Sevişmek çok önemli bir şey. Her şeyden daha önemli… baklavadan, eğitimden sağlıktan; hatta künefeden bile…
Şu an Türkiye’de diziler sevişmenin önemini vurgulamak için var gücüyle çalışıyor. Bunlardan birine takılıyorum arada. Dizideki tüm kadınlar evli, ama her biri başka adamdan hamile. O adamlardan biri aynı anda iki kadını hamile bırakmış ama eşi başka adamdan hamile. Yani senaristin sayısal okuduğunu anlamak zor değil. Permütasyon, kombinasyon, olasılık… hepsini parçalamış. Gösteri yapmış resmen. Diziyi izlerken hamile kalırım diye korkmuyor değilim. Bu saatten sonra çocuk da bakamam.
Böylece gündemimizin hangi konuyla dolması gerektiğini de öğreniyoruz aslında. Eğitici buluyorum. Ama yine de bazen giderek çığırından çıkan toplumsal geçim sıkıntısını düşünüp tasalandığım için kendimi suçlu hissediyorum. Adaletle ilgili ufak tefek meselelere de takılıp üzüldüm, itiraf edeyim. Oysa asıl meseleyi, en önemli meseleyi kaçırmışım.
Altmışlı yıllardan sonra doksanlara kadar Brezilya dizileri ülkemizde de oldukça revaçtaydı. Kölelikle ilgili konularını işlerken bile öncelikle işlenen konu gebelik olasılıklarıydı. İnsanlar günlerce tüm ihtimalleri tartışırdı. Tahminlerini tutturamayanlar günlerce üzüntü yaşar kendini içkiye verenler olurdu. İçmeyenler teselliyi yeni tahminlerde arardı; güzel günlermiş.
Senaryo eğilimleri ile bir takım “şeyler” arasında ortak payda var mı acaba? Pay, payda döktürüyorum yine. Ben de sayısal okudum da. Yine de künefe sayısal zevklerden iyidir…



