Yengeç Yürüyüşü 1. Bölüm- Şerif Fatih Yazdı: Ölümcül Yakınlıklar: Mikroplar Tarihimizi Nasıl Şekillendirdi?

Şerif Fatih

Yazarın şu ana kadar yazılmış 17 makalesi bulunuyor.

“… Ama işe nasıl girişmem gerektiğini henüz bilemiyorum: Bana öğretildiği gibi önce birinin, arkasından ötekinin özgeçmişini mi dökeyim ortaya, yoksa zamanın içinde yan yan ve çaprazlama mı, hani şu, geri gidermiş gibi yaparken bacaklarını yana doğru açarak oldukça hızla öne doğru yol alan yengeçler gibi mi ilerlemeliyim.”

            Günter Grass // Yengeç Yürüyüşü

Şerif Fatih: Yeni bir yazın yolculuğuna çıkıyoruz. Geri gidermiş gibi yaparken bacaklarını yana doğru açarak oldukça hızlı öne doğru yol alan yengeçler gibi ilerleyecek, bilim, kültür ve sanatla ilgili kitaplar hakkında yazacağım.

Ölümcül Yakınlıklar: Mikroplar Tarihimizi Nasıl Şekillendirdi?

Dorothy H. Crawford tarafından kaleme alınan eser 2019 yılında Metis Yayınları bilim serisinden Gürol Koca çevirisiyle yayımlandı. Kitapta mikropların nasıl ortaya çıktığı, insanlığı kültürel ve siyasi olarak nasıl etkilediği, salgınların tarihinin yanında insanların bulaşıcı hastalıklarla nasıl mücadele ettiği ayrıntılarıyla anlatılıyor. Kitap COVID-19 pandemisi döneminde   bulaşıcı hastalıklara dair bilgilerimizi tazeliyor.  

Yaklaşık dört milyar yıl önce görülmeye başlayan mikroplar hem biyolojik hem de kültürel evrimimizi etkiledi ve salgınlara yol açarak insanlık tarihini şekillendirdi. Virüslerin ise ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. Virüsler kendi başına hayatta kalamaz ve canlı kalabilmek için konakçılarının hücrelerine muhtaçtır. Konakçısının hücresine girdikten sonra canlanır ve çoğalarak başka hücreleri enfekte eder. Böylece koloni olarak başka konakçılara bulaşmaya hazır olur. Mikropların bir milyondan fazla türü vardır. Bu türlerin çoğu zararsızdır. Havada, suda ve yiyeceklerimizde bulunurlar. Konakçısını yani bulaştığı canlıyı öldüren bir durum mikroplar için uygun değildir. Çünkü öldürdükleri canlı ile kendileri de ölürler. Mikropların ortama ayak uydurma yeteneği insanlardan daha fazla ve hızlıdır. Bu nedenle hayatta kalma bakımından mikroplar insanlardan daha avantajlıdır.

Avcı-toplayıcı olarak yaşayan insanlar, az sayıda bireyden oluşan gruplar halinde sürekli hareket ederek yaşıyordu. Bu gruplar birbirlerinden uzaktaydı ve dışarıdan birinin onları enfekte etme olanağı azdı. Fakat enfekte olduklarında muhtemelen grubun tamamı hayatını yitiriyordu ve hastalık da başka gruplara bulaşmadan ortadan kalkıyordu. Genel itibariyle tarımsal faaliyetler avcı-toplayıcı yaşam tarzından daha zordu. İlk çiftçilerin kötü beslendikleri, avcı-toplayıcı olarak yaşayan insanlara göre hastalıklarla daha fazla boğuştukları ve daha erken yaşlarda öldükleri biliniyor. Fakat tekerlek, saban gibi hayatı ve tarımı kolaylaştıran keşiflerle beraber doğum oranı ve hayatta kalma imkânı daha da kolaylaştı. Göçebe yaşam tarzından tarım toplumuna yani yerleşik hayata geçilmesinin sonucu olarak tarım yapmak için doğal çevre yani ormanlar ve bitki örtüleri tahrip edildi. Böylece mikroplar insanlara daha kolay bulaşmaya başladı. Avcı-toplayıcı olarak yaşayan insan grupları hayvan ve bitki türlerinin çoğuyla temas kurmadığı için mikroplara daha az maruz kalıyordu ve genellikle hastalıklar salgına dönüşmüyordu. Hareketli ve göçebe yaşam tarzından yerleşik hayata geçen insanlar kendilerinin ve hayvanlarının ürettiği atıklar ve dışkılarla aynı ortamda yaşamını sürdürüyordu. Yaşam ortamının mikrop yuvasına dönüşmesi böylece mümkün olmuştu. Hayvanların evcilleştirilmesiyle sütlerini içen, etlerini yiyen, derilerini kurutan ve onlarla aynı ortamı paylaşan insanlara bu hayvanların taşıdığı birçok mikrop bulaştı. Atalarımız salgınları ve hastalıkların neden olduğuna ve nasıl üstesinden geleceklerini bilmiyorlardı. Biz bugün salgınların nedenini ve salgınlarla nasıl baş edeceğimizi biliyoruz. İlk tarım topluluklarında az belli sayılarda insanlar beraber yaşadıkları için mikropların bulaşabileceği insan sayısı sınırlıydı. Oysa biz daha çok ve daha rahat seyahat edebildiğimiz için bir kişiden çıkan mikrop dünyanın farklı yerlerine çabucak yayılıyor.

İlk insanların ortaya çıktığı yer olarak kabul edilen Afrika aynı zamanda sıtmanın insanlara ilk olarak bulaştığı yer olarak da kabul ediliyor. MÖ üç bin yıllarına ait olduğu düşünülen mumyalarda “yılın hastalığı” olarak belirtilen sıtma mikrobunun olduğuna dair kanıtlar vardır.  MÖ 1850 yılına ait tıbbi bilgilerin yer aldığı papirüslerde, MÖ 1300 yılına ait Çin tıbbi metinlerinde, Eski Ahit’te yazılanlardan salgınların o dönemlerde de büyük sorun olduğu anlaşılıyor. Eski Ahit’in Mısır’dan Çıkış bölümünde salgın hastalıklardan söz ediliyor. Eski metinlere bakıldığında hastalıkların detayları olmadığı için kızamık ve çiçek hastalığı gibi benzer bulgulara sahip hastalıkların tespiti zordur.

Eski dünyada nüfusun artması ve ticaret yollarının açılması çok farklı salgın hastalıkların ortaya çıkmasına neden oldu. Özellikle savaşlar ve ticaret salgın hastalıkların yayılmasında önemli rol oynadı. MÖ 430’daki Atina Vebası, 166’da Antonine Vebası ve Jüstinyen Vebası çok acı sonuçlara sebep oldu. Atina Vebası tarihçi Tukidides tarafından kaydedilmiştir ve belgelenen ilk salgındır. Bu veba salgını sırasında yoksullar, ölen zenginlerin mallarına sahip olarak birdenbire zenginleşti ve toplumsal olarak önemli bir değişiklik meydana geldi.

Orta çağda insanlar çiftçi köylerinde, karanlık, havasız, küçük evlerde hayvanlarıyla beraber yaşıyordu. Atıkların boşaltıldığı bir sistem olmamasından dolayı her türlü atık sokaklara ve su kaynaklarına boşaltılıyordu. Bu durum salgın hastalıklara davetiye çıkardı. Nitekim nüfusun artması, ticaret, savaş ve hac yolculuklarıyla beraber mikroplar kıtalararasında rahatça yayılma imkânı buldu. Daha sonra Kara Ölüm olarak adlandırılacak olan veba salgını 1346-1353 yılları arasında Avrupa-Asya ve Kuzey Afrika’ya kadar neredeyse her yerleşim birimine yayılmıştır. Bugün olduğu gibi insanların Kara Ölüm’e karşı en etkili korunma yöntemi karantinaydı (Karantina, İtalyanca kırk anlamına gelen quaranta giorni sözcüklerinden türetilmiştir).  Şehirlere giriş çıkış yasaklanıyor, gemiler mühürleniyordu. Dönemin zenginleri ve kraliyet tecritten kurtulup kırsal alanlara taşınıyordu. Sonuç olarak vebadan kurtulan zenginler, yoksulları kötü yaşam koşullarına terk etti. Vebadan kurtulan yoksullar açlıktan öldü. 

Şehirlerde anarşi, soygun ve yağma vardı. Cesetler sokaklara atılıyor, arabalar tarafından toplanarak toplu mezarlara atılıyordu. Ortalıkta doktor, eczacı diye kendini tanıtan şarlatanlar kol geziyordu. 21. yüzyılda             COVID-19 pandemisinde de yaşananlar göz önüne alınınca geçmişten bugüne gelindiğinde pek çok şeyin değişmediği görülecektir. Gelişen tıbba göre hala en etkili korunma yöntemi karantina. Hindistan’da bir günde binlerce insanın ölmesi, cesetlerin sokaklarda yakıldıktan sonra gömülmesi insanlığın geçmişten günümüze gelindiğinde çok da ileri gitmediğini gösteriyor. Hastalığın sebeplerini bilmemize rağmen görüntüler değişmiyor. Londra vebasında en çok ölen kesim; kan akıtan ve hıyarcıkları kesen cerrahlardı. Günümüzde de sağlık çalışanları onca tedbire rağmen enfekte olmaktan kurtulamıyor.  Kara Ölüm yaklaşık yirmi beş milyon insanın canını aldı. Feodal sistemin yıkılışında bu veba salgınının etkisini savunan tarihçiler oldu. Ne olursa olsun salgından sonra hayatta kalan köylüler zenginleşti ve geçmişte çok kıymetli olmayan çiftçilik emeklerine yüksek bir talep oldu.

Kara Ölüm kadar etkili olan bir başka hastalık da çiçek hastalığıydı. Hindistan’da Sanskritçe yazılmış tıp metinlerinde çiçek hastalığına benzer bir hastalıktan söz edilse de çiçek hastalığı MÖ 1500’lerde biliniyordu. Çiçek hastalığı 18.yüzyılın sonlarında gelişen sanayileşmeyle birlikte zengin yoksul arasındaki maddi fark artınca etkili oldu. Çiçek hastalığına karşı aşı uygulaması MS 1000’li yıllarda Çin ve Hindistan’da kullanılıyordu. Çinlilerin çiçek aşısı Britanya’ya Osmanlı aracılığıyla gitmiştir (Bakınız sayda 168-169).

Coğrafi keşiflerle beraber Amerikan Yerlileri Avrupalılardan mikropları kaptı. Evcil hayvanlardan insana geçen virüslerin hiçbiri Amerikan yerlilerinde yoktu. Avcı-toplayıcı bir yaşam süren yerliler hindi, ördek gibi hayvanları yetiştiriyordu. Bu hayvanlar mikrop bulaştıracak cinsten değildi. Avrupalılarda hafif hastalıklara neden olan mikroplar yerli nüfusu silip süpürdü. Özellikle çiçek hastalığından yerlilerin binlercesi öldü. Avrupalılar ile Amerikalı yerliler arasındaki mücadelede çiçek hastalığı belirleyici olmuştur. Çiçek hastalığının yanı sıra kızamık, tifo, difteri, dizanteri gibi hastalıklar da Avrupalılar aracılığıyla yerlilere bulaştı. Bunların yanında köle ticareti sırasında Afrika hastalıkları olan sıtma ve sarı humma hem Avrupalılara hem de Amerikalı yerlilere bulaştı. Hindistan kaynaklı olan kolera bakterisi 1600’lü yıllarda İngiltere burayı yönetmeye başlayınca Avrupa’ya taşındı.

Tarihte insanları öldüren bir diğer salgın hastalık da tifüstür. Napolyon savaşları sırasında Fransız askerlerinin çoğu tifüsten öldü. Ayrıca I. Dünya Savaşı sırasında doğu cephesinde binlerce asker tifüsten ölmüştür. Rusya’da üç milyon insanın ölümüne neden olan hastalık Lenin’e “Ya sosyalizm bitleri yenecek ya da bitler sosyalizmi” sözünü söyletmiştir.

Grip virüsü içe Çinlilerin 9500 yıl kadar önce su kuşları ve domuzları evcilleştirdiği günden beri değişik defalar hayvanlardan insanlara geçti. En önemli grip pandemisi 1918’de I. Dünya Savaşı sonrası patlak veren İspanyol gribidir. Bu pandemide yaklaşık elli milyon insanın öldüğü belirtiliyor.

Salgınların tarihinde sadece insanları etkileyen mikroplar yoktur. Özellikle patates mildiyösü İrlanda çiftçilerini maddi olarak yıkıma uğrattı. İrlandalı toprak kiracıları hastalanan patatesler nedeniyle kiralarını ödeyemedi ve işsiz kaldı. İrlanda’da yaşama şansı bulamayan yoksul kesim ABD ve Kanada’ya göç etti. 1801 Birleşme Yasası ile Britanya’nın bir parçası olan İrlanda’ya ne yazık ki Britanya tarafından hiç yardım edilmedi. Patates mildiyösü mantarı ile yakın geçmişimizde en köklü kıtlıklarından biri oldu. Bu nedenle ABD’ye göçen İrlandalıların torunları neredeyse otuz dört milyonu bulmaktadır. Hatta Kennedy ve Ronald Reagan ABD’nin İrlanda asıllı başkanlarıdır.

 18. yüzyıla kadar salgın döneminde hekimler, salgın bölgesini terk etmek ve dua etmekten başka bir çare önermiyordu. Salgınlar daha çok doğaüstü güçlerle açıklanmaya çalışılıyor ve salgının nedeninin dini ve mitolojik sistemlerdeki Tanrıların öfkesi olarak gösteriliyordu. Bunun yanında MÖ 4. yüzyılda Hipokrat, batıl ve dini inançların yerine yeni bir açıklama getirdi. Hipokrat’a göre hastalıklar kan, sarı safra, kara safra ve balgamın dengesizliğinden dolayı gelişiyordu.

1800’lerde 1 milyar olan dünya nüfusu 1900’lerde 1,6 milyardı, bugünse 7 milyarı aştı. 1900’lerden sonra insan ömrü neredeyse iki kat arttı. Nüfus patlamasıyla beraber çevre daha çok tahrip edildi ve vahşi hayatla insanlar arasındaki mesafe neredeyse sıfırlandı. Nüfus artışının kontrol edilememesi insanlık küresel ısınma, buzulların erimesi, hava kirliliği, iklim değişiklikleri gibi problemlerle yüz yüze geldi. Tahrip edilen doğa bozulan ekosistem intikamını yavaş yavaş alıyor. Yabani hayvanlardan insan geçen virüslerin sayısı her geçen gün artmakta. Ölümlerin mikroplara bağlı önemli bir kısmı yoksulluktan kaynaklanıyor. Dünya genelinde enfeksiyon ile ölümlerin %95’i yoksulluğun olduğu Afrika’da gerçekleşiyor. Mikropların taşınmasında ise en önemli etken yolculuk.

19. yüzyılda ilk mikrop keşfedilene kadar insanlık mikroplara karşı aciz ve onların varlığından habersizdi. Bugün mikroplarla mücadelede çok farklı yollar keşfedilmesine rağmen her yıl milyonlarca insan ölmekte ve giderek daha farklı mikroplar ortaya çıkmaktadır. Antibiyotiklerden önce bazı hastalıklar aşıyla önleniyordu ama hastalık kapan kişi iyileştirilemiyordu. Bunların yanında aşırı ilaç kullanımından dolayı ilaçlara direnç kazanan mikroplar da oldukça fazla sayıdadır. Bunun nedeni hasta olduğumuzda doktorların yazdığı ilaçları kullanmayı kendimizi iyi hissettiğimizde bırakmamızdır. Yarım kalan tedavide dayanıksız mikroplar ölürken güçlüleri çoğalmaya devam eder.

Mikroplar günümüzde tüm canlı vücutlar dahil olmak üzere neredeyse her yerdeler. İnsan hayatını geliştirmeye her adım attığında mikroplar da bu gelişimi takip ettiler. İnsanoğlu doğaya hükmetmenin karşılığını mikropları bedenine almakla ödüyor. İnsanın evrim hızı mikroplarla baş edecek kadar hızlı olmadığı için ne yaparsak yapalım mikroplar karşısında her zaman zayıfız. Mikroplar ülke ve sınır tanımaz. Bugünkü noktada küresel salgına karşı çok iyi bir mücadele vermediğimiz ortada. Ekonomi için insan hayatını hiçe sayan uygulamalar göz önünde.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ