“…Müzik çalınan sesler gibi görünse de çoğunlukla aslında
eslerin yani sessizliklerin oluşturduğu bir temeldir.
Çünkü varlığın asıl kumaşı sessizliktir
veya evrende de asıl kumaşın karanlık veya boşluk olması gibi.
Biz boşluk kumaşının üzerine bir şeyler oya ederiz…”

 

İSMET YAZICI: Bazı müziklere için “dinliyorum” sözü yetersiz kalır; için ona yer açar ya da sen onda kendine yurt bulursun. Sizin yaptığınız müzik de benim için öyle…  Sanki zaman ve mekân tanımlarından münezzeh bir var oluştan, ruhlara sessizce sızıyor. Bendeki hissi tanımlamaya çalışsam bütün hareket tercihlerim ve zorunluluklarım bir anda kesiliyor ya da yön ve durum değiştiriyor diyebiliyorum. Sabitliğin içinde devinip dönüyorum diyebilirim belki zorlasam, ama hâlin kelimelere dökülmesi çok zor…

DEMİRCAN DEMİR: Buna şifa olsun denir başka ne diyeyim eyvallah…

İSMET YAZICI: Dinlerken insan kendini bir cümlenin ortasında bırakılmış gibi hissediyor; devamı söylenmemiş ama eksik de değil ve de çok tanıdık. Sözlerin ve söylenişin etkisi, o sözlerin kurulduğu dil sanki bildiğin bir dil, ama o bildiğin dilde kelimelerin şifresini açmak istemiyorsun (hatta çoğu zaman sözleri seçemiyorum bile). Kalbin biliyor, kulak duyuyor, ama sanki konuştuğun dilde o şifreyi açsan, anlam (ve de hâl) eksik kalacak…

DEMİRCAN DEMİR: Bu bahsettiğiniz şey zaten kuan veya koan denen (u ve o arası telafuz ediliyor) Zen öğretisinde ya da Tao öğretisinde, öğretinin temelini oluşturan algı biçimi. Bir şeyi tanımlamadan cevaptan azade şekilde onu derinlemesine yaşayarak anlamak. Yani zaten benim yaptığım müziğin de temelinde bu var bu yaşadığınız bunun tanımına çok uyuyor.

İSMET YAZICI: Sizi önce Kuan grubuyla yaptığınız çalışmalarla tanıdım. Çok özel işler… Kuan da benim için bir müzik grubu tanımına sığmaktan öte anlamlar içeriyor. Bir araya gelişinizi ve süreci sizden dinleyebilir miyiz?

DEMİRCAN DEMİR: Ben çocukluğumdan beri müzik yapıyorum aslında; yani 4-5 yaşımdan beri; özellikle babamın vesilesiyle. Babam türküler söyler hep, ama müziği paylaşmak yayınlamak vesaire gibi şeylerle aslında hiçbir zaman çok ilgili olmadım; hala da o kadar ilgili değilim ve bu benim için çok ritüelistik bir olay… Müzik genel olarak bireysel bir ritüelin gerçeği. Kuan da biraz hem beraber icra ettiğimiz dostların hem de belki de genel olarak hayatın benden artık bu ayinsel müziği biraz paylaşmamı talep ettiğini hissetmemle ortaya çıktı. Tabii ki beraber çaldığımız dostlar, bunun ilk vesilesi oldular. Onlar geldiler beraber çaldık ve bunları yayınlamak istediler; bu şekilde başladı aslında. Benim bireysel ritüellerimin bir noktada artık paylaşılma zamanı gelmiş gibi anladım ben bunu ve o noktada Kuan oluştu diğer dostların da katılımıyla. 

Screenshot

İSMET YAZICI: Tabi ki sesle, titreşimle kurduğunuz bir dünyaya davet ediyorsunuz dinleyeni, ama tuhaf bir sessizliği de içinde barındırıyor; nasıl oluyor bu bilmiyorum ama bende yarattığı duygu bu ve o sessizliğin içinde hep biraz daha kalmak istiyorum. Kelimelerin, seslerin yavaşladığı bir anda o suskunluk hissi… Boşlukta asılı kalma hissi… Bulunduğum yerden uzak ama tıpkı anne kordonu gibi sıkı sıkıya da tutup kollayan…

DEMİRCAN DEMİR: Zaten aslında söylediğiniz şeyin içinde de var… Müzik çalınan sesler gibi görünse de çoğunlukla aslında eslerin yani sessizliklerin oluşturduğu bir temeldir. Çünkü varlığın asıl kumaşı sessizliktir veya evrende de asıl kumaşın karanlık veya boşluk olması gibi. Biz boşluk kumaşının üzerine bir şeyler oya ederiz, onun üstüne bir şeyler inşa ederiz. Bu görünen yüzü olur ama asıl temel sessizliktir, değişmez. Ben bu idrakı asla yatsıyamayan biri olduğum için, derinden hissettiğim için belki de çıkardığım sesler de sessizliğin hükmünü çok daha derinden hissettiriyor olabilir.

İSMET YAZICI: Müziğinizin bir başına dinlenişi tabi ki çok özel ama canlı performanslarınızda tercih ettiğiniz mekânlar ve oluşturduğunuz atmosfer büyüleyici. Aslında sadece müziğinizle hâle davet etmiyorsunuz diyebilir miyiz…

DEMİRCAN DEMİR: Evet canlı performans dediğimiz şey… Zaten performans kelimesini kullanma sebebim de yaptığımın düz bir müzik dinletisi gibi bir eylem olmaması. Genelde benim performanslarımdan insanlar derin bir deneyim yaşayıp çıkarlar. Çünkü asıl paylaşılan şey bir deneyim hali… İçsel bir yolculuk deneyimi diyebiliriz. Hissi sınırların çok belirgin bir şekilde ortadan kaybolduğu ve benlikten çıkıp biraz daha belki de külli varlığımıza dokunduğumuz bir deneyim diyebiliriz. Hepimiz performansa cüz’î varlıklarımızla gelip, gittikçe külli varlığımıza doğru yolculuk yapıyoruz; orada ben kalmıyor, siz kalmıyor… Mevcudiyetin kendisinden fail olarak iyice koptuğumuz bir alan açılıyor.

Benim müzik ve genel olarak sesle yaşadığım bireysel deneyim bu şekilde olduğu için performans esnasında buna şahit olanlar da benzer bir deneyim hâlinin içine giriyor sanırım.

İSMET YAZICI: Sahnedeyken mi yoksa stüdyoda mı daha özgür hissediyorsunuz, daha “kendin” hissediyorsunuz? Belki bu soruya insanlarla buluştuğunuz hal sizi nasıl etkiliyor, dönüştürüyor diye bir soru daha ekleyebiliriz…

DEMİRCAN DEMİR: Özgürlük açısından farklı şeyler bunlar. Sahne zaten benim Kuan‘la beraber hayatımda ortaya çıkan bir şey, ondan önce de daha küçük yaşlarda 15-18 arası yaşlarımda insanların sahnelerine dahil oluyordum; ama çok da sahne fikrine hevesli değildim. Kuan’da da zaten aslında niyetimiz sahneyi fikir olarak ortadan kaldırıp az önce yukarıda anlattığım gibi herkesin külli varlığına doğru kaydığı bir deneyim oluşturmaktı. Bunu yaptık ve ben hala yapıyorum bireysel olarak da… Dolayısıyla ikisinin dinamiği farklı… İnsanlarla buluştuğumuzda, olan müzik; benim müziğimden çok buluşan kişilerin de müziği olur, bu her performansının başında da anlattığım bir şeydir. Yani orada bulunan herkesin genel halinin bir sonucudur orada olan müzik… Bu her yerde böyledir. Ama stüdyoda olduğunda farklı bir dinamik var; orada olan geleceğe aktarılacak bir şey… Kayıt dediğimiz şeyle aslında zamanın ve mekânın ötesinde birilerine bir şeyler yapıyoruz. Sadece o an orada olanlara değil de gelecekte birilerine de. Biraz zamanı büküyor kayıt olgusu olduğumuz yerden çok ileri zamanda ve mekânda birilerine sesleniyoruz.  Oradaki dinamik o yüzden farklı, performans ise o an orada hep beraber birleştiğimiz bir külli deneyim yaratıyor. Tabi bu külli deneyim durumları ve birçok insanla beraber bunu yaşadığımız için tüm hayatıma etki eden dönüşümler yaratıyor, kendimde bilmediğim şeylerin ortaya çıktığı ya da insanlığa dair yeni yeni şeyleri fark ettiğim veya bilinmeyene dair birçok şeyi anladığım bir deneyim alanı açıyor.

İSMET YAZICI: Müziğiniz zamansız bir hâlin müziği; bu hâl daimi mi ya da hangi anlarda ortaya çıkıyor?

DEMİRCAN DEMİR: Bu biraz garip bir durum. Yukarıda da bunların üzerine konuştuk külli varlığın haline girmek durumu gibi; aslında biraz Şamanik bir yolculuk hali gibi bu. Lakin bu böyle bizim süper gücümüz ve istediğimiz anda açıyoruz onu gibi bir durum değil… O yüzden daha çok durumların akışına göre kendini şekillendiren bir durum. Ben daha çok o durumun iz sürücüsüyüm, takipçisiyim. Bir performans olduğunda da bunu anlatırım, derim ki biz burada hep beraber, varlığın bizi yönlendirdiği biçimin izini süreceğiz… Yani ne olabilir şu an… Burada bu ana ait bir müzik var ve biz onun izini süreceğiz. Bu oluşun ötesine geçemiyoruz; bunun izini sürebiliyoruz ve dolayısıyla o an olabilecek olanı izliyoruz ve o gerçekleşirse gerçekleşiyor, yoksa zaten hiçbir şey olamıyor.

Yani baştaki soruya gelirsek, varlığı daimi, ama durumu ben yönetmiyorum ben izini sürebiliyorum sadece.

İSMET YAZICI: Bir parçanın oluşumunu ilk tetikleyen şey duygu mu, ses mi, sessizlik mi…

DEMİRCAN DEMİR: Hepsi olabilir… Çok durumsal.

İSMET YAZICI: Kendi müziğinizi dinlerken, Demircan Demir olarak mı dinliyorsunuz; yoksa Dünya’ya düşmüş bir Garip gibi mi?

DEMİRCAN DEMİR: İkisini de yapmam gerekiyor… Yani kendimi anlamak için Demircan Demir olarak dinlemem gerekiyor, kendimi geliştirmek içinse başka birinin gözüyle dinlemem gerekiyor ya da felsefede Tanrı gözüyle dedikleri tarafsız bir yerden dinlemem gerekiyor.

İSMET YAZICI: Bitmiş bir parçayı dinlerken ‘tamam oldu’ dediğiniz an ne zaman? Ama daha önemlisi bir parçayı tamamlanmış saydığınız anda, eksilen şey ne oluyor?

DEMİRCAN DEMİR: Vallahi aslında hiçbir şarkı asla tamamlanmaz. Şarkılar birer kapıdır çünkü, bir algı kapısıdır ve o hisse dair algının kapısını açar. Ve nasıl bir yemeği yaparken istediğinizi katabileceğiniz, katmaya devam ettikçe edebileceğiniz gibi bir şarkıya da sürekli bir şeyler katabilirsiniz. Ama bir şarkıyı şarkı haline getirmenin temel noktası benim için; bir şey anlatıyor olmasıdır. Benim için en önemli temel budur. Bir şarkı cümleleri ile ezgisiyle, hissiyle bir durumu, bir hali anlatabildiğinde, aktarabildiğinde artık şarkıya dönüşmüştür ama dediğim gibi nihayetinde bir algı kapısıdır ve hep gelişebilir, geliştirilebilir.

İSMET YAZICI: Bu zamansız tınılar için şöyle bir soru sorup biraz Dünya’ya indirsek: Gecenin mi günün mü besteleri bunlar; siz hangi vakitte dinlemeyi seviyorsunuz? Buna bağlı bir soru da belki şu olabilir: Kendi müziğinizi en çok hangi ruh halinde dinliyorsunuz?

DEMİRCAN DEMİR: Gecesinden gündüzden çok benim müziğimi yoğun bir içsel yolculuk veya meditatif bir algı hali olarak tanımlayabiliriz. O yüzden, özellikle de enstrümantal bir şey çalmıyorsam sözlü bir şeyse; yanda fon müziği gibi çalarak dinleyebileceğimiz bir müzik değil, etkisi altına alan ve bizi ciddiyetli bir algı biçimine sokan bir müzik türü… Dolayısıyla çok buna hazır olduğumuz anlarda açtığımız bir müzik gibi. İnsanları da gözlemliyorum böyle yapıyorlar.

İSMET YAZICI: Youtube’da dinleyenlerin yorumlarına baktım; çok etkileniyorlar müziğinizden ama tarif etmekte, yaşadıkları hali yorumlamakta zorlanıyorlar. Yorumlarıyla sizi çok şaşırtan bir dinleyen oldu mu?

DEMİRCAN DEMİR: YouTube yorumları ayrı bir eğlence kaynağı valla. Çok değişik yorumlar var. Şimdi burada her birini anlatmam zor olur ama tabii tanımlamak da zorlananlar olabiliyor doğrudur.

İSMET YAZICI: Bu müzik kime ait değil ya da şöyle soralım kime davet…

DEMİRCAN DEMİR: Kime ait değil ya da kime davet tam bilemem ama; bu müzik bir tüketim malzemesi değil bunu biliyorum. Ve bence aslında genel olarak müzik bir tüketim malzemesi değil. Bu gerçek müziğin benim için tanımı belki de. Dolayısıyla benim yaptığım da tüketmek için veya bağlantı kurmadan sırf ses çıksın diye açacağımız bir müzik biçimi değil, bunu biliyorum. Bu yüzden bazen ağır ve fazla yüklü gelebilir. Ama dinleyene şifa olsundur dileğim…

İSMET YAZICI: Şifa olsun gerçekten, şifa arayanlara yol olsun…

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version