Esra ERK ÖZYİĞİT
Bir kurguya sonradan katılan yazarın işi dikkat ister. Hikâye başlamıştır. Dünya kurulmuştur. Kişiler yerlerini almış, ilişkiler belirlenmiş, okur da bu dünyaya alışmıştır. Yeni gelen, bu alışkanlığın içinde kendine bir alan açar. Beşpeşe’nin beşinci bölümünde Pınar Kür’ün karşısındaki durum budur. Çünkü bu roman, beş yazarın birbirinin bıraktığı yerden yürüttüğü ortak bir çalışma. Başlatılması gereken bir hikâye yoktur; farklı ellerden geçmiş, çoğalmış bir kurgu vardır. Kür bu kurguyu sürdürürken sesi yükseltmez. Bakışı yavaşça başka bir yere taşır.
Bu yön değişimi, daha çok anlatma biçiminde hissedilir. Burada ses değişir. Önceki bölümlerde Zehra’nın hayatı dışarıdan görülür. Aynı olaylar farklı bakışlardan anlatılır, hikâye genişler. Pınar Kür’ün yazdığı bölümde ise bakış içeri döner. Bakış yaşananların karakterin içinde bıraktığı duygusal izlerin peşine düşer. Zaman burada sıkışır. Uzun roman akışı yerini yoğun iç zamana bırakır. Bu yoğunluk, öyküye özgü bir zaman duygusu yaratır. Kısa bir zaman kesitinde yoğunlaşan bir anlatı… Bu bölümde asıl dikkat çeken, hikâyeden çok anlatma biçiminin ağır basmasıdır.
Bu duygunun ilk izleri çocukluk sahnesinde belirir. Romanın ilk sahnesinden itibaren merkeze yerleşen bu izlek, Kür’ün yazdığı bölümde iyice öne çıkar. Zehra için seksek oyunu, sadece geçmişten gelen bir hatıra değildir. Çizgiler, taş, kama, yanma ihtimali Zehra’nın dünyayı algılama biçimini düzenleyen işaretlere dönüşür. Hayat!.. Sanki sınır çizgilerinden dikkatle geçilecek bir yer. Her adım bir karşılık taşır. Ya yanacaksın ya da kazanacaksın… Bu yaklaşım, Pınar Kür’ün öykülerinden tanıdık bir izlekle buluşur. Küçük bir ayrıntı, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi taşır.
Seksek bu bölümde bir ölçü biçimi gibi işler. Oyun, çocukluk anılarında kalmaz; yetişkin hayatına sızar. Bu oyunun hatıralarındaki en büyük travmayla yani annesinin ölümüyle ilişkili olması bu bakışın nedenidir belki de. Çocukluğunun en güzel anları ile en değerli kişinin ölümünün aynı çizgide buluşması… Çizginin içinde kalmak, oyunda kalabilmek, dengede durmak Zehra’nın hayatı algılama biçimini belirler. İlişkiler, seçimler ve suskunluklar bu ölçüyle değerlendirilir. Seksek, böylece hikâyenin merkezine yerleşir. Oyun, çocukluğu anmaktan çıkar, bir alışkanlığa dönüşür.
Seksekteki çizgi, tiyatrodaki sahne gibi sınırı olan bir alan yaratır. Bu çizgi tiyatro düşüncesiyle birleştiğinde daha da belirginleşir. Çocukluk oyunundan yaşamını oyunla kazanan bir yetişkinliğe geçiş. Hocası Fatin Bey’in tiyatroya bakışı da sahneyle sınırlı kalmaz. Oyunculuk, insanın kendini sınadığı bir alan olarak anlam kazanır. Prova, risk ve seyirciyle yüz yüze gelme fikri Zehra’nın bu sanata tutkuyla bağlanmasının önemli unsurlarıdır. Bu noktada Fatin ile Zehra aynı çizgide buluşur. Hayat, oynanması gereken bir oyun gibi algılanır. Burada söz durur. Anlara yaklaşır. Bu odaklanma, bölümün temposunu belirler.
Bölüm ilerledikçe ağırlık düşünceye kayar. Olaylar sürer; asıl hareket zihinde yaşanır. Cümleler düşünceyi taşımak için kurulur. Kısa duraklamalar, okura düşüncenin içinde kalacak alan açar. Burada Kür’ün öykücü sesi daha yakından duyulur. Hikâye akarken akış daralır; derinlik bu daralmadan doğar.
Zehra’nın iç sesi bu noktada belirginleşir. Dış dünyaya ait ayrıntılar geri çekilir. Olaylar sürer… Okur kendini bir anda dururken bulur. Geceye bakma sahnesi bu yönelimi açıkça gösterir. Zehra çevresini seyretmek yerine kendi içine yönelir. Geceyle kurduğu bağ bir düşünce hâlidir. Burada olaylar durur. Söz azalır. Okur, olayların akışından çok bu düşüncenin içinde kalır. Öykü dili burada belirir.
Bu içe dönüş, bölümün en sarsıcı yeridir. Zehra’nın bebeği pencereden atmayı düşünmesi, içeride ani bir kırılma yaratır. Bu düşünce kısa sürer. Ardından sessizlik gelir. Roman bu sessizliği olduğu gibi bırakır. Okur, o anın üstüne kapanan sessizlikle baş başa kalır. Bu tür anlar, Pınar Kür’ün öykülerinde sıkça karşılaşılan bir yoğunluk noktasıdır. Eylemden önce beliren ihtimal, anlatının etik yükünü taşır. Ağırlık, düşüncenin belirdiği ana yerleşir.
Anne meselesi bu yoğunluk içinde yeni bir biçim kazanır. Annenin ölümü, açıklanması gereken bir olay gibi ele alınmaz. Geride bıraktığı boşluk, Zehra’nın hayatına yayılır. Bu boşluk, konuşulmadıkça derinleşir. Anneanne figürü bu derinliği ortaya çıkarır. Erenköy’deki köşk, geçmişi saklayan bir mekân olarak durur. Hatırlamak, burada konuşmakla eş anlamlı değildir. Suskunluk, hafızanın taşıyıcısı olur.
Bu suskunluk kuşaktan kuşağa aktarılır. Anneanne, kendi kızını hayatlarının dışında tutar. Zehra, eksik bir hikâyenin içinde büyür. Aile içindeki kırılmalar, söylenmeyenler üzerinden varlığını sürdürür. Travma, gündelik hayatın parçası hâline gelir. Sessizlik, pasif değildir. Yerleşir.
Baba figürü de bu sessiz alanın içinde yer alır. Baba, kesin cevaplar sunan bir karakter olarak belirmez. Onunla kurulan ilişki, sorular üretir. Zehra için asıl mesele, gerçeğin ne olduğundan çok, bu belirsizlikle yaşamayı öğrenmektir. Bu noktada, suç ve masumiyet ikiliğinin ötesinde bir ahlaki yükle yaşama deneyimine yönelir.
Fatin Bey, bu bölümün merkezine yerleşir. Tiyatroya dair söyledikleri, Zehra’nın hayat algısıyla birleşir. Oyunculuk, dengede durmayı, kendini sınamayı ve sürprize açık olmayı gerektirir. Bu anlayış, Zehra’nın ilişkilerine ve seçimlerine sızar. Fatin Bey, hayata dair bir ölçü sunar. Aynı zamanda bu ölçünün yarattığı baskıyı gösterir. Öğretmen figürü, hikâyede hem düşünsel hem duygusal bir iz bırakır.
Yan karakterler bu bölümde olayları ilerletmekten çok Zehra’nın iç dünyasını yansıtır. Her biri, onun aklında kalan bir cümleye dönüşür. Bölüm bu izlerle derinleşir. Dil sakinliğini korur. Düşünceler zincir hâlinde ilerler. Kısa duraklamalar, okura nefes alacak alan açar. Bu akış, hikâyenin taşıyıcı unsurlarından biri hâline gelir.
Beşpeşe, başından itibaren tek bir yazarın kontrolünde ilerleyen bir roman gibi ilerlemez. Her bölüm, öncekinin bıraktığı yerden devam ederken akış yönünü de değiştirir. Kişiler sabit kalsa da bakış açıları yer değiştirir. Zaman, her bölümde başka bir ritim kazanır. Bu yapı, sona doğru bölümü doğal biçimde sıkılaştırır. Açılacak alan azalır; anlamlandırma ihtiyacı öne çıkar. Buradan sonra her şey dar bir alanda ilerler. Roman, birden fazla sesin iç içe geçtiği bir yerden ilerler.
Pınar Kür’ün devraldığı hikâye tam da bu yoğunluk anındadır. Anlatım artık derinleşmek ister. Bu ihtiyaç, dilini öyküye yaklaştırır. Kür’ün bakışı içeri çekmesi, zamanı daraltması, tam o durma noktasını merkeze alması bu yönelimin doğal sonucudur. Bölüm bu sayede kendi ağırlığını dengeler.
Bu durum, kolektif anlatım fikrinin önemli bir yanını da görünür kılar. Farklı yazarların eklemlendiği bir yapı, üslubu yalnızca bireysel bir mesele olarak bırakmaz. Yapı, yazarı belirli yönlere doğru iter. Beşpeşe’nin sonuna doğru öykü dilinin güçlenmesi, bu etkinin sonucu olarak okunabilir. Pınar Kür, kendi yazı dünyasına yaslanırken akışın ihtiyaç duyduğu yere yerleşir.
Büyük açıklamaların alanı burada daralır. Küçük düşünce hareketleri, kısa duraklamalar ve söylenmeyenler öne çıkar. Roman boyunca biriken sorular bu noktada cevaplanmaz; taşınabilir hâle gelir. Zehra’nın iç sesi, seksek ölçüsü, sessizlik hattı ve ihtimaller bu kurgunun taşınabilirliğini sağlar. Öykü dili, burada hikâyenin kendini toparlama biçimi olarak belirir.
Beşpeşe’nin beşinci bölümü, ortak bir anlatım içinde bireysel bir sesin nasıl var olabileceğini gösterir. Pınar Kür, kendinden önce gelen akışı sürdürürken kendi düşünme biçimini korur. Olaylardan çok düşüncelerin akışına odaklanır. Bu nedenle bölüm bir kapanış işlevi taşımakla birlikte romana, kendi ağırlığını taşıyabileceği bir bitiş biçimi kazandırır.
Okur sayfayı kapattığında seksek çizgileri yeniden belirir. Bu çizgiler artık bir çocuk oyununun izi gibi durmaz. Hayatın üzerinde dikkatle yürünmesi gereken bir yol hissi verir. Pınar Kür bu yolu sessizce çizer. Adım adım… Öykü sezgisiyle…




1 Yorum
Metni oldukça etkileyici ve dengeli buldum. Ortak bir kurgu içinde Pınar Kür’ün sesinin nasıl belirginleştiği çok zarif bir şekilde aktarılmış. Özellikle seksek metaforu ve içe dönüş vurgusu, yazıya güçlü bir derinlik katmış. Akıcı dili ve dikkatli çözümlemeleriyle keyifle okunan, nitelikli bir değerlendirme olmuş.