Şerif Fatih Yazdı: “Nietzsche’nin Ahlak Üzerine Düşünceleri”

Şerif Fatih

Yazarın şu ana kadar yazılmış 19 makalesi bulunuyor.

Nietzsche, 19. Yüzyılın en önemli filozoflarındandır ve ahlak ile ilgili üstünde durulması gereken görüşler öne sürmüştür. Felsefe tarihine bakıldığında neredeyse bütün filozofların ahlakla ilgili görüşler ileri sürdüğünü görebiliriz. Diğer filozoflardan farklı olarak Nietzsche iyi ve kötü kavramlarının soykütüğünü ortaya koymaya çalışmış ve bugüne kadar olan ahlak anlayışlarını incelemiştir. Nietzsche kendi yaşadığı döneme kadar olan ahlaki değerleri ve açıklamaları verili ahlakın sorgulamadığı için reddeder.

Nietzsche ahlakla ilgili görüşlerini ortaya koyarken güç kavramının üzerinde önemle durmaktadır. Çünkü ona göre ahlak bir çeşit güç istemedir. Nietzsche’ye göre bugüne kadar olan ahlaki değerler insanı yozlaştırmıştır (decadence). Bu yozlaşmanın nedeni; insanın bireysel gerçekliğinden önce toplumsallığın daha çok önemsenmesi ve gelenek ile verili ahlakın insan üzerinde baskı kurmasıdır. Toplumsallığın ve verili ahlakın öncelikli olarak ele alınmasına karşı çıkan Nietzsche bu durumu aşmanın yolu olarak ahlakın soykütüğünü çıkarmayı görür. İyi ve kötü kavramları, ahlakın soykütüğünü çıkarmaya başlarken önüne çıkan en önemli kavramlardır.

Nietzsche’nin Yaşadığı Çağın İnsanı ve Toplumuna Bakışı

Filozoflar hakkında görüş bildirirken genel felsefi düşüncelerinin yanında içinde oldukları çağın problemlerine karşı nasıl bir tavır takındıklarını da açıklamak gerekir. Nietzsche’nin yaşadığı çağda ahlaki temellendirmeler genel itibariyle Hristiyanlık dininin ortaya koyduğu inanç yönünden temellendirme ile pozitivist görüş çerçevesinde temellendirmedir.[1] 19. yüzyıl Avrupa toplumu çöken, yozlaşan bir toplumdur. Nietzsche’ye göre yozlaşma (decadence) kavramı hayatın büyümesinden dolayı ortaya çıkan zorunlu mantıksal bir sonuçtur.[2] Toplum kötümser bir tavırdadır. Nietzsche Avrupa’nın bu kötümserliğinin başlarında olduğunu söyler. Kötümserlik bilgin ve şair kötümserliğidir.[3] Bu toplumda kültürlü olmanın ancak rolü oynanır. Çöken bir toplumun yaşadığı 19. yüzyılı Nietzsche şöyle tarif eder:

“dinin suları kabarıyor ve arkalarında bataklıklar, suyu durgun göller bırakıyor; milletler düşmanca birbirinden ayrılıyor, birbirini parçalamak istiyor. Bilimler, her ölçünün dışında ve en kor bir laisser faire (bırak yapsınlar) anlayışından dağılıyor ve kendisine kesin bir şekilde inanılan her şeyi eritiyor; kültürlü sınıflar ve devletler, son derece hor görülmeğe değer bir sermaye birikimiyle mesafe katediyor. Dünya, daha fazla dünya hiç olmamıştı, sevgi ve iyilikten daha yoksul hiç olmamıştı”[4]

19. yüzyıl Avrupa’sının kültürü insan aklına ve bilime yüksek güvenin olduğu, insanların eşitliğine inanan görünüşte iyimser bir kültürdür. Akla ve bilime yüksek güven ve pozitivist bakış açısı aslında kötümserliğin nedenidir. Çünkü Hristiyan ahlakını toplumdan söküp atmaya çalışan pozitivizm Hristiyanlığın değer yargıları yerine kendi değer yargılarını koyamayınca insanın ahlaki yönü temelsiz kalmış ve bu durum da insanları kötümserliğe itmiştir.

Ahlakların bozulması decadence’nin bir sonucudur. Nihilizm bu yozlaşmanın bir sebebi değil aksine yozlaşmanın mantığıdır.[5] Peki Nietzsche Nihilizm mi nasıl tanımlıyor? Ona göre nihilizm en üst değerlerin değersizleşmesidir.[6] Ahlak yorumlanırken Hristiyanlığın temel alınması ve bu ahlakın çöküşü ile yerine yeni bir ahlakın koyulmaması, Hristiyan ahlakının bir eleştirisinin yapılmaması, kuşkunun artmasıyla beraber ahlakın yaptırım gücünün kalmaması, bilim karşıtlığının oluşması, ulusçuluk ve anarşizmin ortaya çıkması nihilizmin sebeplerindendir.[7]

Yaşadığı çağın ahlaki kabullerine olduğu kadar kalıplaşmış insan, toplum ve felsefe görüşlerine de karşı çıkan bir filozof olarak Nietzsche’nin kendi çağına dair yorumlarından sonra ahlak problemine dair görüşleri nelerdir sorusuna cevap arayacağız.

Nietzsche’nin Ahlak Problemine Dair Görüşleri

Nietzsche’ye göre ahlak, insan varlığına yönelik olan iradeden yüz çevirmedir.[8] Nietzsche, ahlak üzerine düşünen filozofları, ahlakın özü üzerine düşünmedikleri ve ahlakı araştırmadıkları için suçlar. Ona göre ahlak tartışılmamıştır:

Güldürücü bir katı ciddiyetle, tüm felsefeciler, çok daha yüksek daha gösterişli, daha tantanalı bir şey bekliyorlar, ahlakla bilim olarak ilgilenmeye başlar başlamaz. Ahlakı temellendirmek istiyorlar, – ve her felsefeci şimdiye böyle bir temele sahip olduğuna inanıyor; oysa ahlakın kendisi “verilen” bir şey olarak alınıyor. Görünmez sanıp toz ve küf içinde bıraktıkları, en usta ellerin, duyumların bile yeterince ince olamadıkları betimleme görevinden ne denli uzaktır beceriksiz kibirleri! İşte tam bundan ötürü, ahlak felsefecileri, ahlak olaylarını, yalnızca, kabaca, keyfi, özetlerciden rasgele kısaltmalardan bilirler; çevrelerinin, sınıflarının, kiliselerinin. çağlarının ruhu, iklimleri ve yeryüzünün bir parçasının ahlakı olarak, -işte bundan ötürü değişik insanlar çağlar, geçmiş dönemler hakkında bilgileri, özürlüdür, bu konuları çok da az merak ederler, ahlakın asıl sorununu göremezler: – Oysa bu sorunlar farklı birçok ahlakın bir karşılaştırması yapıldığında su yüzüne çıkar. Bütün “ahlak biliminde” şimdiye dek eksik olan tek şey, tuhaf gelecek kulağa ama, tam ahlak sorununun kendisiydi”[9]

Ahlakı en güçlü şekilde eleştiren Nietzsche, mutlak anlamda ahlaki olguların olmadığını bu olguların belirli anlamdaki fenomenlerin birer yorumu olduğunu düşünmektedir. Nietzsche ahlaki olarak kabul edilip övülen davranışların özü itibariyle ahlaksız olana eşit olduğunu savunur. Ahlakın gelişimi ahlak dışı araçlarla ve ahlak dışı amaçlarla sağlanmaktadır. Ahlak dışı araçları ve amaçları açıklamayan Nietzsche en üst değer olarak ahlakın “bu dünya işe yaramaz “gerçek bir hayat” var olmalıdır” görüşüyle şekillendiğini savunur. O en üst değerler ve ahlaksızlık ile ilgili şunları söyler:

“Şimdiye kadar en üst değerler güce yönelik istencin bir özel halidir; ahlak ahlaksızlığın bir özel halidir.”[10]

Nietzsche’ye göre ahlakın küçülmesi ve sınırlandırılması gerekir. İnsanın içgüdüleri ortaya çıkmalı ve itibarlı hale getirilmelidir. İnsan için önemli olan güç istenci olduğu için insan erdemli olma durumundan uzaklaşabildiği ölçüde güç sahibi olabilecektir. Erdemlilikten uzaklaşan insan ahlaka bağlı olmayan bir erdem sahibi olmalıdır. Nietzsche insanın nedensel olarak düşünemediği her yerde ahlaki olarak düşündüğünü savunur.[11]

            Ahlak ve gelenek arasında sıkı bir ilişki olduğunu söyleyen Nietzsche, geleneğin; bize yararlı olan şeyleri emrettiği için değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otorite olarak tanımlar. Yani gelenek geçmişten itibaren yapıla gelmiş bir davranış biçimidir. Ahlak ise geleneğe doğrudan doğruya uymaktan başka bir şey değildir. Geleneğin ne olduğunun sorgulanmasının bir önemi yoktur. Geleneğin belirlediği ve emrettiği konularda ahlak yoktur. İnsanın yaşamı gelenek tarafından ne kadar az belirlenirse ahlakın insan yaşamındaki etki çemberi de o denli daralacaktır. Bu nedenle Nietzsche’ye göre özgür insan her konuda geleneğe değil kendine bağlı olduğu için o, ahlaksızdır. Kötü kavramı ona göre insanlık tarihinin en başından beri “bireysel, bağımsız, keyfi, alışılmamış, öngörülmemiş, hesaplanamaz” anlamlarına gelir.[12]

            Ahlak anlayışlarını değerlendiren Nietzsche, efendi ve köle ahlakı olarak birbirine zıt iki temel ahlak tipinin ortaya çıktığını söyler. Soylu ahlakı, efendi ahlakı olarak adlandırdığı ahlaka sahip olan efendi veya soylu insanın kendi kendini belirleyen ve onanma gereksinimi duymayan insan olarak belirtir. Soylu insan “bana zararlı olan şeyin kendisi zararlıdır” yargısında bulunur. O kendini, şeylere onur veren değer yaratan biridir. Dolayısıyla efendi veya soylu ahlakı kendi kendini yücelten bir ahlaktır. Nietzsche’ye göre soylu ahlakının temel nitelikleri uzun teşekkürler, intikamlar, abartılı dostluk ve düşman olma gibi özelliklerdir.[13] Soylu insan kendisini yine kendisine göre değerlendirir ve başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüne değer vermez. Buradan hareketle efendi yani soylu olmayan insan kendi değerini başkalarının düşünce ve değerlerine göre konumlar. Soylu olmayan insanlar başkasının düşüncelerine göre değerlidir veya değersizdir. Söylediklerimizden anlaşılacağı üzere soylu ahlakı güce sahip olan insanların ahlakıdır. Soylu insan kendine yarayan şeyleri iyi, zarar veren şeyleri ise kötü olarak değerlendirir. Gücün sahibi olan bu insanlar kendileri gibi güçlüleri iyi ve kendilerine eşit olarak görürken; kendilerine boyun eğenler ise kötüdür. Efendi ahlakına sahip olanlar zayıflara ve kötülere karşı sert ve insafsızdır.

            Kölelerin ahlakı ise kötümserlik ve soylulara karşı nefret duygularına sahiptir. Kölelerin ahlakının temeli hınç duygusudur. Eylemleri yadsınmış, kendilerini hayali bir intikamla avutan köle ahlakına sahip olan insanlar hınç duygusu ile değerlerini belirler. Soylu ahlakı zafer kazanmış gibi kendine “evet” derken köle ahlakı kendi gibi olmayana güçlülere, farklı olanlara “hayır” der. Nietzsche’ye göre bu hayır onun eylemidir. Değer koyan bu “hayır” hınç duygusundan kaynaklanır.[14] Nietzsche’ye göre köle ahlakı, sürü hayvanının zayıflığıyla kurulur. Sürü hayvanı gibi köle ahlakına sahip olanlar da kendi kendini yönetmekten aciz oldukları için her zaman bir çobana ihtiyaçları vardır.

Peki, Nietzsche nasıl bir ahlak yasası aramaktadır? Nietzsche içinde burjuva ve rahipçe ahlakın olmadığı bir ahlak yasası aramaktadır. İyi toplum da burjuva ahlakından soyutlanmış, kötü olan hiçbir şeyin dikkat çekmediği bir toplumdur.[15] Daha önce söylediğimiz gibi Nietzsche burada asıl olarak Hristiyan ahlakının dünya ve ahiret inancına karşı çıkmaktadır. O, insanın içgüdülerine uymasına engel olan, tarihsel olarak belirlenmiş geleneksel ahlaka karşıdır. İnsanın sorgulamadan, düşünmeden kendine dayatılan her türlü davranışı tekrarlamasını tümden yadsımaktadır.

Nietzsche’ye göre ahlaklı insan ahlaksız insandan daha aşağı ve daha zayıftır. Ahlaklı insan bir kopyadır. Çünkü bu insanların uyduğu ahlak yasası, onların iradeli bir seçimi değil iradesini reddeden bir ahlak yasasıdır. Dolayısıyla Nietzsche iradeyi olumsuzlayan her türlü ahlaki yasayı reddetmektedir:

“Ahlaklı insan ahlaksız olandan daha aşağı bir türdür, daha zayıf alandır; evet – o ahlaka göre bir tiptir, ama kendi tipi değildir: bir kopyadır, en iyi halde bir iyi kopyasıdır. Onun değerinin ölçütü onun dışındadır. Ben bir insanı iradesinin zenginliğine ve kudretinin miktarına göre değerlendiririm. Onun zayıflatılmasına ve söndürülmesine göre değil, ben iradenin reddedilmesini, olumsuzlanması öğreten bir felsefeyi insanı aşağıya indiren ve ona iftira eden bir öğreti olarak değerlendiriyorum.”[16]

Nietzsche’nin ahlakla ilgili ortaya koyduğumuz görüşlerinden onun ahlakın yeniden değerlendirilmesi görüşünde olduğunu göstermektedir. Sürü ahlakı olarak tanımladığı Hristiyanlık ahlakının yaygın olduğu bir dönemde yaşaması onu bu verili ahlakın temelini yani soykütüğünü araştırmaya yöneltmiştir.

Kaynakça

Kuçuradi, İoanna, (1967). Nietzsche ve İnsan, Yankı Yayınları, Ankara.

Nietzsche, (2013). Ahlakın Soykütüğü Üstüne, (Çev: Ahmet İnam), Say Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2002). Güç İstenci, (Çev. Sedat Umran), Birey Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2004). İyinin ve Kötünün Ötesinde, (Çev. Ahmet İnam), Say Yayınları, İstanbul.

Nietzsche, (2005). Tan Kızıllığı, (Çev. Özden Saatçi), Say Yayınları, İstanbul.


[1] İoanna Kuçuradi, Nietzsche ve İnsan, Yankı Yayınları, Ankara 1967, s.137.

[2] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, (Çev. Sedat Umran), Birey Yayınları, İstanbul, 2002, s.38.

[3] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.35.

[4] İoanna Kuçuradi, Nietzsche ve İnsan, s.139.

[5] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.39-40.

[6] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.23.

[7] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.21-22.

[8] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s. 25.

[9] Friedrich Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, (Çev. Ahmet İnam), Say Yayınları, İstanbul, 2004, s. 99–100.

[10] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s. 209.

[11] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s. 174.

[12] Friedrich Nietzsche, Tan Kızıllığı, (Çev. Özden Saatçi), Say Yayınları, İstanbul, 2005, s. 19-20.

[13] Friedrich Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, s.193.

[14] Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne, (Çev: Ahmet İnam), Say Yayınları, İstanbul, 2013, s.51.  

[15] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.79.

[16] Friedrich Nietzsche, Güç İstenci, s.199.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ