Mualla Katip

Asaleti ne tanımlar ve ne tamamlar? Kadını asil kılan nedir? Takıları, giysileri, tavırları… Eğer siz sahip olduğunuz şeyleri —inci, mücevher , her neyse— sadece gösterme gayreti için taşıyorsanız kokoş olabilirsiniz. Oysa asil bir kadın değerli olanı sergilemez, ona değer kazandırmaya çalışmaz; onu sadece taşır.

Tıpkı Ahmatova’nın bu fotoğrafındaki acıyı taşırken sergilediği duruşu gibi. . Fotoğrafta oldukça sade bir kadın görüyoruz; ancak bu kadın 20. yüzyıl Rus edebiyatının en büyük şairlerinden biri. Ahmatova’nın nasıl bu kadar asil ve sağlam durabildiği, onun acıyı taşıma biçimiyle anlam kazanıyor. Asalet güzellikte değil, insanın gerektiğinde acısını teşhir etmeden ama saklamadan taşıyabilmesinde. Rus edebiyatının o soğuk atmosferini, Stalin döneminin baskı ve zulmünü asil bir duruşla yerle bir edebilmesinde.

Asıl adı Anna Andreyevna Gorenko. Ahmatova soyadını edebî mahlası olarak kullanmış. Onu biraz daha yakından tanımaya çalıştığımızda görüyoruz ki Ahmatova, sade fakat yoğun duygular taşıyan şiirleriyle duruşunu zarafetle buluşturuyor.

Biz hep tarihin tozlu ve tozsuz sayfalarında büyük şairlerin erkek olduğuna tanık oluruz. Çünkü tarihin kendisi de feodaldir… Oysa tarihî gerçeklerin, hatta en acımasız gerçeklerin, hassas bir ruhun, bir kadının kaleminde nasıl eğilip bükülmeden dimdik, onurlu bir şahlanışla anlatılışına Ahmatova’nın şiirlerinde rastlarız. Şöyle ki Türkçe karşılığı “Ağıt”, Rusçada “Requiem” ismini taşıyan şiirinde şöyle der:

“On yedi aydır feryat ediyor,
Seni eve çağırıyorum.
Celladının ayaklarına da kapandım,
Sen hem oğlum hem de felaketimsin.”

Bence eserin en çarpıcı tarafı yalnızca oğlunu kaybetmekten korkan bir annenin ağıdı olmaması. Ahmatova kendi acısını, hapishane önlerinde yakınlarından haber bekleyen binlerce insanın ortak acısına dönüştürüyor.

Bunu 20. yy. Türk şiirinde Gülten Akın’ın şiirlerinde de görürüz. Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı, Deli Kızın Türküsü, Kestim Kara Saçlarımı yaşadığı coğrafyadaki kadının ağıtıdır.

“Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim
Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmedim”

Gülten Akın’ın bu ve buna benzer birçok mısrası Türk şiirinin kalbinden dizelerdir. Ve Gülten Akın’ın sesi Türk şiirinin en zarif, en güçlü seslerinden biridir.

Dünya edebiyatında da çok sayıda olmasa da bunun örneklerine rastlamak mümkün. İşte bir kadın… Bir şair ve taşıdığı acının onun asaletine yansıyan fotojenik hâli. Ona bu fotojenik olma durumunu sağlayan şey asla gerdanındaki takısı, parmağındaki yüzüğü, saçındaki topuzu veya yüzündeki makyajı değil. Onlar sadece birer obje. Olmasalardı da biz fotoğrafta yine aynı duruşu görecek, aynı kadına hayranlıkla bakacaktık.

Geçen gün bir kadın arkadaşımın bir erkek yöneticinin ezici tavrına ve kaba tutumuna karşı zayıflık göstermesine içerledim ve ona Rus şairinin Stalin karşısındaki yenilmez duruşundan ve Requiem şiirinden bahsettim.

Karşınızdaki kişi bir kadınsa iyi düşünün… Hele ki bir şairse asla hakaret etmeye yeltenmeyin. Tıpkı Stalinist terörün sıradan insanlarda yarattığı yıkımı göstermek için Ahmatova’nın Requiem’inde Stalin’in zalimliğinin devleştiği gibi. Siz de bir anda Binbir Gece’nin şişeden çıkan ifriti gibi, kendisine uzatılan eli bile cezalandırmaya hazır bir canavara dönüşebilirsiniz.

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version