2020 Mühür Kitaplığı Şiir Ödülünü Kazanan Mem Tenetî (Murat Tenetoğlu) Aksisanat’a Konuştu…

  • Doğrusu edebiyat ortamı sizi yeni yeni tanıyacak. Kişisel yaşantınızdan edebiyat çalışmalarınıza dek pek çok konuyu merak ediyoruz. Bize kendinizden söz edebilir misiniz?

    Furuğ babasına yazdığı bir mektupta,  “şiir benim tanrımdır, işte ben şiiri bu denli seviyorum.” demiştir. Furuğ’un bu sözü, benim şiire olan bakışımı çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Kişisel yaşantım çoğu zaman şiiri düşünmekle geçiyor. Bunun dışında sinema ve resim alanlarında çalışmalar yapıyorum.

    Düşlerin gerçekliğine inanıyorum çünkü düşlerimde mutluyum, çünkü Tarkovski’nin de dediği gibi: “Bu dünya mutlu olmak için uygun bir yer değil.” Mutlu olmak için her insanın farklı bir dünyaya ihtiyacı var, benim de dünyam düşlerimdir. Açıkçası gerçek hayat beni çoğu zaman bunaltıyor ve ben şiire, sinemaya kısaca sanata sığınıyorum. Sanat bu dünyayı daha yaşanılır kılıyor.

    Ve son olarak da yalnızlığı çok sevdiğimi söylemeliyim, düşlerimizde birçok şey/birçok kişi yaratmamıza rağmen düşler her zaman tek kişiliktir.
  • Mühür Yayınları’nın düzenlediği şiir ödülünü alan ilk şairsiniz. Ama bir yandan da edebiyat ortamının adınızı ilk defa bu ödülle duymuş olması gibi bir süreci de yine bu ödülle yaşamış oldunuz. Bu durum sizin için ne anlam ifade ediyor.

    Ödüllere karşı hep bir önyargım vardı, sanırım, buradaki önyargımın nedenini belirtmeme gerek yok. Bir gün Okan’la (Okan Arslan, kardeşten de ötedir benim için ve müthiş bir sinema bilgisine ve tutkusuna sahiptir) yine şiir üzerine konuşurken “Abi” dedi, “şu Mühür Kitaplığı Şiir Ödülü’ne bir şiir dosyanı göndersene.” Başta kararsız kaldım; sonra Okan isimler kapalı bir zarfta teslim ediliyor, deyince ikna oldum ve “The Elements” adlı dosyamı göndermeye karar verdim.

    Sonra sonuçlar açıklandı, Mustafa Abi (Mustafa Fırat) beni aradı, çok mutlu oldum, şöyle ki: Bu ödül herhangi bir isme bakılıp da verilmemişti, ki kimse beni tanımıyordu. Bu ödül benim yazdığım şiirlere verilmişti, ismime ya da cismime verilmemişti. Bu yüzden çok mutlu oldum. Bu ödül benim için her zaman çok özel olarak kalacaktır. Ve kanatlarım olsa uçardım diyebileceğim bir durum da şu oldu: Şiirimizin büyük üstatlarından Süreyya Berfe üstadımız beni aradı, tebrik etti. Çok gurur duydum.

  • Edebiyat dergilerinde bu güne dek adınızla karşılaşmamış olmamız kişisel bir tercih mi sadece? Ya da bunun özel bir sebebi var mı?

    Kişisel bir tercih.

  • Diğer ödüllerin aksine Mühür Yayınları’nın düzenlediği ödülde jüri teker teker görüş bildirdi ve bu anlamda dosyanız The Elements’in jüriyi şaşırttığını görüyoruz. Türk Şiiri’ne eklemlenecek bir kitabın İngilizce isim tercih etmesi ve bunun çıkış noktası olarak ele alınması hangi tercihlerin sonucudur? Dosyanın mimarisinden başlayarak bu süreci bizimle paylaşmak ister misiniz?

    Öncelikle jüriye çok teşekkür ederim değerli yorumları için. Dosyanın adını ilk başlarda “Uyumayan Güzel” olarak düşündüm. Sonra uygun olmadığına karar verdim ve değiştirdim. Şöyle ki: Şiirlerin başlıkları elementlerin simgelerinden oluşuyordu ve “The Elements” isminin daha uygun olduğuna kanaat getirdim. Evet, bu İngilizce ama Fransızca da olabilirdi ya da Farsça ya da Türkçe. Ben dillerin evrenselliğine inanıyorum, her dildeki kelime evrenseldir. Ve bence şiir tek bir dille sınırlı kalmamalı, farklı dillerdeki kelimeleri de kucaklamalıdır. Bu anlamda Lâle Müldür’ü çok beğeniyorum. İmkânım ve zamanım olsa bütün dünya dillerini öğrenirim. Ama yine de kendimce dünya dilleri hakkında araştırmalar yapıyorum. Öyle kelimeler var ki insanın âşık olası geliyor o kelimelere. Sözgelimi adım Mem. “Mem” İbrani alfabesinde bir harftir ve “su” anlamındadır. Kısacası, dosyamın ismi evrensel bir düşünmenin sonucudur.

  • Şiirinizi besleyen kaynakları merak ediyoruz. Türk ve dünya edebiyatından kimleri okursunuz?

    Naçizane, çok okurum.  Okumadığım şair yok gibidir, bazen sahafları dolaşırım, ne kadar şiir kitabı varsa hepsini alırım. Divan edebiyatını çok severim bilhassa Fuzûlî’yi (ki ismimdeki “Tenetî” kelimesi, “Fuzûlî” kelimesinin on dört göbekten torunu olduğunu düşünüyorum ve ayrıca Divan edebiyatı şairlerine bir selam göndermedir bu kelime.) Sonra Behçet Necatigil, Turgut Uyar, Nilgün Marmara, Edip Cansever, Ahmet Oktay, Ece Ayhan, Sylvia Plath, Rainer Maria Rilke, Shakespeare, Cesare Pavese, Arthur Rimbaud, Hâfız, Edgar Allan Poe, Nietzsche, J. L. Borges, Furuğ Ferruhzad. Bunlar aklıma gelen ilk isimler tabii. Bunlar dışında sinemadan da besleniyorum; sözgelimi Andrey Tarkovski, Ingmar Bergman, Akira Kurosawa, Luis Buñuel, Theo Angelopoulos, Abbas Kiyarüstemi, Yılmaz Güney, Nuri Bilge Ceylan gibi isimler çok önemsediğim isimlerdir. Özetle şunu söylemek istiyorum: Şiir de hayat gibi bakış açısıyla ilgilidir ve bence her şey şiirdir, bakmasını bilirsek tabii.
  • Geleceğe yönelik planlarınızdan söz edebilir misiniz? Bir hedef koyarak mı yola çıkıyorsunuz? Yoksa günü gelince görmeyi tercih eden bir tarzınız mı olacak?

    Hayatın ne göstereceğini bilemeyiz. Evet, geleceğe yönelik birçok şey düşünürüm ama yine de günü gelince görmeyi tercih ederim. Saygı, sevgi ve minnetle…
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ