Şerif Fatih Yazdı: “Nietzsche Düşüncesinde Ahlakın İki Ölçütü: İyi ve Kötünün Kaynağı Problemi”

Şerif Fatih

Yazarın şu ana kadar yazılmış 19 makalesi bulunuyor.

Nietzsche ahlakla ilgili görüşlerine ahlakın temelini, soykütüğünü araştırmayla başlamıştır. Özellikle Hristiyanlık temelli ahlakın Avrupa insanının baskı altına aldığını düşünen Nietzsche’ye göre bu ahlak anlayışı aşılmalıdır:

“Bugünün Avrupa’sının ahlakı sürü hayvanı ahlakıdır: – İşte, anladığımız kadarıyla, olanaklı olan, olması gereken diğer çeşitlerin yanında, önünde, ardında, bütün daha yüksek ahlakların üstünde yalnızca bir çeşit insan ahlakı, oysa bu ahlak böyle bir “olanağa”, böyle bir “gerekirliliğe” bütün gücüyle direnir: İnatla, amansız bir biçimde söyler: “Ben ahlakın kendisiyim, benim dışımda başka hiçbir şey ahlak değildir!””-[1]

Nietzsche bu verili ahlakın aşılması için ahlakın soykütüğünü araştırmaya koyulur. Ona göre tüm kavram ve yorumlar insanın bizzat kendisinden kaynaklanır. Ahlaki değerler insanlar arasında tartışılmadan kabul edilmektedir. Ahlakın kurallar koyan bir gerçekliğe dönüşmesi insanların onu tartışmasız kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece ahlak nesnel bir değer kazanmakta ve her dönemde yeni değerler yeni kurallar ile varlığını sürdürmektedir. Ahlak her kültürde farklı bir yapıda görülse de sonuçlar bakımından benzerlik gösterir. İnsanları baskı altına alarak yönetmek ve bu baskıyı devam ettirmek nesnelleşen ahlakın yöntemidir.

 Ahlak üzerine farklı olarak ortaya konan değerlendirmeler insan üzerinde önemli etkilerde bulunur. Gelenekte veya geçmişte dile getirilen her düşünce şimdiyi ve geleceği baskı altına alır. Geçmişten gelen ve şimdiye kadar sorgulanmamış olan “müthiş, uzak, iyice gizlenmiş” ahlak ülkesini yeni bir gözle, yeni sorularla gezmek ister ve bu nedenle ahlakın ve ahlaki kavramların soykütüğünü çıkarmayı zorunluluk olarak görür.[2] Nietzsche bu bakış açısıyla sadece ahlakın soykütüğünü çıkarmayı değil ahlaki kavramları sorgulamayı, eleştirmeyi ve kendi ahlaki değerlerini oluşturmayı amaçlamıştır. O evrensel bir ahlakın mümkün olmadığını savunmaktadır.

Ahlakın soykütüğünü araştıran Nietzsche iyi ve kötünün kaynağı hakkında ne düşünmektedir? Ona göre iyi ve kötü ne anlama gelmektedir?

            İyinin ve Kötünün Kaynağı

            Nietzsche ahlak üzerine düşüncelerini güç istenci üzerinden kurmuştur. Hiçbir mutlak kavram tanımayan güçlü insan için “kendinde iyi” ve “kendinde kötü” yoktur. Kendinde iyi ve kendinde kötü gibi idealler Nietzsche’ye göre icat edilmiştir. İyi ve kötü kavramları benzetme, yorum ve kurgudur. Özellikle iyi kavramını “kutsal yalan” olarak niteler ve bu kavramın ahlak dışı bir şekilde icat edildiğini söyler. Bu nedenle Nietzsche’ye göre iyi ve kötü kavramlarının etimolojik çözümlemesinin yapılması gerekir. Nietzsche iyi kavramının nasıl ele alınacağını sorduğunda iyi kavramının farklı dillerde ne anlama geldiğine yani kökenine bakmayı önerir. Mevcut iyi kavramı toplumsal kavramlardan yola çıkılarak oluşturulmuştur. Yani iyi kavramı her toplumda soylu, asil kavramlarıyla tanımlanıyordu. İyi ruhça soylu, ruhça ayrıcalıklı kavramlarının bir türevidir. İyi kavramının bu gelişimi karşıtı olan kötü, alçak gibi kavramlarla beraber yürümüştür:

            “Bana göre, doğru yolu gösteren soru, ”iyi”nin değişik dillerde gösterdiği şeyin etimolojik açıdan anlamının gerçekten ne olduğu sorusuydu: Tümünün de aynı kavramsal değişime geri gittiğini buldum, – her yerde “soylu”, “asilzade” toplumsal anlamıyla temel kavramlardı; “iyi”, onlardan yola çıkarak “ruhça soylu”, “asilzade”, “ruhça yüksek”, “ruhça ayrıcalıklı” anlamlarında zorunlu olarak gelişime uğradı: Bu gelişim, hep diğerleriyle paralel yürüdü; “bayağı”, ”köylülük”, “alçak”, sonunda “kötü” kavramına dönüştü.”[3]

İyi ve kötü, “yararlı”, “zararlı”, “hayatı güçlendirici”, ”hayatı azaltıcı” gibi tabiat kavramlarından türemiştir. Ahlaki anlayışta dünya yaşamından sonra öte bir dünyaya yani ahiret hayatına inanılması iyi ve kötünün ilk anlamlarına karşıt bir durumun ortaya çıkmasına neden olur. Ahiret inancını kabul etmeyen Nietzsche iyi kavramının yaşadığımız dünyaya ait olduğunu ve hayatı güçlendirici, yararlı olarak anlaşılması gerektiğini savunmuştur. İyi kavramının öte dünya yani ahiret yaşamı ile ilişkisinin kurulması geleneksel ahlaki öğretilerden kaynaklanmaktadır.[4]

Nietzsche, iyi ve kötünün güç duygusunun istemi, gücün yükselmesi ya da yoksunluğu olarak belirtir:

“İyi nedir? -İnsanda güç duygusunu, güç istemini, gücün kendisini yükselten her şey.

Kötü nedir? -Zayıflıktan doğan her şey.”[5]

            Ahlakın tarihsel olarak gelişimini ele alan Nietzsche ahlakın soykütüğünü bulmaya çalışan ahlak tarihçileri, felsefeciler ve İngiliz psikologlarının ortaya koydukları ahlak anlayışında iyinin ilk olarak bencil olmayan ve yarar sağlayan bir anlamda tanımlandığını ortaya koyar. Ahlakın soykütüğünü araştırırken iyi kavramına bakışı şöyledir:

            “Ahlakın soykütüğünü bulmaya kalkışlarındaki beceriksizlik, ta işin başında ortaya çıkıyor, orada,” iyi” kavram ve yargılarının kaynağının ele alınışında. “Kökeninde insan”- öyle buyuruyorlar – “bencil olmayan eylemleri onayladı ve bu eylemlerle karşılaşanlar, yani bu eylemlerden yararlananlar açısından onlara iyi dedi; sonraları bu onayın kaynağı unutuldu. Çünkü bencil olmayan eylemler hep alışkanlık sonucu iyi olarak kabul gördü, iyi olarak duyumsandı – sanki iyi oluşları bu eylemlerin kendilerinden geliyormuş gibi.” Dosdoğru görülebilir: Bu ilk türetim, İngiliz psikologlarının tüm tipik özelliklerini taşıyor, – “yarar”, “unutma”, “alışkanlık” ve sonunda “hata”, tümü de, daha yüksek insanın, bir ayrıcalıkmış gibi şimdiye dek genellikle gurur duyduğu değer biçmelerin temeli olarak karşımızda.”[6]

            Ahlak tarihçilerinin ve psikologların iyi kavramının kaynağını gösterirken yanlış yaptıklarını söyler. İyi olanlar belli bir konuma sahip olanlar yani güçlü, yüksek ruhlu olanlardı. Yani iyi kavramı soylu ve güçlü olanların elinde belirlendiğini ortaya koyar:

            “Bu kuramda “iyi” kavramının kaynağı yanlış yerde araştırılıyor, ortaya konuyor: “İyi” yargısı “iyiliğin” gösterildiği yerden kaynaklanmıyor! Üstüne üstlük, “iyi” olanlar, kendi başlarına iyiydi, yani, soylu, güçlü, yüksek konumlu, yüksek ruhluydular; kendilerini öyle duyuyorlar ve ortaya koyuyorlardı; eylemleri iyi, yani, birinci sınıftı; tüm alçak ruhlu, bayağı ve köylü olanın zıddına.”[7]

            Mutlak olarak iyi ve kötü, güç kavramına karşı bir tepki olarak icat edilmiştir. İcat eden kimdir? Güçsüzler ya da köleler. Ezilmişler, zulüm görenler kendi kendilerine kötülerden farklı olmaları gerektiğini söylerler:

            Ezen, tepeleyen, can yakanlar, güçsüzlüğün, intikam arayan hilesiyle, kendilerini temize çıkarmaya çalışırlar: “Şer işleyenlerden farklı olalım, yani iyi! Can yakmayan, kimseyi incitmeyen, kimseye saldırmayan, misillemede bulunmayan, Tanrı ya bırakan, bizim gibi kendini gizleyen, şerrin uzağında, hayattan çok az şey isteyen, bizim gibi, sabırlı, alçakgönüllü ve adil kişi iyidir.”” [8]

            Hristiyanlar günahtan nefret eder, onlar için her şey günahtır. İyinin ve kötünün bir ahlak karşıtı olduğuna inanıldığı için dünya, ebediyen nefrete müstahak olan ebediyen kendisiyle mücadele edilmesi gereken bir yer olur.  Böylece iyi insan kendisini kötü ile kuşatılmış görür. O, kötünün sürekli saldırısı altındadır. Tabiatı kötü, insanı ahlaken bozulmuş görür ve iyi olmayı Tanrı’nın bir lütfu olarak görür. İyi, en üst değer olarak hayatı mahkûm eder ve başka bir hayat tasarlar.[9]

            İyi ve kötünün yeniden kurulabilmesi için geleneksel ahlaktaki iyi ve kötü değerlerinin yıkılması gerekir. Nietzsche’ye göre yaratıcı olmak için önce yıkıcı olmak gerekir. Bu nedenle o, insan yaşamını zehirleyen birer kavram olarak gördüğü mutlak iyi ve mutlak kötüyü yıkmak ister. Verili olan iyi ve kötü değerlerini yeniden kurabilmek için bu kavramların etimolojik kökenine bakıp tarih içinde nasıl değişikliklere uğradıklarına ve nasıl şekillendiklerine bakmak gerekir.


[1] Friedrich Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, s. 105-106.

[2] Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, s.33-34.  

[3] Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, s.43.

[4] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.92.

[5] Friedrich Nietzsche, Deccal, (Çev: Oruç Aruoba), İthaki Yayınları, İstanbul, 2008, s.10.  

[6] Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, s.40-41.  

[7] Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, s.41.

[8] Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, s.60.

[9] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.187-188.

Kaynakça

Kuçuradi, İoanna, (1967). Nietzsche ve İnsan, Yankı Yayınları, Ankara.

Nietzsche, (2013). Ahlakın Soykütüğü Üstüne, (Çev: Ahmet İnam), Say Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2008). Deccal,  (Çev: Oruç Aruoba), İthaki Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2002). Güç İstenci, (Çev. Sedat Umran), Birey Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2004). İyinin ve Kötünün Ötesinde, (Çev. Ahmet İnam), Say Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2010). Putların Alacakaranlığı, (Çev. Mustafa Tüzel), İş Bankası Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2005). Tan Kızıllığı, (Çev. Özden Saatçi), Say Yayınları, İstanbul.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ