Şerif Fatih Yazdı: Osmanlı Medreselerinde Felsefe

Şerif Fatih

Yazarın şu ana kadar yazılmış 17 makalesi bulunuyor.

600 yılı aşkın bir zaman zarfında tarihte yerini almış Osmanlı Devleti aynı zamanda büyük bir kültürel ve toplumsal geleneğin de taşıyıcısı olmuştur. Fakat özellikle Batılı kavramlarla değerlendirildiğinde; akli ilimlerin Osmanlı da neredeyse hiç olmadığı iddia edilmiştir. Oysa bu iddia yeterli araştırma yapılmadan kesin olarak ifade edilecek bir konu değildir. Nitekim felsefe, Osmanlılarda kelam ve tasavvuf düşünce sistemleri içinde varlığını sürdürmüştür.

Osmanlı Devleti’nde ilk kurulan medreselerde daha çok fıkıh ağırlıklı dersler vardı. Ancak bu medreselerde felsefe dersleri de okutulmuştur. Felsefi düşünce ve eğitim ayrı bir eğitim süreci olarak yer almamıştır. Bunun yanında mantık, kelami düşünde, tasavvuf, ahlak, siyaset düşüncesi, varlık felsefesi gibi alanlarda dersler verilmiştir. Sahn-ı seman medreselerinde haftada birer saat felsefe ve mantık dersleri okutulmuştur.

Orhan Gazi İznik’te kurduğu medreseye ilk müderris olarak Davud-u Kayseri’yi getirmiştir. Davud-u Kayseri tasavvuf, felsefe ve kelam ilminde yetkin bir kişiydi. Bu yetkinliğini derslerinde etkili şekilde kullanmıştır.

Fatih döneminde kurulan Sahn-ı Seman Medreselerinde özellikle kelam ilmi önemli yer tutmaktadır. Bu dönemde müderris olmada akli ilimlerde yetkin olma şartı aranmaktaydı. Fatih Sultan Mehmet’in akli ilimlere çok önem verdiği bilinmektedir. Kendi döneminde medreselerde bu ilimlerin okutulmasını sağlamış ve ilmi tartışmaların yapılmasına müsaade etmiştir. Ayrıca Fatih döneminde medreselerde kelam ve tasavvuf düşüncesi ağırlık kazanmıştır. O dönemde felsefe Hikmet adıyla anılmış ve bu alanda eğitim verilmiştir. Osmanlı medrese eğitiminde özellikle Gazali etkisiyle kelam ve felsefe birlikte anılmış ve bu alanlar medreselerde ayrı disiplinler halinde okutulmamıştır. Bu anlayış Fahreddin Razi tarafından daha ileriye taşınmış ve medreselerin ilmi anlayışı olmuştur.

9. ve 10. yüzyılda İslam dünyasında yapılan tercüme faaliyetleri ile Müslümanlar Antik Yunan felsefe geleneğiyle tanışmıştır. Platon ve Aristoteles’in eserleri önce Süryaniceye daha sonrada Süryaniceden Arapçaya çevrilmiştir. Yapılan fetihlerle beraber İslam hızla yayılmış ve Müslümanlar farklı kültürlerle karşılaşmışlardır. Müslümanları farklı kültürlerle kendi toplumsal ve inançsal pratiklerini karşılaştırmaları sonucunda sorgulama ve düşünme başlamıştır. Felsefenin Osmanlıya girişi de bu çeviri eserler vasıtasıyla olmuştur. Dolayısıyla Osmanlıda felsefe; Batılı anlamda felsefe yapma biçiminde değildir.

Medreseler Osmanlının her döneminde toplumsal ve kültürel geleneğin önemli bir parçası olmuştur. Toplumun farklı kesimlerinden gelen Müslüman öğrenciler medreselerde eğitim ve öğretim görmekteydi. Böylece ortak bir müfredata sahip olan medreselerle eğitim ve öğretim birliği sağlanmaktaydı. Ortak bir eğitim ve öğretime tabi tutulan medreseli öğrenciler mezun olduktan sonra imam, müezzin, müderris gibi görevlere geliyordu; böylece kültür ve toplumsal yönelimler asgariye indirilmeye çalışılıyordu. Ayrıca medreselerin kurulması; göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçilmesinin de bir göstergesiydi. Osmanlı medreselerinde ve ulemasında felsefeye bakış olumsuzdur. Nakli ilimlere aşırı bağımlılık felsefenin gelişmesindeki en önemli etken olmuştur. Akli ilimler ancak nakli ilimlerin daha iyi anlaşılmasında bir yöntem ve araç olarak kullanılmıştır. Akli ilimleri bid’at olarak gören mezheplerin varlığı da Osmanlıda felsefenin gelişimini olumsuz anlamda etkilemiştir. Yunan felsefesinin daha çok maddeci bir yapıda olması da Osmanlıda felsefenin gelişmesinin önündeki önemli engellerdendir. Dolayısıyla felsefi çalışmalar daha çok şerh düzeyinde kalmış ve toplumsal yaşamı çok fazla etkilememiştir. Bu bakış açısı medreselerde de felsefi eğitimin merkezde olmasını engellemiştir


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ