Uçurumun Kıyısında Açan Çiçek / Jean Seberg…

İbrahim Ekrem Keleşoğlu

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.

İbrahim Ekrem Keleşoğlu

 Söyle, ben saçlarımı kestirsem ne olur? Bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur. 

Jean Seberg’in varoluş hâli, sanatsal dilin alegorik nefesiyle ancak bu kadar net ve güzel – estetik ifade edilebilirdi…

1979 yılının 8 Eylül günü Paris’in ıssız bir sokağında, arabasının içinde yanında ilaç kutusu ve intihar notu ile cesedi bulunmuştu. Notta “Diego, sevgili oğlum, beni affet. Artık yaşayamıyorum, beni anla. Bunu yapabileceğini biliyorum ve seni sevdiğimi biliyorsun. Güçlü ol, seni seven annen” diye yazıyordu. “Güçlü ol” diyen birini gücünün son noktasına getirip, ölüm duvarına yaslanmasına neden olan neydi? Yanıt önemli. Çünkü notu yazan, Parizyen kadınların ikonu Jean Seberg’di.

Jean Seberg İngiliz, İsveç ve Alman soyundan gelen Luteryan bir ailenin çocuğuydu. 13 Kasım 1938’de Iowa Marshalltown Amerika’da doğdu. Amerikalı olmasına rağmen oyunculuk kariyeri çoğunlukla Fransa’da geçti. Onu ilk keşfeden Otto Preminger, ilk iki filminin de yönetmenliğini yaptı. İlk filmi, 1957 yılında George Bernard Shaw’un eserinden uyarlanan “Saint Joan”dı.

Oyunculuğu göz dolduran filmde, kendisi gibi maskülen bir karakter olan Jean d’Arc’ı canlandırmıştı. Bu rol için binlerce aday arasından seçilen Seberg’in ikinci filmi ise “Bonjour Tristesse-Günaydın Hüzün” oldu. Seberg’in, oyunculuğu tartışmalı olan film beklenen etkiyi yapmadı. Ancak bu naif, duru ve yalın güzelliğin rol modeli aktristin fark edilmemesi mümkün değildi. Fransız Yeni Dalganın önemli yönetmenlerinden Jean-Luc Godard’ın “A bout de souffle-Serseri Âşıklar” filmi onu zirveye çıkarttı. Jean-Paul Belmondo ile kamera karşısına geçerek hayat verdiği Patricia Franchini karakteri ile Yeni Dalganın ikonu hâline gelmeyi başardı.

Bunda dönemin özgün, özgüvenli ve kendilerini rahatlıkla ifade edebilen sade giyimli Parizyen kadınların özelliklerine sahip olmasının etkisi vardı. Seberg abartısız, doğal, aşk için çaba harcamayan bir âşıktı. Giyiminde de tavırlarında olduğu gibi kısacık saçları, şapkası, kolunda bilekliği ve bir aksesuar gibi elinden düşürmediği sigarasıyla minimalistti. Bazı sinema eleştirmenlerine göre Yeni Dalga, yaratmak istediği “femme-fatale” figürünü onunla başarmıştı…

Serseri Âşıklar filminden sonra Columbia Pictures ile anlaşarak Warren Beatty, Stanley Baker, Lee Marvin ve Sean Connery gibi önemli oyuncularla kamera karşısına geçti. Bu filmler kendini geliştirmesini sağladığı gibi yaşamına başarı da kattı. Ancak Jean Seberg oyunculuğunun yanı sıra muhalif ve protest bir kişiliğe sahipti. Bu duruşu ile Amerika’da senatör McCarty’in başlattığı, muhalif sanatçılara yönelik cadı avının oluşturduğu baskıcı yapıyla karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdı…

Yaşadığı aşklar da çok ilginçtir Seberg’in. İlk evliliğini yönetmen François Moreuil ile yapar. Bu bir anlamda çıkar ilişkisi gibidir. İkinci ve uzun süren evliliği ise 1962 yılında kendinden 24 yaş büyük Romain Gary ile olandır. Bu süreçte, Gary’in yönettiği “Perudaki Kuşlar” filminde rol almıştır. Ancak 1969 yılında Meksikalı Yazar Carlos Fauntes ile yaşadığı ilişki sonunda, 1970 yılı Romain Gary ile olan evliliği sona erer. Bu evlilikten tek çocuğu olan Diego dünyaya gelmiştir…

Romain Gary, Jean ile ilgili olarak “Ne değiştirebildiğin”, ne yardım edebildiğin ne de terk edebildiğin bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz!..” demiştir.

Onun hayatının kırılma noktası belki de Amerika’da bulunduğu dönemde, Kara Panterlerin (Black Panter’s) kurucu başkanı olan “Hakim Jamal” ile yaşadığı büyük ve çalkantılı aşktır.  Aktivist ruhu âşık kalbiyle birleşince, Kara Panterlerin en önemli destekçilerinden biri olur. Bu, içinden çıkamayacağı, herkesi karşısına aldığı sürecin başlama sebebidir. Kara Panterlere açıkça verdiği maddî destek ve aktivistlerle kurduğu ilişkiler, FBI’IN onu hedef almasına neden olur. FBI, 1970 yılında hakkında itibarsızlaştırma kararı alır ve bunu medya ile deklare eder. O dönemde hamiledir ve çocuğun babası Romain Gary mi, Carlos Fauntes mi olduğu konuşulurken, FBI çocuğun babasının Hakim Javal olduğu söylentisini yayarak Jean Seberg’e ağır bir darbe vurur. Los Angeles Times ve Newsweek gibi basın organları onun karşısındadır. Baskılar sonunda depresyona girer ve erken doğum yapar. O psikoloji ile basın toplantısında, çocuğunu gazetecilere göstererek “Bakın beyaz” der. Bebek iki gün bile yaşamamıştır…

Bir anne ve kadın olarak yaşadıkları onu çok yıpratır. Fransa’ya geri döner. Ancak, Amerikalı gizli servis örgütleri tarafından takip edilmesi, telefonlarının dinlenmesi burada da devam eder. Hayatından endişeli ve iki korumayla gezmektedir.

Film çevirmeye devam etmeye çabalasa da o incecik ruh, bir tutunamayandır artık. Birçok defa intihara teşebbüs eder. Bunlardan bir tanesinde 1978 yılında Paris Metrosunda kendini trenin altına atmaya çalışır. Ancak kendini öldürmeyi 30 Ağustos 1979’da gerçekleştirir. Cansız bedeni, 8 Eylül’de arabasının arka koltuğunda bir battaniyeye sarılı olarak bulunur. İlk raporda muhtemelen intihar etmiş olabileceği bulgusu belirtilir. Ancak bir yıl sonra bilinmeyen bazı insanların bu ölümle ilgisi olabileceği söylense de, bu iddia kanıtlanamaz. Bugün bile, Yeni Gerçekçiliğin ikonunun ölümü hâlâ bir muammadır…

Belki de Jean Seberg’in suçu, sarışın bebek olmayı reddetmesi ve teslim olacak kadar alçak olmamasıydı. “Kımıldamazsan zincirlerini hissetmezsin.” diyen Lev Tolstoy’a nazire yapar gibi, Jean Seberg zincirlerini ölümüne hissetti…

* Turgut Uyar

* İlişkiye girdiği erkeklere sonunda felâket getiren,

   baştan çıkarıcı ve çekiçli kadın.

Kaynak

—————–

Özlem Kaya   

Doğuş Bengi   

İbrahim Ekrem Keleşoğlu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ