Yengeç Yürüyüşü 2. Bölüm- Şerif Fatih Yazdı: İnsanın Kusurları

Şerif Fatih

Yazarın şu ana kadar yazılmış 19 makalesi bulunuyor.

İnsan vücudunun karmaşıklığını ve mükemmelliğini ortaya koyan binlerce cilt kitap yazıldı. Bunun yanında Nathan H. Lents’in İnsanın Kusurları (Metis Yayınları, 2020, Çev. Şiirsel Taş) kitabı insanın bedensel ve zihinsel kusurlarını ve yetersizliklerini anlatıyor. Hücrelerimiz, proteinlerimiz ve DNA şifrelerimiz evrimin doğal seçilimiyle bugüne geldi. Bedenimizin mükemmel olmadığını biliyoruz. Gözlerimizdeki retinalar ters yerleşimli, el bileğimizde gerekenden fazla kemik var. Farklı iklimlere uyum sağlayarak hayatta kalmak için yeterince donanıma sahip değiliz. Vücudumuzdaki sinirler ilginç ve dolambaçlı yollar izler. Hiçbir yere bağlanmayan kaslarımız ve faydasından çok zararını gördüğümüz lenf bezlerine sahibiz. Gen yapımızda geçmişteki enfeksiyonların izleri var. Yanılsamalarla dolu beynimiz, ön yargılarımız ve zarar vermeye yatkın bir psikolojik durumumuz var. O halde insanı insan yapan şey birazda kusurlarıdır dememiz yanlış olmayacaktır.

İnsan gözü bir doğa harikası olmakla beraber işlevsel birçok sorunla doludur. Miyopluk sonradan gelişen bir kusur değildir. Bir evrim kusuru olarak göz yuvarının fazla uzun olmasından ileri gelir. Hipermetropluk ise miyopluğun tam tersi yani göz yuvarının fazla kısa olmasıdır. Miyoplukta uzağı hipermetroplukta yakını görmekte zorlanırız. Görme yetimiz kartallar ve akbabalar başta olmak üzere birçok kuşun görme yetisine göre kıyas kabul etmeyecek kadar geridedir. Bu kuşlar uzak mesafeleri keskin bir görme yetisiyle görürler. Birçok kuşun gözü mor ötesi ışınlar dahil insan gözüne nazaran daha geniş bir dalga boyu aralığını görebilir. Kedilerin gece görüşü insanınkinden daha üstündür. İnsan retinası ters döşenmiştir ve bugüne kadar bu durumu açıklayabilen dişe dokunur bir hipotez öne sürülmedi. Ahtapotlar ve mürekkepbalıklarının ise retinaları ters değildir.

Sinir sistemimiz evrimsel bazı garip kusurlarla doludur. Beynimiz şempanzelerinkinin üç katı büyüklüğündedir. Buna rağmen insan beyni mükemmel işlemez. İnsan aklı kolay yanılır ve bazı uyarıcılara duyarlı bazılarınaysa kördür. Optik yanılsamalar, zihindeki bilgi ve anıların bilinç düzeyine her çıkışında farklı anımsanması, büyük sayıların algılanmaması, bilişsel yanlılık yani önyargıya yatkın olmamız, alkol ve kumar tutkumuz (kumarbaz yanılgısı tam insan beynine göre bir davranıştır), aşırı tüketme ve alışkanlıklardan kolay kolay kurtulamamamız beynimizin bazı kusurları arasındadır. Bunların yanında renkleri algılanması beynimizin dalga boylarına anlam vermesidir. Yine hareketi de algılayan beynimizdir. Beynimizin renkleri ve hareketi algılayan kısımları hasar görürse renk körü oluruz ve hareketi kopuk kopuk algılarız. Geçmişte yaşanılan ve zihinde etki bırakan kaza ve depresif durumlar şimdi ve gelecekteki davranışlarımızı, duygu durumlarımızı etkiler.

Boynumuzun durumu ise dikkate değerdir. Başımız, akciğerlerimiz ve kalbimizin korumasının yanında çok zayıf bir korumaya sahip. Çıplak elle beyin ve kalbe zarar vermek zor olsa da boyun tek hareketle kırılabilir. Boğaz hem besin hem de hava iletir. Bu tek boru boynun önemli kusurlarından biridir. İnsan boğazının tasarımının yol açtığı en büyük tehlike soluksuz kalmak değil tıkanma sonucu boğulmaktır. Gıdaları ve havayı ayrı girişlerden alsaydık durum böyle olmazdı. Birçok kuş ve sürüngende burun delikleri havayı boğazla birleşmeksizin doğrudan akciğerlere iletir. Bazı kuşların ve yılanların büyük avlarını yutarken nefes almaya devam etmeleri bundandır.

İnsan bedeninde gereğinden fazla kemik var. Bu kusurun birçok hayvanda da var olduğunu söyleyelim. Örneğin el bileğinde ön koldaki iki kemik ve eldeki beş kemik dışında fazladan sekiz kemik bulunur. Bu sekiz kemiğin ne işe yaradığı belirsizdir ve adeta bir taş yığını gibi sıkıştırılmıştır. Bilekteki kemikler bir bütün olarak işe yarar fakat tek başlarına bir işe yaramazlar. Kemik fazlalığı el bileğinin bükülmesini kolaylaştırmanın aksine kısıtlar. Ayak bilekleri de el bileğine benzer bir kemik yığınından oluşur.

Gelelim beslenme kusurlarına. İnsanların beslenme gereksinimleri diğer bütün canlılardan hem fazladır hem de farklıdır. Vücudumuz diğer bütün hayvanların yapabildiği pek çok vitamin, metal ve maddeyi üretmez dolayısıyla bu besin maddelerini dışarıdan almamız gerekir. İnekler tüm hayaları boyunca neredeyse sadece ot yiyerek hayatta kalırlar. Kedi ve köpekler, et ve pirinçten oluşan mamalarla oldukça iyi yaşarlar. Hayvanların vücutlarının çoğu kendi vitaminleri kendi üretir. İnsan ise dışarıdan almaya mecbur olduğu vitaminler olmadan yaşayamaz. Bunun için sebze, meyve, et, kuruyemiş gibi çok farklı gıdalarla beslenmek zorundadır. İnsanların vitamin eksikliğinden dolayı yakalandığı skorbüt, raşitizm, beriberi gibi hastalıklara hayvanlar yakalanmaz. İnsan hücreleri aminoasitleri de dışarıdan almak zorundadır. Aminoasitlerin bazılarını üretemediğimiz için dışarıdan almak zorundayız. Her halükârda başka canlıları yemek zorunda olduğumuz için insan türü olarak tembelleştiğimiz bir gerçektir. Yine vücudumuz yediklerimizle birlikte bol miktarda metale ihtiyaç duyar. Dışarıdan alınmazlarsa kronik hastalıklara yakalanırız. Örneğin demir eksikliği anemiye neden olur. Vücudumuzun yaşadığı bu sorunun nedeni yine kötü tasarımdır. İnsan sindirimi bitkisel kaynaklı demiri besinden ayırmada başarısızdır. Bunun yanında fazla yemekten ötürü obezite ortaya çıkar. İnsanlar fazla yiyebildikleri için değil öyle tasarlandıkları için fazla yer. Oburluk insan has değildir. Hayvanlar da asla doymaz. Obezitenin insan iradesine meydan okuduğu bir gerçektir.

Beynimizin sadece yüzde onunu kullandığımıza dair bilgi şehir efsanesidir. Bunun yanında insan DNA’sında kullanılmayan bir dizi genetik madde vardır. Bu kısımlar çöp DNA olarak adlandırılır. Hücre bölünmesi sırasında DNA kendini eşlerken genomda kopyalama hatası yapabilir. Bu mutasyonların çoğu DNA’nın önemsiz kısımlarına denk geldiği için sorun çıkarmaz. Huntingon gibi genetik mutasyonlardan kaynaklanan hastalıklar insan yaşamını tehdit ediyor. İnsan genomu bir amaca hizmet etmeyen yalancı genler ve zararlı hastalık genleriyle doludur. Bundan dolayı geçmişteki virüs enfeksiyonlarının kalıntılarını taşır.

 Bütün canlı türlerde yaşamın temel amaçlarından biri verimli üremedir. Hepimiz genlerimizi aktarma isteğiyle programlanmış durumdayız. Canlılar aleminde en verimsiz üreyen türlerden biriyiz. Bunların yanında kısırlık bir seçim değildir ve tıbbi ilerlemelerin yardımı olmadan düzelmez bazen de tıbbi yardımlar da yetersiz kalır. Kısırlık aileden gelebilir ve herhangi bir iç ve dış belirti göstermez. Erkeklerde kısırlığa neden olan üreme hücreleri olan spermlerin az sayıda, hareketleri az, biçimleri anormal ya da vitalitesi düşük yani büyük bölümünün ölü olması kısırlığın nedenlerindendir. Kadınlarda ise sağlıklı yumurta hücreleri olmayabilir. Yumurtlama gizli kapaklı gerçekleştiği için bu durum üremenin doğru zamanı önünde engeldir. Gizli yumurtlama çiftler arasında uzun süreli bağlar oluşmasında ve babanın çocuğuyla ilgilenmesini sağlar. Yine de yumurtanın döllenmesi gebeliğin devam edeceği anlamına gelmez. Kromozom anormallikleri, embriyonun rahime tutunmaması düşüğe neden olabilir.

İnsanda gebelik kısmen kısa sürer ve bebek, beyin bilişsel yetilerinin tam olarak potansiyeline erişmeden doğar.  Bu durum yani insanın geç olgunlaşması üreme verimliliğini düşürür. İnsan prematüre ve aciz doğar. İnek, zürafa ve at gibi memelilerin yavruları doğar doğma harekete geçer. Yunus ve balinalar doğar doğmaz yüzer ve suların yüzeyine çıkarak nefes alırlar. Oysa insan yavrusu uzunca süre hayatını anne ve babası olmadan sürdüremez ve bakıma muhtaçtır.

İnsanın mucizevi koruyucu sistemi bağışıklık sistemi de kusursuz değildir. Bazen bir proteinin ya da hücrenin yabancı değil kendine ait olduğunu unutur ve kendi hücrelerine saldırır. Yani vücut kendi kendine saldırır. Bu durumda bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullanılır fakat bu durumda vücut savunmasız kalır. Myastenia gravis (MG), graves hastalığı, lupus hastalığı bağışıklık sisteminin vücut hücreleriyle beraber kendi hücrelerini tanımamasından kaynaklanır.

Kalple ilgili de çeşitli kusurlar vardır. Kalbi delik olarak doğan birçok bebek vardır. Temiz ve kirli kanın karışmasına neden olacak kalp deliği yaşamı tehdit eder. Kanın kılcal damarlara uğramadan atardamardan direk toplardamara geçmesi yani anastomoz durumu da insan yaşamını tehdit eder.       

Vücut hücrelerinin çoğu büyüyebilir, bölünebilir ve gerektiğinde çoğalabilir. Kanser doğanın kötü tasarımının bir sonucudur. Kanser kendi hücrelerimizden oluşur ve bu nedenle kanser hücrelerini hedef alırken sağlıklı hücrelere zarar vermeyecek bir ilaç üretmek zordur. Kanser büyür, değişir, hücrelerimizi istila eder ve sonunda tüm vücuda yayılır. Hücreler çoğalırken DNA kopyalandığı sırada rastgele değişiklikler olur ve hücre mutasyona uğrar. Kanserlerin çoğu bölünme sırasındaki hatalardan kaynaklanır. Hücreler kontrolsüz çoğalmaya başlar. Kanser çok hücrelilerin hem özelliği hem arızası olduğundan bütün çok hücreli organizmalar için neredeyse kaçınılmazdır.           

Evrimin en büyük gizemlerinden birisi insan zekasının neden diğer canlılarınkinden daha gelişmiş olduğudur. Ama insanda bütün maliyetine ve anatomik kısıtlıklara rağmen büyük ve zeki bir beyin gelişti.  Evrim mükemmel olanın değil en iyi uyum sağlayanın hayatta kalmasıyla işler. Mesela kusurlar olunca insanın gelişimi benzersizdir. Örneğin diğer canlılar tek bir besin çeşidiyle yaşayabildikleri halde biz sağlığımızı korumak adına çok çeşitli gıdalarla beslenmek zorundayız. Bunun yanında insan bir kültür geliştirdi ve bu kültürün de bir evrimi oldu. Böylece insan kendi evrimini kendi kontrolüne aldı. Buna rağmen gelecekte insanı neler bekliyor sorusu tazeliğini koruyor. Tarım arazilerinin yetersiz kalması enerjinin kısıtlı olması, insanın hayvanların yaşam alanlarına yaklaşmasıyla artan hastalıklar, kitle imha silahlarının kullanılması, savaşlar gelecekte de büyük sorunumuz olmaya devam edecek. Bunlarla beraber insan uzun yaşamanın yollarını hatta ölümsüzlüğü aramaktan hiç vazgeçmedi. Lents’e göre yine de bizi felakete sürüklemekten kurtaracak bilimsel güce sahibiz. Yapmamız gerek iradeyi ortaya koymak.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ