Emrah Bayram Yazdı: Elementlerin Evrensel Agorası: “The Elements”

2020 Mühür Kitaplığı Şiir Ödülü’ne değer görülen Murat Tenetoğlu’nun “The Elements” adlı kitabı bir kez daha Mühür Kitaplığı etiketiyle okuyucunun huzuruna sunuldu. Birinci baskıda “Mem Tenetî” mahlasını kullanan şair, ikinci baskıda “Murat Tenetoğlu” adını kullanmayı tercih etti. “The Elements” farklı bir kitap, birçok konuyu bünyesinde barındıran bu şiir agorasını üç başlık altında ele alacağız.

1. Sinema: Rüya İçinde Rüya

“The Elements”ın ilk dizeleri bir sinema perdesi gibi açılıyor: “rüyalarınızın montajından hemen sonra / lütfen bu gerçeklik bandını çıkarınız” bu davetkâr dizeler çok boyutlu bir şiirin habercisi.

Tenetoğlu, daha ilk dizelerinde okur için bir arzusunu belirtmiş oluyor: “Şiire odaklanmak.” Zaman ve gerçeklik bağlamında bizleri mekândan mekâna çekecek olan şiirin kurgusu içinde dağılmamak için bu arzusuna uyuyoruz. Bu arzuya karşılık zihnimizin katmanlarındaki birikimlerinden da faydalanmalıyız. Çünkü Tenetoğlu’nun “çok boyutlu şiiri” aynı zamanda çok katmanlı bir şiirdir. Özellikle izotoplara ayrılan şiirler “rüya içinde rüya” hissi uyandırıyor bizde.

Şair Tenetoğlu belli ki sinemayı çok seviyor ve hayatının bir parçası haline getirdiğini yine şiirlerinden anlıyoruz: “tarkovski tarikatındayım” diyor, onun için sinema bir dergâha dönüşmüş ve sinema dergâhına gönül vermeyi, oraya mürit olmayı aklına koymuştur. Ama sadece bir tarikata bağlı olmadığını yine kendisi belirtiyor: “avrupa bir hitchcock gerilimi / amerika ise cameo rolü” bol göndermeli bu dizeler alttan alta okuruna sinemanın farklı dünyalarını açıyor.

2. Mitoloji, Aşk ve Müzik
Şairin şiirlerini oluşturma serüveninde yoğun bir okuma ve araştırma yaptığını aynı zamanda düşünsel olarak epey vakit harcadığını hemen fark edebiliyoruz. Söylencelerden kutsal metinlere, müzikten sinemaya, geçmişten geleceğe, bulunduğumuz ândan başka zamanlara bizi götüreceğini hissedebiliyoruz.“dalgalandı / sözüyle destan / devliği / okyanusun öz tablosunda” derken biz Antik Yunan’a gideriz. Evrenin ölümsüz sesi olan Homeros’un gölgesinin düştüğü bu dalgalı dizeler bizlere koca bir destanı anımsatır hemen ve o destanı ışık hızıyla okuruz zihnimizde. Ve bizi belki de Troya Savaşı’na ışınlamak istiyordur, kim bilir?

Tenetoğlu, mitolojinin mirasından kendine pay çıkarmasını bilen haklı bir şair. Şiir gözü açıktır. Sadece mitoloji için değil hangi pınardan su içmişse oradan şiirler dönmüştür. 
“kor / mem’in yüreğinden / koparıldı ilk kez / ve / bakır bir sinide / sunuldu zîn’e / ve yeryüzüne”
Aşk, binlerce yıldır kullanılan bakır’ın bir siniye dönüşmesini beklemiş de öyle sunulmuş sevdiğine. Sevdiğiyle kalmıyor da bütün âşıklara sunulmuş bir ateş sanki.  İşte Tenetoğlu, bizleri kültürlerarası bir yolculuğa çıkarırken zamanın içinden hem destancıları yâd ediyor hem destana konu olan ‘onulmaz aşkları’ tekrar tekrar hatırlatıyor bize.  İyi şiirler hafızayı yoklatır.

Tenetoğlu, şiirlerini düğümlemeden önce zihnindeki katmanlarında onları uzun bir süre damıtmış kendi süzgecinde. Şiirine şekil vermiş. Bir denetleme sürecine de tabi tuttuğunu anlayabiliyoruz. Çünkü çok riskli bir işe girişmiş. Elementleri şiire çekmiş, onların hallerini şiir içinde şekillendirmiş. Katı olan sodyum elementini dizede yumuşatabilmiştir: “ayaklarının inancıyla tuzluyorum / soframıza giden bütün yolları” dizesinde olduğu gibi sözcükler uysal ve yumuşak bir tona kavuşuyor. Bazen var olan elementlerden yaşanmayacak bir âleme çeker bizi: “bir bebek: o kadar zengin ki / doğar doğmaz emzirdi yoksul annesini // jamais vu” Bazen de şiirini bir sarmalın içinde sunar bize: “sevgi ilk pahalı nefrettir ve nefret son ucuz sevgidir” Bunun gibi başka dizelerde de şairin zıtlıklar üzerinden şiirine düşünsel bir hava kattığını ve bu havanın yer yer müzikalite etkisi yarattığını hissedeceksiniz:
“bana baharı getiremeyen kadının adı da bahar’dı”

Müzikten bahsetmişken şair, ‘lir’ çalan ve karanlıkta kalan sevgilisine kavuşmak için acılar çeken Orpheus’u çıkarıyor bizim karşımıza: “müzik yeni bir tükenişle tıkanınca / lirler takılıyor liriksizliğin uzun saçlarına” sonrasında ekliyor: “eskiyen bir bakmalar orpheus’uyum / biraz ışık verin bana, eurydice’yi göremiyorum!” yine onulmaz bir aşkı hatırlattı bize. Karanlıkta kalan Orpheus’un isteğine Tenetoğlu’nun kendisi değil de Emily Dickinson cevap veriyor belki de: “Mezarda bir çukur, o korkunç yeri bir yuva yapar.“ Epigrafta İngilizce olarak yer alan bu dize Orpheus’un acısını ne kadar dindirir bilinmez.


3. Şairin mahlas(lar)ı ve Gizemli Göndermeler

Şairin mahlas(lar)ı hakkında da bahsetmek istiyorum. Mem Tenet(î). Mem “su” anlamına gelen İbranice kökenli bir sözcük. Tenet ise Latin kökenli “ilke, inan, öğreti” anlamlarına gelmektedir. Peki ‘î’ nedir? Nispet i’si. Sonu î ile biten şairlere bir gönderme diyebiliriz. Fuzûlî, Zâtî, Nesîmî vb.

İsimde aynı zamanda bir palindrom oyunu da var. İsmi tersinden okuduğumuzda aynı anlamı alabiliyoruz. Malumunuz, Christopher Nolan’ın son filminin adı da “Tenet”. Bu film ile “The Elements” paralel bir okumaya tabi tutulabilir. Bu da şairin daha iyi anlaşılması için izlenilmesi gereken bir filmdir diyebiliriz. Zaman kavramını filmde konu edinen yönetmen Nolan “Tenet” ile zamanda bir yolculuğa çıkıyor. Yani açıkçası zamansal palindrom… Filmin bir sahnesinde şu cümle geçmektedir: “Tenet’in temelleri geçmişte atıldı, aslında gelecekte atılacak.” Bu da tersine evirilen zaman akışını göstermektedir. Şair ise bu zamansal evirilmeye kitabında “tersi ve düzü: ters ve düz değildir” dizesiyle başka bir açıdan yaklaşmaktadır. Film ile Tenet/oğlu’nun şiirleri arasında zamansal durumlar eşdeğer görülebilir. Elementler konusu da ortak diyebiliriz. Elementler, sanatın konusu haline gelip işleniyor. Ama bir fark var elbet. Film opera binasında silahın patlamasıyla başlarken “The Elements” ise: “rüyalarınızdan çıktıktan hemen sonra / lütfen şu aynaya birkaç el ateş ediniz” dizesiyle arzusunu sonlandırıyor.

Murat Tenetoğlu (Mem Tenetî), şiirlerini sağlam kökleri olan olay-olgu-durumlarla beslerken, hayal-hafıza-mantık ögeleriyle de şiirini inşa ediyor. Tüm bunların yanında şiir evreninde kendisine yer açmayı da şimdiden ısrarla belirtiyor. Şiirler, zihni yoracak gibi görünse de anlaşılmayacak dizeler değildir. Zaten şair; okurunu gündelik geçici meselelerle değil de, daha derin meselelerle didişmesini amaçlamaktadır. Şiirle bunu başaracağının sinyallerini de veriyor: “malı mülkü yok tenetî’nin bir tek şiiri var o da senin için”

Daha ilk kitabıyla zamana karşı yıpranmayacak şiirler yazdığını okuruna inandırabilen şair için Tenet filminden bir alıntıyla son noktayı koyalım:

“Onu anlamaya çalışmayın, onu hissedin.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ