Çağdaş Antigone,
çarpışarak çekiliyor kendine

Özlem Çuhadar

Zapyon Rum Lisesi’nin büyük salonundayız, günlerce süren hummalı çalışmaların ardından
İoanna Kuçuradi ’ye saygı etkinliğini gerçekleştiriyoruz. Amacımız etik değerlere, insan
haklarına dikkat çekmek. Öğrencilerimin felsefe-edebiyat bağı doğrultusunda hazırladıkları
sunumları ilgiyle izleyen Kuçuradi, etkinliğin sonunda öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada,
çatışmalarının ve başkaldırısının başladığı yerde, mezun olduğu okulda, bu etkinliğin
gerçekleşmesinin kendisi için önemli olduğunu söylüyor, sonra da, “ Farklılıklara saygı
duyun çocuklar, sizden farklı düşünen, farklı aidiyetlere sahip insanlara saygı duyun ve kimseyi
dışlamayın.” diyor vakur, kararlı bir sesle. Salonun geçmişle günümüzü buluşturan aynaları,
bu sözle sırlanıyor yeniden; heykeller canlanıyor, perdeler sözü alıp sokağa, Beyoğlu’nun renkli
insanlarına taşımak için aralanıyor. Çocukların gözlerinde gurur, çocukların gözlerinde ışık…
Kütüphanedeyiz. Okul kütüphanesine Kuçuradi’nin ismini veriyoruz, sıradaki etkinlik
açılış merasimi. Bir kitaplığın üstünde onun kocaman fotoğrafı, raflarda ona ait kitaplar.
Edebiyat öğretmeninin derse Nâzım Hikmet şiirleri getirdiğini, Nâzım Hikmet’in kitaplarının
basılmasının o yıllarda yasak olduğunu öğrendiklerini aktarıyor ve o ânda Kuçuradi’nin
edebiyata, şiire verdiği önemi anımsıyorum.
İlk kitabı “Perdenin Arkası” 1955-1962 yılları arasında özellikle üniversite yıllarında yazdığı
şiirlerden oluşmuş. Şiir, öylesine önemli ki, “Bir şiir kitabı üç felsefe kitabına bedeldir.” bile
diyor. Özdemir İnce’nin Ritsos’la mektuplaşmalarının çevirisini yapmış, Turan Oflazoğlu ile
Kavafis’in Barbarları Beklerken’ini çevirmiş. Şiir çevirisinde sesin değerini yitirmemesine
büyük özen gösteriyor. “Başka bir dilde iletilmesi istenen, şiirin anlamı ve sesidir. Şiirde kulak
aracılığıyla görülür imge; çünkü anlamı taşıyan bu sesten imgedir.” Onun için şiir, o insanca
noktaya dokunabilmek; esas olanı, öz olanı görebilmek çabası. Şiir kitabındaki şiirleri
irdelediğimde mitolojik göndermelerin yoğunlukta olduğunu ve özellikle yol, yüz, ses, kapı
imgelerinin duygudan düşünce dünyasına doğru yol aldığını düşünüyorum. Yaşam, tüm
yönleriyle sorularla dolu dizelerde. Şiirlerinde felsefi eğiliminin izlerini bulmak da mümkün;
insan sevgisini, insanın değiştirebilme gücüne duyulan inancı sezmek de.
Yine edebiyat eserlerinin insanlaşmaya yardımcı olduğunu, insanların davranışlarını
gözlemleyerek kazandığımız etik duruşun edebi metinlerde çarpıcı bir şekilde
sorgulanabildiğini vurguluyor. Hatta etikte durum değerlendirmesini Albert Camus’nun
“Veba” adlı eserinden örneklendiriyormuş. Ona göre edebiyat eserleri, insanı insana anlatması
bakımından oldukça önemli. Edebiyat -felsefe ilişkisinin her daim yeniden kurulduğu, birbirini
tamamladığı, beslediği uzun bir yolculuk.
“Gezici sirkte
İki cüce
Gece gündüz
Dans ede ede birlikte
Yürümeyi unuttular
Çocuklar
Görünce onları
İçten bir şaşkınlıkla
Gözleriyle sordular
Nedenini
Başka bazıları da
Düşünün ödünsüz yandaşları
Yaşanmamış bir yaşama tapanlar
Baktılar onlara
Gözleri doldu
Ama sormadılar.”
“Cüceler” şiirinin dizeleri eşliğinde yüzlerine bakıyorum etrafımdaki insanların.
Kuçuradi’nin daha önce okuduğum sözlerine odaklanıyorum. Yüz yüze iletişim kurabildiği
takdirde insanlarda olumlu etkiler yaratabildiğini deneyimlemiş defalarca. İnsan olmanın biraz
da olsa kokusunu alanların yüzüne baktığı kişilere zarar vermeyeceğini düşünüyor. Halk
arasında gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenlere “yüzsüz” dediğimizi hatırlatıyor.
Yüzsüz olmamak ne güzel, diyorum ben de içimden buruk bir tebessümle… Yüzlerine
bakıyorum insanların ve sonra ayrılıyorum okuldan. İyi ki varsınız, diyerek vedalaştığım
“bilgenin”, Güngör Dilmen’in deyişiyle ilkelerinden hiç sapmayan Çağdaş Antigone’nin,
çatışmalarının başladığı yerden başkaldırısını da yüklenerek çıkıyorum büyük, demir kapıdan.
Arkamdan geldiğini ve “İnsanın daha doğrusu kişinin ana değer, kayıtsız şartsız ana değer
olduğunu kavrayabilmek… Don Kişotça da olsa bir şeyler yapabilmektir.” dediğini
duyumsuyorum.
Metroya doğru yürüyorum. İstiklal Caddesi’ni geride bırakırken Kuçuradi’nin “Örtü”
şiirindeki
“Gözleri
İçini görür
Bir bir her rastladığının.
Açın yüzünüzü”
dizeleri çarpıyor, rüzgârla birlikte yüzüme. Kapatıyorum gözlerimi bir süre için sımsıkı, sonra
yürümeye devam ediyorum.

Not: Yazı daha önce 1 Ekim 2023 tarihli Çıngıraklı Sokak Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version