor.” diyor ve
“Kendimi rendeliyorum avcuma reddediyorum.”
Her şeyin geçmediğinden ya da izlerden ya da kalanlardan yine de anlatmaya çalışıyor.
“Bir yüzükoyun iye aynamın kiri” cümlesiyle bitiyor. “İye” sözcüğünden bahsetmiştik burada bu derin imgelemle daha da anlam kazanıyor.
Hem epigraftan hem şiir içeriğinden insanın kendiyle yüzleşmesi ya da yüzleşememesi üzerinden derin hisler uyandırıyor. Bu şiirden de bahsedersen, burada şiiri yüzleştirdiğin sence nedir, ne olabilir?
Emre G.K.: Kendimi açıkça eleştirdiğim bir şiirdir aslında bahsettiğin şiir ve kendi üzerimden türümün eleştirisidir Anlatamıyorum şiiri. İnsan denen canlının son derece iki yüzlü olduğunu bilen ve savunan biri olarak hesaplaşmaya kendimden başladım diyebilirim. Kendimi rendeleyip reddetmem bundan. Ben istiyorum ki varlığımızın merkezinde yer alan mutlak iyiden/iyilikten ve iyelikten uzaklaşmayalım. Bu bağlamda iğneyi kendime batırıyorum. Alıntının karşılığı ise son derece yalın. İnsan mutsuz bir varlık bana göre, nasıl mutlu olabileceğiyle ilgilenmeden hissettiği başat duygu üzerinde duruyorum aslında.
Burçin L. A.:
“AvanDART” şiiri, ismiyle uyum içinde, olayları nesneleştiren bir yerde. Deneysel şiir olarak da düşünebiliriz. Teknik olarak farklı ancak anlattıklarının içtenliği de şiiri hissetmeyi sağlıyor. Düşünce yapısını çözmeye çalışırken ne demek istediğini de düşündürtüyor. Şöyle dizelere sahip;
“Her şeyi senin için yaptımı yirmi geçeydi sanırsam…
İyiyim aslındaykenle eve gelirken geldi bunlar aklıma…
Kendimin en alt katına inerken…
Seni seviyoruma açılacağım yarın kuzen…”
Şairin kendisiyle konuşması, hatta kendini cesaretlendirmesi gibi şiir… Ve yaşamın anlamsızlıklarına dilin sınırlarını zorlayarak metaforik olarak da yeni bir ifade şekli icat ediyor. İmgenin de yoğun olduğu ve bu nedende derinlerde yüzen bir şiir bu… Bu şiirin temelinde yatan ya da bu şiiri sana yazdıran asıl olgu ve çatışma nedir?
Emre G.K.: Günlük hayatta sıkça başımıza gelir, herhangi bir konuda bazen kendimizi doğru kelimeler ve cümlelerle ifade edemeyiz. İletişim düzeneğinde bozulmalar baş gösterir. Ben de buradan yola çıkarak aslında çok basit bir konuyu yapı-bozuma uğratarak anlatma yolunu seçtim. Ve evet, deneysel bir şey olduğu için cesaretlendirme kısmına katılıyorum. Nasıl bir sonuç alacağımızı denemeden bilemeyiz. Denemek istedim 🙂 Öte yandan dediğin gibi yaşamın anlamsızlıklarına da anlamsız görünen anlatım tarzı bir eleştiri, hatta saldırıdır benim açımdan.
Burçin L. A.:
“Saksafon” şiirinde şöyle diyor;
“Belki bir masaldır bu kötüsü olmayan
Belki bir saksafon kulağımda oturan
Belki ben abartıyorum belki ben deliyim”
Ve; “2×2” şiirinde
“Beni dünya delirtti kimseler üzmedi” diyor.
Son olarak;
“Dünya Anakronik Yanım” şiirinde şöyle diyor;
“Delilikle başa çıkmak için
Fazla akıllı olmak lazım”
Deliliği kabul etmiş bir şairin dizeleri bunlar. Çünkü şiir yazmak da, şiirle uğraşmak da biraz deli işi… Aforizma gibi bir taraftan da… Şair, şiir ve delilik ile ironik yönden duyurmak için en uygun sözcük belki de anakronik sözcüğü olmuş. Yaşamın tutarsızlıklarını gösterme gibi algılıyorum ben ama sen burada kullanılan anakronik sözcüğünün şiirdeki anlamını nasıl açıklarsın? Bütün bu şiirleri düşünürsek; delilik ve anakronik sözcüklerini nasıl bağdaştırırsın?
Emre G.K.: Zor bir soru ama dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım… Sanırım kendi üzerimden anlatmak daha doğru olacak: Bir şair veya herhangi bir sanat dalıyla uğraşan sanatçı bence normal değildir ve normal bir zaman yaşamıyordur. Onun/onlar için zaman da mekân da diğerlerinden farklıdır. Her şey farklıdır aslında. Bunu bir üretim hatası olarak düşünebilirsin. Sıkıntı ise tam olarak burada başlıyor zaten. Eğer biz üreticiler hatalı veya hasarlıysak içinde yaşadığımız dünya da bana göre öyle olduğundan artı eksi kutuplar evreninde tüm sistem çökmüş oluyor. Pillerin kutuplarının karşılıklı olmaması gibi düşünelim bunu. Yani komple bir sistem çökmesi yaşıyoruz o zaman. “Dünya anakronik yanım” derken bunu anlatmaya çalışıyorum. Ben/bizler normal değiliz ve kendi zamanımızı ve hayatımızı olması gerektiği gibi olması gereken dünyada yaşamıyoruz. (Ütopya aslında benim normal dünyadan kastım.) Ve maalesef bunca düzensizlikle başa çıkabilmek için elimizdeki yegâne gücümüz deliliğimiz. Bu hem iyi hem de kötü bir şey ziyadesiyle.
Burçin L. A.:
Burada farklı şiirlerden mısralardan okuyacağım önce;
“Devlet hala neyi nereye zamanında koyacağını bilmiyordu.
Üç yüz bin yıldır ezilmişsin ezmek istememişsindir aslında
İktidar şah damarından daha yakındır
Siyaseten katlandığım tüm zorlukları
Bir kutuya saklasam kedim bulur”
Toplumsal bir durumu işaret ediyor ve şiirlerin arasına gizlenmiş bir isyanı da gösteriyor. Yaşam, kavga, yönetimsel kusurlar, sınıfsal farklılıklar şiirden ayrı tutulamıyor burada. İç içeliğinde ölümü, yaşam bağlamında zorluğu ironik bir dille aktarıyor. Şiire bu taşanları nasıl açıklarsın? Sence şiirde bu denge nasıl olmalı, şiirin toplumsal sorunlara eğilmesi, sanatın amacına ulaşması için olmazsa olmaz mıdır? Şiir senin için her şeyi ifade etmeli midir?
Emre G.K.:
Sanat ve sanatçı politiktir. Yapılan sanat veya icra eden sanatçı apolitik gibi görünse de bazen, özünden ayrıksı yaşaması mümkün değildir. Sanatçının sanatını ve kendisini politize kılması başka bir durum ama. Sanatçı dilerse bu bağlamda daha belirgin davranabilir, tamamen kendi tasarrufu. Totalde ölüm dahil bence politik olduğundan şiirin içine her şey girebilir ve fazlasıyla taşabilir. Ben de bazı şiirlerimde toplumsal gerçekçi sahada bulunmak istedim. Eleştiri, umut, başka yönlerden memnuniyet veya hayıflanma, birçok unsur var aslında bahsettiğim şiirlerimde. Ve son cevap: Hiçbir kuramı veya akımı benimsemediğim için şiirde herhangi bir dengenin olduğunu düşünmüyorum. Benim için sanat dengesiz ve biçimsizdir. Ve algısal düzlemde görecedir.
Burçin L. A.:
“Hiç” şiirinden bahsetmek istiyorum burada; şiir şöyle
“Hiç
İyidir.”
Ve son şiir Yok şiiri
“Şiirlerim var benim kedim var
Gülümsüyorsam derdim de vardır belki
Ama onlar yok.” dizeleriyle bitiyor.
Burada hiçlik ve yoklukla felsefi olarak da varoluş sorgusunda, gerçekliğin yalan olduğunu da düşündürüyor. Yalnızlık da çokça hissediliyor. Kendiyle de kalabalıklarda da bireyin yalnız olma durumunu derinden işliyor. Bir de şiirler ve kedi var
Son olarak bu hiçlik ve yokluğun ve kedilerin senin şiirdeki ve hayattaki yerini sormak istiyorum? Şiirde tutunulacak bir şey midir, yara açacak bir şey midir?
Emre G.K.: Nasıl ki son nefesime kadar şiirin beni bırakmayacağına inanıyorsam kedilerin de beni bırakmayacağına son derece inanıyorum 🙂 Sadece kedi de değil tabi, hayvanların tümünü bitimsiz seviyorum. Bireyin toplum içerisindeki yalnızlığına etkili başka bir ilaç düşünemiyorum. Hiçlik ve yokluk konusuna girecek olursak, şiirlerimde bazen metafor olarak bazen de varlıksal olarak kendine yer bulur bu kavramlar. Evet başta da demiştim, mutsuz ve yalnızız bu dünyada. Kabul eden olabilir, olmayabilir saygı duyarım ama kendimizi kandırmak bana gülünç geliyor Burçin. O yüzden de olabildiğince bu tür kavramları işleyerek şeffaf kalmaya çalışıyorum. Bana böylesi davranmak huzur veriyor. O yüzden “Hiç iyidir” diyebiliyorum rahatlıkla. İnsan sevmiyor değilim tabi, sadece birbirimize zarar vermediğimiz sürece insanları sevebilirim, bunu anlatmaya çalışıyorum.
EMRE GÜRKAN KANMAZ KİMDİR?
Şair EMRE mahlaslı GÜRKAN KANMAZ, 1987 yılında İstanbul’da doğdu ve İstanbul’da yaşıyor. Remzi Kitapevi, DNR, Alakarga Sanat, Cumartesi Kitaplığı, Tudem, Kopemik, Epsilon ve SRC Kitap yayınevlerinde çalışarak edebiyatla, yazarlarla iç içe bir dünyadan şairliğe uzanmıştır. Eserleri; Mavi Liman, Karşın, Bireylikler, Caz Kedisi, Can Öykü Gazetesi, Gard, Küçüreköykü, Edebiyatist gibi birçok edebiyat dergisi ve fanzinlerde yayımlandı. Bellekte Sabah isimli bir podcast ile edebiyatın ve şiirin nabzını tutuyor. Şiirde ve öyküde yenilikçi olmaya çalışıyor.
Kitapları:
- Bellekte Sabah
- Ametal
- İs Your Kafan Beatiful
- Hidnopedia Versus Wikipedia
- Tuhaf.İye


