Çığırtkan Kırmızı

Barış Erdoğan

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.

Ben havaya kandım, şiire de kandım

sana kanmaya seve seve hazırım

çığırtkan kırmızım

Dünün bütün değerlerini içeren kuralları yıktılar, renklerin sarhoşluğunu parlaklığına bağladılar. Matisse’in önderliğinde yol alan Fovistler, zihinlerindeki tuvallere “Renk için renk” ilkesini astılar. Kısaca “Çığırtkanlar” diye anıldılar. Ben istediğim yeri istediğim şekilde boyarım mı diyorsunuz, siz de fovistsiniz, renklerin çığırtkanısınız.

Çocukken boyaların dans ettiğinden habersizdik; fırçamızı tüpün ağzına gelen boyayla öpüştürür, tuvalimize sürerdik. Resmi görenler, “Acemioğlanlar sınıfından mısınız?” diyerek alay ederlerdi. Oysa bir kırmızının ham hali tablonun ruhuna işlediği anda kışkırtıcılığa başlar. Mümkün olduğu kadar kırmızının bahçesine başka renkler konuk edilmezler. Anthony Burgess’in,

Renkler birbirine karıştı. Parlak, donuk, çığırtkan, sessiz renkler. Kimse böylesine muhteşem bir renk cümbüşünün ortasında kalmamıştır. Mavilerin, sarıların, kırmızıların, siyahların, beyazların oluşturduğu bir yelpazenin ortasından heykeller çıkıp yürümeye başladılar.” sözündeki çığırtkanlık bu olsa gerek. Resmin çığırtkanlığı yeni değildi, başka sanat alanlarına da bulaşması için elinden geleni yaptı. Çığırtkanlığı, herkes gibi şarlatanlıkla ve dalaverecilikle bağdaştırma gayreti göstermeyeceğim. Çamurda gezen aynı ize basmaz.

1970’lere kadar süren kasaba dellalları (çığırtkanları) sırtladığı malı satmadan çalıştığı işyerine dönmez, dönemezdi. Oflazoğlu’nun çığırtkanlarla ilgili kurduğu cümlede sesi kısılmış bir çığırtkana sitem vardır: “Haberini böyle fısıl fısıl anlatmaz, gümbür gümbür yayar çığırtkan dediğin.” Bir çığırtkan daha vardır ki avcılar “mühre” adını verirlerdi onlara. Çevredeki kuşlar kafeslere kapatılmış bu mührelerin (çığırtkan kuş, çığırtkan düdük) sesine kanar, kendilerini ele verirlerdi. Grange’ın “Son Av”ında dişi geyiklerin seslerini taklit ederek erkek geyikleri davet eden düdük. Jurnal onlarda, casusluk onlarda, ispiyonlama onlarda…

İnanmayacaksınız atalarımdan biri (bana da inandırıcı gelmiyor) yangın çığırtkanıymış. Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, “Bir zamanlar, ‘patlıcan mevsimi gelince, İstanbul’da deliler ile yangınlar çoğalır.’ diye bir deyim varmış.” der. Evlerin ahşap olması, bu evlerin her yangında birlikte küle dönmesine “patlıcan yangınları” denirmiş ki, İstanbul’un belalı ayları ağustos ve eylülmüş. Ah o yangın kulelerindeki çığırtkanlar (köşklüler) aşk yangınlarından haber de verirler miydi? Atalarım olsa olsa böyle bir görev yüklenmişlerdir. Hele ki savaşa giden askerlerin önünde yol açan “baltacılar”dan biri hiç değillerdi. İslam dininde kafiri İslama davet eden bir grup daha vardır ki “dâi” (seslenen, bağıran, davet eden) adını alır.

Tarih boyunca çığırtkanlık mesleğinin hakkını veren bir kişi vardır: Diyojen’i satan adam. Diyojen, sözde gemidedir, -hikâyeyi uyduran bari kadırgada deseydi- korsanlar yaka paça alıp Girit’e götürürler. Bir çığırtkana teslim edip kenara çekilirler. Albatrosları aratmayan çığırtkan öyle yüksek perdeden bağırır ki Diyojen oracıkta satılır. Onu satın alan Kseniades’tir. Diyojen gibi bir dilbazdan çok etkilenir. Köle olmak üzereyken Kseniades’in çocuklarına müderrislik – şu zıkkıma da eğitmen demek zor değil- yapar. Böylece, Diyojen fenerini bir köşeye atmış, “Benden iyi efendi olur.” sözünü de kanıtlamış olur.

Resim renkler aleminde bir yangındır, evet ama asıl yangın şiirdedir. Dellallar (çığırtkanlar), Degüstasyon’da (*) Yahya Kemal’in etrafında (Tanpınar, Faruk Nafiz vs)  “Cânan aramızda bir adındı” demeye başlamışsa onlara sırtımı çevirmiş, “Melali anlamayan nesle aşina değiliz”in gizemini çözmeye çalışırım. Çaresiz kalınca, “orda olduğunu biliyorum isabel/ heyyy diyesim geldi içimden” dizelerimi mırıldanırım.

Siz kimsiniz? Yoksa şiir çığırtkanı mısınız, diye soranları ürkek bakışlarla cevaplarım: “Hayır hayır, ben sesini yutmuş şiir çığırtkanıyım.”

(*) Ahmet Haşim’in ve diğer devedişi şairlerin daimi müşterisi olduğu lokanta. Orhan Veli’nin de Haşim’i yerdiği, Cânân şiirinde andığı Degüston: “Cânân ki Degüstasyon’a gelmez/ Balıkpazarı’na hiç gelmez”

Köken olarak: “Fransızca dégustation ‘tadına bakma, tatma’ sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen degustatio sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince gustare ‘tatmak’ fiilinden de+ önekiyle türetilmiştir.” (www.etimolojiturkce.com)

YAZARIN SON YAZILARI
Çığırtkan Kırmızı - 23 Aralık 2021
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ